AHLAT MEZAR TAŞLARI

AHLAT MEZAR TAŞLARI

Prof. Dr. Beyhan KARAMAĞRALI

Hacettepe Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Mezar taşları, tarihli olmaları sebebiyle, etnografik ve sanat tarihi eserleri için “terminus post quem” ve “ante quem” olarak da belge hüviyeti taşırlar. Kısaca mezar taşları yapıldıkları çevrenin ve devrin inançlarının, adetlerinin, sanat geleneklerinin, tabii, iktisadi ve sosyal şartlarının müşterek mahsulüdür. Türk mezar taşları, milli kültürümüzün nesiller boyu devam edegelmiş belgeleridir. Onlar halkın duygu ve düşüncelerinin, sanat zevkinin, örf ve adetlerinin akisleridir. Mezar taşları sadece bir milletin yayıldığı ülkelerdeki kültür birliğini ortaya çıkarmakla kalmaz, aynı zamanda o milletin menşeini de ortaya koyarak ona damgasını basar. Onlar bir milletin tapu senetleridir.

Türklerin zaman zaman hükümleri altında bulundukları Türkistan, Azerbaycan, Macaristan, Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Arnavutluk, Romanya ve Arap ülkelerinde yapmış oldukları mezar taşları ile Türkiye’deki örnekler arasında ayrı kültürü paşlaşmaktan doğan benzerlik dikkati çeker.

Düzensiz şehirleşme sonucu bir kısım mezarlık arsa haline getirilmiş ve buralardaki bazı mezar taşları müzelere yığın halinde atılmıştır. Bu taşların envanterleri de eğer yapılmış ise yanlış olmuş baş ve ayak taşları ile sandukaları birbirine karışmıştır.

Mezarlıklar

Mezarlıkları bakımından Ahlat, bütün Ortaçağ İslam dünyasında müstesna bir yer işgal eder. S. Eyice, bölgeyi dolaşan İngiliz seyyah H. B. Lynch’nin 1901 yılında yayımlanan kitabında bu mezarlığı, Kensal Green ve Pere Lachaise mezarlıkları ile mukayese ettiğini, bu mezar taşlarını sanata çok değer veren, çok seviyeli bir medeniyetin temsilcisi olarak gördüğünü söylediğini, Doğu Anadolu’yu dolaşan W. Bachmann’ın da Lych’in sözlerini tekrarladığını, ifade etmektedir. (B. Karamağaralı, Ahlat Mezar taşları, 1972).

Ahlat’ta muhtelif yerlerde görülen küçük mezarlıklardan başka tarihi değer taşıyan ve büyük sahalar kaplayan altı mezar vardır.

  1. Harabe Şehir Kabristanı

Bu mezarlık Selçuklu Kalesi içindeki Harabe Şehir’de bulunmaktadır. Etrafı taş bir duvarla çevrili olan kabristanda alelade mezar taşları ile iki “akıt” (tümülüs tarzında mezar) bulunmaktadır.

  1. Taht-ı Süleyman Kabristanı

Hasan Padişah Kümbeti’nin güneybatısında, adını taşıdığı mahallede bulunmaktadır. Burada XIV. asra ait pek çok şahideli mezar taşı, bir akıt ve bir koç heykeli mevcuttur. mezar taşları itina ile işlenmiştir. Bir kısım mezar taşları Meydanlık Kabristanı’nda isimleri bulunan sanatkârların kitabelerini taşımaktadır. Bununla beraber buradaki eserler Meydanlık Kabristanı’na göre ikinci sınıf eserlerdir. Bu mezarlığa Kara Şeyh Mezarlığı da denilmektedir.

  1. Kırklar Mezarlığı

Kırklar Mahallesi’nde bulunan bu mezarlıktaki kabirlerin bir kısmı XIII-XIV. asırlara aittir. Bunlar da şahide ve sandık şeklinde mezar kısmını ihtiva eden tiptedirler. Kitabeli ve sanatkâr imzalı olmakla beraber, küçük ölçüde ve kabaca işlenmişlerdir. Fakat sütun şeklindeki bir sanduka, bu tipin, Ahlat mezarlıklarında bulunanların en itinalılarındandır. Bu mezarlıkta Orta Asya balballarını hatırlatan insan şekli arkaik şahideler mevcuttur. Bunlar yuvarlak bir baş ile omuzları belirleyen taş blokları halindedir.

  1. Merkez Kabristanı

Merkez Mahallesi’nde Şeyh Necmeddin ve Erzen Kümbetleri’nin bulunduğu sahadır. Çoğu harap olmuş basit mezar taşlarını ihtiva etmektedir. Bu mezarlığın bulunduğu mahalleye “kayı” dan muarref olarak “Kaya” denmektedir. Mezarlık da aynı zamanda Kaya Mezarlığı olarak anılmaktadır. Erken Osmanlı devri yazmalarından Kayı Boyunun ilk durağının Ahlat olduğu kayıtlıdır. Civarda “Kınık” isimli bir köyün de olduğu söylenmektedir. Bu sebeple “Kaya” denen bölgede Kayıların oturdukları düşünülebilir.

  1. Meydanlık Kabristanı

Ahlat’ın en mühim ve en büyük mezarlığı budur. Bugün kuzeyden güneye Taht-ı Süleyman yolu ile Tatvan şoşesi, doğudan batıya İki Kubbe Mahallesi ile Harabe Şehir arasındaki geniş düzlüğü kaplayan mezarlığın çevresi kısmen tarla haline getirilmiş ve şahıslara tapulanmıştır. Bugün Taht-ı Süleyman yolunu, Tatvan şoşesine bağlayan yol, mezarlık içinden geçirilmiş ve pek çok mezar bu yola rastlandığı için bozulmuştur. Mezarlıkta, bir oda, bir hol şeklinde veya birkaç odalı akıtlara rastlanmaktadır. Meydanlık Kabristanı XII. asrın başından XVI. asra kadar tarihlenen muhtelif tiplerden, takriben bin kadar mezar taşı ihtiva etmektedir. Mezar taşları sıralanışlarına göre bize devirleri, istilâ ve savaşları göstermektedir. Bu bakımdan Meydanlık Kabristanı bulunmaz bir tarihi belge durumundadır.

  1. Kale Mezarlığı

Yavuz Sultan Selim’in Çaldıran Seferi’nden sonra inşasına başlayan ve Kanuni Sultan Süleyman zamanında tamamlanan Osmanlı Kalesi dışında bulunan bu mezarlık, Osmanlı devri mezar taşlarını ihtiva eder. Tezyinat yalnızca şahidelerin yan yüzlerinde, kuş ve hançer motiflerinden ibarettir. Kitabesinden “Şeyh” olduğunu öğrendiğimiz Eyyup’un mezar taşı 1644 tarihlidir. Diğer bir mezar taşında da ölen kimsenin ilim ve kalem sahibi olup ve yine aynı tarihte, 1644’te öldüğü anlaşılmaktadır. Bu mezar taşları, Ahlat’ta bu sanat kolunun artık sönmüş bulunduğunu ve Ahlat’ın bir mezar merkezi olma hüviyetini kaybettiğini göstermektedir.

  1. Koç Heykelleri

Ahlat’ta üzerinde kitabesi bulunan kırmızı tüften yapılmış iki koç heykeli de bulunmaktadır. Bunların ikisinin de başları kopmuştur. Ortaokulun bahçesinde müzeye kaldırılmış bulunan 100×0.60×0.43 m. ölçüsündedir. Bu heykel karın kısmından ikiye ayrılmıştır. Sırtını kaplayan kitabe 1400-1401 tarihini verir. Diğer heykel Kırklar mezarlığında yarıya kadar toprağa gömülü vaziyette bulunmuştur. Bu mezar taşı 1.06×0.60×0.41 m. ölçüsündedir. Taşın sırtında itinasız dişi olarak yazılmış mezar kitabesi bulunmaktadır. Doğu Anadolu’nun pek çok bölgesinde bu tip mezar taşlarına rastlanmaktadır. Bunlar içinde üzerinde haz bulunanlar da vardır. Bizanslılar ve diğer Hırıstiyanlar topluluklarında koç, koyun ve at şeklinde mezar heykeli mevcut olmadığı için, Ermeni ve Gürcüler tarafından yapılmış bulunan bu tip mezar taşları köksüz kalmaktadır. Kanaatimizce bunlar Türk kültürünün Ermeni ve Gürcülere tesirinin belgeleridir; ya da bu topluluklar tarafından Hıristiyanlaştırılan fakat kendi inanç ve adetlerini yaşatan Türklerin bıraktıkları hatıralardır. Koç ve koyun heykellerinin Doğu Anadolu’dan başka, Seyitgazi, Afyon ve Akşehir gibi İç Anadolu bölgesinde rastlanması bunların Türklerden başka hiçbir topluluğa ait olamayacağını ortaya koyar.

Ahlat Mezar taşları genel vasıflarına göre; I. Çatma lahitler, II. Şahidesiz prizmatik sandukalar, III. Şahideli mezarlar olarak üç ana grup içinde incelenebilir.

I. Çatma Lâhideler

Bunlar gri tüften kesilmiş iki uzun levhanın kenarlarından bir açı teşkil edecek şekilde birbirine çatılması ile meydana gelen bir lâhitle, baş ve ayak uçlarındaki üçgen boşlukları kapatmak üzere yerleştirilen dikdörtgen bloklardan meydana gelmişlerdir. Meydanlık Kabristanı’nın kuzeydoğu köşesinde bulunan bu mezarlar sayıca fazla değildir. Mezarlıkların satıhları çoğunda boş bırakılmıştır. Yazı bulunan bir lâhitte “Besmele”den başka ölünün hüviyetini bildiren bir kitabe de görülür. Yazı arkaik bir kûfî’dir.

Bu tip mezar taşları Ahlat’ın bilinen en erken taşlarıdır. XI. asrın sonu veya XII. asrın başına ait olan örnekleridr.

II. Şahidesiz Sandukalar

Bu mezar taşları İslâm âleminde her bölgede ve devirde sevilerek yapılmışlardır. Bunların en eskileri Ahlat’ın Meydanlık Kabristanı’nda görülür. Kabristanın kuzeydoğusunda toplu olarak bulunan bu tipin, güney-batıya doğru seyrekleştikleri müşahede edilir. Bunlar iki gruba ayrılırlar:

  1. Yekpare gövdeli Sandukalar

Bunlar kaidesiz veya alçak ve ensiz birkaç basamaklı bir kaide ile birlikte kesilmiş, beş kenarlı prizma biçiminde, yekpare bir kitle teşkil eden basit sandukalardır. Çoğu gri tüften yapılmıştır.

Uzunlukları 1.91-2.15 m. yükseklikleri 0.60-0.90 m. arasında değişmektedir. Bunlar Meydanlık Mezarlığı’nın kuzeydoğusunda orta kısımlarda yer alırlar.

Bu sandukalarda, iki yanda çatıyı teşkil eden satıhlarda dişi olarak ölünün hüviyetini bildiren kitabe yer alır. Ayrıca “Besmele” ve “İhlas” surelerinin baş kısımlarına tesadüf edilmektedir. Kitabeler mail kesimdir. Hiçbirinde sanatkâr ve tarih kitabesi yoktur. Bu eserler de XI. asrın sonundan XII. asrın ilk çeyreği arasında tarihlenebilirler.

  1. Gövdeli ve Kapaklı Sandukalar

Gövdeli ve kapaklı sandukalar olarak ele aldığımız bir grup sanduka daha vardır. Bu sandukalar yekpare sandıkların batısında yer alırlar.

Bunlar içi boş bir sandık şeklinde gövde ile onun üzerine konulmuş olan prizmatik kapaktan meydana gelmişlerdir. Ancak çoğunda kapak kaybolmuş, gövde toprak altında kalmıştır. Bunlar H. Karamağralı tarafından yapılan kazı sırasında toprak üstüne çıkarılmış ve temizlenmiştir. 1.94-2.18 m. uzunluğunda ve 0.27-0.68 m . yüksekliğindedirler. Bu tip mezarlar Orkun vadisinde Bilge Kağan Anıtı civarında da görülmektedir. Orta Asya’da pek çok örnek bulunan bu tip sandukaların diğer örneklerini Gaznelilerde de bulmaktayız. Şam’da, Halep’te başka örnekleri vardır.

Ahlat’taki bu tip lâhitlerde ölünün lâkabı, adı ve seceresi kapaktaki mail kısmın satıhlarına kûfî ile yazılmıştır. Kitabe kuzeye bakan yüzden başlar ve prizmatik kapağı dönerek devam eder. Ölüm tarihleri yalnız iki eserde kayıtlıdır. Biri 1158 diğeri 1161 tarihlidir. Bunların hiçbirinde sanatkâr kitabesi yoktur ve eserin kitabesinde yazı arkaik bir sülüstür. Bu taş arkaik sülüs için terminus ante quem (bundan evvel olamaz) ve kûfî hat için terminus post quem (bundan sonra olamaz) teşkil etmektedir. 1161 tarihli eserle birlikte ham kûfî yazı kullanımı hem de bu tip sanduka yapımı sona erer. Bu eserin bulunduğu devir Sökmenoğulları devridir. Bunlarda Samarra tezyinatının etkisi görülmektedir.

Bu taşlardaki tezyinatların esasını kûfî celisi ile yazılmış sureler teşkil eder. Sandukalardaki kûfî yazı çeşitleri dörde ayrılır. Bunların her birini eserler üzerinde görebiliriz.

A- Harflerin alt kenarları aynı hat üzerindedir. Harflerin sadeliği, köşelerin keskin olması ve alt kenarlarının aynı sırada olmaları ile karakterlenirler.

B- Kûfî yazının noktalarla süslendiği örnekler: Bunların başta gelen özelliği harflerin aralarına ve içlerine noktaların, ota benzer stilize motiflerin yerleştirilmiş olmasıdır. Bunlar Samarra C uslûbunu hatırlatırlar.

C- Bu grupta kûfî hattın uçları spirallerle biter. Spirallerin noktaların yerini aldığı müşahede edilmektedir. O halde bu kûfî yazı türü noktalı kûfîden sonra ortaya çıkmıştır. Yani kûfî yazı daha gelişmiştir. Bu mezarlar bir evvelkileri takiben yapılmışlardır. Bu gruptaki mezar taşları Samarra tezyinatını hatırlatmaları, “S” kıvrımlarını ihtiva etmeleri ile sandukaların en güzellerini oluştururlar.

D- Rumili ve kıvrık dallı kûfî ile yazılmış olan sandukalar, gerek ölçülerinin büyüklüğü gerekse kûfî yazıya karışan kıvrık dal tezyinatı ile evvel taşlardan daha sonra yapılmışlardır. Yazı ve kıvrık dallar evvelkilerden farklı olarak dik kesim gösterirler ve kabartma olarak işlenmişlerdir. Kıvrık dallardan çıkan filiz ve yapraklar harflerin aralarındaki boşlukları doldurur. Ahlat’taki sandukaların gelişme seyri içinde bu taşların 1160-1200 arasında Sundukoğulları (Ermenşahlar) zamanında yapılmış olduklarını düşünmekteyiz.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ