TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL

Türk soylu topluluklar, Türk köküne bağlı halklar iki ana kolda gelişip yayıldılar: Oğuz ve Kıpçak.. Oğuz grubu yirmi dört boy olup, Kaşgarlı Mahmud’dan başlayarak bu konuda haklarında epeyce milli kaynak bulunan bir dünyadır. Diğer taraftan Asya’nın kuzey doğusundan kuzey batısına, Doğu Avrupa’ya- hatta Batı Avrupa’ya – Kafkaslara yerleşmiş olan Kıpçak kökenli halklar da yirmidört boydur. Oğuzlarda olduğu gibi Kıpçak kökenli toplulukların da yirmi dört ayrı damga/tamga/tamka sahibi olduklarını biliyoruz; ancak Türkiye’de bu konularla ilgili bilimlik kamuoyu sayılacak birikime sahip değiliz, ne yazık ki…

Anadolu’da yaşayan Türk topluluklarının Türk dünyasındaki soydaşlarıyla ilgili bağlar açısından, tarihi,sosyolojik ve etnografik verilerinin yeniden araştırılıp değerlendirilmesi gerekmektedir.

Biz merasimlerde, ayinlere yatkın olmayan, sadece ve samimi Müslüman Anadolu Türkleriyiz. Anadolu’da bin yılık bir geçmişimiz var; bu geçmişin oluşturduğu zengin tarih ve zengin sosyokültürel hayat, dostlarımızın hayranlık duyup övüneceği, düşmanlarımızın haset edip dövüneceği kadar “özel” bir dünyadır.

Sosyo kültürel hayat alanındaki inanmalara bağlı merasimlerin büyük bir kısmı, Atayurt’tan, “Eski yurt’tan taşıyıp getirdiklerimizdir. Anadolu Türklüğü bin yıldan fazla bir zamandır buraya göçen soydaşlarımızdan oluşuyor. Pek az kısmı 1070 öncesinde, yüzde yetmişlik bölümü 1070’ten sonraki   225 yıl içinde, geri kalan kısmı ise, 1300’den sonra Anadolu’ya gelen Türk soylu halklar, hemen geldikleri Atayurt bakımından, hem izledikleri göç yolu açısından farklılıklar taşıyorlar. Bu farklılıklara yollarda karşılaştıkları, etkileyip etkilendikleri kültürler ile burada vatandıştırdıkları yerlerin bölgesi yüzünden oluşan farklılaşmaları da ilave etmek gerekir. Bu farklılıkların benzeşmezlik ölçüsünde olmadığını özelikle vurgulamalıyız . Bu yüzden, yaşayan kültürümüz içindeki inanmalara bağlı merasimlerin ve bu merasimlere ait ” gerekçe” lerin Türk duyuş, düşünüş ve kabulleniş ortak paydasına bağlı olması tabidir.

Türk duyuş, düşünüş, kabulleniş ve davranış dünyasının ortak paydasında yer alan merasimler konusunda ” Türk Adet ve İnanmalarına Bağlı Törenleri esas alan derli toplu bir araştırma veya ansiklopedik sözlüğümüz de ne yazıyor ki yoktur. Anadolu ölçeğine böyle bir kaynak esere ihtiyaç olduğu gibi, Türk soylu halklar arasındaki ortaklıklar göstermek açısından da aynı konuyu ihtiva eden kitaplar yazılması gerektiğini kimse reddedemez.

Bu ortaklıklardan biri, Nevruz’dur . Nevruz, Gök Tanrı (Şamanlık, Kamlık) dini çevresinde, tabiat, Tanrı, insan münasebetlerinin işaretlerini toplayan en eski törenimizdir.

Tabiat, zaman unsuruna göre, insana yiyecek, giyecek, hayat sunan bir ortamdır. Zaman, önce mevsimlere bağlı olarak canlıları ve cansızları da farklılaştıran bir oluşumdur.

İnsan, tabiattan ve zamandan, çalıştığı ölçüde, hakkını ve hissesini alan, Tanrısına teşekkür eden, başka insanlarla bir düzen kuran, düşünen ve inanan bir canlı.

Tanrı ise, yaratan, yaratığını yargılayan, esirgeyen, bağışlayan, koruyan, varlıklar üstü bir özel varlık…

Yeni Kün/ Yeni Gün Bayramı, işte bu çerçevede, Türklerin tabiatın dirilişini alkışladığı, yıl esaslı zaman değişiminin başlangıcı saydığı; değişmeler için Tanrı’ya şükrünü ifade ettiği özel bir törendir.

Bir taraftan destan ve efsanelere dayanarak yaşayan, diğer taraftan her yılın İlkbaharı’nda tabiat hadiseleriyle birlikte Türk Dünyası’nda yeniden diriliş, canlanış şenliği olarak yaşatılan Sultan Nevruz.. Zamanın Sultanı…

Nevruz’un; Navroz, Novruz, Sultan-ı Navrız, Sultan Nevruz, Navrez, Nevris, Naurus, Noruz, Norus, Ulustın Ulu Küni, Ulusun Ulu Günü, Ulı Kün, Ergenekon, Egen (Erkin) kün, Bozkurt, Yeni Gün, Mart Dokuzu, Mereke, Mevris ve Meyram olmak üzere Türk Dünyası’nda yirmibeşi aşkın ismi vardır.

Bu kutlama, sarı, kırmızı, yeşil yan yana gelmesiyle oluşan sembolleşmeyle tamamlanır gibidir. Kırgızlar’ın Manas kutlamalarında, Türkmenler’in ” Su Bayramı’nda sarı, kırmızı, yeşil bayraklarla geçişini o ülkelerde görünce, rahatlamıştım: Türkiye’deki bir takım insanlar da bir gün bunları görür, öğrenir, diye sevinmiştim.

Bu kavramı, ideolojinin, ideolojik-politik militanlığının elinde oradan oraya savrulan bir fitne malzemesi, bir slogan olmaktan kurtarıp, bilimin ölçüleriyle aydınlatmak gerekir. Atatürk Kültür Merkezi olarak biz, 1995 yılın bu konuda gösterilmekte biraz da geç kalınan idrakin ve hassasiyetin bir örneğini sergilemiş, Nevruz Bilgi Şöleni’nin bildirilerini kitaplaştırmıştık. 1996 yılın da, renkler konusun da meselemizin içine alarak, ilkine oranla bir hayli genişletilmiş ” Türk Dünyasın da Nevruz ve Renkler İkinci Bilgi Şöleni’mizi gerçekleştirdik. Bu bilgi şöleninin birbirinden değerli bildirilerini de bir cilt halinde yayınladık.

Türk Dünyasının gün ışığıyla yıkanmayı bekleyen nice ortak değerlerinden biri olan Nevruz’u , Türk dünyası olarak değerlerinden biri olan Nevruz’u, Türk dünyası olarak hepimizin atalarımızdan miras aldığımız hoşgörüyü, temizliği, saflığı, sevgiyi, birleşmeyi, bütünleşmeyi yeniden tesis edip aleme duyurduğumuz bu güzel bayramı, Özbek, Kırgız, Tatar, Türkmen, Kumuk, Azeri soydaşlarımızla bir araya gelip aydınlığa çıkarmaya katkıda bulunmakla, atalarımızı gülümsettiğimize inanıyoruz.

Renk veya don/ton, yahut boyag/boyah kelimeleri güneş ışığının varlıklardaki emilmesiyle ilgili bir durum. Tabiattaki bu ana renkler ki yedi tane olduğu kabul edilir- yanındaki bugün bilgisayar aracılığıyla üç bini aşkın renk elde edilebilmektedir.

Halkaların ve kültürlerin renklere yaklaşımı birbirinden farklıdır; ancak, asıl farklılık renkleri bir araya getirişleri sırasındadır. Sarı, kırmızı ve yeşil bir inanış ve varlık dünyasını yorumlayış sonucunda, yeşili, dirilik, tazelik, gençlik; sarıyı, merkeze, hükümranlık; kırmızıyı, Tanrı, koruyucu ruh, ocak (ev), dirlik, bağımsızlık, hürriyet anlamlarının sembolü halinde yorumlayan sadece Türk kökenli halklardır.

Bu konularda ilgili bir tebliğini geliştirmesini istirham ettiğim Atatürk Yüksek Kurumu’nun değerli başkanı kültür tarihimizin seçkin araştırıcılarından, aziz Prof. Dr. Reşat Genç beni kırmadı. Genişletilmiş tebliğlerini kitap düzeninde bastırırken, ilgili resimleri de ilave ettik.

Bayramlarımız, bütünlüğümüz, renklerimiz konusundaki fitnenin bitmesine vesile olmak arzu ve dileğiyle bu kitapçığı basarken, dostluk ve destekleri için Sayın Reşat Genç’e, Sayın Selahattin Yücel’e ve Tanıtma Fonu üyeleri ile Mehmet Biler’e alenen teşekkürler ediyorum.

Prof. Dr. Sadık TURAL

Atatürk Kültür Merkezi Başkanı

TuRK-iNANIsLARI-iLE-MiLLi-GELENEKLERiNDE-RENKLER-VE-SARI-KIRMIZI-YEsiL

TAM SAYFA GÖRÜNÜMÜ

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.