İSKİTLER – İskit Adı

1 20.994

Prof. Dr. Abdülhaluk M. ÇAY

Hacettepe Üniversitesi Atatürk İlkeleri ve İnkılap Tarihi Enstitüsü / Türkiye

Doç. Dr. İlhami DURMUŞ

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Kavimlerin tarih sahnesine çıkışlarında, başka kavimlerle karışıp, kaynaşmalarında ve bazen büyük bir, güç olarak ortaya çıkmalarında göçlerin büyük etkisi olmuştur. Göçler tarih öncesi ve tarihi devirlerde belirli fasılalarla gerçekleşmiştir. Bu göçlerin büyük bir kısmı Asya içlerinden yapılmıştır. Asya’nın bu iç kısmı Türk ırkının anavatanı olarak bilinmektedir. Burası, doğuda Kadırgan Dağlarından, batıda Ural Dağları ile Hazar Denizi’ne kadar, kuzeyde Sibirya’dan, güneyde Çin, Tibet ve Iran ülkelerine kadar uzanan oldukça geniş bir sahadır. Bu sahanın günümüzde coğrafyacılarca kabul edilen adı Orta Asya’dır[1].

Buradan binlerce yıl dalgalar halinde devam eden göçler başlıca iki yoldan olmuştur. Bunlardan biri kuzey yoludur. Bu yol Ural dağları ile Hazar denizi arasından ve Karadeniz’in kuzeyinden geçmektedir. Güney yolundan Kafkaslar’ı geçmek suretiyle kuzey yoluna ulaşan kafileler de olmuştur[2].

Güney yolundan Ön Asya’ya aralıklı olarak yapılan göçler tarih öncesi devirlerde başlamıştır. Buraya ilk göç edenlerin Sümerler olduğu kabul edilmektedir. Sümerlerin Turanî bir kavim olması, bunların menşeini Orta Asya’ya götürmektedir[3]. Kutların dillerinden günümüze ulaşan bazı kalıntılar dikkate alınarak, onların Türklerle akraba,[4] dolayısıyla Orta Asya kökenli bir kavim olduğu anlaşılmaktadır.

Kuzeydoğu step bölgesi yüksek Pamir, Tiyen-Şan, Altay dağ kolları ve Batı Türkistan üzerinden batıya ve aşağı Tuna bölgesine kadar bütün Güney Rusya’ya yayılmaktadır. Batıda Silezya’ya kadar uzanan bu bölgenin Doğu Türkistan ve Gobi bölgesiyle olan bağlantısı doğudaki çok sayıda geçitle kurulabilmektedir. Bu bölgenin doğusunda geniş çöller vardır. Öte yandan batıda, doğunun aksine oldukça verimli topraklar bulunmaktadır. Daha eski zamanlarda bu bölgenin kuzeye doğru bataklıklar ve sık ormanlarla kaplı olduğu bilinmektedir. Güneye doğru uzanan geniş sahalar Hazar Denizi ve Karadeniz, geri kalan kısımlar ise İran’daki dağlık arazinin yükselen dağ dalgaları ve Kafkas silsilesiyle sınırlanmıştır. Batı Türkistan step bölgesi ile İran’daki dağlık arazi arasında nispeten sıkı bir bağlantı bulunmaktadır[5].

Yukarıda kapladığı sahayı belirtmeye çalıştığımız step bölgesinin batı tarafında, Karadeniz’in kuzeyinde Hazar Denizi ve Tuna nehri arasındaki coğrafya M.Ö. 2. binin başları ve M.Ö. 8. yüzyıllar arasında Orta Asya kökenli bir kavim olan ve daha sonraki yıllarda adlarından Kimmerler olarak bahsedilen bir kavim tarafından iskân edilmiştir[6].

Bugünkü Moğolistan ve Türkistan’da yaklaşık olarak M.Ö. 800 yıllarında meydana gelen ve oldukça uzun süren bir kuraklık Orta Asya ve Güney Rusya bozkırlarında kayda değer bir nüfus baskısına sebep olmuştur. Otlakların kuraklıktan büyük ölçüde zarar görmeleri doğu bozkırlarındaki göçebelerin Çin’in kuzeybatı sınırlarına kaymalarına sebep olmuştur[7].

Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, M.Ö. 8. yüzyılın başlarında Hiung-nular Çinlilerle ve Choular’la savaşmışlardır. Buna sebep olarak Chouların, her yerde garnizonlar kurmaları ve Hiung-nuların otlaklarının küçülmesi gösterilebilmektedir[8]. İmparator Suan (M.Ö. 827-782) onlara karşı askeri bir harekette bulunmuştur[9]. Bunun sonucunda Hiung-nular Çin sınırlarının batısına kadar çekilmişler ve batıda bulunan komşularını yerlerinden oynatmışlardır. Diğer kabilelerin de batıda bulunan kabilelere hücum etmeleri çok geçmeden bozkırda müthiş bir göç hareketinin başlamasına zemin hazırlamıştır. Her kabile, yeni otlaklar elde edebilmek gayesiyle batıdaki komşularına saldırmak zorunda kalmıştır[10].

İskitler yukarıda da belirttiğimiz üzere doğudan batıya doğru kavimlerin birbirlerini sıkıştırmaları sonucunda, tarih sahnesine çıkmışlardır. Bunların M.Ö. 8. yüzyılda Kimmelilerin ülkesine yayıldıkları kabul edilmektedir[11]. Antik yazar Herodotos da göçebe İskitlerin Asya’da yaşadıklarını ve Massagetlerle yaptıkları savaşta yenildiklerinden dolayı batıya doğru ilerleyerek, Kimmerlerin yaşadıkları coğrafyaya yayıldıklarını bildirmektedir[12].

A. İskit Adı ve İskitlerin Yayıldığı Coğrafya

1. İskit Adı

İskitler doğuda Çin Seddi’nden batıda Tuna nehrine kadar, 40. ve 50. paraleller arasında, yaklaşık 7000 kilometreden fazla bir sahaya yayılmışlardır[13]. Bunun sonucunda çeşitli kavimler tarafından tanınmışlar ve bunların yazılı belgelerinde adlarından bahsedilerek, haklarında bilgiler verilmiştir. İskit adına ve onlarla ilgili bilgilere Grek kaynaklarında, Pers çivi yazılı metinlerinde, Asur ve Çin yıllıklarında rastlanmaktadır. Adı geçen kaynak, metin ve yıllıklar, dil, kültür ve coğrafya bakımından birbirinden farklı kavimlere ait olduğundan İskit adı bu belgelerde değişik şekillerde geçmektedir.

Uzak Kuzeydoğu step bölgesi hakkında son derecede muğlak olan ilk bilgiler Odysse, XI, 12-19’da Kimmerlerden bahsedilirken geçmektedir[14]. Biraz daha iyi anlaşılır bilgiler Hesiodos’ta M.Ö. 8. yüzyıldan sonra, Kolonizasyon hareketlerinin başlaması üzerine ortaya çıkıyor. Bu dönemde Grek dünya anlayışı tamamen değişiyor ve mekân düşünceleri daha çok gerçek anlayışa yönelen yeni bir şekil alıyor[15]. Hesiodos’un şiirlerinde İskitlere “Skudai” adıyla rastlanıyor[16].

Grek kaynaklarında İskit adı ve İskitler hakkındaki bilgilere M.Ö. 8. yüzyıldan sonra sık sık rastlanmaktadır. Bu dönemden sonra bazı kaynaklar günümüze kadar ulaşamamıştır. Bu kaynaklarda İskit adı “Skythai” olarak geçmektedir[17]. Söz konusu kaynaklar arasında tarih açısından çok büyük önemi olan Herodotos’un Tarihi’nde adları dâhil İskitler hakkında çok kıymetli bilgiler verilmektedir. Hippokrates’te de İskit adı geçmekte ve özellikle İskitlerin gelenek ve görenekleri hakkında kıymetli bilgilere yer verilmektedir. Strabon’un Coğrafyasında da İskit adı geçmekte ve onların hayat tarzı, gelenek ve görenekleri hakkında bilgi verilmektedir. Ayrıca, Thukydides’in Peloponnesoslularla Atinalıların Savaşı ve Ksenophon’un, Kyros’un Anabasisi adlı eserlerinde de İskitlerden bahsedilmekte ve İskit adı “Skythai” olarak geçmektedir.

Asur kaynakları tarih açısından büyük önem taşımaktadır. Bu kaynaklarda bir takım tarihi hadiselere, siyasi gelişmelere ışık tutabilecek noktalar vardır. Bilindiği üzere, yaklaşık M.Ö. 3100 yıllarında yazı Sümerler tarafından icat edilmiş ve Mezopotamya’nın kuzey ve güneyine dalgalar halinde gelerek yerleşen Sami kökenli kavimler tarafından geliştirilmiştir. Bu gelişmelerin değişik konulardaki bilgilerin günümüze kadar ulaşabilmesinde son derece hayati bir rol oynadığına şüphe yoktur. Söz konusu kavimler içerisinde Mezopotamya’nın kuzeyinde yerleşmiş olan Sami kökenli kavimlerin kuzey kolunu oluşturan Asurluların önemli bir yeri vardır.

Asurlular, Mezopotamya’nın kuzeyine yerleşmeleriyle Anadolu, Kafkasya ve İran’da bulunan kavimlerle tanışma imkânı bulmuştur. Asurlular İskitlerle de tanışmıştır. Asur kaynaklarında İskitlerin adına, ilk kez Asur imparatorlarından Mısır fatihi Asarhaddon’un (M.Ö. 680-668) devrine ait vesikada “Gimirrai”lerden ve “Aşguzal”lerden bahsedilmektedir[18]. Çivi yazılı metinlerde geçen bu kavimlerden “Gimirrai”lerin Kimmerler ve “Aşguzai”lerin de İskitler olduğu kabul edilmektedir. Bu vesikaya göre, Asur İmparatoru Asarhaddon, imparatorluğun kuzey ve kuzeydoğu hudutlarını tehdit eden Kimmer ve Mannaların saldırılarını bertaraf etmek amacıyla İskit Kralı Bartatua ile anlaşmak yolunu tercih etmiş ve ona kızını vererek, İskitlerin adı geçen kavimlere karşı savaşmasını sağlamıştır.

Pers kaynaklarında da İskitlerin adına rastlanmaktadır. Bu kaynaklarda İskitlerden “Saka” olarak bahsedilmektedir. Sakalar yerleştikleri coğrafya, gelenek ve görenekleri dikkate alınarak üç ayrı grupta ele alınmaktadır.

İskitler hakkında bilgi veren ve onları üç grupta ele alan en önemli kaynak Pers Kralı Darius’a ait olan Behistun kitabesidir. Bu vesikaya göre, Sakalar, Saka tigrakhauda (sivri başlıklı Sakalar), Saka tiay para daray (Denizin ötesindeki Sakalar) ve Saka haumavarga olmak üzere üç grupta incelenmektedir[19].

Persepolis’ten Xerxes kitabesinde de Daha, Saka haumavarga, Saka tigrakhauda ve Skudra adları geçmektedir. Denizin ötesindeki Sakalardan burada fazla bahsedilmiyor,[20] fakat denizin ötesindeki Sakalar için Skudra adının kullanılmış olduğu kesin olarak görülüyor. Sus ve çevresinde bulunmuş olan tuğlalar üzerine yazılı çivi yazılı tabletler üzerinde de “Içkudra” (Susça) ve “Çkudra” (Persçe) adının Güney Rusya ve Karadeniz’in kuzeyindeki Avrupa İskitleri,[21] yani Denizin ötesindeki Sakalar için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Adı geçen çivi yazılı metinlerde Omuvargafa adına rastlanılmaktadır[22] ki, bunun Sakal Amyrgioi’yle[23] şüphesiz aynı olan Saka halkının, lakabı olduğu anlaşılmaktadır. Tigrakodap (Persçe, Tigrakhoda) adı da bu çivi yazılı tabletlerde geçmektedir. Şüphesiz bununla Jaxartes ırmağının yanında oturan Sakalar ifade edilmektedir[24].

İskitler hakkında yapılan çalışmalarda Çin kaynaklarından da istifade edilmektedir. Ancak, bu kaynaklarda sadece Orta Asya İskitleri hakkında bilgi bulmak mümkündür. Asıl Çin kaynaklarını Tsan-Tsien’in Biyografisi ve Han-shu’nun Batı ülkeleri Monografisi oluşturmaktadır. Bu kaynaklarda Orta Asya İskitleri, “Sai”[25] ve “Sai-wang” şeklinde gösterilmektedir[26]. Bu kaynaklarda çoğu zaman Sakalara, Sai adı verilmiştir. Batı Türkistan’a giden Sakalar ise, Sai-wang adı ile tanıtılmıştır. Çincede wang sözü “kral, prens” demektir. Bu nedenle bu boyu, kral soyu şeklinde tanıtanlar dahi olmuştur[27]. Eski Çincede Sak olan Sai şüphesiz Sakalar için kullanılmıştır[28].

Sai halkları arasında An-hsi, Chi-pin, Chüan-tu, Hsiu-hsün, So-chü, Su-lo, Wei-tou ve Wu-shan-toplulukları bulunmaktadır. Asıl Sai halkları Türkistan’ın batı kısmındadır[29].

İskitler daha önce de belirttiğimiz üzere, Çin seddinden Tuna nehrine kadar yayılmışlardır. İskitlerin bu kadar geniş bir coğrafyaya yayılmaları, onların çok sayıda kavim tarafından tanınmalarına vesile olmuştur. Onların geniş bir sahaya yayılmış olduklarını yazılı kaynaklar açık bir şekilde göstermektedir. İskitlere ait arkeolojik malzemenin de bu geniş coğrafyadan çıkarılmış olması yazılı kaynakları desteklemektedir. Burada İskit adını aydınlatmaya çalıştığımızdan dolayı yazılı kaynaklar ön plana çıkmaktadır. Daha açık bir ifadeyle Grek kaynaklarındaki Skythai, Pers kaynaklarındaki Sak, Çin kaynaklarındaki Sai ve Asur kaynaklarındaki Aşguzai’nin aynı olup olmadığı, başka bir deyişle aynı kavim için kullanılıp kullanılmadığı meselesi ortaya çıkmaktadır.

İskitlerden değişik coğrafyalarda yaşayan ve birbirinden farklı dillerde konuşan toplulukların kaynaklarında bahsedilmiş ve İskit adı da bu kaynaklarda birbirinden değişik şekillerde yazılmıştır. Grekler esasen M.Ö. 8. yüzyılda kolonizasyon hareketlerinin başlaması sonucunda Karadeniz’in kıyısında İskitlerle tanışma imkânı bulmuştur. İskitler doğudan batıya doğru göç ettiklerinden ve Perslerin kuzey komşusu olduklarından dolayı onlar tarafından yakından tanınmıştır.

Pers kaynaklarında Saka haumavarga, Saka tigrakhauda ve Saka tiay para daray[30] olmak üzere üç Saka grubundan bahsedilmektedir. Pers kaynaklarında geçen Saka haumavarga, şüphesiz Herodotos’ta geçen Sakai Amyrgioi’yle aynıdır[31]. Kelimenin etimolojisi karanlık olmakla beraber, basit olarak belki “Omargas Sakaları” ya da “Omargas’a tabi olan Sakalar” düşünülebilir[32]. Saka tiay paradaray, yani Deniz’in ötesindeki Sakalar olarak Karadeniz İskitleri düşünülmüştür. Greklerin dilinde Sakalara genel olarak “Skythai” denilirken, doğu Sakaları olan Saka haumavarga “Sakai” olarak adlandırılmıştır.

Herodotos, Sakalar olarak adlandırılan İskitleri başlarına yüksek, yukarıya doğru sivrilerek yükselen başlıklar giyen, pantolonları bulunan ve ülkenin şartlarına göre, muharebe silahı olarak yay, hançer ve balta taşıyan insanlar olarak tasvir etmektedir. Ayrıca, Greklerin İskit olan Doğu Sakalarını, Sakai Amyrgioi olarak adlandırdıklarını, Perslerin ise, bütün İskitleri Sakai olarak adlandırdıklarını belirtmektedir[33]. Bizzat Persleri tanıyan Herodotos’un Perslerin bütün İskitleri Sakai olarak tanıdıklarını belirtmesi gerçekten büyük önem taşımaktadır ve Pers kaynaklarında üç Saka grubundan bahsedilmesi meselesinin hallini kolaylaştırmaktadır. Deniz’in ötesindeki Sakalar tabirinin Karadeniz İskitleri için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Asur kaynaklarındaki Aşguzai (İşkuzai) adı da Sakalar için kullanılmıştır[34]. Çin kaynaklarında ise Sai adı geçmektedir. Klasik Çincede Sai, Sak[35] olarak okunmaktadır.

Grek kaynaklarındaki Skythai’nin, Pers kaynaklarındaki Saka ile aynı olduğu sonucu ortaya çıkmaktadır, fakat Grekler İskit tabirini daha çok Batı İskitleri, yani Hazar Denizi’nden Tuna Nehri’ne kadar Karadeniz’in kuzeyinde yaşayan Sakalar için kullanmıştır. Çin kaynaklarındaki Sai adı doğu Sakaları için kullanılmıştır. Greklerin kullandığı İskit kelimesinin ad olarak Perslerin Sakalarını tam olarak karşılamasa da onların büyük bir kısmını karşıladığı anlaşılmaktadır. Grek kaynaklarındaki İskit adının Pers kaynaklarındaki Saka, Asur kaynaklarındaki Aşguzai kelimelerini karşıladığını söylememiz mümkündür. Çin kaynaklarında geçen Sai’nin de Pers kaynaklarında geçen Doğu Sakaları için kullanıldığı anlaşılmaktadır. Çinlilerin batısında; Asurluların kuzeydoğusunda ve Greklerin doğusunda bir coğrafyaya yayılmış olan Perslerin doğu Sakalarının Çin kaynaklarındaki Sai, Grek kaynaklarındaki Skythai’nin Pers kaynaklarındaki Deniz’in ötesindeki Sakalarla aynı olduğu açıklığa kavuşmaktadır. İskitlerin çok geniş bir sahaya yayılmaları ve farklı kavimler tarafından tanınmaları ve kendi dillerinde adlarının ne olduğunun bilinmemesi meseleyi güçleştirmesine rağmen; antik kaynakların verdiği bilgiler, yukarıda da belirttiğimiz üzere İskitlerin Sakalar olduğunu söylememizi mümkün kılmaktadır.

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 1


Dipnotlar:
[1] S. M. Arsal; Orta Asya, Ankara 1933, s. 39.
[2] A. İnan; Türk Tarihinin Ana Hatları, İstanbul, 1930, s. 52.
[3] Y. Z. Özer; “Son Arkeolojik Nazariyeler ve Subarlar”, II. TTKB, (1937), s. 115-125.
[4] B. Landsberger; “Ön Asya Kadim Tarihinin Esas Meseleleri”, II. TTKB., (1937, s. 98-114
[5] J. Junge; Saka-Studien, Leipzig 1939, s. 5.
[6] T. Tarhan; “Eskiçağ’da Kimmerler Problemi”, VIII. TTKB., (1979), s. 355.
[7] T. Tarhan; a.g.m., s. 365.
[8] W. Eberhard; Çin Tarihi, Ankara 1987, s. 38-39.
[9] G. Vernadsky; A History of Russia, I. New Haven s. 50.
[10] T. T. Rice; The Scythians, London 1958, s. 43.
[11] K. Kretchmer; “Scythae”, RE, IIA1, (1921), s. 923.
[12] Haredotos IV, 11.
[13] B. B. Piotrovsky; “İskitlerin Dünyası”, UNESCO’dan Görüş, XII, (1976), s. 6.
[14] M. İ. Rostovtzeff; Skythen und der Bosporus, Berlin 1931, s. 18.
[15] J. Junge; a.g.e., s. 2.
[16] A. Ayda; “Etrüskler’le İskitler Arasında Benzerlikler”, VIII. TTKB.; (1979, s. 288.
[17] K. Kretschmer; a.g.m., s. 923.
[18] D. D. Luckenbill; Ancient Records of Assyria and Babylonia, II., New York 1968, s. 517.
[19] A. Herrmann; “Die Saken und der Skythenzug des Dareios”, Afo, I, (1933), s. 158.
[20] J. Junge; a.g.e., s. 60-61.
[21] A. D. Mordtmann; “Über die Keilinschriften zweiter Gattung”, ZDMG, XXIV, (1870), s. 29.
[22] A. D. Mordtmann; a.g.m., s. 42.
[23] Herodotos IV, 64.
[24] A. D. Mordtmann; a.g.m., s. 61.
[25] Franke’nin verdiği bilgiye göre, Sai adı araştırma yapan sinologlar tarafından, Szu (Klaproth), Su (De Guignes), Sai (Remusat), Sse (Julien) ve Se (Schott) olarak da okunmuştur.
[26] O. Franke; Beitrage dus Chinesischen Quellen zur Kenntnis der Türkvölker und Skythen Zentralasiens, (?), 1904, s. 46.
[27] B. Ögel; Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, I, Ankara 1981, s. 184.
[28] G. Haloun; “Zur Üe-Tsi-Frage”, ZDMG 93, (1937), s. 251.
[29] W. Eberhard; “Çin Kaynaklarına Göre Orta ve Garbi Asya Halklarının Medeniyeti”, TM, VII/1, (1942), s. 137-139, 168.
[30] A. Herrmann; a.g.m., s. 13.
[31] Herodotos VII, 64.
[32] A. D. Mordtmann; a.g.m., s. 42.
[33] Herodotos VII, 64.
[34] Sami kökenli bir dil olan Arapçada “Türk” kelimesinin çoğulu olarak “Etrak” kelimesinin kullanılması gibi, “Aşguzai” kelimesi de çoğul olarak “İskitler (Sakalar)” manasında kullanılmış olabilir. Türk/Türkmen adının günümüzde de farklı dillerde farklı telaffuz ve imlalarının bulunması, bundan yüzyıllar öncesi “İskit” adının da değişik dillerde değişik telaffuz ve imlalarının bulunabileceğine işaret olarak kabul edilebilir.
[35] Çin kaynaklarında geçen “Sai” adının “Sak” olarak okunduğu sahanın uzmanları tarafından belirtilmektedir.
1 yorum
  1. Nusret Alperen (Dr.) diyor

    Bu çalışmayı çok beğendim. Bu ve diğer makale ve çalışmalarınızdan yazmakta olduğum MEDENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİ konulu çalışmama kaynak göstermek kaydıyla özetleyerek ve kısaltarak alıntı yapmak istiyorum.
    İzin verip vermeyeceğinizi bildirmenizi saygılarımla rica ederim. Dr. Nusret Alperen

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.