BİR HAFIZA ANITIMIZ DAHA: AHMET HULUSİ EFENDİ

Cihan DURA

Yazarın şu ana kadar yazılmış 119 makalesi bulunuyor.

Cihan_Dura055

Tarih 15 Mayıs 1919… Bir Yunan tümeni bir İngiliz savaş gemisinin koruması altında İzmir’e çıkıyor. 

Denizli… Halk, başlarında Müftü Ahmet Hulusi Efendi, şehrin çeşitli yerlerinde gruplar halinde toplanmakta…. Bu gruplarla Denizli’nin köylerinden gelenler Bayramyeri’nde birleşiyor. Kayalık Camii’ndeki sancak çıkartılarak sokaklarda tekbirlerle dolaştırılıyor. İlk protesto mitingi bu…, işgalden yaklaşık dört saat sonra sabah namazının ardından Denizli’de gerçekleştiriliyor!

Ahmet Hulusi Efendi, Belediye Başkanı Hacı Tevfik Bey ve Mutasarrıf Faik Bey Belediye binasının balkonunda yerlerini almıştır. Hulusi Efendi kalabalığa hitap eder. Yunanlıların İzmir’i işgalini şiddetle protesto edip Denizli halkını büyük tehlike karşısında mücadeleye çağırır. “Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir!”  diyerek Millî Mücadele’nin ilk “cihat” fetvasını verir!

Ahmet Hulusi Efendi 1861’de Denizli’de doğdu. Babası Denizli Müftüsü Osman Efendi’dir. Medrese tahsili ve hocalığının ardından Osmanlı yüksek uleması hiyerarşisinde önemli bir konum olan “sahn müderrisliği”ne kadar yükseldi. 1918’de babasının vefatı üzerine Denizli Müftüsü oldu. Aynı yıl başlayan Denizli Milli Mücadele Hareketi’nde önemli rol aldı.

‘***’

İşgalden iki ay kadar öncedir,  Tarih Şubat 1919… Paris’te bir araya gelen Îtilâf devletleri şu kararı alıyor: Balıkesir, Aydın ve İzmir Yunanistan’a verilecek. Karar İzmir başta olmak üzere Türkiye’de büyük infiale sebep oluyor. Vali ve 17. Kolordu Komutanı olan Nurettin Paşa’nın da desteğinde, Müdafaa-i Hukuku Osmaniye Cemiyeti’nin önderliğinde, İzmir’de bir kongre toplanması kararlaştırılıyor. Kongreye Balıkesir, Aydın ve Denizli livalarından delegeler de katılıyor. Denizli’den gönderilen delegelerden biri Ahmet Hulûsi Efendi’dir.

Başkanlığını Nurettin Paşa’nın yaptığı Kongre’nin kararı şudur: İlhak gerçekleştiği takdirde direnilecek, bu amaçla bir teşkilât kurulacak. Paşa’nın İzmir’in Yunanistan’a verilmesi halinde silahlı savunma yapacağını söylediği sırada, Ahmet Hulûsi Efendi söz alır, şunları söyler: Paşa hazretleri! Sizin yurtseverliğiniz, bilinen ve yadsınmaz bir gerçektir. Ne var ki, İstanbul işgal altındadır. Hükümet, müttefiklerin arzularının dışına çıkamaz.  Buradaki Hıristiyan unsurlar işgal kuvvetleriyle temas hâlindedir. Sizin burada fiilî direniş için girişeceğiniz her hareketi onlara bildirirler. Onlar da hükümete tesir ederek, girişiminizi sonuçsuz bırakırlar. Bakınız, Rum papazlarından Metropolit Hrisostomos daha şimdiden şehrin fahrî valisi gibi hareket etmeye soyunmuş, Yunan işgalinin hazırlıklarına başlamış bulunmaktadır. Bu takdirde istirham ederim, İstanbul’a gitmeyiniz. Denizli’ye geliniz, bizler gerekli her şeyi temin etmeye hazırız. Yeter ki, başımızda sizin gibi deneyim ve mevkii güven veren bir kumandan bulunsun.

Ahmet Hulûsi Efendi’nin söyledikleri çok geçmeden aynen gerçekleşti: Nurettin Paşa görevinden alındı. Yerine, valiliğe Kambur İzzet, Kolordu kumandanlığına da emekli paşalardan Nâdir Paşa atandı.

‘***’

Ahmet Hulûsi Efendi buna rağmen umutsuzluğa kapılmadı. İzmir Redd-i İlhak Kongresi’nden döndükten hemen sonra yoğun bir teşkilatlanma çabasına girişti. Yaklaşan tehlikenin büyüklüğünü ve vahametini halka anlatmak üzere Denizli yöresinin bütün kasaba ve köylerini dolaştı. İzmir’de alınan kararlar doğrultusunda halkı bilinçlendirmeye, mücadele fikrini aşılamaya çalıştı.  Denizli sancağının kazaları olan Acıpayam, Buldan, Sarayköy, Tavas ve Çal’da, özellikle müftü ve müderrislerle eşrafın öncülük ettiği heyetlerin kurulmasını sağladı. Kaçınılmaz olan Yunan işgali karşısında neler yapılması gerektiğini önceden düşünüp gerekli önlemlerin alınması için çevresini uyardı.

Bu arada beklenen akıbet gerçekleşti. İzmir 15 Mayıs 1919 Perşembe sabahı Yunanlılar tarafından işgal edildi. Haber Denizli’ye ulaştığı zaman irkilmeyen, ümitsizliğe kapılıp yıkılmayan tek insan, belki de Ahmed Hulûsi Efendi’ydi. Çünkü o, neyin olacağını önceden biliyordu. Din, vatan ve namus uğruna neler yapılması gerektiğini önceden düşünmüş ve planlamış bulunuyordu.

İşgal üzerine ilk iş olarak Denizli’de bir protesto mitingi düzenledi. Müftülük dairesinin yakınındaki camide bulunan Sancak-ı Şerif’i, yerinden tekbirlerle indirdi. Etrafında şehrin ileri gelen din adamları olduğu halde dışarda bekleşen kalabalığın önüne geçti. Belediye binasının bulunduğu Bayram yerine doğru yürüdü. Tekbir seslerini işiten halk, işini gücünü bırakarak aynı yere koşuyordu. Müftü Hulûsi Efendi meydanı doldurmuş bulunan Denizlililere hitaben şu konuşmayı yaptı (bugünkü dille):

Saygıdeğer Denizlililer,

Bugün sabahın erken saatlerinde İzmir, Yunanlılar tarafından işgal edilmiştir. Bu tecavüze karşı hareketsiz kalmak, din ve devlete ihanettir. Vatana karşı işlenecek cürümlerin Allah ve tarih önünde affı imkânsız günahtır. Cihat, tam anlamıyla oluşmuş dinî farize olarak karşımızdadır.

Hemşehrilerim, karşımıza çıkarılan dünkü uyruğumuz Yunan’a biz mağlup olmadık. Onlar öteki düşmanlarımızın aracıdır. Yunan’ın bir Türk beldesini ellerine geçirmelerinin ne anlama geldiğini, İzmir’de şu birkaç saat içinde işlenen cinayetler gösteriyor.

Silahımız olmayabilir. Topsuz tüfeksiz, sapan taşlarıyla da düşmanın karşısına çıkacağız. İstiklal aşkı, vatan sevgisi, duyarlılık bilincimizle, kalbimizdeki iman ile mücadelemizin sonunda zaferi kazanacağız. Bu uğurda canını verenler şehit, kalanlar gazidir. Bu mutlak olarak mukaddes cihat’tır.

Sizlere vatanımızı düşmana teslim etmenin kaçınılmaz olduğunu söyleyenler, düşmanın tutsağı olanlardır. Onlar irade ve kararlarına sahip değildir. Bu durumda, onların emri ve fetvası aklen ve şer’an caiz, makbul ve geçerli değildir. Meşru olan, yalnızca vatan savunması ve bağımsızlık uğrunda cihattır.

Korkmayınız! Meyus olmayınız! Bu livay-ı hamd’in altında toplanınız ve mücadeleye hazırlanınız. Müftünüz olarak mukaddes cihat fetvasını ilan ve tebliğ ediyorum.

Bu konuşma yalnız Denizli’de değil, şehrin ilçelerinde de etkili oldu. Oralarda da mitingler yapılmaya, protestolar çekilmeye başladı. Ahmet Hulûsi Efendi yalnız Denizli için değil, bütün civar il ve ilçeleri de içine alan bir millî direniş hareketi başlatmak istiyordu. Bu amaçla güvendiği adamlarını göndererek Aydın ve Nazilli ile temasa geçti. Bir savunma teşkilatı kurdu. Denizli Kuvayı Milliyesi adını alan teşkilatın yönetimi ile yakından ilgilendi.

 ‘***’

Müftü Efendi’nin gerek Denizli’de, gerekse çevresinde yaptığı Kuvayı Milliye çalışmaları, İstanbul hükümetinin dikkatinin, yöreye çevrilmesine neden oldu. Hükümet 21 Temmuz 1919 tarihli telgrafıyla Kuvayı Milliye’nin dağıtılmasını istedi. Ahmet Hulusİ Efendi Heyeti Milliye başkanı olarak, İstanbul Hükümeti’ne ulaştırılmak üzere Denizli Mutasarrıflığı’na yazdığı 5 Ağustos 1919 tarihli yazısında Yunanlıların işledikleri cinayetleri sayarak, İstanbul Hükümeti’nin bu cinayetler karşısında ilgisiz kaldığını, vatanlarını ve canlarını kurtarmak için mücadele verdiklerini, bu mücadeleden vazgeçmelerinin asla söz konusu olmadığını sert bir dille bildirdi. İstanbul Hükümeti, Kuva-yı Milliye’nin dağıtılmasını beklerken, aksine millî hareketin Denizli’de daha da gelişmesinden ve özellikle Müftü Efendi’nin sert cevabından dolayı telaşa kapıldı. Sadrazam Damat Ferit, daha etkili bir tavır takınmak gereğini duydu. Jandarma Genel Komutanı Ali Kemal Paşa’yı, durumu yerinde incelemesi ve gerekli önlemleri alması için yöreye gönderdi.

Ne var ki, hükümet ne yaptıysa, bir sonuç alamadı. Ahmet Hulusi Efendi’yi görevinden alma girişiminde bulundu. İstanbul hükümetine bağlı bazı memurlarla, İtilaf devletleri temsilcileri de Müftü Ahmet Hulusİ Efendi’nin çalışmalarını engellemeye çalıştılar. Bu amaçla, bir İngiliz subayı Denizli’ye gönderildi. Müftü Efendi’nin çalışmalarından Denizli Rumları da rahatsızlık duyuyordu. Hatta “Nasıl olsa Denizli Yunan kuvvetlerinin eline geçecek. O zaman sarığını başına dolayıp cesedini Denizli sokaklarında gezdiririz” diyerek tehditler savurdular.

‘***’

Bütün bu engelleme girişimlerine rağmen Müftü Ahmet Hulusi Efendi tek bir geri adım atmadı; Milli Mücadele için son derece önemli olan hizmetlerde bulunmaya devam etti. 58 yaşında olmasına rağmen, önce Dinar’a, daha sonra da Afyonkarahisar’a geçerek buralarda, hem milli örgütler kurulmasını sağladı, hem de Kuva-yı Milliye için silah ve cephane temin etti. Diğer müftü, vaiz ve müderrislerle temasa geçerek silahlı çeteler oluşturup, ilerleyen Yunan kıtaları karşısında bir direniş cephesi kurmaları için onları harekete geçirdi. Bölgede efeler, yedek ve emekli subaylar ile halktan kimseler, yerel müftülerin yönettiği teşkilâta kaydedilerek kısa zamanda savaşa hazır duruma getirildiler.

Ahmet Hulûsi Efendi, Yunanlıların Nazilli’ye girmeleri üzerine emrindeki kuvvetle derhal harekete geçti. Nazilli’de bulunan Yunan kumandanı üç beş bin kişilik bir kuvvetin üzerine geldiğini haber alınca, kenti terk ederek Aydın istikametine çekildi. Müftü Hulûsi Efendi kumandasındaki milis kuvvetleri Nazilli’yi kolaylıkla ele geçirdiler. Fakat burada durmadılar, Aydın’a doğru gerilemiş bulunan Yunan kuvvetlerini takibe başladılar. Nazilli’de ve yol boyunca uğranılan her köyde toplanan halka heyecanlı nutuklar îrat eden Müftü Efendi, emrindeki kuvveti giderek artırıyordu.

Sonuçta gösterdiği gayret, şevk ve inançla Aydın’ı Yunanlılardan geri almayı başardı. Ardından, kuvvetlerinin yönetimi işini kumandanlık nitelikleriyle tanınan Demirci Mehmet Efe’ye bıraktı. Ne var ki, bu sırada toparlanmış olan Yunanlılar büyük kuvvetlerle geri gelerek Aydın’ı tekrar işgal ettiler, katliamlar yaptılar. Bölgede tam bir ölüm kalım mücadelesi başladı. Ahmet Hulûsi Efendi çarpışmalara bir nefer gibi bizzat katıldı. Topladığı gönüllüleri, milis kuvvetlerini vaazlarıyla destekledi. Böylece Denizli bölgesinde Yunan ilerleyişine set çekti. Bir görüşe göre “eğer bu savunma hattı olmasaydı, Ankara düzenli askerî birlikler kurulmadan önce Yunanlıların eline geçebilirdi.”

O sıralarda Mustafa Kemal Paşa da Samsun’a ayak basmış, Amasya genelgesini yayımlamış bulunuyordu. Müftü Efendi bu haberi duyunca, “işte” der etrafındakilere, “memleketi kurtaracak adam budur.” Erzurum’a, Sivas’a Ankara’ya destek verir. Vahdettin’in şeyhülislamı Dürrizade’nin fetvasına karşı, Mustafa Kemal Paşa’yı ve Millî Mücadele’yi destekleyen Anadolu ulemasının fetvasına Nisan 1920’de hiç çekinmeden imzasını koyar.

Ahmet Hulûsi Efendi Kurtuluş Savaşı’nın kazanıldıktan sonra siyasetten uzak durdu. 22 Kasım 1931’de yetmiş yaşında hayata gözlerini yumdu. Bu vatansever, milliyetçi din adamı kahramanlar listesinde şerefli yerini aldı. Adı ve yiğit ruhu, kendi semti olan Kayalık Mahallesi İlkokulunda, “Ahmet Hulusi İlkokulu” olarak anıtlaşmıştır. Denizli kabristanındaki mezar taşında “Millî Mücadele’nin ilk alemdarı Denizli Müftüsü Ahmet Hulûsi Efendi burada yatıyor” diye yazılıdır.

‘***’

Yukardaki açıklamalardan başlıca şu bulgu ve sonuçlara varıyorum:

– “Ahmet Hulusi Efendi Millî Mücadele’nin ilk cihat fetvasını veren yurtsever bir hocamızdır. Yunan işgal ve istilasına karşı, bölgede ilk protesto mitingi yapan ve direnişe geçen, ‘Düşmana karşı koymak farz-ı ayındır’ diyerek fetva veren bir ulusal kahramandır.”

– Teşkilatçıdır, her şeyi önceden düşünüp hazırlığını yapıyor. Halkla iç içedir, halkı aydınlatıyor. Asla umutsuzluğa kapılmıyor; onun bu niteliği Atatürk’ün şu sözünü hatırlatır insana: “Umutsuz durum yoktur, umutsuz insan vardır. Ben hiçbir zaman umudumu yitirmedim.”

– Ahmet Hulusi Efendi yerel boyutta bir Mustafa Kemal gibidir: Ülkenin durumunu, İstanbul hükümetinin icraatını takip ediyor, değerlendiriyor. Sonuçlar çıkartıyor. Gelecekte olacakları görebiliyor. Kurtuluşun ancak silahlı mücadele ile olacağına inanıyor. Teslimiyetçi İstanbul hükümeti hakkında doğru teşhisi yapıyor.

– Geniş çaplı bir millî direniş hareketi öngörmesi, bu amaçla bir savunma teşkilatı kurması, çevre kentler ile temasa geçmesi, İstanbul hükümetine karşı çıkması, bölgesel direnişin başına bizzat geçmesi, gerektiğinde bir nefer gibi çarpışması anlamlıdır. Bunlar girişiminin, bölgesel çapta bir Mustafa Kemal harekâtı olduğu izlenimini verir. Tarihçilerimiz gerekli ilgiyi gösterip Ahmet Hulusi Efendi ve Millî Mücadele’ye olan hizmetleri üzerinde ciddî araştırmalar yapmalıdır.

Prof. Dr. Cihan DURA

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. TC Oktay Ilgun dedi ki:

    defalarca okunması gereken bir makale.işte asıl kahramanları anlatan bir yazı…

BİR YORUM YAZ