VAN GÖLÜ HAVZASI’NDAKİ TARİHÎ MEZARLIKLAR VE MEZAR TAŞLARI

VAN GÖLÜ HAVZASI’NDAKİ TARİHÎ MEZARLIKLAR VE MEZAR TAŞLARI

Prof. Dr. Abdüsselâm ULUÇAM

Yüzüncü Yıl Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Ölümün insan hayatının sonu oluşu kadar, ölümden sonra adının yaşatılması arzusu da, kaçınılmaz bir gerçek olarak karşımıza çıkmaktadır. Kişinin kendisi istemiş olmasa bile, geride kalanlar, ölenin gömüldüğü mezarın üzerine birtakım semboller koyarak onun ismen ölmemesine özen göstermişlerdir. Özellikle sağlığında sayılan-sevilen, hatta tapılan bazı insanların adlarını ebedileştirmek arzusuyla değişik boyut ve biçimde mezar anıtları yapılmıştır. Piramit, kurgan, kümbet, türbe, gibi değişik adlarla anılan ve bu amaçla şekillendirilen pek çok abide günümüze kadar gelebilmiştir.

Büyük programlı mimari anıtların yanı sıra, sanduka ya da şahide biçiminde yapılmış gösterişli mezarlar da mevcuttur. Bu tür mezarlara Türklerin hüküm sürdüğü geniş bir coğrafyada rastlamak mümkündür. Değişik dönemlerden kalan bu eserlerin en güzel örnekleri hiç şüphesiz Doğu Anadolu bölgesinde bulunmaktadır. Özellikle Van Gölü havzasında, Ahlat başta olmak üzere Erciş, Gevaş, Norşin (Güroymak), Aşağı Kolbaşı gibi yerleşim birimlerinde Türk kültür tarihi açısından büyük önem taşıyan birçok mezar anıtı ve mezar taşı bulunmaktadır. Bu çalışmada, etraflıca yayımlanan ve ayrı bir başlık altında sunulan Ahlat ve Gevaş mezarlıkları dışında kalan mezar taşları üzerinde durulacaktır.

Eski Erciş Çelebibağı Mezarlığı ve Mezar Taşları

Eski Erciş, Van Gölü’nün kuzeyinde bugünkü Erciş ilçesine 10, Van’a 109 km mesafede bulunmaktadır. Erciş’in Ururtular tarafından kurulduğu, daha sonra Van Gölü çevresinde hüküm süren tüm uygarlıkların yerleşim alanı olarak kullanıldığı bilinir. 640 yılında İslâm topraklarına katılmış, Emeviler zamanında Mervanoğullarının, Abbasi döneminde Hamdânilerin, IX. yüzyıldan sonra da Vaspurakan ve Bağratlı gibi mahalli krallıkların egemenliğinde kalmıştır.

Anadolu’da Türklerin ilk yerleşim alanlarından biri olan Erciş, Tuğrul Bey tarafından 1054’te fethedilerek Selçuklu topraklarına katılmış, şehir altın çağını Ahlatşahlar zamanında yaşamıştır. XIV. yüzyılda Karakoyunluların başkenti olan Erciş, 1514 Çaldıran Savaşı ile Osmanlı hakimiyetine girmiş, 1548 tarihinden itibaren de Van Beylerbeyliği’ne bağlı bir sancak merkezi olarak kalmıştır.

XIX. yüzyılda meydana gelen deprem sonrasında Van Gölü’nün yükselmesi ile Eski Erciş yok olmuş, günümüze kentin tarihi mezarlığı ulaşabilmiştir. Mezarlık, Eski Erciş’in 1,5 km batısında, Çelebibağı kasabası sınırları içinde bulunmaktadır. Yerinin kutsallığına inanılarak, kesintisiz İlk Tunç Çağı’ndan 1992 yılına kadar kullanılmış ve zamanla bir tepe haline gelmiştir. Kapladığı 6.000 metrekarelik alanın etrafı Çelebibağı Belediyesi tarafından duvarla çevrilmiş, ancak Van Gölü’nün yükselmesi sonucu bu duvarlarla birlikte mezarlığın da bir bölümü sular altında kalmıştır. Tepe noktası göl seviyesinden 600 m yükseklikte bir adacık durumunda kalan mezarlık, 1999 yılından itibaren suların çekilmesiyle tekrar kara bağlantısına kavuşmuştur.

Topografik haritasının çıkarılması sırasında yapılan yüzey araştırmalarında mezarlıkta insitu durumda yüzeyde 41, kısmen toprak altında 58 olmak üzere 99 adet sanat değeri bulunan mezar taşı ve sanduka tespit edilmiştir. Yüzeydeki en eski örnekler, mezarlığın tepe noktasında olup Selçuklu döneminden kalmıştır. Kapaklı sanduka tipindeki bu mezarların taşları yıkılmış, bir bölümü toprak altına gömülürken bir kısmı da daha sonra yapılan mezarlarda kullanılmıştır. Mezarlığın bu kesimine son zamana kadar cenaze gömüldüğünden, kûfi hatlı kitabelerle bezenmiş Selçuklu sandukalarının yanında, kavuklu Osmanlı mezar şahidelerini ve Lâtin harfleriyle yazılmış günümüz mezar taşlarını bir arada görmek mümkündür.

Mezarlığın kuzeydoğu bölümü çökmüş, üzerinde vaktiyle mevcut olan mimarî yapıların temel ve duvar kalıntıları ortaya çıkmıştır. Güney ve doğu kısımlarında yoğunlaşan mezarların şahide biçimleri ile üzerindeki süsleme ve yazı karakterleri XIV-XV. yüzyıllara, Karakoyunlu dönemine işaret etmektedir. Bazılarında isim ve ölüm tarihleri mevcuttur. Şahideli Karakoyunlu mezarlarının çoğu define avcıları tarafından tahrip edilmiştir. Koç ve koyun şeklindeki mezar taşlarından geriye kalan sekiz tanesi Van Müzesi’ne götürülmüştür.

1992-1995 yılları arasında mezarlığın oluşumu ile üzerinde taşıdığı kültür varlıkları hakkında somut bilgi edinmek amacıyla arkeolojik kazılar yapılmış, yıkılan ve toprak altından çıkarılan sandukalarla şahideler kısmen restore edilmiştir.

Çelebibağı Mezarlığı’ndaki Mezar Tipleri

> Mimari Şekilli Mezarlar

Mezarlıkta yapılan kazılar sırasında ikisi kare plânlı, biri sekizgen, diğeri de tuğladan olmak üzere dört mimari şekilli mezar ortaya çıkartılmıştır.

Selçuklu mezarlarının yoğun olduğu tepe noktasında bulunan yapılar, sıkıştırılmış çakıl taşı üzerine atılmış temele oturan ve iki-üç sırası günümüze ulaşabilen taş duvarlarla çevrilmiştir. Aynı anda plânlandıkları halde topoğrafik konumlarının tepe oluşu yüzünden zemin kotlarında farklılıklar mevcuttur. Duvarlar harçla tutturulmuş düzgün kesme taş kaplamalı dolgu duvar tekniğinde inşa edilmiştir. İçlerinde bulunan lahitlerle mihrap süslemeleri, yapıların X-XI. yüzyıllardan kaldığı kanaatini vermektedir. Kuzey Mezar Anıtı adıyla tanıtılan birinci yapının kıble duvarında, levha şeklinde bir mihrap bulunmaktadır. İkisi dikdörtgen, diğeri sekizgen plânlı olan bu yapılar, akıtlarla kümbetler arasında yer alan ve havzada başka örnekleri bilinmeyen mezar türleridir.

Baş ucundaki sütun biçimli şahidenin etrafı temizlenirken ortaya çıkarılan tuğla mezar odası, yöredeki mezar anıtları içinde tek örnek durumundadır. Bir bölümü toprak üzerinde kalacak şekilde inşa edilen mezar 2,20 x 0,65 m iç ölçülerinde dikdörtgen plânlıdır. Temel yerine iki sırası taş, diğer kısımları sekiz sıra tuğladan oluşan duvarların üzeri, tuğlaların kaydırılmasıyla çatılan sivri kemerli muntazam bir tonozla kapatılmıştır. 1,40 m yüksekliğindeki mezar odasının iç mimarisine özen gösterilirken, dış mimarisinde yalnız toprak üstünde kalan kısmına önem verilmiştir. Ustanın, mezarı içeriden şekillendirdiği, tamamlanınca ayak ucuna gelen doğu tarafından çıktığı, cenazenin de buradan konularak duvarın taşla sonradan örüldüğü anlaşılmaktadır. Diğer mezar ve taş lahitlerde görülmeyen bir özellik de, cenazenin tuğla döşenmiş zeminine serilen 0,10 m kalınlığında beyaz çakıl taşları üzerine konulmuş olmasıdır.

> Kapaklı Sanduka Tipi Mezarlar

Daha çok Selçuklu döneminden kalan bu mezarlar iki bölüm halindedir. Birinci bölüm toprak altında bulunan, etrafı taş duvarlarla örülmüş, cesedin konulduğu mezar çukurudur. Birbirine kenetlerle tutturulmuş düzgün sal taşlarıyla kapatılan bu bölümün üzerinde, dört dikme taş ve prizmatik bir kapaktan oluşan sanduka yer almaktadır. Kireç taşından yontulmuş düzgün levhalar halindeki sandukaların içleri boş bırakılmıştır. Genellikle aynı kompozisyonda tezyin edilen Selçuklu sandukalarının yan yüzlerinde, kıvrık dal ve rûmiler arasında örgülü kûfi hatla yazılmış kitabeler bulunmaktadır. Kuzey cephedeki dikme taşından “Besmele” ile başlayan kabartma kitabelerde, “İhlas Sûresi” veya “Ayetü’l-Kürsî” yazı istikametinde devam etmektedir. Kitabeler süsleme amacıyla yazıldığından, ayetler levhanın bittiği yerde hep yarım kalmıştır. Prizmal kapakların düşey uzun kenarlarında birer palmet dizisi, baş ve ayak ucuna gelen yüzlerde kûfi karakterli “Lafza-i Celal” (Allah), alt kenarlarında ise kazıma olarak yazılmış Farsça beyitler mevcuttur. Çoğu kapakların kenarları defineciler tarafından kırılmış durumdadır. Mezarlar, kitabelerine göre XII. yüzyılda yapılmışlardır. İlhanlı dönemine ait iki kapaklı sanduka ortaya çıkarılmıştır. Üzerindeki yazılar nesih, süslemeleri yalın ve sadedir.

> Şahideli Sanduka Tipi Mezarlar

Karakoyunlu döneminde yoğunlaşan bu mezarlar, dikdörtgen prizması şeklinde blok taştan bir sanduka ile baş ucuna dikilen şahideden oluşmaktadır. Yüksek şahideleri ve süslemeleriyle görünüşleri daha görkemlidir. Mezar çukurları ile aynı zamanda sandukanın platform taşlarını oluşturan kenetli kapak yapıları diğer mezarlarla aynı özelliğe sahiptir. Çoğu mukarnas alınlıklı şahidelerin yalnızca doğuya bakan ön yüzleri işlenmiştir. Şahidenin kenarlarında yazı kuşakları; ortada kandil motifleri etrafında geometrik ve bitki süslemeleri; mukarnaslı alınlıklarında ise üstte “Besmele”, altta bitki süslemeleri veya Allah’ın (C.C.) sıfatları yer almaktadır. Şahidelerin işlenen yüzleri, muhtemelen yosunlanmayı önlemek veya estetik etkiyi artırmak amacıyla sarı renkli, reçine cinsi bir madde ile kaplanmış, ancak zamanla bir kısmı dökülmüştür.

Sandukaların çoğunun üst yüzünde ortada dikdörtgen çerçeve içinde dilimli kemer veya birbirine bitişik iki daire ile sonuçlanan sembolik bir mihrabiye yer almaktadır. Etrafını saran kimlik ve tarih kitabeleri ile “Zümer Sûresi”nin 53. Ayeti, “İhlas Sûresi”; yan yüzlerinde ise geometrik ve bitki motifleri bulunmaktadır. Çoğunun doğu yüzünde her biri değişik geometrik motifleri içeren süsleme örnekleri mevcuttur. 714 (1315) yılında ölen Muhammed kızı Tenzile Hatun’a ait mezar İlhanlı, diğerlerinin çoğu Karakoyunlu döneminden kalmıştır.

Selçuklu döneminden kalan az sayıdaki şahideli mezarlardan birisinin şahidesinin iki yüzü de işlenirken, tuğla mezarla birlikte iki mezarda daha sütun biçiminde şahide kullanılmıştır. Bunlardan Şeyh Zaid oğlu Esad’a ait olanı 587 (1192) tarihlidir.

> Üzeri Açık Şahideli Sanduka Tipi Mezarlar

Kapaklı sandukaların gövdelerine benzeyen bu mezarlar, kalker taşından yontulmuş dört dikme levhadan oluşmaktadır. Baş ucundaki levha daha yüksek tutularak şahide haline getirilmiştir. Sandukaların içleri toprak doldurularak üzerleri açık bırakılmıştır. Az sayıda örneği olan bu mezarların ikisi Selçuklu dönemine aittir. Plân, mimari, yazı ve süsleme açısından kapaklı sandukalarla aynı özelliğe sahiptirler. İnce levha şeklindeki şahidelerinin üst kısımları kırılmıştır.

> Üzeri Kapaklı Şahideli Sanduka Tipi Mezarlar

Üzeri açık şahideli sandukalara üçgen prizmal bir kapak konularak bu grup mezarlar oluşturulmuştur. Normal kapaklı sandukalardan farkları, batı yöndeki baş ucu taşının bir şahide olarak düzenlenmesi ve kapağın yalnız diğer üç sanduka levhasının üzerine oturtulmuş olmasıdır. Bu grup mezardan üç adet tespit edilebilmiştir. Birisi 738 (1388) yılı ramazan ayında öldüğü belirtilen Süleyman kızı Künnas Hatun’a aittir.

> Koç Koyun Şeklindeki Mezarlar

Azerbeycan’dan Doğu Anadolu Bölgesine kadar geniş bir alanda görülen koç-koyun şeklindeki mezar taşları genellikle Karakoyunlu ve Akkoyunlu dönemlerine mal edilir. Karakoyunlular özellikle başkentleri olan Erciş ve civarında mezarlarını bu tür taşlarla şekillendirmişlerse de maalesef günümüze az sayıda örnek ulaşabilmiştir. Erciş halkının “her cuma gecesi en irilerinden ikisinin toslaşarak kavga ettiğini” efsaneleştirerek anlattığı koç-koyun biçimli mezar taşlarından dokuz tanesi Van Müzesi’nde bulunmaktadır. Bunlardan ikisi 1932 yılında Meydan Mezarlığı’ndan, diğer yedi adedi Çelebibağı Mezarlığı’ndan intikal etmiştir. Heykel şeklindeki mezar taşları müzenin bahçesinde teşhir edilmektedir. Mezarlıkta yapılan kazılar sırasında bu heykellere ait kırılmış ayaklarıyla birlikte iki adet kaide taşı bulunmuştur. Diğer eski yerleşim alanları ile mezarlıklarda çoğu kırılmış vaziyette koç- koyun biçiminde mezar taşı bulunmaktadır. Sağlam olanların bir kısmı, Kültür va Tabiat Varlıkları Yasası’na uygun olmasa da, bazı resmî kurum ve kuruluşların avlu veya bahçelerine yerleştirilerek kısmen koruma altına alınmıştır.

Erciş Çevresindeki Tarihi Mezarlıklar

Erciş ve çevresinde kültür varlığı nitelikli bazı küçük mezarlıklar bulunmaktadır. Ancak bunlar zaman aşımı, ilgisizlik ve definecilerin kaçak kazıları yüzünden Çelebibağı Mezarlığı’na göre daha çok tahrip olmuş durumdadırlar. Mezar örneklerinin azlığına karşılık tipolojik açıdan benzerlikler gösteren Erciş merkezindeki Beyler ve Haydar Bey mezarlıkları ile Tekler (Gürgüz), Gölağzı (Purmak), Ziyaret ve Karaşeyh Köyü mezarlıklarını saymak mümkündür.

Erciş’in merkezinde, Kadem Paşa Hatun Kümbeti’nin güneybatısında bulunan Beyler Mezarlığı, önceleri geniş bir alanı kaplamakta idi. Bugün çevre duvarları yıkılmış, bir bölümü harman yeri ve tarla haline getirilmiş, diğer kısımlarda da mezar taşları sökülmüş vaziyettedir. Kalan örneklerden Çelebibağı’ndaki XIV-XV. yüzyıl Karakoyunlu döneminin şahideli sanduka tipi mezarlarıyla aynı özellikleri taşıdıkları görülmektedir.

Erciş yakınında bulunan Haydar Bey Mezarlığı da bundan farklı değildir. Hoca Ahmet Yesevi Hazretleri’nin müridlerinden biri olduğu söylenen Haydar Baba’nın dergahı ve türbesi etrafında gelişen kutsal mezarlık, günümüzde de bir ziyaret yeri durumundadır. Haydar Baba’ya yeni ve modern bir türbe yapılmış, çevresindeki ağaçlar dilek ve adak ağacı haline gelmiştir. Daha kuzeydeki asıl türbenin yalnız kriptası günümüze ulaşabilmiştir. Yeni türbenin etrafındaki mezarlıkta şahideli sanduka tipinde birkaç örnek mevcuttur. Güney tarafta son zamanlarda yapılmış, üzerinde tüfek resimleri bulunan iki anıt mezar yer almaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ