Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları

Sahte Kürt Tarihi Üzerine Tezler

11 18.799

Tarihin oluşmasında milletlerin rolü büyüktür. Türk milleti tarih yapan bir millet olarak bilinir. Bugün Dış güçlerin de desteğiyle Tarihte hiçbir zaman bir varlık gösterememiş Kürtler ortaya sürülüyor.

Kürtler üzerinde ilk araştırmayı V. Minorsky yapmıştır. V. MİNORSKY, “KÜRTLERİN İRANÎ SAYILMASI, IRKÎ OLMAKTAN ZİYADE; DİL VE TARİH MÜTALÂALARINA DAYANMAKTADIR. Kürtlerin merkezi sahaya yerleşmeden evvel, oralarda isimleri kendilerininkine benzeyen, fakat başka menşeli KARDU adlı bir kavim yaşamış olduğu ve bunların SONRADAN İran menşelilerle KARIŞMIŞ olduğunu ileri sürmek mümkündür,” der.

Kürtler halen bir aşiret halktırlar. Aşiretten millet olmayacağı gibi, millet olmadan da devlet olmaz. Millet olamayan toplulukların da bir dili vardır. Ama kullandıkları kelime sayısı üç yüzü geçmez. Kürtlerin de dili böyledir. İçinde %70 oranında Farsça, %20 oranında Türkçe ve %5 oranında da Arapça kelime vardır. Yani yapay bir dildir. Kendilerine has orijinal bir dilleri yoktur ve Kürtçe birden ona kadar sayamazlar.

Tarihleri yoktur, efsaneleri, mitolojileri yoktur. Dolayısıyla ana yurt diyebilecekleri bir yurtları da yoktur. Bugün Anadolu, Irak, İran ve Suriye içerisinde dağınık halde yaşamaktadırlar. Ve üzerinde yaşadıkları her karış toprak parçasının sahibi ve devleti vardır.

Bugün Özellikle Kürtler üzerinde araştırma yapan batılı bilim adamları ve Kürtçü Sözde Yazar ve Araştırmacı Izady’e göre “Kürtlerin yaşadığı bölgeler ana yurtlarıdır.” Böyle afaki bir tanımlama asla yapılamaz. O zaman bugün Kürtlerin yaşadığı her yer ana vatanları olur da, bugün burada doğup burada yaşayan Ermenilerin, Rumların da ana vatanı buraları olmaz mı? Bu tanım, açıkça “Kürtlerin ana vatanı yoktur” demektir. Ana yurdu olmayan bir topluluk ulus olamaz.

Izady’nin açıklaması üzerinde şunları da söyleyebiliriz: Kürtler bir kabiledirler, oradan oraya, bilhassa dağları gezerler ve gezdikleri yerlerde bir devlet kuramadıkları için de ana yurtları yoktur. Olmayan ana yurda bir yurt uydurmak mümkün olmadığına göre, onların gezdikleri ve yaşadıkları her yer ana yurtlarıdır. Bu tanımlama ile Izady bugün Kürtlerin yaşadıkları bilhassa Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ni, Kürtlerin ana yurdu olarak göstermenin peşindedir. Bunun gerçek olabilmesi, tarih boyunca orada Kürtlerin yaşadığının ispatı ile mümkündür. Böyle bir tarih olmadığı için Izady, bugün Kürtlerin yoğun olarak yaşadığı her bölgeyi Kürtlerin ana yurdu saymaktadır

Izady’nin Kürtlerin ana yurdu dediği toprakların gerçekte Türklerin ana yurdu olduğu ise bir çok bilim adamı tarafından ispatlanmıştır. İslam’a Kadar Türk Tarihi gibi muazzam bir eser yazmış bulunan Prof. Dr. Firudun Ağasıoğlu (Celilov) “İslam’dan önce, Anadolu’nun hiçbir yerinde Kürtlerin izi yoktur. Anadolu’ya ve Kafkas lar’a son 2-3. yüzyılda gelmişlerdir. Kabile olarak yaşadıkları esas yer Zağros dağlarıdır.” diye yazar. (Islama Kadar Türk Tarihi, Cilt. 2, sayfa 342)

Herodot “Türk dilli İskit kabileleri”nin Asya’da yaşadıklarını yazar. Ve Asya sözü ile kastettiği yeri “Hazar’ın batısı, Kafkasya ve Anadolu” olarak belirtir. Yani Anadolu’da Heredot’un tanıklığına göre MÖ 3000-4000 yıllarından beri Türkler yaşamaktadır.

“M.Ö. üç bin yıllarından itibaren Karadeniz’in kuzey sahillerinde ortaya çıkan, oradan Sakaların sıkıştırması üzerine Güney Kafkasya’ya, oradan da Anadolu’ya geçen Kimmerler (Gamerler/Gamirler) ile İskitler Anadolu’da yerleşmiş ve yaşamış Türk dilli halklardır.” (Prof. Dr. Gıyaseddin Geybullayev, Ermenistan ve Eski Türkler, s. 73)

Güney Kafkasya’da kurulan ve bugünkü Doğu Anadolu bölgemizi de içine alan Gut Devleti yıkıldıktan sonra toprakları üzerinde birçok beylik kuruldu. Bu beyliklerden biri Urmiye Gölü’nün güneyinde ve sonradan Mana Devleti’nin kurulduğu Doğu ve Güneydoğu Anadolu toprakları üzerinde kurulan Türk beyliğidir. Çivi yazılarında Turuk/Turk/Türk şeklinde geçen Türk adlı boylar tarafından kurulan bu beylik, Sümer devleti ile komşu idi. Asur kaynaklarında ismi sık geçen ve Asurlular ile savaşan bu beyliğin Gazi ve İlday adlı iki hükümdarının adı da kaynaklarda verilmiştir.

Asur tabletlerinde bu beyliğe ait oldukça geniş bilgi vardır: “Turuk semtinden (bölgesinden) buraya (Ninova’ya) bir elçi geldi” (Nu: 83). Bir başka Asur tabletinde ise “…düşman Turuk çıktı, onlar Kakkületini işgal ettiler ve gelmeye devam ediyorlar” ( Nu: 21). “Hükümdar bana her şeyden önce Turukların hücum ederek İntşimi yakıp yıktıklarını yazdı.” (Nu. 63). “Turuklar başçıları İlday ile birlikte savaşa girerek iki şehri yıktılar.” (Nu. 87)

Görüldüğü gibi Izady’in “Kürt Ana yurdu” saydığı topraklarda, tarih içinde Kürt adı bile geçmemektedir. Ama Turuk/Turk/Türk isimli devletlerden söz ediliyor, hükümdarlarının adı bile veriliyor.

Prof. Dr. Ekrem Memiş, “Eski Çağ Türkiye Tarihi” isimli eserinin 34. sayfasında “M.Ö. 3500’lerde Sümerler Mezopotamya’ya yerleşirken muhtemelen aynı tarihlerde Kafkaslar üzerinden gelen başka bir Türk kitlesi de Doğu Anadolu’ya yerleşerek burada bir şehir devleti kurmuşlardı ki, bu Türki krallığı idi. O halde şunu kesinlikle söyleyebiliriz: Anadolu 26 Ağustos 1071’de kazanılan Malazgirt zaferinden sonra Türk ana yurdu olmuş değildir. Türkler günümüzden yaklaşık 4200 yıl evvel Anadolu’ya yerleşerek bu torakları kendilerine ana yurt edinmişlerdir.” diye yazar ve bize göre tartışmaya da son noktayı koyar: ANADOLU KÜRTLERİN DEĞİL, TÜRKLERİN ANA YURDUDUR!

Anadolu’nun kapılarını Türklere Kürtler mi açtı?

Izady tutarsa diye bir şey atmış, ama tutmamış. Çünkü olmayan bir şeyi yaratmaya çalışmak, sadece abesle iştigal etmektir. Kürtlerin bir devlet geleneği yoktur. Etnik değil, etnografik adı olan Kürtlerin, tarihin hiçbir döneminde devletleri olmamıştır. Yani tarihte bir Kürt devleti adı hiç yoktur. Devleti olmayan bir toplumun ana yurdu olamaz. Ana yurt denilen topraklar, ancak bir devlet ile korunur ve gelecek nesillere bırakılır.

Osmanlı arşivlerinde ve İslam kaynaklarında Ekrati-Yörükan, Ekrati-Türkmen gibi verilen adların Kürtlükle ilgisi yoktur. Bu adların altında Türk ulusu durmaktadır. Bu bakımdan Güneydoğu Anadolu’da Kürtçe bilmeyen ve Azer Türkçesi ile konuşanlara Kürt denmesi bir yanlışlıktır, tarihi gerçeklikten uzak olan bir hatadır. Bunun dışında öz be öz Türk aşiretleri olan aşiret halklarının asimile edilerek Kürtleştirildiği gerçeğini de göz ardı etmemek gerekir. Yani Kürt denilen Türklerin sayısı oldukça yüksektir.

“Türkler 1071’den sonra Anadolu’ya geldikleri zaman bizler (Kürtler) Türkleri dostça karşıladık, onlara evimizi açtık, yerleşmelerine yardımcı olduk” gibi saçma sapan iddialara gülüp geçmek doğru değildir. Çünkü Türkler geldiği zaman onlar burada ise, burası onların ana vatanı olur. Bu yüzden, bu iddianın tarihen yanlış olduğunu göstermek gerekir. Yukarıda verdiğimiz tarihi belgeler, bu iddianın aksini ispat etmektedir.

Bu iddianın bir kısmının, “Türkler geldiği zaman onları dostça karşılamak, evlerini açmak” doğru olduğunu var sayalım. Gelenlerin kimseye ihtiyacı yoktur. Onlar, çiğnedikleri topraklara hükmeden Bizans İmparatorluğu ordularını darmadağınık ederek Anadolu içlerine giren muzaffer bir ordunun askerleridir. Kapılarını açmayanların, kapısını zorla açarlardı. Kürtlerin, doğal olarak doğru olmayan bu iddialarında dahi “güçlünün önünde eğilme” karakterli oldukları da ortaya çıkmaktadır.

Kürtlerin bir ana yurdu yoktur. Çünkü ulus olamayan ve devleti olmayan toplulukların ana yurdu olamaz. Onların sadece üzerinde doğdukları topraklar vardır. Bugün, onların üzerinde doğdukları ve ana yurt dedikleri topraklar Türkiye Cumhuriyeti’nin sınırları içerisindedir ve Türk toprağıdır. Bu toprakların tarih içinde ve günümüzde Kürt toprağı olduğunu söyleyen bir bilim adamı ve bir bilimsel kanıt yoktur.

Birçok Kürtçünün iddia ettiği gibi Kürtlerin istiklal savaşına hiçbir katkıları yoktur. İstiklal savaşı Türk ırkının bir zaferidir.

”Bu vatanı düşmanlardan sadece Türkler değil, kürtlerle Türkler beraber kurtarmışlardır. Ancak Atatürk ortaya bir Türklük dehşeti saçıp, kürtleri sindirmiş ve kürtlerin haklarını vermemiştir. Yani devletin kurucu unsuruna Kürt halkını eklememiştir.”

İşte Kürtçü BDP takımı bu fikri savunarak her alanda Kürt propagandası yapar. Devletin resmi organları ve bizim milliyetçi camia ne hikmetse Kürtçü BDP tezlerine karşı çıkacağı yerde ”Kürtleri kazanalım” parolasıyla bu tezleri savunmuşlardır. ”bu devleti Kürdüyle Türküyle birlikte kurduk, Çanakkale savaşında beraber savaştık” söylemleri son 20 yılda adeta resmi politika haline geldi. Devlet ve bazı milliyetçi ağabeylerimiz kürt tezlerinin aynıları savunarak bir anlamda Kürtçülere hizmet ettiklerini anlayamıyorlardı. Bu tezler o kadar taraftar topladı ki yalnızca kürtler değil bazı Türkler bile devleti beraber kurduğumuza ve Çanakkale’de birlikte savaştığımıza inanmışlardı. Bu tezlere inanan Türk ırkının evlatları tepkisiz, tavizkar bir insan haline geliyorlardı.

Peki, gerçek neydi? Hakikaten kürtlerle beraber mi kurulmuştu bu vatan?

İstiklal savaşımız yıllarında kürtlerin nüfusu sadece 300,000 kadardı. Bu nüfusun büyük çoğunluğu Güney doğuda ‘sarp dağ köylerinde’ yaşıyordu. Sadece azlık bir kısmı birkaç şehirde bulunuyordu. Kurtuluş savaşımıza hiç bir katkıda bulunmadıkları gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle Kuvayı Milliye ordularına ve Ankara Hükümetine ayak bağı olmuşlardır. Seferberlik emri çıktığında kürtlerin istisnasız tamamı askere katılmamak için dağlara kaçmıştır. Fakat bir kısmı inzibatlar tarafından yakalanarak kısa bir süre hapiste yatırıldıktan sonra silah altına alınmıştır. Savaşa zoraki katılan bu kürtler en ufak bir işe yaramamış, bir kısmı tek kurşun bile sıkmadan karşılarına çıkan ilk düşman birliğine teslim olurken, diğer bir kısmı da cepheden firar etmiştir. Düşmana teslim olmaya veya cepheden firar etmeye fırsat bulamadan bir kaza kurşununa denk gelenlerin ise adı “şehit” olmuştur. Bunların sayısı bir elin parmaklarını geçmez.

İstiklal savaşımızda Türk ırkının evlatları yaşlı – genç, kadın – erkek demeden cepheye koşarken kürtlerin bir kısmı Kuvay-ı Milliye ordularına karşı isyan ediyor, bir kısmı savaşmamak için dağların doruklarına saklanıyor, okuması yazması olan kısmı’da İngiliz parasıyla kurdukları cemiyetlerle Türk milletine zarar veriyorlardı.

Kürtlerin KURTULUŞ SAVAŞIMIZ sırasında çıkardıkları önemli isyanlar:

1- ALİ BATI İSYANI: (11 Mayıs-18 Ağustos 1919) Ali Batı isimli kürt, Midyat’ın güneyinde hayatlarını sürdüren bir aşiretin başına geçer ve İngilizlerden yardım alarak isyan eder. Amacı burada bir Kürdistan devleti kurmaktır. Yaklaşık bir ay süren ve çevre yerleşimlere de yayılan bu kürt isyanı Yüzbaşı Yusuf Ziya ve emrindeki askerler tarafından bitirilir ve Ali Batı öldürülür.

2- CEMİL ÇETO İSYANI: (7 Haziran 1920) Bahtiyar aşireti reisi Cemil Çeto tarafından Fransız ve İngiliz yardımıyla çıkarılmıştır. Kürt Teali Cemiyeti’nin vasıtasıyla Doğuda bir Kürdistan kurulması amaçlanmıştır. Cemil Çeto denen kürt, kısa sürede yakalanmış ve öldürülmüştür.
3- KOÇGİRİ İSYANI: (6 mart-17 nisan 1921) Türkler İstiklal savaşı verirken, kürt eşkıyalar 1920 sonlarında Erzincan, Tunceli, Sivas ve çevresinde pislik saçıyorlardı. Koçgiri aşireti reisi Haydar Bey Kürt Teali Cemiyeti’nin bir şubesini İmranlı’ya açmış ve merkezi yönetime karşı geliyordu. Biraz palazlandıklarında bölgede asker kaçaklarını arayan Türk ordusuna savaş açtılar ve bölgenin Kürdistan olmasını istediler. Görüşmeler ile bir sonuç alınamayacağını anlayan Ankara hükümeti bu isyanı bastırdı ve isyancılar teslim oldu.

4- MİLLİ AŞİRET İSYANI: (24 ağustos-8 eylül 1920) Urfa’da Milli Aşiret tarafından çıkarılan ayaklanmadır. Milli Aşiret’in reisi İsmail ile birlikte Halil, Bahur, Abdurrahman ve Mahmut adlı elebaşıları, Doğu’da bir Kürdistan Devleti kurmak düşüncesi ile ayaklanmışlardır. Büyük bir kuvvetle harekete geçen asiler, Viranşehir’i aldıktan sonra Karakeçi Aşireti’ne mensup olanları öldürmüşler, fakat daha sonra yapılan çatışmada, büyük çoğunluğu ortadan kaldırılmıştır.

Bunlar yalnızca kürtlerin Kurtuluş Savaşımızda ki isyanlarıdır. Kürtler son 150 yılda otoriteye karşı 38 defa isyan ederek adeta bir rekor kırmışlardır. Bu gün Musul, Kerkük sınırlarımız dâhilinde değilse bunun sorumlusu 1925 yılında devlete karşı ayaklanan Şeyh Said ve çevresidir.

Görülüyor ki kürtlerin Kurtuluş savaşımızda Türk ırkına en ufak bir yardımı olmadığı gibi çıkardıkları isyanlar ve kurdukları cemiyetlerle (Kürt teali cemiyeti, Teali İslam cemiyeti vs.) bizi sırtımızdan vurmuşlardır.

Hala Kurtuluş Savaşımızda kürtlerin yardımı var diye iddia eden varsa onlara yarım milyona yakın can kaybımızın olduğu Kurtuluş savaşımızda bazı şehirlerimizin şehit sayısını yazmak istiyorum.

Van 36  
Tunceli 30  
Muş 8  
Mardin 7  
Kars 2  
Adıyaman 12  
Bitlis 63  
Bingöl 8  
Siirt 40  
Diyarbakır 49  

Bu şehirlerimizin o yıllarda nüfusunun büyük bölümünün Türk olduğunu da unutmayalım.

Türkiye’de yaşayan kürtlerin PKK propagandasının etkisinde kalarak isyan etmelerini istemeyen Devlet’in ilgili birimleri, 1980’li yılların sonlarında Çanakkale Şehitliği’ne kürt isimleri ilave etmiştir. Amaç kürtlerin beynine “Türk ile kürt kardeştir, bakın biz beraberce savaşarak bu vatanı kurtarıp cumhuriyeti kurduk, bu ülke hepimizindir” fikrini sokarak uslu durmalarını sağlamaktı. Fakat uğraş ters tepmiş, hiç bir işe yaramaması bir yana Kürtçülerin tezlerine de kaynak olmuştur.

Kurtuluş savaşımızda diğer zaferlerimiz gibi Türk milletinin zaferidir. Bu savaş Kürtlerle birlikte değil, Kürtlere rağmen kazanılmıştır. Kürtler cumhuriyet Dönemi’nde de dış güçlerin teşvikiyle Şeyh Sait ve Dersim Vb. isyanlarla gerçek yüzlerini ortaya çıkarmışlardır.

Bugün Irak’ta Kürt kimliğinin oluşması Amerikalı efendileri sayesinde çok iyi bilirler. Gelecekte biraz daha talan ve istila şansı bulacaklarsa bunu gene aynı efendi sayesinde yapabileceklerinin de farkındadırlar. Kürtler belki de özledikleri hamilerini, babalarını Amerikalı efendilerinde buldular.

Irakta Amerika’yla yaptıkları işbirliği sayesinde Köyünde muhtar bile olamayan Celal Talabani Irak cumhurbaşkanı oldu Amerikan desteğiyle ve korumasıyla Kuzeyde Bir Kürt Özerk bölgesi oluşturdular. Aşiret düzeyini aşamayan topluluklar ulus yapılmaya çalışılıyor.

Amerikan işgal kuvvetleri tamamen Iraktan çekilince Kürt Özerk bölgesi tarihin karanlığına gömülecektir. Ortadoğu halkları işbirlikçileri asla! Affetmez.

11 Yorumlar
  1. Aykut diyor

    Yazınızı okudum, yalnız bir yerde sıkıntı var. Doğuda kürt yoktur diyenlerin, doğudaki şehit sayısı üzerinden Kürtler savaşa katılmadı savı doğru değil. Bu durumda “O bölgedeki Türkler niye katılmadı, bu şehit sayısı niye az?” denilebilir.
    Sağlıcakla kalın!

  2. Kemal Aksoy diyor

    Araştırmanız için kutlarım. Tarihi gerçekler değiştirilemez. bir açılımıdır, süreçtir gidiyor.düne kadar ayrı devlet isteyenler. artık bölünmeden bahsetmiyor. zira türkiyenin tamamını alabileceklerini gördüler. ve işte asıl bu süreç yaşanıyor. şuan.

  3. Insan diyor

    Hayatımda kendi içinde bu kadar çelişen bir yazar görmedim. Ayrıca yazının başından sonuna kadar faşizan bir insan olduğunuzu basbas bağırdınız. Eğer siz bir tarihçi ve milliyetciseniz! Sunuda bilirsiniz “tarihi yanlış yazmak bir millet olmanın bir parçasıdır” kuralını göz ardı etmişsiniz.ulkeyi bölen kurt kardeşlerimiz değil sizin gibi faşizan duygularla hareket eden faşistlerdir. Zira islam ülkesi olan Türkiye herdaim birliktelik içinde yaşamaktadır. Sizin gibi fasizanlar insanlarımızın milli duygu ve etnik kökenlerine olan saygisizliklari yüzünden ülkemiz sürekli birşeylerle uğramak zorunda kalıyor.

    1. Ali diyor

      Baştan sona yalan. Senin gibiler yok olmadıkça bu ülkeye huzur gelmez. Kanı bozuk.

  4. İlbey Kaan diyor

    Yazar Kürt’ler hakkında ne olmadıklarından çok ne olduklarını yazmış. Söylediklerine katılıyorum. Adam gibi vatandaşlık yapan Kürt ile sıkıntı yok ama tarihte Kışkırtmalar neticesinde bir çok isyana imza atmış hainleri de layık oldukları Çukura göndermek şereftir. Yazara faşizan diyen dangalaklarm siz böyle tatlı su Hümanisti olduğunu sürece yarın vatansız kalacaksınız bilin.

    1. İntizardikim diyor

      Sitenizin ne amaçla kurulduğu belli zaten.. Başlıklardan haberlerden.. Dolayısıyla burada Kürtler hakkından olumlu bilgi beklemekte yanlış.. Sizi atanız Evliye Çelebi nin Seyahâtname sindeki KÜRDİSTAN SEYAHATİ bölümüne havale ediyorum…. Siz susun Atanız konuşsun… Tabi atanıza saygınız varsa

    2. Selamun diyor

      Kürtçe nin %20 si Türkçe imiş.. Peki türkçenin kaçta kaçı türkçe? Anlayan anladı.
      Kürtler binler senedir Anadolu da ise.. Türkler 1071 den itibaren gelmişse bundan önce kürtler nasıl konuşuyordu…. Bunu yazan bilim insanı dwğil. Çok haber izlemiş o kadar

      1. Bekir Kayık diyor

        Turkçe,dünyada 200 milyona yakın insanın konuştuğu en çok konuşulan dillerden birisidir.
        Apo bile kurtçe değil Türkçe konuşmaktadır.
        Ayrıca Türkler’in Anadolu’ya 1071 de ikinci kez geldiği tarihi bir gerçekliktir…

  5. Cennet ATAŞLAR diyor

    Türkler anadoluya 1071 den çok daha önce gelmişlerdir..Bursada bir mağarada yavrularını emziren bir kurt resmi kayalar oyularak yapılmıştır..ve tarihi onbin yıl öncesine aittir…Yani türkler en az onbin senedir bu topraklardadırlar…

  6. Son Faşist Bükücü diyor

    Peygamber efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur ; “Hepiniz Âdem’in çocuklarısınız. Âdem ise topraktandır. Herkes atalarıyla övünmekten vazgeçsin .”
    “Ey insanlar! Allah sizden cahiliye gururunu ve atalarla övünme adetini gidermiştir.””Hiçbir milletin diğerine üstünlüğü yoktur.” Hz.Muhammed (s.a.v)Delilleriyle Atatürk’ün İslam Dini hakkındaki sözleri
    Tarihe baktığımız zaman iki farklı Atatürk görüyoruz. Bunlar Cumhuriyet’ten öncesi ve sonrası olarak ikiye ayrılıyor.
    Öncesinde bir Şeyhü’l İslam edasıyla İslamı müdafaa eden Atatürk görmenize karşılık sonrasında İslamın ve dinin karşısına dikilmiş bir insan görüyorsunuz. Yazımızın değişmesi, giyim kuşamımızın batılılaştırılması, şapka kanunu, medreselerin kapatılması ve daha bir çok uygulama da bunun bir göstergesi oluyor.

    Atatürk Cumhuriyeti kurduktan sonra gerçek düşüncelerini saklamıyor ve her platformda açıklıyordu. İşte o sözlerden bazıları:

    Kuran: “Gökten indiği sanılan kitapların doğmaları”
    …Fakat bu prensipleri, gökten indiği sanılan kitapların doğmalarıyla asla bir tutmamalıdır. M. Kemal (Kaynak: Söylev ve demeçler, cilt 1, s 389. (1 Kasım 1938′deki son meclis konuşması)

    “Suçlu Allah’ın dinidir.”
    Kralların ve padişahların istibdadına (baskılı yönetim), dinler mesnet olmuştur. M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, s 30.)

    “Kuran’ın yasalarını Muhammed yazmıştır.”
    Muhammed’in koyduğu esasların toplu olduğu kitaba Kur’an denir. (Kaynak: Atatürkün emriyle liselerde okutulan tarih kitabı (1938), 2. cilt)

    “Din, körü körüne bağlanmaktır.”
    Gerçekte dinleri konusunda halkın hiçbir fikri yoktur, din dediği şey, bilinmeyen inanç dizgelerine ve gizle karışık emellere kör bağlılıktan başka birşey değildir. M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)

    “Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar (!)”
    Tarih bize öğretir ki, bütün dinler, milletlerin cehaletlerinin yardımıyla utanmaksızın Tanrı tarafından gönderildiğini söyleyen adamlar tarafından tesis olunmuştur. M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)

    “İnsanları Allah değil “tabiat” üretti”
    Natür (Tabiat) insanları üretti, onları kendisine taptırdı da… M. Kemal (Kaynak: Atatürkten Düşünceler, Derleyen: Prof. Enver Ziya)

    Çünkü malumdur ki, insan tabiatın mahlukudur. M. Kemal (Kaynak: Atatürkün El Yazmaları, Medeni Bilgiler, Afet İnan)
    “Duanın faydası yoktur.” M. Kemal
    Ali Kılıç (İstiklal mahkemeleri savcısı, merhamet nedir bilmez)anlatıyor: “Meclise geldik. Bir de müezzin geldi. Müezzin ezan okudu. Meclis kapısından içeri girdiğimiz zaman atatürkün önüne sırmalı elbiseler giyinmiş bir imam dikildi. Atatürk ne istediğini sordu. İmam ellerini kaldırarak: “Dua etmeden girilmez!” dedi. Atatürk, “Bu yurt askerin süngüsü ile kurtarıldı ve bu meclis onun gayretiyle kuruldu. Yoksa senin duanla değil! Çekil oradan!” dedi ve imamı eliyle iterek meclise girdi.” (Kaynak: Kemal Arıburnu, Atatürkten Anekdotlar-Anılar)

    Aynı M.Kemal yanına hocaları alıp dualarla meclisi açmıştı. Ama artık emeline ulaşmıştı. İktidarı ele almış ve içindekileri alenen dışa vurmaya başlamıştı.

    “Arapların dini Türkleri mahvetti”
    Türkler, Arapların dinini kabul etmeden evvel büyük bir milletti. Arap dinini kabul ettikten sonra Türk milletinin milli rabıtaları gevşedi; milli hisleri ve heyecanı uyuştu. Bu pek tabii idi. Çünkü Muhammed’in kurduğu dinin gayesi, bütün milliyetlerin fevkinde, bir arap milleti siyasetine müncer oluyordu. M. Kemal (Kaynak: Medeni bilgiler ve Atatürkün El Yazmaları, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365)

    Hocaları toptan kaldırmadıkça hiçbir iş yapamayız. Bugünkü kudret ve prestijimizle bugün bu inkilabı yapmazsak, başka hiçbir zaman yapamayız.
    M. Kemal (Kaynak: Kazım Karabekir, Paşaların Kavgası; Emre Yayınları, Aralık 1991, s 165.)

    İnsanlar ilk devirlerinde pek acizdi. Kendilerini koruyamıyorlar, hiçbir hadisenin de sebebini bilmiyorlardı. Kendilerini koruyacak bir kuvvet aradılar. Nihayet insanlık vicdanında bir kuvvet yarattı. O da işte Allah’tır. Herşeyi ondan beklediler, ondan istediler. Hastalıktan, felaketten korunmayı hep Allah’larından istediler. Fakat modern çağlarda insan herşeyi Allah’tan beklemedi. Ancak toplumdan bekledi. Her şeyin koruyucusu insan cemiyetidir. Bizi koruyan, refah içinde yaşatan toplumdur.
    M. Kemal (Kaynak: Enver Behnan Şapolyo, Atatürk ve Milli Mücadele Tarihi, 1932, s 305.)

    Masum ve cahil insanları, yüzlerce Allah’a taptırmak veya Allah’ları muayyen gruplarda toplamak ve en nihayet bir Allah kabul ettirmek, siyasetin doğurduğu neticelerdir. M. Kemal (Kaynak: Türk Tarihinin Ana Hatları, 1930, Devlet Matbaası, s 220-221 )

    İnsanlar, kurtçuklar gibi sulardan çıktılar en önce… İlk ceddimiz balıktır. İşler daha daha ilerledikçe o insanlar, primat zümresinden türediler. “Biz maymunlarız”; düşüncelerimiz insandır. M. Kemal (Kaynak: Ruşen Eşraf Ünaydın, Atatürk Tarih ve Dil Kurumları, s 53.)

    Muhammed, iptida Allah’ın resuluyüm diyerek ortaya çıkmamıştır, bunu düşünmemiştir. Bu düşünce, senelerce mücadele ettikten ve fikirlerini neşreyledikten sonra kendisinde hasıl olmuştur. M. Kemal (Kaynak: Nokta Dergisi, 17 Kasım 1985)

    Muhammed’in peygamberliğinin başlangıcına dair birçok eski rivayetler vardır. Bunlar artık efsanelere karışmıştır. Hakikatte peygamberin ilk söylediği Kuran ayetinin ne olduğu malum ve belki de mazbut değildir. Kuran sureleri Muhammed’e açık semada peyda olmuş bir şimşek gibi günün birinde, birdenbire bir taraftan inmiş değillerdi. Muhammed’in söylediği sureler uzun bir devirde dini düşüncelerinin ürünü olmuştur. Muhammed, bu surelere birçok çalıştıktan ve incelemeler yaptıktan sonra edebi şeklini vermiştir. M. Kemal (Kaynak: Afet İnan, Atatürkün El Yazmaları, 2000′e Doğru Dergisi, 8. Sayı, s 15-16.)

    “Beyni sulanmış hafızlar”
    Türk milleti, bir kelimesinin manasını bilmediği halde, Kuran’ı ezberlemekten beyni sulanmış hafızlara döndüler. M. Kemal (Kaynak: Medeni Bilgiler, Afet İnan, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara 1969, s 364-365.)

    Dini ve namusu olanlar kazanamazlar, fakir kalmaya mahkumdurlar. Onun için önce din ve namus telakkisini kaldırmalıyız.(Kaynak:İstanbul, Tekin Yayınevi, 1990, s 83-84.)

    Benim bir dinim yok ve bazen bütün dinlerin denizin dibini boylamasını istiyorum. Hükümetini ayakta tutmak için dini kullanmaya gerek duyanlar zayıf yöneticilerdir, adeta halkı bir kapana kıstırırlar. M. Kemal (Kaynak: Andrew Mango, Atatürk, s 447.)

  7. Ahmet Yesildirek diyor

    Çanakkalade gönüllüler ordusu savaşmadı. Devlet kimi nereden alıp cepheye göndermişse o oranda şehit vardır. Çanakkale dışında osmanlı hangi cephelerde savaşıyordu ve oradaki şehitlerin aidiyeti neydi, bir bakmak gerek. Çanakkalede Kürtler yoktu tezi birleştirici değil, ayrıştırıcı bir tezdir.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.