TÜRK ULUSÇULUĞUNUN OLUŞMASINDA ATATÜRK VE GÖKALP’IN ETKİSİ

Yücel TANAY

Yazarın şu ana kadar yazılmış 11 makalesi bulunuyor.

Yucel_Tanay006

Türk milliyetçiği veya Türk Ulusçuluğu, Türk milletinin tarih sahnesine çıkışıyla başlar. Milli devlet ve millet anlayışı ne Batı’dan gelen etkilenmeler ne de entelektüel çevrenin çabasıyla gerçekleşir. Bir zaruret sonucu ortaya çıkar. Türk ulusçuluğunun iki sembol ismi vardır. Türkiye cumhuriyetinin kurucusu büyük önder Mustafa Kemal Atatürk ve Ziya Gökalp’tır.

Mustafa Kemal Atatürk yıkılan bir imparatorluğun küllerinden Türk ismiyle ikinci Türk devletini kurmuştur. Tarihte Türk ismiyle kurulan ilk Türk devleti Göktürk imparatorluğu ikincisi de Türkiye cumhuriyetidir.

Türkiye cumhuriyetinin kurucusu Atatürk’ün fikir babası Ziya Gökalp’tır. Kısaca: Türkiye Cumhuriyeti’nin icra plânında kurucusu Mustafa Kemal Atatürk, fikir plânında kurucusu Ziya Gökalp’tır. Türk ulusçuluğunun köklerine inmek için Ziya Gökalp’ın fikirlerinin iyi irdelenmesi gerekir. Bunun için Gökalp’ında kurucusu olduğu Türk Ocaklarının amacı şuydu; “İslam kavimlerinin başlıca bir kesimi olan Türklerin milli terbiyesinin, ilmi, sosyal, ekonomik düzeyinin ilerleme ve yükselmesi ile Türk ırk ve dilinin olgunlaşmasına çalışmak.” Cemiyetin çalışma şekli de böyle belirtiliyordu: “Cemiyet, amacını elde etmek için Türk Ocağı adlı kulüpler açacak, dersler, konferanslar, piyesler düzenleyecek, kitap ve broşürler yayınlanacak ve okullar açmaya çalışacaktır. Milli geliri korumak ve çoğaltmak için her Türk’ten meslek ve sanat erbabıyla görüşecek, ekonomik ve tarımsal teşvik ve uyarılarda bulunacak, bu gibi kurumların doğup yaşamasına elinden geldiğince yardım edecektir. Ocak, amacını elde etmeye çalışırken, milli ve sosyal bir konumda kalacak, asla siyaset ile uğraşmayacak ve hiçbir zaman siyasi partilere hizmet etmeyecektir.” Türk Ocağının kurulması tıp öğrencileri arasında büyük heyecanla karşılandı. Yusuf Akçuraoğlu’na göre, Ziya Gökalp’ın Türk Ocağındaki faaliyetleri şöyleydi: “Hamdullah Suphi, Türk gençliğinin ruhunu etkilemeye ve ocakların örgütlenmesine çalışırken, Türk milliyetçiliği fikrinin teorisini düzenlemeye, onu sistem haline getirmeye de Türk Ocağı’ndaki konferans ve sohbetleri, Türk Yurdu’ndaki makaleleri ile bilhassa Ziya Gökalp Bey çalışıyordu. “Nitekim “Genç Kalemler” ekibi olarak Türk Yurdu’nun yazı kadrosuna katılmışlardı.” Bu şekilde, Türkçülük fikri, gençler ve aydınlar arasında yayıldı ve yerleşti. Kendini ret ve inkâr eden hava, ocağın üzerinden dağıldı. Ziya Gökalp’ın değerlendirmesine göre, Doğu ve Batı kökenli akımlara takılmakta ısrar eden softalarla züppelerden başka herkes, ocağa üye yazılmış ve dost kesilmişlerdi. “Osmanlı İmparatorluğu’nda artık partiler değil, milletler birer siyasal organizasyon halini alıyordu. Bu yüzden, Anadolu’da Mustafa Kemal Paşa’nın başkanlığında başlayan Türk milli hareketi, milli bir Türk devleti meydana getirmeyi hedef seçmişti. Türk Ocakları bu harekete katıldılar. İstanbul’da yapılan milli mitinglere öncü oldular. Batı Anadolu’daki savunma örgüleri ile ilişkide bulundular. Milliyetçi Hareket’in başı Mustafa Kemal Paşa’ya bağlılıklarını bildirdiler. İmparatorluğun son Meclis-i Mebusan’ı seçilirken ocağın belli başlı adamları Milli Türk Partisi adlı partiyle seçime katılarak birkaç mebus seçtirdiler.

Ocağın çalışmalarını dikkatle izleyen İngiliz işgal kuvvetleri, 1920 yılında Türk Ocağı’nı iki defa basarak eşya ve evraklarından bir kısmının yok olmasına sebep olduğu gibi, faaliyetini de kesintiye uğrattılar. Ancak Türk Ocağı kendini korudu ve dağılmadı. Ankara’da milli Türk devleti Türkiye Büyük Millet Meclisi hükümeti adı ile kurulduğu sıralarda. Türk Ocağı’nın merkezi de Ankara’ya yerleşti. Yeni Türk devleti “Türk milliyeti” prensiplerini kabul ediyordu. İsmet Paşa da 17 Temmuz 1917’de İsmet İnal adıyla ve 2320 numara ile Türk Ocağı’na girmiş bir ocaklı arkadaş idi.

Türkiye Cumhuriyeti’nin başta Büyük Millet Meclisi hükümeti adı ile sonra da gerçek ismi ile kurulması, Türk milliyetçiliği açısından Türkçülük idealinin gerçekleşmesi demektir. Çoğu Türkçülerin belki hayallerinde gerçekleşeceğini ümit bile edemedikleri idealdir. Türk dâhisinin gücü ile gerçek olmuş, milli Türkiye Devleti kurulmuştu. Türk Milliyetçileri Türk ismiyle ikinci devletlerini kurmuşlardı. Bu Türk ulusçuluğu için bir zaferdi. Yeni Türk devleti dilin Türkleşmesini, hukukun Türk hukuku olmasını ve bundan dolayı kadının çağdaş Türk kanunlarına uygun bir hürriyet kazanmasını, sanatın Türkçeleşmesini, yani şiirin, müziğin, resmin vb. milli ve ileri olmasını, kısaca Türk kültürünün yabancı etkilerden kurtulup kendi benliğini bulması için çabalıyordu.

Türkçülük veya Türk ulusçuluğu fikri siyasi bir parti değildir: ilmi, felsefi bedii bir okuldur. Bu sebepledir ki, Türkçülük, şimdiye kadar bir parti şeklinde siyasi mücadele meydanına atılmadı. Ancak, Türkçülük, büsbütün siyasi ülkücülere de tarafsız kalamaz. Çünkü Türk kültürü, siyasi ülkülere de sahiptir. Bu yüzden, Halk Fırkasının (Cumhuriyet Halk Partisi’nin) esasları Türkçülük esaslarıdır. Devletimize “Türkiye”, halkımıza “Türk Milleti”, adlarını bu fırka verdi. Müdafa-i Hukuk Cemiyeti Türkçülüğün siyasi programını tatbik etti. Bütün Türkçüler İstiklal Savaşı’nda vatanın müdafileri oldu.

Gökalp’ın Türkçülük programı “İstiklal Savaşı”ndan sonra Mustafa Kemal’in programı oldu. Hatta bazı konularda Mustafa Kemal, Gökalp’ı geride bıraktı. “Bir Türk dünyaya bedeldir” diyen Atatürk. Türk ırkını üstün tutuyordu. Türk ırkının damarlarında “asil kan” dolaşıyordu. “Muhterem milletime şunu tavsiye ederim ki, başına geçireceği insanların kanındaki asli cevheri tayin etmekten bir an uzak olmasın” sözleri Atatürk’e aitti. Atamız Söylevlerinde hep milletleşmekten bahsediyordu. “Bir ulusun inkılâbını, hazır elbise gibi giyme teşebbüsü, onu tatbik eden milletler için fena neticeler doğurmuştur” diyordu. Mahmut Esat Bozkurt’a verdiği “Türk inkılâbı Tarihi Enstitüsü” derslerinde “Türk ihtilali, öz Türklerin elinde kalmalıdır” diyordu.

Bugün Atatürk’ün kurduğu, Türk ulus devleti büyük bir tehlike altındadır. İktidarda Türk kimliğiyle kavgalı bir Parti olan AKP ve Türkiye’de 36 etnik grubun olduğundan söz eden ve Türkiye Cumhuriyetinin kurucu ulusu Türkleri etnik bir kimliğe indirgemek isteyen bir başbakan var. AKP’nin en önde gelen yönetici kadrosu, Türkiye Cumhuriyeti’ni laik devlet ve hukuk düzeni ile Misak-ı Milli’ye dayalı yurdu ve demokratik Türk ulusluğu temelleriyle benimsemiş değildir! Türk ulusçuluğunu bir etnik kimlik sayan, ülke bütünlüğü yerine “Eyalet sistemi” türünden dağılmaya açık gevşek bir yapıyı yeğleyen görüş sahibi olarak belirtmişlerdir.

AKP iktidarı Dış destekli yaptığı Kürt açılımıyla Ülkemizde Etnik ayrışmayı fitillemiş Ve Kürt Etnik ayrılıkçılığının alevlenmesine neden olmuştur. Türkiye yeni bir Sevr sürecine sokulmuştur. PKK terörü ve Kürt bölücülüğünün siyasallaşma çabaları, şeriatçı hareketin iktidara tırmanması ve Cumhurbaşkanlığı makamına kadar dayanması ve emperyalist destekli azınlık faaliyetlerinin artması bu Yeni Sevr’in temel belirleyicileri olarak karşımıza çıkıyor.

Osmanlı’nın son dönemlerinde işbirlikçi hilafetçi çizgisi, din kisvesi adı altında Türk ulusçuluğunu ortadan kaldırmak için emperyalistlerle işbirliği yapan güçler. Hilafetçiliğin yetersiz kaldığı noktada emperyalist güçler Kürtçü hareketi de devreye sokmuşlardır. Bugün dün Ulusal Kurtuluş savaşına karşı çıkıp emperyalistlerle işbirliği yapan güçlerin yeni versiyonları AKP-BDP-PKK-KCK Türk ulusçuluğunun ortadan kaldırılması için işbirliği içindedirler. Dün olduğu gibi bugünde Kürtçü hareket ve dinci gericilik arasında bir kader birlikteliği söz konusudur.

Şeriatçıların, Kürtçülerin, azınlıkların, Türk karşıtı faaliyetlerini durdurmak, bağımsız Türkiye’yi kurmak için tek yol çıkıyor karşımıza; Milli Mücadele bayrağını yükseltmek tüm ulusal güçlerin Türk ulusu etrafında tek ulusta birleşmeleridir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ