OSMANLI-RUS TİCARETİ (1853-1917)

OSMANLI-RUS TİCARETİ (1853-1917)

Rusya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkiler, 1853-1858 Kırım Savaşı’ndan sonra iki ülkenin imzalamış olduğu bir ticaret antlaşması çerçevesinde gelişmiştir. Bu antlaşma, Babıâli’nin, 1830-1840 yıllarında imzaladığı ticaret antlaşmalarını Avrupa ülkelerinin baskısı altında kalarak yenilemek zorunda olduğu dönemde yapılan antlaşmalardan biriydi.

Rusya ile Türkiye arasında 1862 yılında imzalanan “Ticaret ve Denizcilik Antlaşması”, genel olarak, 1861-1862 yıllarında Osmanlıların İngiltere, Fransa, Avusturya-Macaristan, Belçika, İtalya, diğer bazı Avrupa ülkeleri ve ABD ile imzaladığı ticaret antlaşmalarına benzemekteydi. Burjuva sınıfının siyasi ve ekonomik yaşam prensiplerine göre yapılan antlaşma, bu yıllarda tüm dünyada hakim olan “serbest ticaret” ilkelerine dayanmaktaydı.

1862 tarihli ticaret antlaşmasının yirmi maddesinden ilki, geleneksel bir prensibi teyit ediyordu: “Rus vatandaşlarına verilen tüm yetkiler, tercihler ve ayrıcalıkları ve Türkiye’deki mahkemelerin tabi olacağı konum, diğer antlaşma ve sözleşmelere uygundur”. Antlaşmanın 2. maddesine göre, Rus tacirler “Osmanlı İmparatorluğu’nun her tarafında, her türlü tarımsal ürünleri ve her türlü sanayi mamullerini kendi başlarına veya yetkili bir vekil aracılığıyla satın alabilme hakkına sahip oldular” (ihracat ve ticaret dahil, el koyma hariç).

Rus tacirlerin Rusya’dan Türkiye’ye ithal ettikleri mallara uygulanacak gümrük vergi oranları, antlaşmanın 4. maddesinde açıklanmış olup, malın toplam değerinin yüzde 8’ine tekabül ediyordu.

Genel olarak bakıldığında, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında ve yirminci yüzyılın başında işleyen Rusya ile Türkiye arasındaki ticarette deniz ulaşımının önemli bir rol oynadığı görülür. Prensip olarak iki ülke arasındaki mal değişimi ticaret gemileri aracılığıyla yapılmaktadır.

Belirtilen bu gerçekler yanında, Rus ve Türk limanları arasındaki kargonun çok önemli bir bölümü, “üçüncü-taraf ülkelerin” gemileri tarafından taşındı. Gerçekten, 19. yüzyılın ortalarına kadar olan dönemdeki çoğu durumlarda, İngiliz, Fransız ve Avusturyalı ticaret ve taşımacılık şirketlerine ait yelkenli gemiler ya da buharlı gemiler ön planda idi.

Kırım Savaşı’nın sona ermesi üzerine, Rus hükümeti, 3 Ağustos 1856 tarihinde “Rus Vapur Hattı ve Ticaret Şirketi’nin” kurulmasına karar verdi. Bu, hisselerinin üçte biri Rus hükümetine ait olan, bir vapur ortaklık şirketiydi.

Ruslar, Güney Rusya bölgelerinin Karadeniz ve Akdeniz’e kıyısı olan ülkelerle ticaret ve posta ilişkilerinin geliştirilmesinin önemini anlamışlardı. Bu girişim, Rusya’nın Orta Doğu ülkelerine dönük ihracatının gelişmesinde önemli bir rol oynamıştır (2. P. 579).

Rusya ile Türkiye arasındaki ticari ilişkilerin on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ile yirminci yüzyılın ilk yarısı boyunca gösterdiği gelişim, aşağıdaki tabloda gösterilmektedir (9; 10; 8; 20; 18).

Her iki ülkedeki uzun-dönemli ekonomik şartların bir birine benzemesi, iki ülke arasındaki ticari ilişkilerin değişmeden devam etmesine yol açmıştır.

On dokuzuncu yüzyılın hem ilk hem de ikinci yarısındaki Rusya-Türkiye ticari ilişkileri, değişik türdeki tarım ürünleri, hammaddeler ve yarı-mamul mallar üzerine dayanıyordu. Rusya, her zaman olduğu gibi, taze sebze ve meyveler, kurutulmuş meyveler, çekirdekli meyveler, fındık, tütün, bitki yağı, baharat, tabakhane mamulleri, deri ve el sanatı ürünleri ithal etti.

Rusya’dan Osmanlı İmparatorluğu’na ihraç edilen ürünler arasında, fiyatları uygun olması nedeniyle hububat (buğday, çavdar, arpa, yulaf, mısır), ilk sırada yer aldı. Un, peynir, tereyağı, hayvan yağı, ispirto, şeker, kereste, havyar, balık, deri ise ikinci sırada yer aldı. Ayrıca, Rusya Türkiye’ye canlı ve (nadiren) kesilmiş büyükbaş hayvan, keçi, koyun ve hayvan ürünleri ihraç etti.

Böylece, Rusya’nın reformlara kadar hububat ürünleri ihraç potansiyelinin genişlemesi ve diğer yandan Türkiye’de un üretiminin düşük bir seviyede gelişmesi nedeniyle hububat ve hububat ürünlerine olan talebin sabit kalması, Rusya’nın Osmanlı piyasasına yüksek miktarda hububat ve un ihraç etmesini sağladı.

On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ile yirminci yüzyılın başında, Rusya’nın tahıl ve tahıl ürünlerinin belli başlı dış pazarlarından biri Türkiye’ydi. Yukarıda bahsedilen Rus ürünlerinin ihracı Odessa ve Sivastapol üzerinden ve sadece bazı ünlü ihracatçılar tarafından gerçekleştirildi. 1880’li yıllarda, Odessa’da iki önemli ihracat firması biliniyordu: Buhshtan’s ve Anatra kardeşler.

Fakat, tahıl ve un ihracatçısı ülkeler arasında hızlı bir şekilde artan rekabet ve özellikle dünya tarımcılığında görülen kriz şartları, Rusya’nın un sanayi ürünlerine olan piyasasının genişlemesine engel oldu. On dokuzuncu yüzyılın sonunda Fransa ve İngiltere’de üretilen unun, Türkiye piyasası şartlarında Rusya’nın ürettiği undan yüzde 10-15 daha ucuz olduğunu dikkate almak gerekir. (31. P. 17). Hatta, bunun yanında, Macaristan ve Bulgaristan’da üretilen un, Fransa ve İngiltere’de üretilenden daha ucuzdu. İşte bu nedenle Türk halkı ucuz Bulgar ve Macar ununu Rusya’nın yüksek kaliteli ve bu nedenle daha pahalı olan ununa tercih etti. Bu yüzdendir ki, Rus unu, ancak yüksek kaliteli ürünlerin üretiminde gerektiği durumlarda katkı maddesi olarak kullanıldı. Bu durum, Rus ununun neden Osmanlı İmparatorluğu’nun İstanbul, Selanik, İzmir ve Beyrut gibi Avrupalıların büyük bölümünün ve yerlilerden zengin kesimlerin yaşadığı büyük şehirlerinde daha çok satıldığını açıklamaktadır. Ayrıca, on dokuzuncu yüzyılın sonunda Rus ununa Yafa pazarında büyük bir talep vardı, çünkü orada Rusya’dan göç eden çok sayıda insan yaşıyordu (21. P. 381, 391).

Görüldüğü gibi, Rus ununun Osmanlı İmparatorluğu pazarlarında satılma miktarı, sadece hasılat miktarına ve un sanayinin kapasitesine değil, aynı zamanda Orta Doğu pazarında (fiyat bakımından) rekabet edebilme gücüne bağlıydı.

Fakat Rus petrol ve petrol ürünleri bakımından, bir problem yoktu. Yukarıda isimlendirilen ürünlerin ihracatı istikrarlı idi ve Rusya’nın on dokuzuncu yüzyıl sonu ile yirminci yüzyıl başında dünyanın bu bölgesindeki ihracatının temelini oluşturuyordu. Osmanlı İmparatorluğu, Rusya’nın petrol-üretimi ve petrol-işleme endüstrilerinin en önemli dış pazarlarından biriydi. Bazı yıllar arasındaki Rus petrol ürünlerinin satışı, Fransa ve Almanya’nın satışından 2 ya da 3 misli daha fazlaydı (örneğin, 1886’da 12,6 milyon pood’du [16,4 kiloluk bir Rus ağırlık ölçüsüdür]) (23. P. 326-327).

Rusya’nın Orta Doğu ülkelerine petrol ürünleri ihracatı, gazyağı piyasasının Amerikan petrol şirketleri tarafından tekel altına alınması üzerine başlamıştır. ABD’den Türkiye’ye petrol ürünleri ihracatı 1860’ların ortalarında başladı ve izleyen yirmi yıl boyunca sürekli olarak arttı (1. P. 364-365). İmparatorluğun bir çok bölgelerinde, günlük yaşamda alışkanlıklar yaratması ve kullanımı gerekli bir ürün haline gelmesi sonucunda, gazyağına dönük istikrarlı bir talep oluştu. Bu durum, Rusya’nın Orta Doğu ülkelerine gazyağı ihracatının büyük oranda artmasında ana etken oldu. Fakat, Amerikan petrol şirketlerinin uzun yıllar boyunca genişlemesi ve dünyanın bu bölgesinde sahip oldukları ayrıcalıklar, Kafkas petrolü ve petrol ürünlerinin satışının önünde ciddi bir engel oluşturdu.

Rus petrol üreticileri 1880’lerin ortasında, Amerikan petrol şirketlerinin Orta Doğu pazarındaki ciddi rakibi haline geldiler. Rus petrol ihracatının coğrafi sınırları Tunus’a kadar uzandı (4. C. 397). Rus konsolosluklarının raporlarına göre, Osmanlı İmparatorluğu’nda faaliyet gösteren Rus gazyağı şirketleri, Amerikan şirketlerini oldukça kısa bir sürede geçtiler (en önemlisi, Palaşkovsky ticaret şirketi idi). 80’lerin sonlarına gelindiğinde Karadeniz’de Trabzon ve Samsun’dan Ege Denizi kıyısında Selanik ve İzmir’e kadar Osmanlıların tüm büyük merkezlerinde, Rus petrolünü ihraç eden şirketler, en başarılı şirketlerdi (4. P. 397). Ve bu durum, Osmanlı İmparatorluğu’nun Akdeniz kıyısındaki birçok limanında (Mersin, Hatay, Beyrut, Tripoli, Yafa gibi) bir sorun yaratmadı. Rus petrol ürünleri, bu kıyı ticaret merkezleri üzerinden İmparatorluğun en içerdeki bölgelerine kadar nüfuz etti, en uzak ve geri kalmış bölgelerdeki piyasaları ele geçirdiler. Rusya’nın bu dönemdeki konsoloslarından biri, “bizim gazyağı Suriye köylerinde kullanılıyor, fakat çok yakın bir gelecekte Bedevilerin en uzak bölgelerdeki göçebe çadırlarında da kullanılacaktır” diye yazmıştı. (1. p. 364-365).

Fakat, gelişmeler gösterdi ki, bu öngörü aşırı bir iyimserlikti. Rusya, yirminci yüzyılın başına kadar olan dönemde petrolün çıkarılması konusunda ilk sırayı aldı. Daha sonra, petrol-işleme konusunda ABD’nin arkasına düştü. Aynı şey, Orta Doğu’da piyasa hakimiyeti ve petrol dağıtım organizasyonu için de söylenebilir. Bunun sonucunda, yirminci yüzyılın tam da başında, Türkiye pazarındaki fiyatları Rus şirketleri değil Amerikan şirketleri belirler hâle geldi. Açıktır ki, Amerikan şirketleri bu başarıyı, ulaşım, depolama ve dağıtım alanlarında daha etkin olmaları sonucunda gerçekleştirmişlerdi.

Böylece, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında, Rusya’nın Orta Doğu pazarında ekonomik varlığını devam ettirmesine yardım eden temel ürünler, un, hububat ve gazyağı idi. Rusya’nın diğer ihraç malları ise, her ne kadar genellikle daha kaliteli olsa da, Batı ülkelerinin ürettiği benzeri ürünlerle rekabet edemiyorlardı. Rus sanayi malları ihracının ilgili dönem boyunca yeterince başarılı olamamasının nedeni, Rus burjuvazisinin Orta Doğu pazarları dahil dış pazarlarda sanayi ve ticari faaliyette bulunmaması ve bu alana yeterince ilgi göstermemesidir. Diğer yandan, sanayinin ve özellikle tekstil sanayinin hızlı bir şekilde büyümesinin, Rus İmparatorluğu’nun güçlenmesi ve Yakın Doğu’daki “iç kolonilerinin” genişlemesi ile aynı döneme rastladığını unutmamalıyız. Rus tacirler ve üreticiler, çok yüklü miktardaki ürünlerini bu iç bölgelerde hiçbir risk olmadan ve dışarıdan rekabete maruz kalmadan satabiliyorlardı. Rus ekonomisi için iç pazar her zaman dış pazarlardan daha önemli idi.

Bilindiği üzere, kapitalizmin prensipleri Rusya’da diğer Avrupa ülkelerinden daha sonra yerleşmiştir. Bu nedenle, Rus Devleti, ekonomik ve ticari genişlemenin örgütlenmesi ve şekillenmesi konularında diğerlerinin arkasında kaldı. Rusya, diğer Avrupa devletlerinin aksine, on dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı İmparatorluğu’na sermaye ihracı sürecinde yer almadı. Türkiye’de Rusların sahip olduğu hiçbir ticari banka şubesi yoktu.

Bu nedenle, Rus tacirler, Avrupalı burjuvalar ile eşit ve resmi ticari ayrıcalıklara sahip olmalarına rağmen, Osmanlı pazarında daha olumsuz bir konumda bulunuyorlardı.

Çok şiddetli rekabet şartları bir yana, Rus ekonomisinin nispi geri kalmışlık durumu, ihracatın yapısında ve kötü işletme organizasyonunda açıkça görülmekteydi. Rus tacirlerce karşılaşılan problemlerin bir başka nedeni, dış piyasalarda ticaret tecrübelerinin olmaması ve o günlerde mevcut olan belli başlı liberal ticaret ve ekonomi standartlarını ticari faaliyetlerinde uygulamakta sık sık başarısız olmaları ya da isteksiz davranmalarıdır. Halbuki, bu genel standartlar, Batı ülkelerinin burjuvazileri tarafından yüzyıllardır çok iyi biliniyordu ve bu standartlar, onların Osmanlı pazarında işleyen ekonomik rekabette üstün gelmelerini sağlayan güçlü bir faktördü.

Türkiye’ye ihracat ve ticaret yapmakla meşgul Batı Avrupa şirketlerinin çoğu, daha 1880-1890’lı yıllarda, mal satışlarını kredi ile yapıyorlardı. Ve hem toptan hem de perakende satışlarda, uzun dönem (4 ile 6, hatta 8 aya kadar) kredi açıyorlardı. Buna karşın, Türkiye’ye mal ihraç eden Rus firmaları, kural olarak, taksitli ödemeyi kabul etmiyor ve peşin para istiyordu. Bunun yanında, Batılı ticaret şirketleri, Osmanlı İmparatorluğu’nun en ücra köşelerine kadar giden ve mallarının reklamını yapmak için seyahat eden satıcılarına ekstra maaş vermekten dolayı hiç rahatsız olmuyorlardı. Rus ticaret ve sanayi müteşebbisleri ise, AvrupalIlardan farklı olarak, Türkiye’deki ticari şubeleri fiilen işletmediler. Bu nedenle, Rus mallarını iyi bir şekilde reklam edemediler (25). Rusya’daki değişikliklerin etkisi de kaçınılmazdı. Rusya’da üretilen mallara Orta Doğu ülkelerinin en iyi pazar olabileceği anlaşılmıştı; ve bu durum Rus burjuvazisini Osmanlı İmparatorluğu ile ticaret yollarının ve ekonomik temaslarının genişletilmesi ve geliştirilmesi için yeni yollar aramaya zorladı. Böylece, hükümet, tacirler ve sanayicilerin ortak çabaları sonucunda, Birinci Dünya Savaşı’ndan önceki 15 yıl boyunca olumlu gelişmeler gözlendi. Bu dönemde Rusya’nın Osmanlı’ya mal ihracı istikrarlı bir şekilde arttı. 1896-1900 yılları arasındaki durumla karşılaştırıldığında, ki bu dönemde Rus ihracatının yıllık ortalama meblağı 14,6 milyon ruble idi, 1906-1910 arasında Rusya’nın Osmanlı’ya yaptığı ihracat ortalama 22,6 milyon rubleye yükseldi. Yani, on yılda yüzde 54 artış kaydedilmişti.

Diğer yandan, Rusya’nın Türkiye’den yaptığı ithalatın artması sonucunda, 1896-1900 döneminde ithalatın ortalama yıllık miktarı 6,7 milyon ruble iken; 1906-1910 döneminde 8,4 milyon rubleye çıktı. Bunun sonucunda, Rusya, Osmanlı İmparatorluğu’nun diğer ticari ortakları arasında 4. sırayı aldı.

Rusya’nın ilgili dönemde dünyadaki en çok gelişmiş ülkelerden birisi olduğu bilinir. Sanayi üretimindeki büyümenin hızı, genel olarak İngiltere ve Fransa’dakinden daha büyük idi; ve bazı sanayi alanlarında Almanya ve ABD’nin kalkınmasının üzerinde idi (30. P. 179, 217).

Ülkenin iç ve güney bölgelerini, Kafkasya’yı ve Güney Kafkasya’yı (Kafkaslar’ın Azerbaycan, Gürcistan ve Ermenistan bölümü) Karadeniz limanlarına bağlayan demiryollarının yapımı, Rusya’nın kendi güney bölgeleri üzerinden ihracat potansiyelinin artmasında önemli bir rol oynadı. Petrol depolama tankları ve petrol tankerleri, Bakü’den Orta Doğu’ya petrol ihracatının dağıtımını kolaylaştırdı (23. P. 327).

Rus ticaret filosu, Karadeniz ve Akdeniz’in en önemli limanlarının hepsinde üstünlük sağladı. İzleyen yüzyılın başında, Rus Vapur ve Ticaret Şirketi (RS & TC), ülkedeki en büyük şirketti; 81 vapura sahipti ve 21 vapur hattını elinde bulunduruyor; Karadeniz, Akdeniz, Hint ve Atlantik Okyanuslarında kargo ve yolcu taşımacılığı yapıyordu (27. P. 133). RS & TC’nin ticaret ve yolcu gemileri, Osmanlı İmparatorluğu’nun tüm limanlarına düzenli seferler düzenledi. 1903’de RS & TC, Odessa ile Basra ve Basra Körfezi’nin diğer limanları arasında vapur seferleri koydu (32. P.352). Böylece, İngiliz ticari filosunun bu zamana kadar “İngiliz Gölü” olarak adlandırılan Basra Körfezindeki taşımacılık tekeli, kırılmış oldu.

Rus Vapur ve Ticaret Şirketi, geniş ambarlara sahipti ve ihraç mallarını depolama olanaklarını elinde bulunduruyordu. Bu durum, ona, birçok yabancı vapur şirketi ile rekabette önemli avantajlar veriyor ve Rusya’nın Orta Doğu ülkeleri ile ticaretinin gelişmesine hizmet ediyordu (18. P. 352).

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ