İSKİTLER’DE KUYUMCULUK

0 15.516

Engin EROĞLU

Kavimlerin tarih sahnesine çıkışlarında, başka kavimlerle karışıp kaynaşmalarında ve bazen de büyük bir güç olarak ortaya çıkmalarında göçlerin büyük etkisi olmuştur. Göçler tarih öncesi ve tarihi devirlerde belirli aralıklarla gerçekleşmiştir. Bu göçlerin önemli bir kısmının menşei Türk ırkının ana vatanı olarak bilinen Orta Asya olmuştur. Burası doğuda Kadırgan Dağları’ndan batıda Ural Dağlan ile Hazar Denizi’ne, kuzeyde Sibirya’dan güneyde Çin, Tibet ve İran’a kadar uzanan oldukça geniş bir sahadır. Orta Asya’dan binlerce yıl dalgalar halinde devam eden göçler başlıca iki yoldan olmuştur. Bunlardan birincisi kuzey yoludur. Bu yol Ural Dağları ile Hazar Denizi arasından ve Karadeniz’in kuzeyinden geçmektedir. İkinci yol ise güney yoludur. Güney yolundan Kafkaslar’ı geçmek suretiyle kuzey yoluna ulaşan kafileler de olmuştur. [1]

Bugünkü Moğolistan ve Türkistan olarak anılan bölgelerde yaklaşık M.Ö. 8. yy’da meydana gelen ve oldukça uzun süren bir kuraklık Orta Asya ve Güney Rusya bozkırlarında kayda değer bir nüfus baskısına sebep olmuştur. Otlakların kuraklıktan büyük ölçüde zarar görmesi, doğu bozkırlarında yaşamlarını sürdüren göçebelerin Çin’in kuzeybatı sınırlarına kaymalarına sebep olmuştur. Çin kaynaklarından öğrendiğimize göre, M.Ö. 8. yy’ın başlarında Hiung-nular ile Çinliler ve Choular arasında yoğun savaşlar olmuştur. Buna sebep olarak, Choular’ın her yerde garnizon kurmaları sonucu Hiung-nuların otlaklarının küçülmesi gösterilmektedir. İmparator Suan (MÖ 827­-782) döneminde yapılan askeri bir hareket sonucunda Hiung-nular Çin sınırlarının batısına kadar çekilerek, batıda bulunan komşularını yerlerinden oynatmışlardır. Diğer kabilelerin de kendi batılarında bulunan kabilelere hücum etmeleri bozkırda müthiş bir göç hareketinin başlamasına neden olmuştur. Böylece her boy, yeni otlaklar elde edebilmek gayesiyle batıdaki komşularına saldırmak zorunda kalmıştır.[2]

Kavimlerin doğudan batıya doğru birbirlerini sıkıştırmaları sonucunda İskitler’in de tarih sahnesine çıkarak, M.Ö. 8. yy’da Kimmerler’in ülkesine yayıldıkları kabul edilmektedir. Nitekim Herodotos da göçebe İskitler’in Massagetler’le yaptıkları savaşta yenilmeleri sonucu, batıya doğru ilerleyerek Kimmerler’in yaşadıkları coğrafyaya yayıldıklarını bildirmektedir.[3]

İskitler’in arkalarında bıraktıkları anavatanları bugünkü Kazakistan, Rusya, Moğolistan ve Çin’in birleştiği yerde bulunan Altay dağlarıdır. Orta Asya’nın bozkırı ile Sibirya ormanlarının birleştiği bu alan, kültürel anlamda insanoğlunun en güzel örneklerini bünyesinde barındırır. Bu bölgede, İskitler’den sonra Hunlar tarih sahnesine çıkmıştır. İskitler’in bugünkü Ukrayna topraklarına ise M.Ö.8. yy’da ilk defa geldiklerine inanılmaktadır. Onlar kendileriyle birlikte, hayvan sanatı olarak adlandırılan Orta Asya sanat anlayışını[4] da bu bölgeye getirmişlerdir. Bunu takip eden süreçte Yakın Doğu ve Yunan sanatı ile etkileşim yoğunlaşmıştır.[5]

İskit hâkimiyeti Batı Avrasya’ya aşağı yukarı üç asırlık bir barış sağlamıştır. Pax Scythica’nın (İskit barışı) ticareti kolaylaştırmada sadece İskitler’e değil, aynı zamanda onların egemenliği altındaki diğer kabilelere de refah ve rahatlık sağlamada büyük katkısı olmuştur. Gerçekten İskitler zenginliklerinin ve servetlerinin çoğunu özellikle Yunanistan ile yapılan ticaretten sağlayarak refah içinde yaşayan bir kavim olmuştur. Heredotos,[6] Pers Kralı Darius’un Babili aldıktan sonra İskitler’e karşı sefere çıktığında Asya’nın çok geliştiğini, nüfusunun arttığını ve onların zenginlik içinde yüzdüğünü söylemektedir. Bununla birlikte Darius’un İskitler’i cezalandırmayı kafasına koyduğunu da bildirmektedir. Oysa ki sözünü ettiğimiz bu devirlerde (M.Ö. 6-4. yy’lar) Hellas (Y unanistan) halkının temel gereksinimlerini dahi uzak bir sahadan ithal etmeksizin karşılamaya muktedir değildi.[7]

Bu zenginliğin yansımalarını, İskit ülkesinin iç yaşantısında görmek mümkündür. Nitekim M.Ö. 4. yy, İskitler’in ekonomik ve kültürel açıdan en geliştiği dönem olmuştur. Gerek yazılı kaynaklar, gerekse bu döneme ait İskit kurganlarından çıkan altından eserler bu gelişimin kanıtı durumundadır.[8] Öyle ki bu eserler üzerinde icra edilen altın işçiliği günümüzde dahi hayranlık uyandıracak niteliktedir. Bunda İskitler’in göç ederek geldikleri Altaylar’daki gelişmiş sanat anlayışının etkisi büyüktür.

1. İskit Sanatı

İskitler, bozkır bitki örtüsü özelliği taşıyan dağlık bölgelere yayılarak yarı göçebe bir yaşam tarzını tercih etmişlerdir. Ata binme ve gütme, silah ve araç gereç tipleri ve defin ritüellerindeki benzerlikler onların Sibirya bölgesini de içine alan büyük bir kültürel birlikteliğin üyeleri olduğunu ortaya koymaktadır. Bu kültürel yapı, bilim dünyasınca genellikle Scytho-Siberian terimi ile ifade edilmektedir.[9]

Diğer taraftan doğal görünümü nedeniyle kolay unutamadıkları ana vatanları Altaylar’da M.Ö. 1. bin başlarında bir süre daha yaşayan avcı İskitler, M.Ö. 2. binin sonlarında at, koyun ve sığır çobanı olmuşlardır. Bu yaşam tarzının bir sonucu olarak ortaya çıkan ve hayvan üslubu[10] olarak bilinen sanat anlayışını da gittikleri yere götürmüşlerdir. Nitekim Altaylar’daki kurganlarda bulunan arkeolojik eserler ile Ukrayna’daki İskit kurganlarından bulunan eserler arasındaki benzerlikler bu durumu açıklar niteliktedir.[11]

Altaylar ile Güney Rusya, Batı Asya’nın sanat ve kültüründen etkilenmiştir. M.Ö.6. yy boyunca modern Kazakistan ve Özbekistan’daki Oxus Irmağı (Amudar’ya) ve Jaxartes arasında kalan bölgedeki Achaemenid imparatorluğu içinde Sogdiana bölgesi bulunmaktaydı. Bu sebeple Altay kökenli İskit kültürel öğelerinin bazılarının benzerlik göstermesi antik Yakın Doğu ile karşılıklı ilişkilerin bir sonucu olabilir. Örneğin, kaplama (giydirme) olarak adlandırabileceğimiz altın plakaların dekorasyon amacıyla kullanılması bu etkileşimin bir sonucu olarak değerlendirilebilir. [12]

2. İskit Kuyumculuğu

M.Ö. 5. yy’da Yunanlılar’ın tahıl ihtiyacının artmasına bağlı olarak İskit hakimiyetindeki kuzey-güney yönündeki ticaret rotalarının da önemi artmış oldu. Bu hakimiyet ile, İskitler Karadeniz boyunca güneye doğru olan limanlara balık, kehribar, kürk ile birlikte tahıl (arpa, buğday, darı) ve kereste getirerek bunları lüks maddelerle değiştirme imkanı sağlayan bir ticari şebekeyi kumanda etmişlerdir. Nitekim İskitler’in hakim olduğu Güney Rusya toprakları hem kereste hem de buğday yönünden zengindi. Bu ticaretten elde edilen kâr İskitler’e çeşitli altın objelere sahip olmaya yetecek maddi rahatlık getirmiştir. Bu eserlerin ham maddesi olan altın Ural, Tien Shan ve Altay ırmaklarından elde edilmiştir.[13]

Karadeniz’in kuzey sahillerinde Yunan şehirlerinin kurulmasını takiben oluşan aktif ticaret M.Ö. 6.yy sonlarına kadar, merkez Dnipro bölgesindeki tarımla ilgilenen aşiretler tarafından yönlendirilmişken, daha sonraları bu ticari faaliyetler göçebe İskit kabile reisleri tarafından kontrol edilmiştir. [14]

İskit aristokrasisi ticaretten çok büyük kazançlar elde etmişken toplumun diğer kesimleri bu durumdan pek yararlanamamışlardır. Toplumdaki sıradan kişilere ait kurganlarda lüks eşyaların bulunmaması, toplum içerisinde iktisadi olanaklar bakımından farklılıkların olduğunu göstermektedir. Bu farklılıklar daha çok M.Ö. 4. ve 3. yy başlarına tarihlenen dönemdeki İskit toplum yapısını ilgilendirmektedir.

Toplumun üst tabakalarının zevk ve ilgisini sergileyen altından yapılmış eserler, İskit aristokrasisinin lükse olan düşkünlüğünün kanıtı durumundadır. Bunların arasında, Yunanlı ve Kırımlı sanatkârlar tarafından yapılan eserler olduğu gibi İskitler’in ısmarladıkları[15] belli olan mücevherler de vardır. Öyle ki Grek işçiliğinin ürünü olmasına rağmen, kurgan buluntuları arasında yer alan altından yapılmış bir vazo üzerinde, İskit yaşam tarzını ortaya koyan sahneler[16] tasvir edilmiştir.

Nitekim İskitler Yunanlılarla ilişkilerinden yüzyıllar önce altın işleme konusunda tecrübeli[17] idiler. Doğu Kazakistan’da çıkartılan altından eserler bu durumu ortaya koymaktadır. Ayrıca onların eski ana vatanları olan Altaylar altın endüstrisi bakımından[18] gelişmiş bir bölge idi.

Denilebilir ki M.Ö. 4. ve 5. yy’lardan çok önce İskitler hayat tarzının bir gereği olarak, baltadan at gemine ve ok ucuna kadar çok çeşitli eşya üretimi için gerekli olan bilgiye sahip tecrübeli metal bilimcilerdi. Altınla çalışmada ana teknik matris çekiçlemeydi. Yakın Doğu ve Yunan sanatsal gelenekleriyle alakasız olan İskit altın objeleri, altın tabakalarının metal matrisin içine çekiçlenerek yapılmıştır.[19]

İskitler’in atlar ve atlara ait olan eşyaların süslenmesine gösterdikleri tutku derecesindeki itina ve önem, metal işleme alanında da kendini göstermiştir. Metal işlemedeki bu tutku Grekler’deki altın işleme faaliyeti ile parallelik[20] göstermektedir. Bu anlamda ortaya konulan altın mücevher parçaları krallara ait kurganlarda bulunmuştur. Bu kurganlar altın diademler, başlıklar, gerdanlıklar, kemerler, bilezikler, küpeler, yüzükler ve kolyeler ile donatılmıştır.[21] Bununla birlikte Grek işçiliğinin ürünü olan altın alınlıklar da, kurganlarda çıkan önemli eserler arasındadır. [22]

Tüm bu eserlerin, eski dünyanın en güzel mücevherleri arasına girmesinde; Scytho-Siberian sanatının gelişmiş, dışavurumcu, fevkalade kendine güvenen anlatımsal geleneğinin önemi büyüktür. Bu geleneği temsil eden motifler, özellikle Pazırık’ta kendini göstermiştir.

İskit hayvan stili tarzında örnekleri temsil eden bu türden eserlerin en eskileri M.Ö. 7.yy’a tarihlenmektedir. Bu tarz içerisinde hayvan motifleri, önceden tasarlanmış çerçevelerin içine uydurulabilmesi için kıvrımlı ve sarmal olarak farklı duruşlarda stilize edilmiştir. Ayrıca Yakın doğu ve Yunan sanatının etkisinde yeni bir hayvan stili ortaya çıkmıştır. Bu yeni stil aslan, ejderha ve sfenks motifleri yönünden daha zengindi. Bu türden sahneler daha önce sessiz, kısa ve öz tasvirler şeklinde iken bu dönemde hareket, gerilim, hayat ve ölüm yüzleşmesiyle doluydu. Diğer bir yönelme ise, genel süslü dizaynlar içinde özellikle geometrik veya bitki kaynaklı şekillerle hayvan imgelerinin kademeli olarak birleşmesiydi.[23]

M.Ö. 7.yy’dan 4.yy’a kadar İskit definlerinde görülen kıyafet, kemer plakası ve altın miğfer gibi objelerde altının ne derece iyi kullanıldığını günümüze ulaşan eserlerden takip etmek mümkündür. Altının kıyafetlerde kullanımı İskit dönemi boyunca devam etmiştir. Pazırık’ta olduğu gibi ırmak boylarında altının yoğun olarak bulunduğu yerlerde kıyafetlerde altın kullanımı oldukça yaygınlaşmıştır. Bunda altının dövülerek tekrar kullanılabilecek bir metal haline getirilebilmesi ile oyulmuş bir yüzeye, basit bir ahşaba veya sağlam bir deriden süs eşyasına uygulandığında taşınması kolay bir forma dönüşmesinin katkısı büyük olmuştur.[24] Pazırık’ta bulunan altın safiha ile kaplı ağaç malzeme, bu türden kaplama geleneğinin en güzel örneklerinden birisidir.[25]

Altın kaplı süs eşyalarının Pazırık’ta yoğun olarak görülmesi bu tür süs eşyalarının zenginlerin cenaze törenlerinin önemli bir parçası olduğunun delili durumundadır. Bu türden en dikkat çekici altın kıyafet süslemesi M.Ö. 5. yy’a ait Issık kurganında ele geçen ve altın adam diye ünlenen buluntudur. Altın adam, altından tabakayla kaplı ayakkabı ya da çizme, kemerli ceket ve özenle hazırlanmış bir başlık gibi parçalardan oluşmaktadır. Ceket geometrik şekillerle, siperli şapka ise hem anlatımsal hem de geometrik plakalarla süslenmiştir.[26]

M.Ö. 4.yy ortalarına tarihlenen Pazırık’ta bulunan ve altın kaplama geleneğini temsil eden örneklerden anlaşılacağı üzere, İskit sanatının kendine özgü yapısının bir yansıması olarak, altın objeler üzerinde kahraman figür merkezli mitolojik bir geleneği ifade eden kompozisyonlar kullanılmıştır.[27]

İskitli insanların bu türden ihtiyaçları ve zevkleri Yunan kuyumcularını da gerçekçi göçebe tasvirlerini işlemeye yöneltmiştir. Örneğin, altın miğfer üzerindeki İskitli savaşçı motifi, kendi zevkleriyle uyumlu olduğunda Yunan motifli objelerin İskitler tarafından beğenildiğini göstermektedir. Tüm bu objelerin ortak yanı ise orijinal olmaları ve yüksek derecede sanatsal beceri ile yapılmış olmalarıdır.[28]

İskit sanatı 4. ve 5.yy Achaemenid sanatıyla da benzerlikler göstermektedir. Bu anlamda, İskit altın uygulamalarındaki fantastik hayvan figürleri Achaemenid altın disklerindeki figürler ile benzerlik göstermektedir. Ancak bu benzerliğe rağmen, İskitlerin kişisel zevk ve ilgileri, kurganlarda çıkan diğer tüm eserlerde kendini açıkça fark ettirmektedir. [29]

Diğer taraftan göçebe gerekliliklerin belirlediği altın uygulamalar, özellikle Pazırık kurganlarında ortaya çıkan birçok kap türü malzemede görülmektedir. Tartışmasız bu altın kaplar, göçebe hayatın bir gereği olarak imal edilen diğer eşyalar gibi hafif, sağlam, kolay taşınır ve onarılırdı. [30]

İskitler yay ve ok kılıfları üzerinde de altın plakalarla süsleme geleneğini devam ettirmişlerdir. M.Ö.l.binin başlarında Altaylar’daki taşlara kazınmış şekillerle açıkça tasvir edildiği üzere, ince ahşap bir çerçeve etrafına sağlam bir deriden birkaç yüz oku taşıyacak kadar geniş bir şekilde yapılan deri kılıfların altın plakalarla süslenen örnekleri mevcuttur.[31]

Sonuç

İskitler savaşçı olarak bilinmelerine rağmen, ticari bir sistem geliştirme ve kullanma yönünden de becerikliydiler. Hiç şüphe yok ki bu durum Soğdlar’ın, Hunlar’ın ve diğer Orta Asyalı unsurların çıkarlarına hizmet ediyordu. Nitekim bu unsurlar arasındaki ilişkinin sürekli devam ettiğini sahip olunan ortak sanat anlayışı açıkça ortaya koymaktadır.

Gerek seçilen konular ve gerekse bunların işlenişleri bakımından, İskit ve Hun sanatı birbirinin devamı niteliğindedir. Bu çerçevede bozkırın kuyumcuları olarak görülen İskitler, ana yurtları olan Altaylar’daki hayvan üslubunu, altın kaplama geleneğini ve mücevher tarzı altın işlemeciliğini gittikleri Güney Rusya topraklarına da taşımışlardır. Diğer taraftan bu kuyumculuk faaliyetleri İskitlerin ticari ortakları olan Grekler tarafından icra edilen altın işçiliği ile birleşince, kurganlarda görüldüğü üzere muhteşem eserler ortaya çıkmıştır. İleri derecedeki bu altın işçiliğinde, Achaemenid etkisini de göz ardı etmemek gerekmektedir.

Engin EROĞLU


KAYNAKÇA

♦  BOHUSH Tetiana – BUZIAN Halyna, “Scythian Culture of the Central Dnipro Area”, Scythian Gold, Ed. Ellen D. Reeder , Harry N.Abrams, Incorporated , New York, 1999, pp. 94-96.
♦  DİYARBEKİRLİ, Nejat.. Hun Sanatı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1972.
♦  DİYARBEKİRLİ, Nejat.. “Eski Türkler’de Kültür ve Sanat”, H. C. Güzel ve A. Birinci, Genel Türk Tarihi, cilt 2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.497-503.
♦  DURMUŞ, İlhami, İskitler (Sakalar), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2008.
♦  GRAKOV, N. , İskitler, (çev. D. Ahsen Batur), Selenge Yayınları, İstanbul , 2008.
♦  HERODOTOS, Tarih, (Çev. Müntekim Ökmen), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007.
♦  İLGEN, Abdulkadir, “Eski Türk Topluluklarında Kılık Kıyafet”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 132, Haziran 2001, s. 189-201.
♦  JACOBSON, Esther, “Early Nomadic Sources for Scythian Art”, Scythian Gold, Ellen D. Reeder , Harry N.Abrams, Incorporated ,New York, 1999, pp. 59-70.
♦  KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1997.
♦  KAFESOĞLU, İbrahim, Türk Bozkır Kültürü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara. 1987.
♦  KAŞGARLI MAHMUD, Divânü Lugâti’t Türk, (çev. S. Erdi ve S. T. Yurtsever), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007.
♦  MELYUKOVA, I. , “İskitler ve Sarmatlar”, (Çev. İsenbike Togan), Erken İç Asya Tarihi, Ed. Denis Sinor , İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2000, s.141-166.
♦  MEMİŞ, Ekrem, İskitlerin Tarihi, Çizgi Kitabevi, Konya, 2005.
♦  ÖGEL, Bahaeddin, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1984.
♦  PIDVYSOTS’KA, Olena, “Scythian Gold in the Museum of Historical Treasures”, Scythian Gold, Ellen D. Reeder, Harry N.Abrams, Incorporated, New York, 1999, pp. 99-101.
♦  REEDER, Ellen, “Scythian Art”, Scythian Gold, Ellen D. Reeder , Harry N.Abrams, Incorporated , New York, 1999, pp. 37-58.
♦  RUSYAYEVA, A.S. , “Religious Interactions Between Olbia and Scythia”, Classical Olbia and the Scythian World, D. Braund and S.D. Kryzhitskiy, Oxford University Press, Kiev, 2007, pp. 93-102.
♦  Türkçe Sözlük, Türk Dil Kurumu, Türk Tarih Kurumu Basımevi, Ankara, 1983.
Dipnotlar:
[1] İlhami Durmuş, İskitler (Sakalar), Genelkurmay Basımevi, Ankara, 2008, s. 1.
[2] Durmuş, s. 2.
[3] Durmuş, s. 2; Herodotos, Tarih, (Çev. Müntekim Ökmen), Türkiye İş Bankası Yayınları, İstanbul, 2007, book IV, s.298.
[4] Bahaeddin Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1984, s. 23. Altay bölgesi M.Ö. 2. binde, kendine özgü bir sanat tarzı ortaya koyabilmiştir.
[5] Ellen, Reeder, “Scythian Art”, Scythian Gold, Ed. Ellen D. Reeder , Harry N. Abrams, Incorporated , New York, 1999, p. 37.
[6] Herodotos, s. 293.
[7] Ekrem Memiş , İskitlerin Tarihi, Çizgi Kitabevi, Konya, 2005, s.107.
[8]A. I. Melyukova, “İskitler ve Sarmatlar”, (Çev. îsenbike Togan), Erken İç Asya Tarihi, Ed. Denis Sinor, İletişim Yayıncılık, İstanbul, 2000, s.151; B.N. Grakov, İskitler, (çev. D. Ahsen Batur), Selenge Yayınları, İstanbul, 2008, s. 116
[9]Esther, Jacobson, “Early Nomadic Sources for Scythian Art”, Scythian Gold, Ed. Ellen D. Reeder, Harry N.Abrams, Incorporated ,New York, 1999, p. 59.
[10] Nejat Diyarbekirli, Hun Sanatı, Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul, 1972, s.115.Hayvan üslubuna göre; hislere hitap eden sihirden ve bu düşünceyi aksettiren sembollerden dolayı, hayvanların kendilerine öz davranışlarını insanlara geçirdiklerine inanılırdı.
[11] Reeder, p.37; Diyarbekirli, s.123; Nejat Diyarbekirli, “Eski Türkler’de Kültür ve Sanat”, Ed. H. C. Güzel ve A. Birinci, Genel Türk Tarihi, cilt 2, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, s.500.
[12] Reeder, p. 37.
[13] Reeder, p. 50; Durmuş, s. 34.
[14]Tetiana Bohush – Halyna Buzian, “Scythian Culture of the Central Dnipro Area”, Scythian Gold, Ed. Ellen D. Reeder , Harry N.Abrams, Incorporated , New York, 1999, p. 94.
[15] Grakov, s.113.
[16] Memiş, s. 105.
[17] Reeder, p. 50; Kaşgarlı Mahmud, Divânü Lugâti’t Türk, (çev. S. Erdi ve S. T. Yurtsever), Kabalcı Yayınevi, İstanbul, 2007, s.329. Divan-ı Lugati’t Türk’te geçtiği üzere, altın filizlerini tasfiye etmek için eritme işleminin yapıldığı kazana köyde adı verilmekteydi.
[18] İbrahim Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, Ötüken Neşriyat, İstanbul, 1997, s.320; İbrahim Kafesoğlu, Türk Bozkır Kültürü, Türk Kültürünü Araştırma Enstitüsü Yayınları, Ankara. 1987, s.108.
[19] Reeder, p. 50.
[20]A.S. Rusyayeva, “Religious Interactions Between Olbia and Scythia”, Classical Olbia and the Scythian World, Ed. D. Braund and S.D. Kryzhitskiy, Oxford University Press, Kiev, 2007, p. 97.
[21] Memiş, s. 102-103.
[22] Memiş, s. 103.
[23]Olena Pidvysots’ka , “Scythian Gold in the Museum of Historical Treasures”, Scythian Gold, Ed. Ellen D. Reeder, Harry N.Abrams, Incorporated, New York, 1999, p. 99.
[24] Jacobson, p. 63.
[25] Memiş, s. 103-104.
[26] Jacobson, p. 64; Abdulkadir İlgen, “Eski Türk Topluluklarında Kılık Kıyafet”, Türk Dünyası Araştırmaları, sayı 132, Haziran 2001, s. 199.Issık Kurganı’ndan çıkarılan altın elbiseli adamın kemeri üzerinde, yan yana sıralanan ve tekrarlanan üsluplanmış aslan başları ile, Pazırık Kurganı’nda gün ışığına çıkarılan heraldik kedi ve pars başları arasında benzerlik görülmektedir.
[27] Jacobson, p. 65.
[28] Pıdvysots’ka, p. 99.
[29] Memiş, s. 103.
[30] Jacobson, p. 63.
[31] Jacobson, p. 64.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.