REVAN (ERİVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE DEMOGRAFİK YAPININ ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828-1920)

16.01.2015
8.386
A+
A-
REVAN (ERİVAN) ve IĞDIR YÖRESİNDE DEMOGRAFİK YAPININ ERMENİLER LEHİNE DÖNÜŞTÜRÜLME SÜRECİ (1828-1920)

Tarihi süreçte, Revan ve Iğdır yöresi, Çukur Saad ve Sürmeli çukuru adları ile anılmaktadır. Kasım 1920 yılında Kazım Karabekir Paşa komutasındaki Türk ordusu Iğdır ve ilçelerini geri alana kadar Revan ve Iğdır yöresindeki Türklerin toplumsal, kültürel yapısı aynı olup, iklim özellikleri de genel olarak birbirinin aynısı idi. 1920 yılı kasım ayından itibaren bu yöre Aras Nehri sınır kabul edilerek Iğdır ve civarı Türkiye de, Revan ve civarı ise Ermenistan tarafında kalmak üzere fiilen ikiye ayrılmıştır.

Türkler ile Ermeniler burada yaşamlarını büyük oranda huzur ve sükûn içinde XIX. yüzyıla kadar sürdürmüşlerdir. Bu birliktelik, Rusların istilasına kadar devam etmiştir. Rus istilası sürecinde ve sonrasında Ermeniler milliyetçi düşünce­lerin etkisiyle kendilerine tek etnisiteli bir vatan meydana getirmeye çalışmışlardır. Rus destekli bu Ermeni milliyetçiliği, zamanla saldırgan bir yapıyı benimseyerek, Müslüman Türklerin bu yöreden göç ettirilmesi amacına yönelik olarak tedhiş ve katliamlar gerçekleştirmeye başlamıştır.

Bu çalışmada, bu bölgede XI. yüzyıldan itibaren var olan Türklerin demog­rafik üstünlüğü ve bu üstünlüğün Ermeniler tarafından hangi yöntemler kullanıla­rak, çoğunluğun nasıl azınlık durumuna düşürüldüğü incelenmeye çalışılmıştır. Revan ve çevresi, Rus hâkimiyetine girdikten sonra bu yörede Rus destekli büyük bir Ermeni mezalimi yaşanmış ve bunun neticesinde buradaki Türkler aşama aşama etnik temizliğe maruz kalmışlardır. Yöredeki Ermeni mezaliminin yaşanmasına sebep olan gelişmelerin daha iyi anlaşılması açısından bu yöredeki demografik yapının bilinmesi gerekmektedir.

Yöredeki Türk Varlığı

Osmanlıların, Revan, Rusların, Armanskaya Oblast (Ermeni Vilayeti), Azerbaycan Türklerinin İrevan ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülke dâhilinde Ermeniler, Müslüman Türk nüfusa oranla azınlıkta bulunmaktaydılar. Osmanlı belgelerinde, Revan (Erivan) merkezli Çukur Saad ve Sürmeli Çukurunda (Revan-Iğdır Ovasında) nüfusun yoğun bir şekilde Müslüman Türk olduğu kayıtlı­dır. Bu kayıtları destekleyecek siyasi ve askeri gelişmeler tarihi kaynaklar arasında da mevcuttur.

XIII. Yüzyıldan itibaren, Iğdır, Revan, (Erivan) ve Nahçivan civarında ge­lişen siyasi ve askeri olaylarda, Selçuklu, Osmanlı ve Safevi gibi Türk menşeli devletlerin rol oynaması, bu dönemde buraların Türk-Türkmen yurdu olduğunun en büyük delilini oluşturmaktadır. Bu dönemde bu bölgede Ermenilerin herhangi bir nüfus ağırlığı olmadığı gibi, meydana gelen siyasi gelişmelerde de etkinlikleri hiç­bir şekilde görülmemektedir. Ermeniler, bu dönemde bölge nüfusunun çok küçük bir kısmını oluşturmakta ve Üçkilise’deki (Eçmiyazin) manastır çevresinde dini bir topluluk halinde, genel olarak bölgede hâkim olan Türk kökenli devletler olan Os­manlı veya Safevi (Türkmen) hâkimiyetinde yaşamakta idiler.[1]

1590’da Osmanlı Devleti tarafından düzenlenen, Revan Tapu Tahrir defte­rinde kayıtlı, Çukur Saad’da yer alan (Revan-Iğdır Ovası) köylerden çoğunun adla­rı Türkmen boy ve oymaklarının adlarını taşımaktadır. Bunlar; Ozanlar, İsalu, Pornak, Takçılu, Cebecilü, Palaslu, Gökçebeglü, Üveysbeglü, Demircilü, Kozanlu, Yasavullu, Alpavud, Lalabegi, Tarcanlu, Dibeklü, Samagar, Muganlu, Talışlu, Khoçkeri (Koçkiri), Kaçar, Yasaklu, Körpelü, Hacı-karalu, İmanşalu, Koylahisarlu, Ağaceri, Yahyalu, Musa-Hacılu, Navruzlu, Gencelü, Develü, Zencirlü, Saçlu, Avşar, Tekerlü, Köseler, Karabörk, Ağzıkanlu, Cibinlü, Abaranoğlu (büyük ihtimalle Oğuz Türkçesi’nde, Aparanoğlu-Götürenoğlu), Kuşoğlu, Nazaroğlu, Akhı-Veys (Hakveyis) ve İmaret (Amarat-Kadı kışlak)[2] ve sairedir.

Bu köylerde yaşayanların ahalisi hiç şüphe yok ki Türklerden oluşmakta idi. Bunun en büyük delili de bu yerleşim birimlerinin Türkçe ve Türk aşiretlerinin adlarını taşımasıdır. Bunun dışında Revan merkezli Çukur Saad’da (Revan-Iğdır Ovası) çok sayıda göçer Türkmen Boyu da mevcut idi. Evliya Çelebi 1647 yılında Revan’a yaptığı seyahatte, Ağrı Dağı ve civarı (Revan ve Iğdır Ovası’nın bulundu­ğu bölgeyi kapsar) için “Türkmenlere yaylaktır”[3] ifadesini kullanmakla, bölgedeki yoğun Türk nüfusa ve bölgenin Türklüğüne vurgu yapmıştır. Revan ve Iğdır yöre­sinin çukur (ovalık) kısmı da şüphesiz kışlakları idi. Yine XIII. yüzyıl Revan ve civarı hakkında bilgi veren kaynaklar, bugünkü Erivan merkezli Ermenistan coğ­rafyası için XIII. Yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) adını kullanmaktadır.[4] Bölgenin Türklerin veya Türkmenlerin vatanı olduğu gerçeği, Fransa’daki Historia Üniversitesi tarafından kaleme alınan ve 1783 yılında Fransa Kralına sunulan ve kralın onayı ile yayınlanan “Osmanlı Devleti Tarihi” adlı eserde, bugünkü Erme­nistan’ın XIII. yüzyılda Türkmenistan (Türkmen Ülkesi) olarak adlandırıldığı ka­yıtlıdır.

1747 yılının Haziran ayında, İran da hâkim bulunan Avşar Türkmenlerin­den Nadir Şah suikast sonucu öldürülünce, İran’ın hâkim olduğu topraklarda iç karışıklıklar çıkmış ve bu iç karışıklıklar sonucu İran’ın toprak bütünlüğü bozul­muştur. İran’ın hâkim olduğu topraklarda yirmi kadar hanlık kurulmuştur. Bu han­lıklardan biri, Turgutlu Türkmenlerinin hâkimiyetinde olan Revan Hanlığıdır.[5]

Revan Hanlığı döneminde, Çukur Saad yöresindeki Ermeniler yaşantılarını genel olarak barış ve huzurlu bir ortamda sürdürmüşlerdir. Bu doğrultuda, Revan Hanlığı’nın yönetiminde olan topraklarda, Eçmiyazin Ermeni Patrikliği’nin 375 hektar vakıf arazisi olup, bu arazi dâhilinde tarımla uğraşmaktaydılar. Bu arazinin işlenmesinden elde edilen gelirden Türk yönetimleri vergi almamaktaydı.[6] Bu du­rum, Osmanlı Devleti sınırları içerisinde yaşayan Ermenilere uygulanan sistemin bir benzeri idi. İran coğrafyasında yönetimde olan Türkmenlerin de, Ermenilere karşı herhangi bir baskı ve dışlamaya yönelik uygulama veya siyaset takip etme­mekte idiler. Bu açıdan değerlendirildiğinde, Ermenilere, adı geçen Türk kökenli iki devlet tarafından, ne dini, ne de etnik açıdan herhangi bir olumsuz tutum takınılmadığı gibi aksine korunup kollandıkları izlenimi edinilmektedir.[7]

Ancak daha sonraki yüzyıllarda Eçmiyazin Ermeni patrikliğinin yörede bu­lunması, Ermenilerin Revan ve civarına özel bir önem vermesine neden olmuş, onlar burasını kutsal bir yer olarak kabul etmiş ve bütün dikkatlerini bu yöreye yöneltmişlerdir. Bu nedenle burada bir Ermenistan Devleti kurmak, Ermenilerin hayallerini hep süslemiştir. Ancak karşılarında kendilerine en büyük engel olarak gördükleri bir gerçek vardı. Bu gerçek de bölgedeki Müslüman Türklerin nüfus bakımından, Ermenilere oranla büyük bir çoğunluk oluşturmalarıydı.

Rus hâkimiyetine girmeden önce, bu yöredeki demografik dağılım yoğun şekilde Müslüman Türklerin lehine idi. Çukur Saad yöresinin 1590 yılı kayıtlarına göre, Revan Eyaletinde, (Iğdır ve civarını da içine alan Çukur Saad yöresinin Eri­van, Nahçıvan ve Şüregel mıntıkaları kapladığı alanda) 120 bin kişi yaşamaktaydı. 1728 yılında ise aynı yörede, 183 bin kişinin yaşadığı kayıtlardan anlaşılmaktadır.[8] 1590 yılına ait olan kayıtta, bu nüfusun, %77,5’ini Türkler, %22,5’ini Ermeniler, 1728 yılına ait kayıtta ise bu bölgede yaşayanların %76,5’ini Türkler, %23,5’ini ise Ermenilerin oluşturduğu tespiti yapılmaktadır. Revan eyaletine ait verilen bu iki nüfus kayıt bilgileri, Osmanlıların bölgeye hâkim olduğu devre aittir.

Osmanlılar, herhangi bir bölgeyi ele geçirdiklerinde o bölgedeki arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alırlardı.[9] Revan ve civarı da ele geçirildiğinde, hemen arazi ve vergi verecek nüfusu kayıt altına alınmıştır. Bu nüfus kayıtlarında hata payı çok azdır. Çünkü Osmanlı Devleti, Müslim ve gayri Müslim unsurlardan farklı vergiler aldığından, alınan vergiler aynı dine mensup olup olmamakla bağ­lantılı olduğundan ve Ermenilerin, İslam inancında olmaması sebebiyle, Cizye adı ile bilinen verginin onlardan ayrıca tahsil edildiği göz önüne alındığında,[10] Osmanlı tahrir defterlerindeki kayıtların gerçeğe çok yakın olduğu anlaşılmaktadır. Bu ne­denle, 1590 ve 1728 yılına ait Osmanlı kayıtlarında, Revan Eyaletinin (Bugün Er­menistan olarak adlandırılan ülke) demografik yapısı içerisinde, Türk nüfusun bü­yük bir çoğunluk oluşturduğu görülmektedir.

Bölgenin yer adlarına (Toponim) bakıldığında bile, yerleşim birimlerinin çoğunun Türkçe olduğu görülür. Bu durum bütün Ermenistan için geçerlidir.[11] Aynı durum, Iğdır ve civarı (Sürmeli Kazası) için de geçerlidir.[12]

Bölgedeki yer isimlerinin Türkçe menşeli olması gerçeğini Ermeni Tarihçi­lerden Z. Gorgodyan’ın, 1932 yılında Erivan’da bastırılan “1831-1931’inci Yıllar Arasında Sovyet Ermenistanın Ahalisi” (Ermenice) adlı kitabında Ermenistan’da kayıtlı 2310 yerleşim yerinden 2000’nin adının Türkçe menşeli olduğun kaydedil­miştir.[13]

Yörenin Rus Hâkimiyetine Girmesi

XIX. yüzyıldan itibaren Ruslar, Kafkasya’ya doğru istila hareketine başla­mışlardı. 1826 yılında Kuzey Azerbaycan da ortaya çıkan genel bir ayaklanma üzerine, İran olaya taraf olmuş ve bu suretle, İran-Rus savaşı başlamıştır. Revan Hanlığı da İran’a bağlı olması nedeniyle bu savaşa taraf olmuştur. Revan ve civarı bu savaş neticesinde, Rusların üstün gelmesi üzerine, iki devlet arasında yapılan Türkmençay Antlaşması (1 Şubat 1828) ile Rus hâkimiyetine geçmiştir.[14] Bu ant­laşma ile Revan’a bağlı olan Iğdır ve civarı da doğal olarak Rus hâkimiyetine gir­miştir.

Rusların, Revan (Erivan) çevresinde, Revan Türkleri ile yaptıkları savaşa tanık olan ve bu savaştaki gelişmeleri kaydeden zamanın Rus yazarları, uzaktan gördükleri Revan’ı tarif ederken, pek çok camii minaresinin göründüğünü yazmış­lardır. Revan Kalesi, Rusların eline geçtikten sonra, şehre giren Rus yazarlar, ahali­sinin çoğunun Türk olduğunu görmüş ve eserlerinde bu gerçeği kaydetmişlerdir.

Ruslar, Türkmençay Antlaşması ile hâkimiyetlerine aldıkları, Revan, Nahçivan ve bunlara birleştirdikleri Karabağ’la birlikte anılan yerlerde bir idari yapı oluşturmuşlardır. Oluşturulan bu idari yapının adını “Armanskaya Oblast” (Ermeni Vilayeti) koymuşlardır (Mart 1828).[15] Ermeniler bu idari birime, Ruslar tarafından Ermeni Vilayeti adının verilmesini, uzun zamandan beri özlemleri olan, bağımsız Ermenistan veya Muhtar Ermenistan idaresi özlemlerine kavuştuklarını zannederek, kısa süreli bir sevinç yaşamışlardır. Ancak Ermenilerin bu sevinçleri uzun sürmemiştir. Rusların, yöreyi işgali sürecinde, onlara her türlü yardımı sağla­yan ve Ermeni dini lideri olan Nerses’i tutuklayıp, Basarabya’ya sürgün etmişler­dir. Ermeniler oluşturulan yapının bir Rus vilayeti olduğunu, bu bölgeleri Rus Çarı adına işgal eden ve daha sonra da oluşturulan Ermeni vilayetinin başına getirilen Rus Komutanı Paskiyeviç’ten öğrenmişlerdir.[16] Ermenilerin, bağımsız veya muhtar (özerk) Ermenistan’a kavuşma sevinçleri bu nedenle kısa sürmüştür.

Bu dönemde İran’da hâkimiyet, Kaçar Türkmenlerinde bulunmaktaydı. Türkmençay Antlaşması (1828) ile neticelenen bu Rus-İran Savaşın da, Ermeniler, bağlı oldukları Müslüman Türk idaresinin kendilerine her türlü kolaylık gösterme­sine rağmen, gönüllü silahlı çeteler oluşturarak din adamlarının öncülüğünde, Rus­ların yanından savaşa katılmışlardı.[17] Ermeniler, bu Rus-İran savaşında, daha sonra meydana gelen Osmanlı-Rus savaşlarındaki, Ruslar lehine olan açık ve faal tutum­larının adeta bir denemesini yapmışlardır.

Rusların, Ermeni Vilayeti adını verdikleri bu bölgede idari yapı kısa süre sonra değiştirilerek, geçici bir askeri idarenin merkezi haline dönüştürülmüştür (Eylül 1829).[18] Bu bölge yirmi yıl sonra ise, Erivan, Nahçivan, Gümrü, Yeni (Novo) Bayezid ve Ordubad kazalarından oluşan Erivan adı ile anılan ve yöneticisi askeri vali olan yeni bir idari yapı meydana getirmişlerdir. Vali başkanlığında ol­mak üzere, vali yardımcısı ve Rus asıllı yüksek devlet memurlarının katılımı ile bir vilayet meclisi oluşturulmuştur. Bu meclisin dışında yine Rus memurlardan oluşan bir vilayet mahkemesi olup, Türklerin gönlünü almak ve Rus devletine sempati duymalarını sağlamak amacıyla mahalli imamın öncülüğünde, Müslümanlara mah­sus bir şer’i meclis oluşturulmuştur.[19] Bu suretle Türklere, Rus Devletinin, Müslü­manların haklarına saygı gösterdiği mesajı verilmeye çalışılmıştır. Bununla birlikte bölge ahalisinin dilini değiştirmeye özel önem vermişlerdir. Bu doğrultuda 1840 yılına kadar bölgede resmi dil Farsça iken, bu tarihten itibaren Rusça resmi dil olarak dayatılmıştır.[20] Buna rağmen resmi yazışmaların dışında, bölgedeki ahalinin büyük bir çoğunluğu toplumsal hayatta Türkçe konuşmakta[21] ve kültürel eserlerini de Türkçe meydana getirmekteydiler.[22] Türkçenin yörede kültürel ve edebi dil ol­duğu gerçeğini, Köroğlu, Kerem Dede, Âşık Garib, Emrah ile Selbihan, Dede Ka­sım, Kurbani, Gökçeli Âşık Aliasker (Elesker), Beyböğrek, Tepegöz, Aslanbeğ (Basat) gibi edebi ürünlerin kendi aralarında yaygın olarak Türkçe anlatılmasıdır. Bu suretle, Türkler, milli destan ve hikâyeleri ile efsane ve ananelerini canlı tutarak varlıklarını korumuşlardır.[23] Bu bölge de Türkçenin konuşulması bu dönemle sınır­lı olmayıp, Türklerin Anadolu’ya yayılma (XI. yüzyıl) sürecinden itibaren Türkçe, Kafkasya bölgesinde en yaygın konuşulan dillerden birisi olduğu gibi, zamanla bölgedeki farklı etnik gruplar arasında ortak anlaşma dili haline de gelmiştir.[24]

Yöre de Demografik Değişim

Ruslar ile İran arasında 1828’de imzalanan Türkmençay Antlaşması gere­ğince, bu yörenin merkezi olan Revan, Rusların hâkimiyetine girmiştir. Ruslar, Revan merkezli bu bölgenin yoğun olan Türk ve Müslüman nüfusunu göz önüne alarak, burada daima varlıklarını sürdürmek ve gelecekte daha ileri mıntıkalara (Anadolu ve İran içlerine) yönelmek için burasını bir üs olarak teşkil etmişler, bu yüzden buralara Hristiyan unsurların yerleştirilmesi siyasetini benimsemişlerdir.[25]

Bu yöre, Rus hâkimiyetine girmeden hemen önce, Erivan Vilayeti’nin de­mografik yapısının ezici çoğunluğu Türklerden oluşmaktaydı. 1828 yılına kadar Erivan ve civarındaki (Sürmeli Çukuru) nüfusun toplam 106.900 kişi olduğu; bu nüfusun 81.749’u Türk, 25.151’i ise Ermeni idi.[26] Bu nüfus oranlarına bakıldığı zaman, Erivan ve civarının demografik yapısında Türklerin tartışılmayacak kadar açık şekilde çoğunluğu oluşturdukları görülmektedir.

Bu amaçla Ruslar, Revan ve çevresinde Hristiyan nüfusu artırmak amacıy­la ilk etapta yerleştirilecek unsur olarak Ermenileri düşünmüşlerdi. Bu doğrultuda İran ve Osmanlı vatandaşı Ermenilere çeşitli teşvikler sunmak, özellikle Sürmeli Çukuru (Çukur Saad) denilen bölgeye Ermeni Vilayeti adını vermek suretiyle, Ermenilerin kitle halinde buraya göçünü sağlamışlardı.[27] 1828-1829 yıllarında Kuzey Azerbaycan olarak adlandırılan Revan bölgesine, İran’dan sayıları 6.946’yı bulan Ermeni ailesi göç etmiştir. Bunların toplam olarak 35.560 kişi olduğu bilin­mektedir. Edirne antlaşmasından sonra (1829-1830 yıllarında) Osmanlı ülkesin­den, yaklaşık 14 bin Ermeni ailesi, bu nüfus olarak 84.000 kişi yapmaktadır ki, buraya göç ettirilmiştir.[28] Buraya göç ederek yerleşen 2.264 ailenin Kars’tan, 4.315 ailenin de (Doğu) Beyazıt’tan geldikleri tespit edilmiştir. Bu gelenlerden bir kısmı, Rus işgali nedeniyle can ve mal güvenliğinden dolayı Müslüman Türklerin boşalt­tığı köylere yerleştirilmiştir. Bu suretle, savaştan sonra geri dönmesi muhtemel Müslüman Türk ahalinin önünü kesmişlerdir. Köyleri ellerinden çıkan Müslüman Türkler ise Türkiye ve İran’a göç etmek zorunda bırakılmıştır.[29]

Ruslar, bu bölgenin idari teşkilatını 1872 yılında yeniden düzenleyerek Erivan Guberniyası’na yedi (Erivan, Aleksandrapol, Nahçivan, Novo Beyazid, Sürmeli (Iğdır), Dereleyez-Şerur ve Eçmiadzin) kazayı daha bağlamışlardı. Bağla­nan bu kazalardan biri de Sürmeli Kazası adı ile anılan Iğdır ve civarını içine alan yöredir.[30] Bu düzenleme yapıldığında bile Ermeniler, Erivan, Iğdır ve civarında nüfus açısından çoğunluğu oluşturmuyorlardı.

Aynı durum, Ermenilerin çoğunluk iddiasında bulundukları, Osmanlı Devleti’nin Doğu vilayetleri olarak bilinen ve Vilayat-ı Sitte olarak adlandırılan bölge için de geçerli idi. Din ve Etnik açıdan bölge değerlendirmeye tabi tutulduğunda; % 83 Müslüman, % 14 Hristiyan Ermeni, % 3 Hristiyan Rum ve Süryani vb. gibi unsurlardan oluşmaktaydı. Ancak araştırmalar hiçbir yerde çoğunluğu oluşturma­dıklarını hatta en kalabalık oldukları Erzurum vilayetinde bile %20.77 nüfus oranı­na sahip olduklarını göstermekteydi.[31] Yine Osmanlı Devletinin 1914 istatistiğine göre, o zamanki mülki taksimata göre (Erzurum, Van, Bitlis, Harput, Bitlis, Diyar­bakır) vilayetlerinde toplam nüfus 3.225.989 olup bunların 2.622.010’u Müslüman, 483.672’si Ermeni, 4859’u Rum ve 115.820’si Süryani idi.[32] Özetle; Ermeniler ve diğer Hristiyan unsurlar Doğu Anadolu bölgesinin hiçbir yerde çoğunluk oluştur­muyorlardı.

1828 yılından 1918 yılına kadar Revan ve çevresinin demografik yapısını değiştirmek için Ruslar büyük çabalar göstermelerine rağmen büyük oranda Hristiyan çoğunluğunu sağlamayı başaramamışlardır. 1908 yılına ait Rus nüfus istatistiğine göre Erivan vilayetine bağlı, Iğdır ve civarını içine alan Sürmeli San­cağına bağlı, 234 köyde toplam 91.141 nüfusun yaşadığı tespit edilmiştir. Bu sayı­ma göre Sürmeli sancağındaki nüfusun, 68.692’si (%70,7’si) Türk ve Müslüman, 28.449 kadarı ise Ermeni nüfustan oluşuyordu. Ancak bu sayımda sadece erkek nüfus dikkate alınmıştır. Bu sayımda, Sürmeli Sancağının 1908 yılına ait nüfus verileri yerleşim birimlerinin etnik yapıları ile birlikte verilmiştir. Rus istatistiğinde bile Türk ve diğer Müslüman unsurların bölgede nüfusun çoğunluğunu teşkil ettiği görülmektedir. I. Dünya Savaşının başladığı 1914 yılında dahi Erivan ve civarında yaşayan Türk nüfus, sayısal açıdan aşağı yukarı Ermeni nüfus ile aynı seviyede idi.[33]

Justin Mc Carthy, “Ölüm ve Sürgün,” adlı eserinde, Erivan Vilayetindeki Türk nüfusun 1914 ve 1926’daki oranını karşılaştırmıştır. Bu karşılaştırmaya göre; 1914’te Türk nüfus 270.000 iken 1926 yılında Türk nüfusun 89.000’e düştüğünü kaydederek aradaki Türk nüfus kaybının oransal farkının %67 olduğunu tespit et­miştir. Bu oranlamada, Türk Milli Mücadelesinden sonra Türk sınırları içerisinde kalan Iğdır ve civarını dışta tutarak hesaplamıştır. Rus hâkimiyetinde kalan Erivan ve civarı için bu sonuçlar geçerlidir. Bölgedeki bu nüfus değişiminin en büyük neden, İngiliz Amirali Bristol’un tuttuğu günlükte kayıtlı şu sözlerinde arandığın­da, sorunun nedeni açık bir şekilde ortaya çıkmaktadır;

“Genaral Dro’nun yanında (bulunarak) hizmet görmüş subayların verdiği raporlardan biliyorum ki, savunmasız köyler topçu ateşine tutulmuştur ve sonra işgal edilmişlerdir; eğer orada kaçmamış yerli halktan (Müslüman) kimse bulun­muş ise bunlar vahşice öldürülmüşlerdir. Köy talan edilmiştir. Bütün hayvan sürü­leri gasp edilmiş ve sonunda köy yakılmıştır. Bu eylemler Müslümanları (Türkleri) defetme amacıyla düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü.”[34]

Bu kayıt farklı bir bakış açısıyla değerlendirildiğinde, Amiral Bristol, Ermenilerin Türklere yaptığı katliamları ifade ederken “düzenli ve sistemli biçimde yürütülmüştü” şeklindeki ifadeyi kullanmak suretiyle bölgedeki Türklere soykırım yapıldığını kuşkuya yer bırakmayacak derecede açıkça dile getirmektedir. Eğer, 1948’de kabul edilen Birleşmiş Milletler Anayasası’nda yer alan “Soykırım Suçu­nu Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”, geçmişe yönelik işletilecek ve Amiral Bristol’un tuttuğu bu rapor işleme konulacak olursa, Ermenilerin Türklere yönelik soykırım yaptıkları ortaya çıkmaktadır. Çünkü Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunda, 1948’de kabul edilen İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi’nde soykı­rım tanımlanırken kullanılan ifade şöyledir; “Silahsız ve savunmasız bir toplumun bireylerinin hiç ayrım gözetilmeksizin planlı bir şekilde ve silahlı bir toplum tara­fından tamamen yok edilmesidir.”[35]

Sonuç

XIII. yüzyıldan itibaren batılı kaynaklarda Türkmenistan olarak geçen ve günümüzde Ermenistan olarak adlandırılan ülkede çoğunluk Müslüman Türklerden oluşmaktaydı. Rusya desteğindeki Ermeniler, 1828’den başlayarak Türklere yöne­lik etnik temizlik hareketine başlamışlardır. Ermenilerin yaptıkları bütün katliam ve sürgünlere rağmen, 1920 yılına kadar Ermenilerin kendilerine merkez olarak seçtikleri Revan (Erivan) ve civarında Müslüman Türk nüfusu sayısal yönden he­men hemen Ermeni nüfusa eşit idi.[36] Bu nedenle Türkler, yöre üzerinde tarihten gelen doğal bir hakka sahip idiler. Bu haklarından da kolay kolay vazgeçmek ama­cında değildiler. Bu amaçla, Ermenilerin teşkilatlı tedhiş hareketlerine karşı, Türklerde teşkilatlanmaya başlamışlardı. Ancak bu teşkilatlanmada Türkler, Ermenilere nazaran çok geç kalmışlardı. Çünkü Erivan ve civarın da yüzlerce Türk köyü yakı­lıp, yağmalanıp ve ahalisi katledildikten sonra Türkler, durumun korkunçluğunun farkına varmışlardır.

Ermeni tedhişine o dönemde engel olacak ve Müslüman Türklerin hayatla­rını güven içinde idame etmelerine yardımcı olacak bir teşkilat ise bulunmamak­taydı. O dönemde (1828-1920), Müslüman ülkeler arasında en güçlü devlet olarak Osmanlı Devleti olmasına rağmen, Osmanlılar yöredeki demografik değişikliklere müdahil olamamıştır. Buna sebep olarak muhtemelen Osmanlı Devleti’nin zayıf durumda bulunması gösterilebileceği gibi, bölgenin Osmanlı hâkimiyetinde iken değil de, İran’ın hâkimiyetinde iken Rus egemenliğine geçmesi bir müdahaleye engel teşkil etmiş olabilir. Neticede her ne olursa olsun; XIII. yüzyıldan itibaren Türkmenlerin vatanı olan yöre, 1828’den itibaren Ermeni vatanı haline dönüştü­rülmüştür.

Bölgenin içinden geçen Aras Nehri’nin akış istikametinin sağ tarafında yer alan Iğdır ve civarı, Türk Milli Mücadelesi (1919-1922) neticesinde Ermeni vatanı olmaktan kurtarılmıştır. Bu suretle, Türk toprağı olan Revan ve civarındaki, Müs­lüman Türkler, etnik temizliğe tabi tutularak, doksan iki yıl (1828-1920) içinde Ermenistan haline getirilmiştir. Buradaki, Müslüman Türklerin felaketi ise, dünya devletleri tarafından görmezlikten gelinmiştir.

Kafkas Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü, 36100 Kars o.kizilkaya@mynet.com
Kaynak:
Erciyes Üniversitesi
Sosyal Bilimler Enstitüsü Dergisi
Sayı: 22 Yıl: 207/1

Dipnotlar:
[1] 1441 yılında Kilikya bölgesinden çıkarılan Ermeni ruhanileri Üçkilise de denilen ve Iğdır’ın yaklaşık 20 km yakınındaki Eçmiyazin’e gelerek burayı kendilerine dini merkez (Katolikosluk-Katogigosluk) yapmışlardır. Bkz. Saide Hacieva “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri,” Türkler, 7. Cilt, Yeni Türkiye Yayınları. Ankara, 2002, ss. 64-72.
[2] M.F. Kırzıoğlu, Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi 1451-1590, Ankara, TTK Yay., 1998, s. 349.
[3] Evliya Çelebi Seyahatnamesinden seçmeler, (Haz.) H. Nihal Atsız, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991, s. 273.
[4] Osmanlı Devleti Tarihi, (Çev.) Şiar Yalçın, Nokta Yayınları, İstanbul, 2003, s. 28.
[5] Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65.
[6] Hacieva, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri”, s. 65.
[7] M. Mirza Bala, “Erivan Maddesi,” İslam Ansiklopedisi, İstanbul, MEB Yay., 1993, s. 313.
[8] Rafik Firuzoğlu Safarov, “Batı Azerbaycan: Etno-Politik Değişiklikler ve Ermenistan’ın Kurulması (1801-1921)”, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss. 167-174.
[9] Halil İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi 1300-1600, Cilt: 1 (çev) Halil Berktay, Eren yayıncılık, İstanbul, 2000, ss. 145-150.
[10] İnalcık, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi, Cilt: 1, ss. 175-182.
[11] M.F. Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri” Türk Kültürü Dergisi, S:11, (Eylül 1963), ss. 30-36.
[12] İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım”, Iğdır, “Tarihi Gerçekler ve Ermeniler” Uluslararası Sempozyumu 24-27 Nisan 1995, ss. 127-146.
[13] İbrahim Bayramov, “Qerbi Azerbaycan’ın Türk Menşeli Toponimleri” www.iravan.com/index. php?subaction=showfull&id= 1081971595&archive…
[14] Kerim Oder, Azerbaycan, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1982, s. 74, Bala, “Erivan Maddesi”, İ.A. s. 314.
[15] Kazım Karabekir, Ermeni Meselesi, 2. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul, 1995, s. 127.
[16] Karabekir, Ermeni Meselesi, s. 127.
[17] Karabekir, Ermeni Meselesi, s.126-127; Hacar Y. Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine” (Çev.) Bilgehan Atsız Gökdağ, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002, ss. 175-180.
[18] Bala, “Erivan” maddesi, s. 314.
[19] Bala, “Erivan” maddesi, s. 314.
[20] Nadir Devlet, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917), I. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara, 1999, s. 23.
[21] Veysel Ünüvar, İstiklal Harbi’nde Bolşeviklerle Sekiz Ay, 1920-1921, Şirket-i Mürettebiye Basımevi No: 73, İstanbul, 1948, s. 7
[22] Bölgede halk arasında Türkçe konuşulduğunun delili olmak üzere, Türk Halk Edebiyatı’nın Âşıklık Sanatının önde gelen Temsilcilerinden Âşık Alhas’n Revan (İrevan-Erivan) ile ilgili bir şiiri şöyledir.
Yığılın ahbaplar yaren, yoldaşlar                       Develer çekilir, ziller çalınır,
Hele görün İrevan’da neler var?                          Hem verilir, hem salınır, alınır,
Pambuğu, buğdası, dingi düyüsü                      Keçisi kırkılır, koyun yolunur
Bir de görüm bu meydanda neler var?              Bilmirem ki bu meydanda neler var?
 
Âşık Alhas sende gel İrevan’a,
Gör bu gözelleri kal yana yana,
Bunlar kimi heç gelmedi cihana,
Huri kimi bu gılmanda yeri var!
 
[23] Nizamettin Onk, “Âşık Alhas” Türk Kültürü Aylık Dergisi, Sayı: 303, (Temmuz, 1988), ss. 428-435. Bu konu ile ilgili farklı halk edebiyat ürünleri için, ayrıca bkz., Zeynel Abidin Makas, “Gökçe Aşık Mektebi” Kardaş Edebiyatlar Üç Aylık Edebi Dergi, Sayı:8, (Ekim-Kasım-Aralık1983). ss. 31-35. Nizamettin Onk, Göğçeli Âşık Elesker, Adapazarı Öğretmenler Yardımlaşma Derneği, Yayın No: 2, Sakarya, 1964. Kırzıoğlu, “İrevan/Revan Türkleri”, ss. 31-36.
[24] Rauf A. Hüseyinov, “Azerbaycan’daki Etnik Süreçlerin Tarihi Yönleri,” XI. Türk Tarih Kongresi (Ankara 5-9 Eylül 1990), II. Cilt, TTK. Yayınları, Ankara, 1994, ss. 553-562.
[25] Kırzıoğlu, “İravan/Revan Türkleri”, ss. 30-36.
[26] Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175-179.
[27] Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175-179.
[28] İbrahim Güner, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki İğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım, ss. 127-146.
[29] Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175-179.
[30] Verdiyeva, “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine,” ss. 175-79.
[31] İlhan Gedik, Vilayat-ı Sitte’de Demografik Durum (1875-1914), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara, 1985, s. 78-79.
[32] Türk İstiklâl Harbi III ncü Cilt Doğu Cephesi (1919-1921), ATASE Yayınları, Ankara, 1995, s. 38.
[33] Justin Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, (Çev.) Bilge umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1988, s. 256.
[34] Bristol’un Savaş Günlüğü, 14 Ağustos 1922, U. S. 867.00/1540. naklen, Mc Carthy, Ölüm ve Sürgün, s. 252.
[35] Cemalettin Taşkıran, “Türk-Ermeni İlişkileri, Tehcir Olayı ve Sözde “Soykırm” Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (ed.) H. Celal Güzel, Yeni Türkiye Yayınlan, Ankara, 2001, ss. 209-224, Ayrıca bkz. Pulat Y. Tacar, “Ermenilere Soykırım Yapıldığı Savının Hukuksal ve Ahlaki Açılardan İncelenmesi,” Ermeni Araştırmaları Dergisi, S: 2, (Haziran-Temmuz-Ağustos 2001), ss. 89-112.
[36] Allen ve Muratoff, 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harplerin Tarihi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1966.s. 463.
KAYNAKÇA
Kitaplar ve Tezler
♦  Allen W.E.D. ve Muratoff, Paul, 1828-1921 Türk-Kafkas Sınırındaki Harple­rin Tarihi, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1966.
♦  Atsız, H. Nihal, Evliya Çelebi Seyahatnamesinden seçmeler, Kültür Bakanlığı Yayınları, Ankara, 1991.
♦  Devlet, Nadir, Rusya Türklerinin Milli Mücadele Tarihi (1905-1917), I. Baskı, TTK. Yayınları, Ankara, 1999.
♦  Gedik, İlhan, Vilayat-ı Sitte’de Demografik Durum (1875-1914), Basılmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara Üniversitesi Türk İnkılâp Tarihi Enstitüsü, Ankara, 1985.
♦  İnalcık, Halil, Osmanlı İmparatorluğu’nun Ekonomik ve Sosyal Tarihi 1300-­1600, C: I, (Çev) Halil Berktay, Eren yayıncılık, İstanbul, 2000.
♦  Karabekir, Kazım, Ermeni Meselesi, 2. Baskı, Emre Yayınları, İstanbul, 1995.
♦  Kırzıoğlu, M.F., Osmanlıların Kafkas Ellerini Fethi 1451-1590, TTK Yayınları, Ankara, 1998.
♦  Mc Carthy, Justin, Ölüm ve Sürgün, (Çev.) Bilge Umar, İnkılâp Kitabevi, İstanbul, 1988.
♦  Oder, Kerim, Azerbaycan, Boğaziçi Yayınları, İstanbul, 1982.
♦  Onk, Nizamettin Göğçeli Âşık Elesker, Adapazarı Öğretmenler Yardımlaşma Der­neği, Yayın No: 2, Sakarya, 1964.
♦  Türk İstiklâl Harbi III ncü Cilt Doğu Cephesi (1919-1921), ATASE Yayınları, Ankara, 1995.
♦  Ünüvar, Veysel, İstiklal Harbi’nde Bolşeviklerle Sekiz Ay, 1920-1921, Şirket-i Mürettebiye Basımevi No: 73, İstanbul, 1948.
♦  Yalçın, Şiar, Osmanlı Devleti Tarihi, Nokta Yayınları, İstanbul, 2003.
Makaleler
♦  Bala, M. Mirza, “Erivan Maddesi,” İslam Ansiklopedisi, İstanbul, MEB Yayınları İstanbul, 1993.
♦  Bayramov, İbrahim, “Qerbi Azerbaycan’ın Türk Menşeli Toponimleri”, www.iravan.com/index. php?subaction=showfull&id=1081971595&archive…
♦  Güner, İbrahim, “Kafkaski Kalender Yıllığı’ndaki Iğdır’la İlgili Nüfus Verilerine Coğrafi Bir Yaklaşım”, Tarihi Gerçekler ve Ermeniler” Uluslararası Sempozyumu, Iğdır 1995.
♦  Hacieva, Saide, “İrevan (Revan) Türk Hanlığı ve Osmanlı Devleti ile ilişkileri,” Türkler, 7. Cilt, Yeni Türkiye Yayınları. Ankara, 2002.
♦  Hüseyinov, Rauf A.,. “Azerbaycan’daki Etnik Süreçlerin Tarihi Yönleri,” XI. Türk Tarih Kongresi (Ankara 5-9 Eylül 1990), II. Cilt, TTK. Yayınları, Ankara, 1994.
♦  Kırzıoğlu, M.F., “İravan/Revan Türkleri” Türk Kültürü Dergisi, S: 11, (Eylül 1963).
♦  Makas, Zeynel Abidin, “Gökçe Âşık Mektebi” Kardaş Edebiyatlar Üç Aylık Edebi Dergi, Sayı:8, (Ekim-Kasım-Aralık1983).
♦  Onk, Nizamettin, “Âşık Alhas” Türk Kültürü Aylık Dergisi, S: 303, (Temmuz, 1988), 19)
♦  Safarov, Rafik Firuzoğlu, “Batı Azerbaycan: Etno-Politik Değişiklikler ve Erme­nistan’ın Kurulması (1801-1921)”, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Ya­yınları, Ankara, 2002.
♦  Taşkıran, Cemalettin, “Türk-Ermeni İlişkileri, Tehcir Olayı ve Sözde “Soykırım” Osmanlı’dan Günümüze Ermeni Sorunu, (Ed.) H.Celal Güzel, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2001.
♦  Tacar, Pulat Y., “Ermenilere Soykırım Yapıldığı Savının Hukuksal ve Ahlaki Açı­lardan İncelenmesi,” Ermeni Araştırmaları Dergisi, S: 2, (Haziran-Temmuz-Ağustos 2001).
♦  Verdiyeva, Hacar Y., “İrevan (Revan) Vilayetindeki Demografik Değişiklikler Üzerine” (Çev.)Bilgehan Atsız Gökdağ, Türkler, Cilt: 19, Yeni Türkiye Yayınları, Ankara, 2002.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 0 YORUM

Henüz yorum yapılmamış.