HAZARLARDA İKİLİ YÖNETİMİN KÖKENİ VE YAHUDİLİĞE GEÇİŞ ŞARTLARI

HAZARLARDA İKİLİ YÖNETİMİN KÖKENİ VE YAHUDİLİĞE GEÇİŞ ŞARTLARI

Şaşırtıcı derecede çok olan arkeolojik yayınlarla birlikte, büyük bölümünde yazılı kaynakların araştırılmasına dayanılan Hazar çalışmalarındaki son dalgalanmalar Hazarların siyasal, sosyal ve dini tarihi alanlarında yeterli miktarda gerçek ve somut veriler sunmaktadır. Bu alandaki diğer gelişmelerin yanı sıra, yapılan son çalışmalar da Hazar devlet yapısının kudretine ve Hazar’ın ikili yönetim (diarşi) yapısına ışık tutmaktadır.

Hazar siyasetini en kapsayıcı şekilde aktaran yazarlar, dokuzuncu yüzyılın sonu ve onuncu yüzyıl boyunca yaşamış olan Arap coğrafyacı ve tarihçiler olmuştur. Kronolojik olarak birbirine yakın olan bu kaynaklar, Hazaristan’ın siyasi yapısıyla alakalı oldukça statik bir görüş üretmişlerdir. Bu görüşe göre, devletin en tepesinde, gerçek bir iktidara sahip olmayan, sembolik bir kutsal hükümdar, yani “kağan” bulunmaktaydı ve onun şad, bey ya da han gibi yardımcıları kağana sembolik bir saygı göstermek şartı ile devleti yönetmekte, orduları kumanda etmekteydiler. Hazar diarşisi olarak bilinen bu durum, bilim adamları tarafından geleneksel olarak çok eskilere, Kağanlığın kuruluşuna dayandırılmakta ve kökenini Göktürk geleneğinden alan Hazar siyasetinin temel yapısal özelliği olarak algılanmaktadır. Meşhur bir makalesi Hazar araştırmalarında yeni bir basamağı teşkil eden Dieter Ludwig, kendi kendini müdafaa eden bu kavramı eleştirel bir incelemeye tabi tuttu.[1] Ludwig, eskiden Hazarlara yapılan atıfların bütün iktidarı kağana mal ettiğini ve bu atıfların dokuzuncu yüzyıldan önceki dönemlere dair diarşinin herhangi bir türünün izlerini ortaya koyamadığını göstermiştir. Daha önce yapılmış çalışmalarda çok daha somut olarak bulunabilecek bu gözlem, Ludwig’i, dokuzuncu- onuncu yüzyıla ait verilerin sadece kendi zamanında geçerli olduğu ve bu yüzden geçmişe yönelik projeksiyonların yapılmaması gerektiği fikrine götürdü. Diarşi, Hazar siyasi yapısının baştan beri var olan bir özelliği olmayıp, daha sonra edinilmiş bir özelliğidir. Aynı tarihlerde ama Ludwig’den bağımsız olarak, daha önce kısa bir makale olarak yazdığı, daha sonra Ludwig’in çalışmasına atıflarla geliştirdiği “The Khazar State and Its Role in the History of Eastern Europe and the Caucasus[2] isimli bir monograf kaleme alan Anatoliy P. Novosel’cev de aynı çizgide akıl yürütmekteydi.

Ancak, Ludwig ve Novosel’cev tarafından ileri sürülen fikirler, son zamanlarda yapılan pek çok çalışma üzerinde herhangi bir tesir icra etmedi, aşağıda genişçe bahsedeceğimiz gibi, Peter B. Golden’ın hiçbir değişiklik yapmadan geleneksel şemaya uyduğunu ve bunun Kevin A. Brook’un el kitabına da böyle geçtiğini burada not etmeye değer.[3] Bu yüzden, ilk etapta çatışan yorumlara açıklık getirecek bir bakış teşebbüsü için, süregiden tartışmalara bir göz atmak konusunda iyi bir sebebimiz bulunmaktadır. Yeni unsurlar ortaya koymak kadar, gerektiğinde Ludwig ve Novosel’cev’in mantık yürütmesine yeniden müracaat etmek ve gerektiğinde de onlardan ayrılmak amaçlarımız arasındadır. Bu meseleye, sadece Hazar tarihinin bu çok önemli kavşaklarında dış ve iç baskıların karmaşık etkileşimini anlamak, açıklık getirebilecektir. Kağanın iktidar ve otoritesinin düşüşe geçiş süreci, Kağanlığı batıdaki topraklarından eden 830’lardaki Macar istilası tarafından tetiklenmiştir. Hazaristan’ın 860’ların başında Yahudiliğe geçişinin ise, şad’ın soyundan gelerek krallığa terfi eden ve bu kralın kurduğu bir paralel yeni hanedanı meşrulaştırdığı doğrulanmaktadır.

I. Diarşi’nin Kavramsal

Çerçevesi: “Göktürk Geleneği” veAşina Mirası Olduğu Varsayımı İptidai bir Hazar diarşisi kavramı genellikle bir eski Türk geleneğine atıfla desteklenmektedir ve Hazarların bu geleneği etkinleştirdiği söylenmektedir. Daha spesifik bir şekilde söyleyecek olursak Hazar Kağanlığı’nın, İlk Göktürk Kağanlığı’nın hükümdarlık hanedanının bir evladı olan Aşina tarafından kurulduğu düşünülmekte ve Aşina’nın tamamen meşru bir şekilde Hazarları step imparatorluğuna taşımayı başardığı belirtilmektedir. Sadece karizmatik niteliklerinin açıklayabileceği ya da en azından mümkün kılabileceği şekilde, bu dönemde, esas hükümdarın yanında, devleti gerçek anlamda idare edecek bir yardımcı yönetici şef ithal edilmiştir.

Ancak, Hazar diarşisininya da çift başlılığınının-veya Golden’ın tabiriyle “İkili Kağanlık”ın[4] bir Türk geleneğinden kaynaklandığını söylemek yanıltıcı olmaktadır. Kutsalkaderin (kut) yapıcısı, üstün hükümdarın yardımcılarının İlk Türk Kağanlığı’ndan başlayarak Türk devlet oluşumlarında yaygın şekilde yer aldıklarında hemfikiriz. Zaten bu, kağanın ve onun iktidarının kutsal orijini düşüncesinde ifadesini bulur, mesela tahta oturma sırasında yapılan ritüelde bülbül bağırsağı kullanılması da sırf kağanın kutsal kanının yerlere dökülmesinin istenmemesindendir.[5] Şu da iyi anlaşılmalıdır ki, bir Türk Kağanının sureten/görüntüde kutsal olan konumu, gerçek otoriteyi ele almasını engellemez. Sonuç olarak, Türk kağanlarının yanısıra, Hazar şadlarına atfedildiği şekilde, bir kurumsallaşmış alternatif yönetici iktidar konumu bulunmamaktadır.

Birinci Göktürk Kağanlığı’nın toprak bakımından iki parçaya bölünmesi, Doğu’daki kağanın Batı’daki yabgu-kağan üzerinde nominal bir hiyerarşik üstünlüğünü netice verdi. Fakat, uygulamada ikincisinin birincisinden tamamen bağımsız olduğu ve her ikisinin de kendi saygın hükümranlık alanlarında tam yetkili hükümdarlar oldukları genel kabul görmektedir. Bu düzenlemeyi tanımlamakta “ikili/dual Kağanlık” ifadesi, pek bir ortak yönleri bulunmayan, Hazar diarşisinden çok daha uygundur.

Bu konuda, Aşina’nın varsayılan mirasından ya da hanedan transferinden çıkarılan herhangi bir fikir ise çok daha zayıftır. Çarpıtılmış bir metinden yola çıkıp, bu metni çok tartışmalı bir şekilde yorumlamak suretiyle A. Zeki Velidi Togan, Hazar diarşisini Hazar kağanlarının Aşina soyundan gelmelerine bağlamaktadır. Bu tezi ve bu tezin kışkırttığı itirazları açık bir şekilde anlamak çok önemlidir.

Bir Farsça coğrafya eseri olan Hudûdü’l-Alem (982/3), başkentleri Atil’in tasviri de yer alacak şekilde, Hazarların ülkesi hakkında kısa bir bölüm içermektedir. Bu şehir söz konusu eserde şöyle takdim edilmektedir: “Ansa’nın soyundan Tarkan Kağan diye tanınan hükümdarın tahtının bulunduğu yerdir. Şehrin yarısında Müslümanlar, diğer yarısında ise putperestler yaşamaktadır. Bu hükümdarın, bu şehirde her biri ayrı bir inanca sahip olan yedi hakimi bulunmaktadır. Çok önemli bir dava önlerine geldiğinde, günün hangi saatinde olursa olsun, bunlar hükümdardan yol göstermesini ya da dava hakkında karar vermesini isterlerdi.”[6] Togan Ansa ismini Asena-Aşina şeklinde düzeltmiştir.[7] Aşina’nın Hazarlarla birlikteliğinin muhtemel şartlarına dair birkaç tez ileri sürülmüştür. Omelian Pritsak, 620’lerde bir yönetici Türk boyundan gelme komutanın Kafkaslar’da bir Hazar ordusunu kumanda ettiğini belirtmektedir. Mikhail I. Artamonov ise, daha sonraki bir dönemde vuku bulan bir olayla bağlantılı bir hipotez ortaya atarak, 650’lerde Batı Göktürk Kağanlığı’nın nihai çöküşüne yakın bir tarihte, bir Aşina veliahdının kaçarak Hazarlara sığındığını ileri sürmektedir.[8]

Ancak, Hudûdü’l-Alem’ın mütercimi ve en önde gelen yorumlayıcısı olan Vladimir Minorsky, Togan’ın metin üzerinde yaptığı restorasyonu keyfi ve felsefik açıdan kabul edilemez bularak, red etti. O, Hudûdü’l-Alem’da yer alan Hazaristan ve komşu ülkelerin tasvirlerinin aynı kaynaktan türediğini gösterdi, bu kaynak şimdi yaygın olarak dil araştırmalarında, Fransızca’da Relation Anonyme ve Rusça’da Anonimnaya zapiska olarak bilinmektedir. Paralel tasvir ve tanımlamalara İbn-i Rusta ve Gardizi’nin eserlerinde de rastlanmakta, ancak hiçbir şekilde ismi Asena’ya çeivirecek bir yol bulunmamaktadır. Bu her iki metinde de Hazar hükümdarının ismi yer almakta ve bu isimler İbn-i Rüşt’te Işa (Ayşa), Gardizi’de ise Abşad şeklinde okunmaktadır. Minorsky, bu okumaların yaygın bir Türk unvanı olan “şad”ı gizlediği (bu analiz hiçbir şekilde benim bilgilerime ters düşmemektedir) ve Arapça bir terimin Farsça bir derleme olan Hudûdü’l-Alemyazarı tarafından yanlış anlaşılarak, hükümdarın unvanını, bu hükümdarın atalarının ismine nasıl dönüştürdüğünü gösterdiğini ileri sürmektedir.[9]

Hudûdü’l-Alem’ın ifadeleri, daha ileri boyutta, Novosel’cev tarafından da tartışılmıştır. Novosel’cev söz konusu eserlerin Batı Avrupa halklarından bağımsız bir bilgiyi sergilemediğini gözlemleyerek, paralel metinlerin yokluğunda bile, bunların Hazarlar hakkında devrim yaratacak yeni bir veri sağlamasının olanaksız olacağını farketmiştir. Novosel’cev, Minorsky’nin filolojik analizini kabul ederek, Hazar kağanların Aşina soyundan geldiğine dair teorinin kaynaklarda herhangi bir temelinin bulunmadığı sonucuna varmıştır.[10]

Minorsky’nin tezinin gücü, Togan’ın Hudud metnini restore etmesini “sehr zweifelhaft” şeklinde tanımlayan Ludwig’i de etkilemiştir, ancak yine de, Ludwig, Hazaristan’daki Türk geleneğinin süreklilik unsurlarından dolayı, Hazar Kağanları’nın Aşina soyundan geldiğini kabule meyl etmiştir.[11] Benzer bir şekilde, Golden yayınları da Hudud’daki Aşina düzeltmesini üç soru işaretiyle belirtmesine rağmen, Aşina bağlantısının “Steplerdeki tek meşruiyet kaynağı olduğu” görüşünü devam ettirmiştir.[12] Daha önce yapılmış olan bir çalışmada, Minorsky’nin analizinin tutarlılığını kabul etmesine rağmen Golden, “şartlara bağlı” tarihi kanıt ibaresiyle Togan’ın düzeltmesini muhafaza etmiştir.[13] Ancak bu fasit bir tartışmadır. Hiçbir kaynak, Hazar Kağanlarının, Göktürk Kağanlarının varisleri olduğunu göstermemektedir. Şayet, Hazar hanedanın meşruiyeti için Aşina soyundan olması çok önemli olsaydı, bununla alakalı açık ifadelerin metinlerde bulunması gerekirdi. Görüldüğü gibi, tam anlamıyla bu modern kavram, a priori (baştan kabul edilmiş) formüle edilerek, daha sonra kendi görüşlerini desteklemek için delil olarak kullanılmıştır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ