TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

MANSUR YAVAŞ’IN TAVRI PEYGAMBER’İN TAVRIDIR..

Ömer SAĞLAM

Mansur Yavaş’ın bu sabah (25.12.2019)  FOX TV’de İsmail Küçükkaya’nın programında anlattığına göre; Sinan Aygün, günlerdir ülkenin gündemini işgal eden problemin çözümü için, yani Mansur Yavaş ile arasını bulması için CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu devreye sokmaya çalışıyor.

Mansur Yavaş, Kılıçdaroğlu ile bu konuda yapmış olduğu görüşmede özet olarak diyor ki: “Sayın Genel Başkan, biz Ankara Büyükşehir Belediye Meclisi’nin (Ak Partililer de dahil) bütün üyeleri olarak, ranta geçit vermemek üzere karar aldık. Şimdiye kadar hiç bir ranta geçit vermedik. Bu konudaki kararları belediye meclisinde oy birliği ile aldık. Şimdi Sinan Aygün’ün talebini kabul edersek, emsal teşkil eder ve bunun arkası gelir. Biz hukuk ne derse onu uygulamakta kararlıyız…”

Kılıçdaroğlu Mansur Yavaş’a hak veriyor ve “Hukuku uygulayın” diyor.

Anlaşılıyor ki; CHP’li Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş, Ankara’daki imar rantlarına engel olma işine, CHP’li bir müteahhidin, iddiaya göre hukuka aykırı şekilde, yani mahkemenin iptal kararlarına rağmen elde ettiği ranta engel olarak başlıyor.

Bu tavır, aslında İslam Peygamberinin tavrıdır.

Hz. Peygamber de İslam’ın kötü görüp yasakladığı davranışlara ve uygulamalara, yakın akrabalarından başlayarak son vermiştir.

Ki; faiz ve kan davaları bunlardan sadece ikisidir.

Ünlü Veda Hutbesi’nde şöyle diyor Hz. Peygamber:

“Cahiliye döneminin faizli alışverişleri kaldırılmıştır. Kaldıracağım ilk faiz amcam Abbas b. Abdilmuttalib’in faizli alış verişlerindeki faizdir… Kıyamet gününe kadar Cahiliye döneminde var olan kan davaları kaldırılmıştır, Cahiliye döneminde var olan kan davaları kaldırılmıştır, kaldıracağımız ilk kan davası, Amir (İyâs) b. Rebîa b. el-Hâris b. Abdülmuttalib’in kan davasıdır…”

Görüldüğü gibi Hz. Peygamber’in kaldırdığı ilk faiz amcası Abbas’ın faiz alacağı ve dolayısıyla bu konuda rantına engel olduğu ilk kişi amcası Abbas’tır.

Kaldırdığı ilk kan davası da kuzeni Amir b. Rebiâ’nın kan davası ve dolayısıyla bu konuda alacağı kan bedelinden mahrum bırakmak suretiyle rantına engel olduğu ilk kişi de kuzeni Amir b. Rebiâ’dır.

Sinan Aygün’ün, düzenlemiş olduğu basın toplantısında Beyaz TV çalışanı olduğu söylenen muhabirin “Size çok net bir soru soracağım: O kişiler sizden 25 milyon lirası kendi ceplerine indirmek için mi istediler?” şeklindeki sorusuna “Hayır, öyle bir şey yoktur. Benden şöyle bir şey dediler, okulun bedeli 25 milyon tutuyor..” diyerek  rüşvet olmadığını itiraf ettiği 25 milyon TL üzerinden Mansur Yavaş’a çeşitli şekillerde yakıştırmalarda ve imalarda bulunanların tavrı ise tam bir “münafık”  tavrıdır ve bu kişiler, Hz. Peygamber’in “Sizden biriniz kendisine yapılmasını istemediği bir şeyi Mümin kardeşi için de istemedikçe gerçek anlamda iman etmiş sayılmaz” hadisi gereğince iman etmiş de sayılmazlar.

Bu konuda herkesi anlayabilirim, kimini dikkate bile almam kimini de mazur görebilirim. Ancak Nedim Şener’i asla mazur ve masum göremem. Zira o geçmişte Hrant Dink cinayeti konusunda dönemin egemenlerine karşı mücadele etmiş, bu sebeple uluslararası gazetecilik ödülü almış, zulme uğramış ve kumpasa maruz kalmış bir kişidir. Ekranlardan salya sümük kendisine zulmedildiğini anlatırken bütün millet gibi beni de masum olduğuna inandırmış ve kendisine destek yazısı yazmama sebep olmuştur[1].

Diyor ki; 25 Aralık tarihli ve “Yani FETÖ Herkesi Parsellemiş” başlıklı yazısında “Bu tartışmada herkes şu soruyu soruyor: Sinan Aygün 25 milyon lira ödese belediye inşaatı mühürler miydi, bu olay ortaya çıkar mıydı? Taraflar dahil herkesin ortak cevabı: Ödeme bir şekilde yapılsaydı bu olay asla ortaya çıkmazdı. Yani üstü kapanırdı. İşte sorudan daha korkunç olan ve usulsüzlüğün kanıksandığını gösteren cevap bu”[2]

Oysa ortada Sinan Aygün’den istenen bir para yok. Sadece yapmayı taahhüt ettiği 32 derslikli okulun maliyetine ilişkin olarak geyik muhabbeti türünden ortaya atılan bir rakam var. Dolayısıyla; tamamıyla Sinan Aygün’ün tek taraflı beyanına dayanan bu rakamı alıp, rüşvet miktarı gibi sunmak ve bu rakamla Mansur Yavaş ismini yan yana getirmeye çalışmak, daha doğrusu okuyucularının zihninde bu türlü soru işaretleri yaratmak, Nedim Şener’in gazeteciliğine yakışmamıştır! Umarım geçmişte yaşadığı haksız muameleleri tekrar yaşamak zorunda kalmaz. Zira içinde bulunduğu bu değişim, kendisine olan kamuoyu desteğini ve sempatisini yitirmesine sebep olmuştur…

Geçenlerde medyada okuduk; Mansur Yavaş, Londra’daki kızını ziyarete gittiğinde, lüks otellerde kalmak yerine kızı ve damadının yaşadığı bir oda bir salondan ibaret evlerinde kalıyormuş. Kızı ve damadı, yatak odalarını Mansur Yavaş’a ve eşine verip, kendileri salondaki koltuklarda uyuyorlarmış!

Peki, Sayın Mansur Yavaş, yönetmiş olduğu belediyeden ihale alan hangi Müteahhide söylese, bu müteahhit Mansur Yavaş ve ailesinin Londra’daki otel masraflarını karşılamaz? Bu ülkede değil müteahhitlere ihaleler verip para kazandıran ya da imar değişiklikleri yaparak rant sağlayan Belediye Başkanlarını, üst düzey yargı mensuplarının bile tatil masraflarını karşılayan müteahhitler ya da tatil masraflarını müteahhit ve iş adamlarına karşılatan üst düzey yargı mensupları çıkmadı mı?

Elbette İstanbul Cumhuriyet Başsavcı Vekili sıfatıyla görev yaptığı sırada, İstanbul’da faaliyette bulanan ünlü bir müteahhidin parasıyla Dubai’de tatil yapan Zekeriya Öz’den bahsediyorum. Peki bu ülkede tatil masraflarını müteahhitlere veya diğer iş adamlarına karşılatan tek kamu görevlisinin, FETÖ firarisi Zekeriya Öz olduğuna kim inanır?

Sinan Aygün ile Mansur Yavaş’ın arasını bulmak gibi bir gayretin içine girmeyerek, işi hukuka havale eden Sayın Kılıçdaroğlu’nu ve Ankara’daki imar rantlarına engel olma konusunda Mansur Yavaş’a tam destek verdikleri anlaşılan İktidar Partisine mensup olanlar dahil ABB’nin bütün meclis üyelerini içtenlikle tebrik ediyorum…

Önceki gün yayınlanan ve Sayın Sinan Aygün’ün de konuk olduğu “Tarafsız Bölge” programında yapılan konuşmalardan anladık ki; Sinan Aygün, ABB ile arasındaki ruhsat sorunun çözülmesi için CHP Genel Başkanı’ndan da yardım istemiş. Esasen Sayın Mansur Yavaş da bunu inkar etmiyor; çünkü yukarıda da zikredildiği üzere Kılıçdaroğlu ile bu konuyu konuşmuşlar.

Ancak Kılıçdaroğlu, konunun dışında kalmak ve hukuk tarafından çözülmesi için azami gayreti göstermiş/gösteriyor! Zira Sinan Aygün’ün aynı programda dediğine göre; Mansur Yavaş’a ulaşması için önce Bülent Kuşoğlu’na, arkasından da (Sinan Aygün’ün çok sevdiğini söylediği iki isim olan) Levent Gök ve Alper Taşdelen’e talimat vereceğini söylemiş ama adı geçenler Kemal Bey’in kendilerine böyle bir talimat vermediğini açıkladılar programa bağlanarak. Yani Kılıçdaroğlu, bir anlamda bu konuda Sinan Aygün’ü başından savmış gözüküyor. Zira eğer yukarıda ismi geçen kişilerle görüşmek isteseydi mutlaka kendilerine ulaşır ve konuyu çözmeleri için kendilerine gerekli talimatı verirdi.

Tarafsız Bölge programının yayını esnasında, program sunucusuna ABB Basın Merkezi’nden gönderilen yazılı mesaja göre; Sinan Aygün, Belediye Meclis Üyesi olan kız kardeşinin de delaletiyle belediyede bazı meclis üyeleriyle yapmış olduğu toplantıyla ilgili olarak,  Mansur Yavaş’ın Uğur Dündar’ın programında söylediği “Ben kendisiyle görüşmek istemiyorum. Birkaç kişi gidin kendisiyle görüşün ve gönderin” anlamındaki sözlerini, TOGO’da tesadüfen görüştüğü Av Haydar Demir ve Mühendis Berkay Gökçınar isimli iki meclis üyesine verilmiş bir talimat gibi aktarmaktadır. Mansur Yavaş’ın muarızı olanlar da bu talimatı bu şekilde ekranlardan köpürte köpürte aktarmaktadırlar kamu oyuna. Bunu en son yapan kişi de dün akşam yine CNN Türk’te Başak Şengün’ün sunduğu programa katılan gazeteci Latif Şimşek olmuştur. Gazetecilik sıfatını taşıyan bu insanlar, neden ısrarla bu türlü saptırmaların ve algı oluşturmaların içine girer bir türlü anlamıyorum. Oysa gazetecinin görevi, haberin doğruluğunu test ettikten sonra eğer yayınlanmasında kamu yararı varsa, yayınlamak olmalıdır.

Yine aynı programa telefonla bağlanan Belediye Meclisi üyesi Av. Haydar Demir’in anlattığına göre; Sinan Aygün’ün kardeşi de olan ABB’nin CHP’li Meclis Üyesi Sibel Aygün’ün daveti üzerine adı geçenin TOGO’daki bürosuna (iddiaya göre arkadaş ziyaretine) giden ABB Meclis Üyesi Mühendis Berkay Gökçınar, Av. Haydar Demir’i de yanında gelmesi için çağırıyor ve bu ikili TOGO’ya gidiyorlar. Binanın girişinde tesadüfen(!) Sinan Aygün’le karşılaşıyorlar.

Sinan Aygün, bu iki kişiyi aynı mekândaki kendi bürosuna davet ediyor ve onlar da nezaketen bu daveti kabul edip kardeşi Sibel Aygün’le birlikte Sinan Aygün’ün bürosuna gidiyorlar. Büroda bir nevi ayak üstü yapılan geyik türü muhabbet esnasında Sinan Aygün’ün yaptıracağı okulun konusu açılıyor ve belediye meclisi üyesi olan Berkay Gökçınar “Yapılacak okulun maliyeti bugünkü şartlarda en az 20-25 milyon eder” şeklinde rast gele bir rakam atıyor ortaya. Berkay Gökçınar’ın öylesine söylediği anlaşılan bu 25 milyon TL rakamı, dönüp dolaşıp, abartıla, köpürtüle rüşvet ambalajıyla sarmalanarak Mansur Yavaş’la yan yana getirilmek suretiyle kamu oyuna yansıtılıyor. Oysa Mansur Yavaş’ın bu arkadaş ziyaretinden, yani birisi avukat, birisi mühendis olan CHP’li iki meclis üyesinin, TOGO’ya gittiklerinden ve orada Sinan Aygün ile görüştüklerinden haberi bile yok! Netice olarak benim “Tarafsız Bölge” programında duyduklarımdan ve medyada yazılanlardan anladığım bundan ibarettir.

Mansur Yavaş cephesinin ileri sürdüğü iddialardan birisi de; aynı zamanda Sinan Aygün’ün, arsa sahibi TOGO’nun, ABB’nin ve ABB Eski Belediye Başkanı’nın avukatlığını yapan avukatın, Belediye’nin lehine olacak şekilde mahkemenin vermiş olduğu kararı, belediyeye bildirmeyerek ya da geç bildirerek, Sinan Aygün’ün inşaatlarının mühürlenmesine engel olduğu ve böylece inşaatın devam ederek ruhsat alınma seviyesine gelmesine yol açtığıdır. Avukat ise konuyla ilgili hemen bütün programlara telefonla bağlanarak “Avukat olarak görevinin aldığı davayı sonuçlanıncaya kadar takip etmek olduğunu ve avukatın müvekkilini bilgilendirmek gibi bir görevi bulunmadığını, müvekkil eğer isterse gelip davası konusunda avukatından bilgi alabileceğini…” söylüyor ve dava ile ilgili olarak kendi görev sınırını anlatmaya çalışıyor. Bu konuyu çözmek de elbette mahkemelerin görevidir.

Bu konuda herhangi bir yoruma girmeksizin demek isteriz ki:

TBB tarafından kabul edilen Avukatlık Meslek Kuralları’nın 35. maddesinde şöyle denilmektedir: “Avukat aynı davada, birinin savunması öbürünün savunmasına zarar verebilecek durumda olan iki kişinin birden vekaletini kabul etmez”

***

Av. Baran Doğan, “Avukatlık Meslek Kuralları” başlıklı yazısında “Avukat ve Menfaatlerin Çatışması” ara başlığı altında diyor ki:

“Savunduğu birden fazla müvekkilinin menfaatleri arasında çatışma meydana geleceğini gören avukat, aynı dava veya işte birden fazla müvekkili temsilen avukatlık yapamaz. Menfaat çatışması ortaya çıktığında veya bağımsızlığı zedelendiğinde avukat müvekkillerinin o davadaki işlerini bırakmak zorundadır. Yeni müvekkilinin işinde eski müvekkilinin sırları ortaya çıkacaksa avukat işi reddetmekle yükümlüdür.”[3]

***

1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun “Avukatın Yükümlülükleri” başlığını taşıyan 34. maddesinde ise şöyle denilmektedir:

“Avukatlar, yüklendikleri görevleri bu görevin kutsallığına yakışır bir şekilde özen, doğruluk ve onur içinde yerine getirmek ve avukatlık unvanının gerektirdiği saygı ve güvene uygun biçimde davranmak ve Türkiye Barolar Birliğince belirlenen meslek kurallarına uymakla yükümlüdürler”

***

Pek çok hukuki kaynakta avukatların uyacakları meslek kuralları anlatılırken avukatların bir sorumluluğunun da “Müvekkili Aydınlatmak” olduğu söylenmekte ve konu şu ifadelerle açıklanmaktadır:

“Avukat yargılamanın her aşamasında müvekkili ile diyalog içinde olmalı ve yargılamanın gidişatı, davanın risk ve avantajları, kararı, karar karşı başvurulacak kanun yollarını, teklif edilen sulhler, kabuller konusunda, hükmün icrasındaki usul, süre gibi konularda müvekkilini aydınlatmalı ve onun görüş ve kararlarını almalıdır… Avukat aldığı tüm davalarda davanın gerektirdiği tüm hukuki bilgiyi edinmek zorundadır. Dava yabancı kanunların bilinmesini gerektirse dahi bu durum değişmez. Avukat aldığı davayla ilgili de aydınlanma yükümlülüğü altındadır. Davaya ilişkin tüm bilgileri müvekkilinden almalı, iş sahibinin çıkarlarının koruması açısından gerekli bilgileri iş sahibinden edinmelidir. İş sahibinden gerekli bilgileri istediğini ispat yükü avukattadır…”[4]

***

Görebildiğim kadarıyla; Sayın Mansur Yavaş Ankaralıya hizmet etmek konusunda samimidir. Göreve geldikten sonra, atık su bedellerini %50 oranında indirerek suyu ucuzlatması, hazır kartlı doğalgaz sayaçlarındaki doğalgaz miktarının mükerreren faturalandırılarak fiyat farkı tahsil edilmesinin önüne geçmesi Ankara’da oturan bir vatandaş olarak beni mutlu etmiştir. Bir vatandaş olarak “MAVİ MASA” uygulamasına yaptığım her müracaatıma anında cevap verilmesi ve dile getirdiğim kamuyu ilgilendiren problemlere (sokaktaki kırılan betondan mamul rögar kapaklarının yenilenmesi gibi) küçük de olsa anında müdahale edilmesi, bir vatandaş olarak beni sevindirmektedir.

Umarım hadise tamamıyla Sayın Yavaş’ın anlattığı gibidir. Umarım Sayın Aygün de hukukun verdiği kararlara uygun olarak milletine hizmet etmeye, üretmeye ve insanımıza ekmek vermeye devam eder. Unutulmasın ki; bu ülke hepimizindir ve başka Türkiye de yoktur. Adaletin olmadığı yerde ise ne devlet nizamı kalır ne de toplumsal düzen kalır…

25 Aralık 2019


[1] https://www.turkishnews.com/tr/content/2012/03/24/nedim-sener-ve-halepli-abdurrahim-efendi-davasi/
[2] http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/nedim-sener/yani-feto-herkesi-parsellemis-41405201,
[3] https://barandogan.av.tr/blog/ceza-hukuku/avukat-ve-ab-avukatlik-meslek-kurallari.html,
[4] Bkz. Av.Levent Uysal, “Avukatın Hak ve Yükümlülükleri” başlıklı makalesi, http://www.turkhukuksitesi.com/makale_1272.htm
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ