TÜRKLER VE AFGAN SAVAŞI (1979-2001)

0 11

Conrad SCHETTER

1978’de komünist Afganistan Demokratik Halk Partisi’nin (ADHP) başa geçmesi ve radikal toplumsal ve iktisadi reformları uygulaması, ülkeyi geniş çaplı bir ayaklanmaya sürükledi. Sarsılan ADHP iktidarını sürdürmek için Sovyetler Birliği’nin Kızılordusu, 1979’un son günlerinde Afganistan’ı işgal etti. Bu işgal, günümüzde de devam etmekte olan savaşın patlak vermesine sebep oldu. Yaklaşık iki milyon savaş kurbanı, sekiz milyondan fazla Afganın ülkeyi terk etmesi, bütün alanların yok edilmesi, Afgan toplumunu temelinden değiştirdi.

Bu makalenin amacı, Afganistan’daki Türk nüfusunun savaş şartlarından ne ölçüde etkilendiğini açıklamaktır. Aşağıdaki araştırmam, başlıca Türk kavimleri olan, Özbekler, Türkmenler, Kızılbaşlar ve Kırgızlar üzerinde yoğunlaşmaktadır.

1. Afganların Kitlesel Göçü

1979’dan bu yana devam etmekte olan savaşın sonuçlarından biri, İkinci Dünya Savaşı’ndan beri görülmüş en büyük göç olan birkaç milyon Afganlının komşu ülkeler, İran ve Pakistan’a sığınmaları olmuştur. Peştuların bu kaçışta sayıca en fazla olmalarının yanında, Doğu Afganistan’daki Vahan Koridorunda göçebe olarak yaşayan Kırgızların ülkeden kaçan ilk gruplardan biri olduğu, belirtilmesi gereken bir husustur. Göçebe olarak yaşayan Kırgızlar, daha 1978’de Pakistan’a göç etmişlerdi. Kırgızlar istisna, dış ülkelerde yaşayan Afganlılar arasında Türk nüfusunun sayısı daha az gösterilmiştir. Türkler Afganistan’ın kuzeyindeki ovalarda yaşadıklarından ülkeden kaçmak için diğer Afganlıların çoğuna göre daha fazla mesafe kat etmek ve Hindikuş dağları gibi birçok fiziki engeli aşmak durumunda kalmışlardır. Üstelik Türkler için Peştulara ve Farsça konuşan Taciklere nazaran kültürel engeller daha da büyüktü. Çünkü Farsça ve Peştuca İran ve Pakistan’da konuşulmaktaydı. Bu bağlamda Türkiye’nin de 1982 sonbaharında 3811 Türk asıllı Afgan muhacirini kabul ettiğini ve derhal Türk vatandaşlığını verdiğini zikretmek gereklidir. 1987 sonbaharında ise Afgan muhacirlerinin Türkiye’deki sayısı 4.500’lere ulaşmıştır. Yaklaşık 2000 kişi yukarda zikredilen göçebe Kırgızlara mensuptular. Diğerleri ise Türkmen, Özbek veya Kazaklardan müteşekkildi. Bunların çoğu Güneydoğu Anadolu Bölgesi’ne yerleştirildiler ve kendilerine Türk hükümeti tarafından düşük ve düzenli bir ödeme yapıldı.[1]

Kitlesel göçe bağlı olarak Afganistan’ın etnik dağılımı geçmişte Afgan hükümetinde, hakim güç ve en büyük etnik grup olan Peştuların aleyhine, diğer azınlıklarınsa lehine değişti. 1980’lerde Türk nüfusunun ülke çapındaki oranı %10-12’den %15-20’ye yükseldi.[2] Özellikle Afganistan’ın kuzeyindeki etnik dağılım tamamen değişti. Savaşın başlamasıyla birlikte Afgan hükümetinin, 20. yüzyılın ilk yarısında, üzerinde Özbeklerin yaşadığı verimli Kuzey Afganistan topraklarına yerleştirdiği Peştular, Pakistan’a veya geldikleri yer olan Güney Afganistan’a göç ettiler. Yer değiştirmelerinin sebebini ise savaş şartlarında Özbek komşularının arasında kendilerini güvende hissetmedikleri şeklinde ifade ettiler.[3] Peştuların bölgeden ayrılması neticesinde, 1980’lerden beri Türkmen ve Özbekler Kuzey Afganistan’da sayıca çoğalmışlardır. Türkmen ve Özbekler Peştuların geriye bıraktıkları verimli arazileri işgal etmişlerdir. İran ve Pakistan’da bulunan mülteci kamplarındaki Türklerin sayısı ülkenin dışında olanların %3’ünü dahi aşamayacak kadar azdır. Türk göçmenlerinin büyük bir kısmı Güney Pakistan’ın Belucistan vilayetindeki mülteci kaplarında yoğunlaşmışlardır. Peştuların bütün mültecilerin %90’ını oluşturmasına bağlı olarak, etnik azınlıklar kampların kıyısında köşesinde marjinal bir hayat sürdürmektedirler.[4] Bu da kamplarda alınan kararlarda etkisiz bir nüfuza sahip olduklarını göstermektedir. Ayrıca mülteci kamplarındaki şartların toplumda önemli değişikliklere yol açtığı, belirtilmesi gereken bir husustur. Savaş şartları, İran ve Pakistan’a uzun süredir devam eden göç sebebiyle aile ve kabile yapısının uzun etnisite unsurunun önplana çıkmasına yol açtı. Türk mültecileri için Özbek veya Türkmen olmak, hangi kabileden olduklarından daha önemli hale geldi.[5] Bu makalede belirtilmesi gereken önemli hususlardan biri de bu mültecilik hayatından çoğu mülteci zarar görürken, birçok Türkmen bu yeni durumdan yararlandı. Mülteci kamplarında, Türkmenlerin geleneksel el sanatlarından olan halı imalatı, muazzam bir ekonomik unsur olarak ortaya çıkmıştır. Özellikle helikopterler, makinalı tüfekler ve savaş sahnelerini simgeleyen bazı sembolleri portreleyen bu halılar dünyaca ün kazanmıştır.[6]

2. Afgan Toplumunun Etnikleşmesi (1979-1992)

Genel anlamda Komünizm-İslam savaşı olarak tanımlanan Sovyetlerin 1979’da Afganistan’ı işgali ve 1989’a kadar bu işgali sürdürmesi, soğuk savaşın zirvesini oluşturdu.[7] Çatışmanın ideolojik tanımının gölgesinde olan Afgan savaşı esnasında, partilerin kurulmasında, savaşçıların seferber edilmelerinde ve savaşın mantığında etnisite, en başta gelen yapısal unsur olarak ortaya çıktı. Komünist Necibullah rejiminin, 1992 baharında yıkılması, savaşın tanımının ideolojik olmaktan etnik olmaya kaydığı bir dönüm noktası olarak düşünülse de, etnisite zaten 1979’dan beri savaşın ana çerçevesini oluşturmaktaydı. Savaşın birinci safhası (1979-1992) sırasında Afganistan’daki Türk nüfusunun durumunu aşağıdaki koşullar belirliyordu.

  1. ADHP’nin “milliyetler politikası”
  2. Mevcut partilerin Kuzey Afganistan’daki Türk nüfusuna karşı ilgisiz olmaları.

Şimdi bu iki hususu ayrıntılı olarak ele almak istiyorum:

A. ADHP’nin “Milliyetler Politikası”

ADHP yöneticilerinin başta gelen çabalarından biri, etnik topluluklar arasında belirli bir etnik kimlik bilinci uyandırmaktır. Bu stratejiyle ADHP sadece etnik azınlıkların direncini kırmayı değil, aynı zamanda iktidardaki gücünü korumayı da hedefliyordu. Bu politikanın başka bir nedeni de, Afganistan’daki kargaşayı Pakistan’a sıçratmak seçeneğini elinde bulundurmak ve Afganistan’ı Kuzey Sovyet ve Güney Pakistan bölgesi olarak ikiye ayırmaktı.[8] Bu stratejinin ilk adımı, Kuzey Afganistan vilayetlerini kısmi özerk olan bir yönetime bırakması olmuştur.

Aynı zamanda Sovyet Cumhuriyetleri olan Özbekistan ve Türkmenistan ile Kuzey Afganistan arasındaki ilişkiler güçlendirilmiştir. Kuzey Afganistan gittikçe Sovyetlerin Orta Asya devletlerinin alt yapısıyla bütünleşmekteydi. Özbekistan’ın Kuzey Afganistan’a doğalgaz karşılığında elektrik sağlaması buna örnek olarak gösterilebilir. Marie Broxup’un bildirdiğine göre Özbekistan ve Türkmenistan’dan aileler Kuzey Afganistan’a yerleştirilmiştir.[9] Afgan milliyetçilik politikası Sovyet örneğine uyumlu olarak yürütülüyordu. Afgan hükümeti etnik bilincin uyanması için, birkaç etnik grubu millet olarak sınıflandırdı ve dillerini milli dil ilan ederek kültürel geleneklerinin gelişmesini sağladı. ADHP ve Sovyet patronlarının da önemle üzerinde durdukları milliyetçilik politikası, Pakistan sınırında yaşayan Paşailer, Nuristanlılar ve Belucilerle Afganistan’ın kuzeyinde çoğunluğu oluşturan Özbekler ve Türkmenleri etkiledi. Gerçi Afgan hükümeti, Türkmenler ve Özbekler konusunda tutarsız davrandı.

Afgan hükümeti 1980’lerde, Özbekler ve Türkmenleri bir arada “Türk milleti” olarak ifade ederken zamanla bunun yerine Özbek ve Türkmen milletleri ifadesini kullanmaya başladı. Ne var ki; Afgan hükümeti hâlâ, Kızılbaş, Kıpçak, Karlık ve Kazak gibi küçük Türk kategorilerinin varlıklarını inkar etmekteydi. İlginçtir ki, Eden Nebi’nin ifadesine göre, Özbeklerin devlet tarafından gösterilen ayrıcalıklı muameleden yararlanmak için küçük Türk grupları giderek kendilerini Özbek olarak tanımladılar.[10]

Bu milliyet politikası örneğin; gazetelerin yayınlanmasında, radyo yayınlarında, belli azınlık dillerinde, okul müfredatının hazırlanmasında ve her milliyet için tören günleri hazırlanmasında açıklanıyordu.[11] Türk topluluklarını ilgilendiren en önemli yenilik, Özbekçede “Yulduz (Yıldız)” ve Türkmencede “Gorash (kavga)” adlı haftalık gazetelerin kurulmasıydı. Ayrıca Özbekçe yazılmış ve Sovyetler Birliği’nden ithal edilmiş ders kitapları Özbek öğrencilerin eğitiminde kullanıldı. Özellikle tarih ders kitaplarında Ali Şir Nevai ve Babür gibi şahsiyetler mazinin kahramanları olarak yüceltildi. Artmakta olan Özbeklik ve Türkmenlik bilincine etnik temelli militan örgütlerin kurulması eşlik etti. Afgan ordusunun gittikçe etkisiz olduğunun ortaya çıkması ve derin bir şekilde kitlesel askerden kaçışlardan etkilenmesine karşı Afgan hükümeti 1980’lerin ortasından itibaren etnik temelli milis örgütler kurulmasını teşvik etti.[12] Bu etnik milis örgütlerinin kurulmasındaki hükümet desteği, etnik ağların kurulmasında ve bölgeler üstü örgütsel yapıların azlığının üstesinden gelinmesi yolunda büyük bir adımdı. Bu milis örgütlerle birlikte belli etnik kategoriler ilk defa örgütsel bir temele sahip oluyorlardı. Bu temel, kategorilerin üyelerinin siyasi ve askeri düzeylerde etnik bir grup olarak hareket etmelerini sağladı. Bunlardan en meşhur ve güçlü olan Cavzcan milisleriydi. Bu örgüt, militanlarını bilhassa Özbekler arasından seçiyordu ve Raşit Dostum tarafından yönetiliyordu. Cavzcan milisleri, kendisini en çok destekleyen Kuzey Afganistan’daki toplulukların güvenliğini garanti etti. Ayrıca Afgan hükümeti Cavzcan milislerinin Güney ve Doğu Afganistan’a, mesela Peştuların çoğunlukta oldukları bölgelere akınlar yapmalarını teşvik ediyordu. Bu akınlar Özbek ve Peştuların arasındaki etnik gerilimlerin yükselişine sebep oldu. 1989’da Kızılordu’nun geri çekilmesinden sonra Afgan hükümetinin ayakta kalması, temelde milis örgütlere bağlıydı. 1990’ların başlarında Özbek Cavzcan milis örgütü Kuzey Afganistan’ın birçok bölümünü kontrol altında tutuyordu ve Afgan hükümetinin en güçlü askeri destekçisiydi.

B. Direniş Hiziplerinin Türk Nüfusuna Olan İlgisinin Azlığı

Hükümetin Cavzcan milis örgütüyle başarı kazanmasının sebebi, mücahit direniş gruplarının başarısızlığı veya Kuzey Afganistan’daki Türk topraklarında kendilerine bir başlangıç noktası oluşturmak arzusunda olmamalarıydı. Direniş hiziplerinin ilgisizliğinin temel sebebi olarak yukarıda da zikredilen Kuzey Afganistan’daki coğrafi dezavantajlar gösterilebilir. Hindikuş dağları Kuzey Afganistan’da aşılması zor bir engel teşkil etmekteydi. Kuzey Afganistan’da bir direniş grubunu finanse etmek, Afganistan’ın başka bir yerine göre daha pahalı olmaktaydı. Bu değerlendirmelerden sonra İran ve Pakistan’dan Kuzey Afganistan’a giden tedarik yollarının uzun ve tehlikeli olması ve geçiş ücreti talep eden birçok direniş hizbinin sahasından geçme zorunluluğu, kayda değer hususlar olarak karşımıza çıkmaktadır. Komünist rejime ve Sovyet işgalcilere karşı mücahit direnişini ortaya çıkaran İran ve Pakistan, etnik çatışma potansiyelini, aynı zamanda farklı din ve dil motiflerine sahip direniş hizipleri oluşturmakta kullandılar. Direniş hizipleri için 1980’in sonlarına kadar bu ayrılıkçı motifleri kabul etmek zor olmuştur. İran, Afganistan’ın merkezindeki Hazaracat’ta yoğunlukta olan ve 1980’de Hizb-i Vahdet grubu şemsiyesi altında birleşen Şiileri desteklemekteydi. Yedi Sünni hizbin merkezi ise Peşaver’de bulunuyordu. Pakistan, geçmişteki “Büyük Peştuistan” sorununa karşı direnişi küçük parçalara ayırarak bu direniş hiziplerinin tek bir “Peştu hizbi” adı altında birleşmesini önledi.[13] Bunu yaparken hizip liderleri arasındaki düşmanlığı da göz önüne alarak; dini, siyasi, kabilevi ve etnik faktörlerden yararlandı. Zira Pakistan’daki Afgan mültecilerinin çoğu Peştulardan müteşekkildi. En önemlileri, “Hizb-i İnkılap ve Hizb-i İslami” olan Pakistan’daki altı hizbin üyeleri ve başta gelenlerini Peştular oluşturmaktaydı.[14] İstisna olarak, Cemiyet-i İslami hizbinde Tacikler yoğunluktaydı. İçinde Türklerin olduğu bir hizbin eksikliğinin sebebi, direnişin Batılı destekçilerinin Türklerin Kızılordu’daki Türk asıllı askerlerle işbirliği yapmasından ve savaşta taraf değiştirmelerinden korkmalarıydı.[15]

Bununla birlikte, Oliver Roy’un raporuna göre Hareket-i İnkılap’ın savaşın ilk yıllarında Kuzey Afganistan’daki Özbekler için önde gelen hizip olduğu söylenebilir.[16] Hareket-i İnkılap’ın, 1980’lerde, çalışmalarını ve mali harcamalarını Güney Afganistan’da yoğunlaştırması, Kuzey Afganistan’daki nüfuzunu Cemiyet-i İslami’ye kaptırmasına sebep olmuştur. Cemiyet-i İslami’nin 1980’lerde gittikçe Tacik profili kazanması, Cavzcan milis örgütünün Kuzey Afganistan’daki çıkışı ile aynı zamana rastlaması, bu hizbin Özbekler arasındaki desteğini kaybetmesine sebep oldu. Küçük ve dağılmış bir hizip olan Hareket-i İslami, Şii ve şehir merkezliydi. Bu hizip daima çok miktarda Türkün üyesi olduğu tek direniş hizbiydi. Hareket-i İslami’nin erkanı Kızılbaş denen küçük etnik grubun üyesiydiler. Kızılbaşlar; Şii, Farsça konuşan, şehirli insanlardı. Bunlar kendilerinin İran’ın kuzeybatısında, Azerbaycan’ın tarihi bölgesindeki çeşitli Türk kabilelerinden geldiklerine inanıyorlardı.

İdeolojik karşıtlık, siyasi partilerin çıkarları yoluyla yok edilmişti. Aralıksız savaş geçmişi karşısında Afgan halkı, temel olarak güvenlik sorununda yoğunlaştı ve bu güvenliğin hükümet tarafından mı yoksa direniş hizipleri tarafından mı sağlandığı onlar için çok da önemli değildi. Birçok sebepten dolayı direniş hizipleri Türklere çok az ilgi gösterirken, Afgan hükümeti Özbeklerin ve Türkmenlerin kimlik bilinçlerini artırdı ve Afganistan’ın Türk nüfusunun -bilhassa Özbeklerin- örgütsel belkemiği olarak Cavzcan milisleri örgütünün kurulmasını sağladı.

3. Dostum’un Özbek Krallığı

1992’den itibaren en büyük dört etnik kategori, en büyük 4 savaş hizbi tarafından temsil edildi. Tacikler Cemiyet-i İslami tarafından; Hazaralar Hizbi Vahdet tarafından; Peştular Hizb-i İslami tarafından (1994’ten itibaren Taliban tarafından) ve Özbekler Cümbüş-i Milli tarafından temsil ediliyordu. Cümbüş-i Milli, Cavzcan milisleri örgütünün halefiydi ve 1992’de komünist rejimin yıkılışından sonra kurulmuştu.[17]

1992-1994 arasında bu dört savaş hizbi, Kabil üzerinde kontrolü ele geçirmek için yıkıcı bir mücadeleye girişirken Afganistan, etnik hatlar boyunca çeşitli askeri liderlerce yönetilen küçük krallıklara bölündü. Cümbüş-i Milli’nin Özbek lideri Raşit Dostum’un 1997’ye değin en güçlü askeri lider olduğu düşünülebilir. Krallığı, batıda Maimanah’tan doğuda Şirhanbadar’a kadar tüm Kuzey Afganistan’ın ovalarını kapsıyordu. Dostum’un gücü, böl ve yönet (divide et impera) prensibine dayanıyordu. Böylece gücünü tüm iller üzerinde kendi başına hareket eden komutanlara dağıttı. Birkaç yıl için bu güç dengesi başarılı olurken, görüleceği gibi bu, nihayetinde Dostum’un imparatorluğunun çöküşüne sebep oldu.

1990’larda tüm Afganistan’da hükümet yapılarının çökmesine rağmen, Kuzey Afganistan’da yönetim sağlam kaldı. Dostum, Sovyet sisteminde eğitilmiş bürokratların, hükümetteki pozisyonlarında kalmalarını sağladı. Bunun sonucunda Kuzey Afganistan, ülkede az veya çok işleyen bir yönetimin bulunduğu tek bölgeydi. Dostum iyi düzenlenmiş bir kamu hayatı için temeller koysa da sert bir yönetim gösterdi. Gaddarlığıyla ün yapmıştı.

Dostum, kendi dışişleri bakanlığını kurdu, pasaport çıkarttı, kendi havayolunu kurdu (Balk havayollarını) ve kendi Afgan parasını bastı. Bunlar onun kurduğu özerk krallığı ifade ediyordu. İran, Suudi Arabistan, Pakistan, Özbekistan, Türkmenistan, Rusya ve Türkiye; Dostum’un ikametgahı olan Mezar-ı Şerif’te konsolosluk bile açtılar. Yabancı ülkelerin Dostum’un krallığına olan ilgisi Dostum’un askeri, ekonomik ve siyasi gücünü yansıtıyordu. O günlerde Afganistan’ın en büyük askeri gücü emrinde olan Dostum, Şibergan’da yeni keşfedilmiş petrol ve gaz yataklarını kontrol ediyordu. BDT için Dostum, politikasında İslami referanslara karşı gevşekliği ve hatta onları hafife alması nedeniyle çok büyük önem taşıyordu. Orta Asya devletleri, Dostum’un krallığını, kendi cumhuriyetleri ile Güney Asya’daki İslamcı militanlar arasında bir siper olarak görüyorlardı. Özbekistan, Dostum’un krallığına elektrik sağlayan ve askeri yardımda bulunan başlıca donördü. Barnet Rubin, süregelen savaş nedeniyle Kuzey Afganistan’ın, Afganistan’ın diğer bölgeleriyle olan ekonomik ilişkileri ortadan kalkarken, Özbekistan ekonomisiyle bütünleştiğine işaret etmiştir. Ayrıca Türkiye’nin Dostum’un krallığına duyduğu aşırı ilgiden bahsetmek gerekir. Türk hükümeti ve Dostum arasında gelişen olumlu diplomatik ilişkiler, Sovyetler Birliği’nin yıkılışından sonra Türk hükümetinin Orta Asya ile olan bağlarını güçlendirmek için sergilediği çeşitli çabalardan biri olarak görülmelidir.

Eski Sovyetler Birliği’nde, bağımsız devletlerin kurulmasından etkilenen Dostum, zaman zaman Afganistan’dan ayrılma düşüncesiyle hareket etti. Düşman savaş hizipleriyle yapılan görüşmelerde Dostum, Özbek ve Türkmenlerin siyasi çıkarlarının geleceğin Afganistanın’ın politik yapısında yer almaması halinde, Kuzey Afganistan’ın ayrılma ihtimalini sık sık vurguladı. Dostum’un yönetiminin Özbek karakteri, Cümbüş-i Milli’nin liderlik yapısı tarafından yansıtılıyordu. Cümbüş-i Milli’nin merkezi karar organı olan Kuzey Afganistan Yüksek Mahkemesi altı Özbek, bir Türkmen ve bir dini liderden müteşekkildi. İkinci en önemli şura olan Kuzeyin en büyük şurasının (Şuray-i Ali Sefehat-i Şimal) otuz altı üyesinin on dördü Özbek, dördü Türkmendi.

1992-1997 yılları arasında Kuzey Afganistan’ın Dostum’un idaresi altındaki özerkliği tartışmasız bir şekilde Özbeklerin etnik kimlik bilinçlerini güçlendirdi. Dostum, geçmiş yıllarda Afgan hükümeti üzerinde sadece sınırlı bir etkisi olan Özbeklerin yeni siyasi taleplerini simgeliyordu. Ayrıca, Dostum’un duruma göre Pan-Türk ve katı bir Özbek milliyetçiliği arasında zikzak çizdiği dikkate alınmalıdır. Böylece Dostum sadece Özbekleri seferber etmeye çalışmadı, aynı zamanda diğer Türkleri politikası için kullanmayı amaçladı.

Bununla birlikte, Dostum, “Büyük Özbekistan” düşüncesine şiddetle karşı çıkıyordu. Çünkü bu seçenek onun politik bağımsızlığının sonu ve Özbekistan hükümetinin yönetimi altında bir ast olması manasına gelecekti. Dostum, her devletin kendi ordusunu devam ettirmek ve yabancı devletlerle diplomatik ilişkiler kurmak için Afgan Konfederasyonu’ndan ayrılmasına izin veren, serbest bir devletler konfederasyonu düşüncesini destekliyordu.

Dostum’un amacı Afgan Özbeklerinin merkezi hükümetten tam anlamıyla bağımsız olmalarıydı. Aslında Dostum, iktidarını başkalarıyla paylaşmaya istekli değildi. Ancak bütün ülke üzerinde sadece kendisi için iktidar talep etmeyecek kadar da ihtiyatlıydı. Dostum birçok defa Peştu olmayanların Afganistan’ı yönetmelerine izin verilmeyeceğini vurguladı. Kabil’in kontrolü için yapılan yıkıcı savaşta Dostum’un dikkat çekmemeye çalışmasının nedeni bu değerlendirmedir. O, savaş halindeki tarafları değiştirdi. Amacı kaybetmekte olan hizbi güçlendirmek ve kesin bir galibin ortaya çıkmasını önlemekti. Ne var ki bu strateji Kuzey Afganistan’daki savaş etkinliklerini önlemede başarısız oldu. 1994’te Kunduz’da ve Faryab’da Cemiyet-i İslami ile Dostum’un savaşçıları arasında çatışmalar meydana geldi.

4. Özbek İktidarının Gerileyişi

Taliban’ın (dindar öğrenciler) ortaya çıkışı ve daha sonra hızla yayılışı Afganistan’da siyasi bir değişim olduğunu gösteriyordu. 1996’da Kabil’in Taliban tarafından ele geçirilmesi ve onların kuzeye doğru ilerlemeleri, eski rakiplerin siyasi bir ittifak kurmalarına yol açtı. Yani Özbek Cümbüş-i Milli, Hazar Hizb-i Vahdet ve Tacik Cemiyet-i İslami, Kuzey ittifakı denen bir birlik oluşturdular. 1997’de Taliban’ın ilerleyişi, bu ittifakın çöküşünü hızlandırdı. Bunun sebebi, Batı Afgan savaşında, Faryab vilayeti sınırında Özbek askerlerini kumanda eden Özbek Malik Pehlivan’ın taraf değiştirmesi ve Taliban’ala ittifak kurmasıydı. Çünkü Malik Pehlivan, Dostum’un, kardeşi Resul Pehlivan ve dostu Mevlevi Abdurrahman Hakkani’yi öldürtmüş olduğundan şüpheleniyordu. İddialara göre Taliban, Melik Pehlivan’a kendi iktidarlarında Dışişleri bakanlığını teklif etmişti. Bununla birlikte Taliban Mezar-ı Şerif’e doğru ilerlerken Dostum, Özbekistan üzerinden Türkiye’ye kaçmıştı.

Taliban, 24 Mayıs 1997’de Mezar-ı Şerif’i ele geçirdikten sonra tablo, 29 Mayıs’ta tersine döndü. Mezar-ı Şerif’in Özbek ve Hazara nüfusu Taliban’a isyan ettiler ve Malik Pehlivan savaşçılarıyla birlikte yine taraf değiştirdi. Özbek ve Hazara birleşik güçleri binlerce Taliban’ı katletti ve geri kalan Taliban güçleri Kuzey Afganistan’dan püskürtüldü. Taliban, yenilmiş olsa da, bu olay Kuzey ittifakının zayıf ve parçalanmış olduğunu gösterdi. Askeri açıdan güçlü olan Cümbüş-i Milli’nin liderlik pozisyonu bile boş kalmıştı. Müteakip aylar esnasında Dostum tekrar Kuzey Afganistan’a girdi ve rakibi Malik Pehlivan’ı kovdu. Malik İran’a kaçtı. Bununla birlikte Dostum’un konumu zayıfladı. 1998 yazında, Taliban Kuzey Afganistan’ı ele geçirmek için ikinci bir girişimde bulundu. Bu sefer Kuzey İttifakı Taliban’a karşı koyma becerisi gösteremedi. Badahşan bunun istisnasıydı. Burada Tacikler çoğunluk taydı ve burası Cemiyet-i İslami tarafından yönetiliyordu. Birkaç gün içinde Taliban bütün Kuzey Afganistan’ı ele geçirebilmişti. Dostum tekrar Türkiye’ye kaçtı. Taliban Mezar-ı Şerif’te binlerce Hazara ve Şii sivili katlederek bir önceki yıl uğradığı bozgunun öcünü almıştı. Taliban Kuzey Afganistan’da ilerlediği sırada verimli arazilerin el değiştirmesi de bahsedilmesi gereken bir noktadır. Uluslararası Af Örgütü, Taliban’ın, Peştu olmayanların mülklerini, yıllar önce bölgeden kovulduğunu iddia eden Peştulara verdiğini bildirmiştir.[18]

Sonuç

1992’de Moskova’nın son kuklası Necibullah’ın devrilmesine kadar, Afgan savaşı genellikle Soğuk Savaş terimleriyle komünistlerle İslamcı özgürlük savaşçıları arasında bir çatışma olarak tanımlandı. 1992’den itibaren etnisite bariz bir şekilde Afganistan’da çok önemli bir rol oynadı. Çünkü her savaş hizbi etnik bir kategorinin üyeleriyle ilişkiliydi. Neredeyse 1979’da Afgan Savaşı’nın başlamasından itibaren, etnisite, savaş hiziplerinin asker toplamasında yapısal rol oynamıştır. Pakistan ve onun Batılı ve İslam müttefikleri, Peştulara öncelik verirken, İran Şii Hazaraları destekledi. Afgan hükümeti ise öncelikli olarak Özbek ve Türkmenler üzerinde yoğunlaştı. Afgan hükümeti Cavzcan milis örgütü ile genel olarak Türkler, özelde ise Özbekler için örgütsel bir platform oluşturdu. Cavzcan örgütü uygulaması, Afgan hükümetinin “milliyetler politikası” ile uyum gösteriyordu. Afgan hükümeti, Özbek ve Türkmenlerin kendi dillerinde kitle iletişim araçları kurarak Özbek ve Türkmen kültürlerini öne çıkardı ve Özbekçe ve Türkmenceyi milli dillerden kabul ederek başarılı bir şekilde her iki etnik kategorinin üyelerinin kimlik bilinçlerini arttırdı.

1992’de Afgan hükümetinin çöküşü esnasında, Cavzcan milis örgütünün tartışmasız lideri olan Raşit Dostum ve Cavzcan’ın halefi olan örgüt Cümbüş-i Milli, Kuzey Afganistan’da bir Özbek krallığı kurdu. Bu Özbek krallığı, 1990’ların ilk yarısında gelişti ve özerk yarı devlet statüsü kazandı. Özbek liderliği için yapılan dahili kavgalar ve 1998’de Kuzey Afganistan’ın Taliban tarafından ele geçirilişi Özbeklerin başına buyrukluğuna son verdi.

11 Eylül’de Dünya Ticaret Merkezi’ne ve Pentagon’a yapılan terörist saldırılar doğrudan doğruya Afganistan’a suçlamaları ima etti. Amerikan bombardımanı, Taliban’ın yerinden edilmesine ve 2001 baharında Kuzey İttifakı’nın canlanmasına yol açtı. Bu politik ve askeri değişiklikler, Özbek lider Raşit Dostum’u yeniden güçlü hale getirdi. 2001 Kasımı’ndan beri Mezar-ı Şerif onun kontrolü altındadır ve o Kuzey Afganistan düzlükleri üzerindeki iktidarını genişletmeye çalışıyor.

Uluslararası topluluk tarafından başlatılan bütün barış girişimleri, Afgan savaşının etnik boyutunun altını çiziyor. Buna örnek olarak Birleşmiş Milletlerin tüm etnik grupları içeren bir siyasi koalisyon inşa etme çabalarını gösterebiliriz. Gelecek, belli etnik gruplar adına ortaya konan taleplerin nasıl uzlaştırılacağım gösterecek. Genel olarak iki etnik talep biçimini birbirinden ayırabiliriz:

Bir tarafta kültürel özerklik, özellikle dillerin resmi olarak tanınması talep edilmekte. Birçok kuzey eyaletindeki resmi diller içinde Özbekçe ve Türkmence mevkiinin yükseltilmesi, bu etnik grupların kültürel miraslarını yaşatmalarını sağlayacaktır. Diğer tarafta ise savaş ağaları sahip oldukları etnik grup adına, ellerindeki alanların bütün olarak siyasi ve askeri özerkliğinden; federalist yaklaşımlardan hareket ederek milli hükümette bakanlık ve kamu kurumlarından uygun bir pay almaya kadar talepleri içeren güç paylaşımı anlaşmalarını teşvik ediyorlar.

Barış sürecine meydan okuyan temel olgu, çeşitli savaş ağalarının siyasi istekleriyle başa çıkmak olacak. Çünkü bu istekler yeni kanlı çatışmaların ortaya çıkması ihtimaline işaret ediyor. Kuzey Afganistan’da çözülmemiş ciddi bir problem de arazi sahipliği meselesi. Arazi son 100 yıl içinde iktidarı elinde bulunduran tarafa göre, Özbek ve Peştu malikler arasında birçok kere el değiştirdi.

Conrad SCHETTER

Bonn Üniversitesi Kalkınma Araştırmaları Merkezi /Almanya

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 20 Sayfa: 717-722


Kaynaklar:
♦ Amnesty International: Afghanistan: The Human Rights of Minorities (ReportASA, 11\14\1999; November 1999).
♦ Arnold, Anthony (1985): “Afghanistan. The Soviet invasion in Perspective”, Revised and Enlarged edition. Stanford: [1982]: Hoover Press.
♦ Bhattacharay, Sauri P. (1984): “Soviet Nationality Policy in Afghanistan”, Asian Affairs 15 (2): 125-137.
♦ Böhning, Walter (1993): “Afghaniche Teppiche mit Kriegsmotiven”, Wiesloch: Edition Saladin.
♦ Broxup, Marie (1983): “Afghanistan Update”, Central Asian Survey 2: 139-148.
♦ Centlivres, Pierre (1990): “La nouvelle Çarte Ethnique de l’ Afghanistan” Les Nouvelles d’Afghanistan 47: 4-11.
♦ Dorronsoro, Gilles & Lobato, Chantal (1989): “The Militia in Afghanistan”, Central Asian Survey 8 (4): 95-108.
♦ Franz, Erhard (1988): “Turkstammige Afghanistanflüchlinge in der Türkei”, Paul Bucherer- Dietschi yay.: Neue Beitrage zur Afganistanforschung, Vortrage auf der 7. Arbeitstagung der Arbeitsmeinsachaft Afghanistan in Eichstatt. 13 /14 November 1887, Liestal: 67-69 (Schriftenreihe der Stiftung Bibliotheca Afghanica 6).
♦ Giustozzi, Antonio (2000), “War Politics and Society in Afghanistan 1978-1992”, London: Hurst.
♦ Grilz, Almerico (1987): “Afghanistan: The Guerilla is Changing”: Military Technology 6: 76-86.
♦ Janata, Alfred (1981): “Notizen zur Bevölkerungskarte Afghanistan”: Afganistan Journal 8 (3): 940.
♦ Janata, Alfred (1990): “Afghanistan: The Ethnic Dimension”: Ewan W. Anderson&Nancy Hatch Dupree (yay): The Cultural Basis of Afghan Nationalism. Oxford: 60-70.
♦ Mecruh, Seyyid Bahaüddin&Elmi, Seyyid Muhammed Yusuf (yay.) (1986): “The Sovietaziation of Afghanistan”. Peçaver: Printing Corporation of Frontier Limited.
♦ Nebi, Eden, (1980), “The Ethnic Factor in Soviet-Afghan Relations”, Asian Survey 20 (3): 237-256.
♦ Nebi, Eden (1983): “The Afghan Resistance Movement”, Ralph H. Magnus (yay.): “Afghan Alternatives, Issues, Options and Policies”. New Brunswick: 59-81.
♦ Pohly, Michael (1992): Krieg und Widerstand in Afghanistan, Ursachen, Varlauf und Folgen seit 1978. Berlin: Das Arabische Buch (Studien zum Modernen islamischen Orient 6).
♦ Pstrusinska, Jadwiga (1990): “Afghanistan 1989 in Socialingustic”, London, (Central Asia Survey Incidental Paper Series 7).
♦ Roy, Olivier (1986), Islam and Resistance in Afghanistan. Cambridge: Cambridge Press.
♦ Roy, Olivier (1994): “The New Political Elite of Afghanistan”, Myron Weiner&Ali Banuazizi (yay.): “The Politic of Social Transformation in Afghanistan, Iran and Pakistan”. Syracuse: 72-100.
♦ Rubin, Barnett. R. (1995): “The Fragmentation of Afghanistan”. Michigan.
♦ Sliwinski, Marek (1988): “Évaluation des Conséquences Humaines, Sociales et Écologiques de la Guerre en Afghanistan”, La lettre du Bureau International Afghanistan (BIA), Paris.
Dipnotlar :
[1] Franz, Erhard (1988):, “Turkstämmige Afghanistanflüchlinge in der Türkei”, Paul Bucherer-Dietschi yay.: Neue Beitrage zur Afganistanforschung, Vortrage auf der 7. Arbeitstagung der Arbeitsmeinsachaft Afghanistan in Eichstätt. 13 /14 November 1887, Liestal: 67-69 (Schriftenreihe der Stiftung Bibliotheca Afghanica 6).
[2] Janata, Alfred (1981): “Notizen zur Bevölkerungskarte Afghanistans”, Afghanistan Journal 8 (3): 940 Sliwinski, Marek (1988):” Évaluation des conséquences humains, sociales et écologiques de la guerre en Afghanistan”, La lettre du Bureau International Afghanistan (BIA) Paris.
[3] Pohly, Michael (1992): Krieg und Widerstand in Afghanistan, Ursachen, Varlauf und Folgen seit 1978. Berlin: Das Arabische Buch (Studien zum Modernen islamischen Orient 6).
[4] Janata, Alfred (1990): “Afghanistan: The Ethnic Dimension”: Ewan W. Anderson&Nancy Hatch Dupree (yay.): The Cultural Basis of Afghan Nationalism. Oxford: 60-70.
[5] Centlivres, Pierre (1990): “La nouvelle carte ethnique de l’Afghanistan”. Les Nouvelles d’Afghanistan içinde, 47: 4-11.
[6] Böhning, Walter (1993): “Afghaniche Teppiche mit Kriegsmotiven”, Wiesloch: Edition Saladin.
[7] Arnold, Anthony (1985): “Afghanistan. The Soviet invasion in Perspective”, Revised and Enlarged edition. Stanford: [1982]: Hoover Press; Mecruh, Seyyid Bahaüddin & Elmi, Seyyid Muhammed Yusuf (yay.) (1986): “The Sovietaziation of Afghanistan”. Peşaver: Printing Corporation of Frontier Limited.
[8] Pstrusinska, Jadwiga (1990): “Afghanistan 1989 in Socialingustic Perspective”, London, (Central Asia Survey Incidental Paper Series 7).
[9] Broxup, Marie (1983): “Afghanistan Update”, Central Asian Survey 2: 139-148.
[10] Nebi, Eden, (1980), “The Ethnic Factor in Soviet-Afghan Relations”, Asian Survey 20 (3): 237-256.
[11] Nebi, Eden (1983): “The Afghan Resistance Movement”, Ralph H. Magnus (yay.): “Afghan Alternatives, Issues, Options and Policies”. New Brunswick: 59-81; Bhattacharay, Sauri P. (1984): “Soviet Nationality Policy in Afghanistan”, Asian Affairs içinde 15 (2): 125-137.
[12] Dorronsoro, Gilles & Lobato, Chantal (1989): “The Militia in Afghanistan”, Central Asian Survey 8 (4): 95-108; Grilz, Almerico (1987): “ Afghanistan: The Guerilla is Changing, Military Technology 6: 76-86.
[13] Büyük Peştunistan Sorunu Afganistan Pakistan arasındaki ilişkiyi büyük ölçüde belirledi. 1940’lardan 1970’lere kadar Afgan hükümetleri, Pakistan’ın batısındaki “Peştun kardeşler”ine ait olan çeşitli kabilevi bölgelerin Afganistan’a ait olduğunu iddia etmekteydiler. Afganistan hükümeti eski Ahmet Şah imparatorluğu’nun (1747-1773) “Daha büyük Afganistan” topraklarını kapsadığını iddia ettiler. Bu topraklar, en azından Indus’a kadar uzanan kabilevi Peştun bölgelerini içermektedir.
[14] Roy, Olivier (1994): “The New Political Elite of Afghanistan”, Myron Weiner & Ali Banuazizi (yay.): “The Politic of Social Transformation in Afghanistan, Iran and Pakistan”. Syracuse: 72-100; Rubin, Barnett. R. (1995): “The Fragmentation of Afghanistan”. Michigan.
[15] Afgan Savaşının başlangıcında, Sovyetler Birliği Afgan toplumunda destek kazanmak için çoğunlukla Türklerden oluşan birlikleri, Asyalı sıfatını göstermek için gönderdi. Aslında, bir dostluk ortaya çıktı ama başka bir şekilde: Birçok Sovyet askeri firar etti, taraf değiştirdi ve Afgan direnişiyle dostluk kurdular.
[16] Roy, Olivier (1986), Islam and Resistance in Afghanistan. Cambridge: Cambridge Press.
[17] Giustozzi, Antonio (2000), “War Politics and Society in Afghanistan 1978-1992”, London: Hurst.
[18] Amnesty International, (ReportASA, 11 \14\1999; November 1999): Afghanistan: The Human Rights of Minorities.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.