TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

TÜRK İSTİKLAL SAVAŞI’NDA BÜYÜK TAARRUZ

Dr. Zekeriya TÜRKMEN

… Bütün arkadaşlarımın Anadolu’da daha başka meydan muharebeleri verileceğini dikkate alarak ilerlemesini ve herkesin akıl gücünü, kahramanlığını, millî onuruyla yarışarak bolca kullanmaya devam etmesini talep ederim.

Ordular! İlk hedefiniz Akdeniz’dir. İleri!”

Türk İstiklal Harbi tarihinde Büyük Taarruz ve ta­kip harekâtı genel çerçeveden bakıldığından aslında çok önemli bir yere sahiptir. Birinci Dünya Savaşı galibi büyük güçlerin Şark Meselesi’ni kendilerince çözümle­mek üzere başlattıkları projeler, Paris Barış Konferansı ve takip eden bir dizi masa başı görüşmelerinde sık sık gündeme getirilmiş; en son Sevr Antlaşması ile varlığı­na kastedilen bir millet, büyük bir direniş hareketi baş­latarak işgallere karşı çıkmış ve topyekün bir mücadele­den sonra istiklaline kavuşmuştur. Aslında Türk İstiklal Mücadelesi, son üç asırlık Osmanlı Tarihi çerçevesin­den bakıldığında II. Viyana hezimetinden sonra başla­yan o büyük çözülme ve geri çekilmeye son veren, bir büyük direniş hareketi olarak da karşımıza çıkmaktadır. Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi ve 30 Ağustos Zaferi bu bakımdan önemlidir. 30 Ağustos 1922’de kazanılan Büyük Zafer, 23 Nisan 1920’de te­melleri atılan yeni Türkiye’nin uluslararası alanda tesci­line de zemin hazırlamıştır.[1]

Yunan İşgali ve İşgale Tepkiler İstiklal Mücadelesi’nin Başlaması

Birinci Dünya Savaşı’nın ardından 30 Aralık 1918 tarihinde toplanan Paris Barış Konferansı’nda, Yunan Başbakanı Elefterios Venizelos tarafından Batı Anadolu’nun işgaline yönelik talepleri içeren görüşme­lerin neticesinde, işgal süreci planlanmış ve 15 Mayıs 1919 tarihinde Yunan ordusu tarafından İzmir işgale maruz kalmıştır. Batı Anadolu’da hızla ilerleyen Yunan ordusu 30 Haziran 1920 tarihinde Balıkesir’i ve 2 Temmuz’da da Bursa yöresini ele geçirerek Bursa-Uşak hattına hâkim olmuştur. Kuvâ-yi Milliye birlikleri 24 Ekim’de başlayan Gediz taarruzunda başarı elde ede­memiş ve Dumlupınar’a kadar geri çekilmek zorunda kalmışlardır. Bu gelişmelerden sonra Anadolu’da Kuvâ-yi Milliye’nin tasfiye edilerek cephe komutanlıklarının kurulmaya başlanması ve düzenli ordu birliklerinin ya­pılanması gerçekleştirilmiştir.[2]

Başlangıçta önemli yararlar sağlayan millî kuvvet­lerin tasfiyesi meselesi, 10 Aralık 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin gizli oturumunda ele alınarak milletvekilleri­ne Millî Müdafaa Vekili Fevzi Paşa tarafından bilgi veril­miş, 2 Ocak 1921 tarihinde Erkân-ı Harbiye-i Umumiye Reisi Kuvâ-yi Milliye müfrezelerinin kaldırıldığı emrini yayınlamıştır.[3] Bu kapsamda Batı Cephesi Komutanlığı, Batı ve Güney Cephesi olmak üzere ikiye ayrılmış, Batı Cephesi Komutanlığına İsmet (İnönü) Bey, Güney Cephesi Komutanlığına da Refet (Bele) Bey getirilmiş­tir. Bu sırada Yunanistan’da da önemli siyasi gelişmeler yaşanmış ve Venizelos görevini bırakıp ülkeyi terk eder­ken ülkenin başına Kral Konstantin geçmiştir.[4] Yeni kral, İngilizler ile ortak hareket etme ve tacını güçlendirmek adına Anadolu’daki işgal hareketini hızlandırmış ve Türk ordusunu imha ederek amacına ulaşmayı hedeflemiştir.

Birinci ve İkinci İnönü zaferle­rinin ardından Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nden sonra önemli bir güç kaybına uğrayan Batı Cephesi Komutanlığı, 18 Temmuz 1921 ta­rihinde verdiği bir talimatla ordu­nun Sakarya Nehri’nin doğusuna çekilmesini emretmiş ve bu çekilme hareketi 25 Temmuz 1921’e kadar ta­mamlanmıştır. Bu süreçte Türk ordu­su yeni bir yapılanma içerisine girmiş ve bu yapılanmada Başkomutanlık karargâhı Ankara’da olmak üze­re Başkomutan Mustafa Kemal Paşa, Genelkurmay Başkanı Birinci Ferik (Orgeneral) Fevzi (Mareşal Çakmak), Batı Cephesi Komutanlığı, karargâhı Ankara-Polatlı arasın­da Alagöz olmak üzere başına Ferik (Tümgeneral) İsmet (İnönü) getirilmiştir.[5]

Yunan ordusunun Türk ordusunu Sakarya’nın doğu­sunda yok edip, Ankara’yı ele geçirerek Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni ve hükümetini dağıtma planları Türk ordusunun Sakarya’nın gerisinde yaptığı savunma ile önlenmiş ve bu muharebede kazanılan zafer hem Türk tarihi hem de Türk İstiklal Harbi’nin dönüm noktası ol­muştur. Bu muharebeden hemen önce Mustafa Kemal Paşa’ya, 5 Ağustos 1921 tarihinde Türkiye Büyük Millet Meclisi tarafından başkomutanlık yetkisi verilmiş ve he­men ardından ilk iş olarak 7-8 Ağustos 1921 tarihinde seferber olan ordunun ihtiyaçlarını karşılamak üzere Tekâlif-i Milliye Emirleri yayımlanmıştır.

Batı Cephesi Komutanlığı, Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’nden sonra Sakarya Nehri’nin batısında sadece örtme birlikleri bırakmış, 25 Temmuz 1921’de asıl kuvvetleriyle bu nehrin doğusunda Yunan ordusu­nun taarruzlarını karşılamak üzere tertiplenmiştir. Türk kuvvetlerini tamamen imha etmek ve Kızılırmak ötesi­ne atarak Ankara’yı ele geçirmek isteyen Yunan ordusu Kütahya-Eskişehir Muharebeleri’ndeki galibiyetine ve moral üstünlüğüne rağmen geri çekilen Türk ordusu ile teması kaybetmiştir. Ağustos ortalarından sonra Türk ordusunun Sakarya gerisinde tertiplendiğini tes­pit edebilen Yunan ordusu, Türk cephesini Uzunbey- Haymana istikametinde yarmak ve aynı zamanda güney kanadından da kuşatmak amacıyla 22 Ağustos 1921’de Yukarı Sakarya ile Ilıca Deresi civarında üç kolordu (bir tümen hariç) ile taarruza hazırlanmıştır. Yunan kuvvet­leri karşısındaki Türk ordusu, Sakarya’nın doğusunda kuzeyden güneye doğru sırasıyla Mürettep Kolordu, 12., 4., 3. ve 2. Gruplar şeklinde konuşlanmış, 1. Grup Haymana bölgesinde ihtiyatta, 5. Grup da 2. ve 3. Süvari Tümenleriyle Güney’de tertiplenmiştir.[6]

15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’in işgali ile başlayan ve Batı Anadolu’nun tamamına yayılan Yunan işgali, Ağustos 1921 tarihine kadar Sakarya ve Polatlı önleri­ne kadar ulaşmıştır. Ancak burada yapılan muharebe ile Türk ordusu savunma savaşından taarruz savaşına geçmiş ve Yunan ordusunu geri çekilmek zorunda bı­rakmıştır. İşte bu süreç Türk Milleti’nin ordusuyla bü­tünleştiği ve bu mücadelede her türlü fedakârlığın ya­pıldığı Anadolu’da var olma süreci olup 13 Eylül 1921 tarihinde zaferle sonuçlanmıştır. Sakarya Meydan Muharebesi’nden sonra mağlup Yunan ordusu, Afyon-Eskişehir hattına kadar çekilmiş, bu bölgede mevzilerini kuvvetlendirerek, önemli yerleri takviye etmek suretiyle savunmada kalmıştır.

Sakarya Meydan Muharebesi sonrasında Başko­mutan Mustafa Kemal Paşa düşmanın hesaplarının dı­şında taarruz hazırlıklarını sürdürmek suretiyle gerçekçi bir yol izlemiş, ancak taarruzun zamanını ve şeklini son derece gizli tutmuştur. Nihayet eldeki bütün imkânlar kullanılarak, memleketin maddî ve manevî bütün güç­leri seferber edilerek taarruz zamanının geldiğine karar verilmiştir. Ancak yine de Yunanlar asker sayısı, araç ve gereç yönünden üstünlüklerini korumuşlardır.

Büyük Taarruz Harekâtına Yönelik Hazırlıklar

Büyük Taarruz öncesinde ordunun yeniden teşkili kapsamında Batı ve Güney Cephesi Komutanlıkları ku­rularak ve 1. Ordu’nun teşkili ile ilgili çalışmalar başlatıl­mış ve ordu yeniden yapılandırılmıştır. Batı Cephesi’nde bulunan birliklerin, Batı Cephesi Komutanlığı emrinde iki ordu halinde düzenlenmesinin uygun görüldüğü hak­kında Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Müdafaa-i Milliye Vekaleti’ne gönderdiği 18 Kasım 1921 tarihli yazıda; “Batı Cephesi’nde bulunan birliklerin Batı Cephesi Komutanlığı emrinde olarak iki ordu halinde düzenlenmesi ve idare edilmesinin uygun görüldüğü, menzil hizmetlerinin Cephe Komutanlığı tarafından yürütüleceği, 2. Ordunun komutanlığına Ferik Yakup Şevki Paşanın tayin edildi­ği, 2. Ordu Karargâhının, Batı Cephesi tarafından Milli Savunma Bakanlığı ile muhabere edilerek kurulacağı” bil­dirilmiştir.[7] Batı Cephesi Komutanlığı’nın kuruluşunda 19 Kasım 1921 tarihli başkomutanlık emriyle bir deği­şiklik yapılmış ve iki ordu; 3. Kolordu ve Kocaeli Grubu halinde teşkil edilmiştir. Buna göre; 1. Ordu kuruluşu­na; 1., 4. Kolordularla 5. Süvari Kolordusu, bağımsız 6. ve 14. Piyade Tümenleri, 2. Ordu kuruluşuna da; 2. Kolordu, bağımsız 8., 16. ve 17. Piyade Tümenleriyle, 1. Süvari Tümeni dâhil edilmiştir.[8]

Batı Cephesi Komutanlığı birlikleri, Yunanlar ta­rafından işgal edilmiş bulunan Eskişehir-Afyon genel hattı karşısında, Eskişehir doğusunda Alpu Köyünden, güneyde Sandıklı ve Akarçay’ın iki tarafında eşit cep­helerle tertiplenmiştir. Böyle geniş bir cephe üzerinde dizilmiş bulunan Batı Cephesi kuvvetlerinin, özellikle Akarçay güneyindeki 5. Süvari Kolordusuyla 6. ve 8. bağımsız tümenlerin idari işlerinin tek karargâh tara­fından yürütülmesinde büyük güçlüklerle karşılaşılmış ve bazı aksaklıklara yol açmıştır. Bu sakıncalı durumu önlemek için, Başkomutanlıkça, cephenin ikiye bölüne­rek Mirliva (Tümgeneral) İsmet Paşa’nın Batı Cephesi Komutanı olarak kuzey kesimindeki birliklere, Mirliva Ali İhsan Paşa’nın da Güney Cephesi Komutanı ola­rak güneydeki birliklere komuta etmeleri kararlaştırılmıştır.[9] Mirliva Ali İhsan Paşa 14 Ekim 1921 tarihinde Bolvadin’e gelerek görevine başlamıştır.

Batı Cephesi Komutanlığı, Sakarya Savaşı’nın sona ermesinden sonra, Eskişehir-Afyon hattına kadar çe­kilen Yunan ordusuna karşı genel taarruza geçebilmek için, hazırlıklara imkân verecek ve gereğinde bu hazır­lıkları boşa çıkarmayı hedef tutacak, Yunan taarruzla­rını kıracak şekilde, birliklerine savunma düzenleri al­dırmıştır. Kuruluşunu henüz tamamlamış olan 1. Ordu Komutanlığı, 14 Ekim 1921’de Batı Cephesi birlikleri­nin sorumluluk bölgeleri şöyle tespit edilmiştir.[10]

Kuzeyden itibaren, İznik-Porsuk Çayı arasında kalan Sakarya kesiminde tertiplenmiş bulunan Kocaeli Grubu ile Beylikahır-Kaymaz-Kaymaz güneyi hattında savun­ma için düzenlenen 3. Kolordu ara hattı, Mustafabey Çiftliği-Osmaniye-Bozan-Ahırköy çizgisidir.

İbrahim Artuç; Büyük Taarruz Başkumandan Meydan Muharebesi, İstanbul 1986.(Mavi Renkliler Türk tarafıdır)

İbrahim Artuç; Büyük Taarruz Başkumandan Meydan Muharebesi, İstanbul 1986 Büyük Taarruz Sonrası Yunan Ordusunu Takip Harekatı (Mavi renkliler Türk tarafıdır).

Körhasan batısı-Belpınar ve güneyi hattında berkit­me yapan 4. Kolordunun kuzeydeki 3. Kolordu ve ara hattı: Arapören-Aktaşköy çizgisidir.

4. Kolordunun, Emirdağ batısında yerleşen 1. Kolordu ara hattı; Akin-Bardakçı-Kadıkuyusu- Kırkpınar çizisidir. 1. Kolorduyla 1. Ordu, (2. Kolordu, 8. ve 6. Tümenlerle, 5. Süvari Kolordusu), ara hattı; Kazuçuran-Bavurdu-Küçükbalhan-Çaykışla çizgisidir.[11]

Batı Cephesi Komutanlığı, düşmandan önce davra­narak, Sakarya Muharebeleri’ndeki kayıplarını tamam­lamasına fırsat bırakmadan taarruza geçmeyi planla­maktadır. Bu sebeple derinliğine tertiplenmek, baş­langıçtaki düzenleri yeniden gözden geçirerek gereken değişiklikleri yapmak, ordunun kesin kararını bildirerek birliklere daha açık görevler vermek gerekmiştir. Bu amaçla cephe komutanlığı, 1. Ordu ve emrindeki diğer kolordulara 14 Ekim 1921’de verdiği bir emirde;

“Kesin sonuç için, kuzeydeki 1., 4. ve 3. Kolordular, demiryolunun iki tarafına (Bolvadin-Çay) alınacağından bu hareketin, güven altında bulundurulması için, 1. Ordu birliklerinin, Bayat-Paşadağ-Bozan hattının batısında bu­lundurulmasını” istemiştir. Başkomutanlık, daha Ekim 1921 başlarından beri ordunun ciddi harekâta yeniden başlaması için, gereken hazırlığın on güne kadar sona erebileceğini ve ordu büyük kısmı ile Afyon bölgesin­de faaliyete geçirilerek Eskişehir üzerinden gelebilecek taarruza karşı bu kesimde iki tümen bırakmayı düşün­mektedir. Batı Cephesi Komutanlığı’nın Sivrihisar’dan verdiği cevapta; “Asıl kuvvetlerin güneye alınması fikrine katıldığını, demiryolunun kuzeyinde kalacak bir kısım kuvvetin de, Eskişehir doğrultusundan gelebilecek bir ta­arruza karşı, Emirdağ’a kadar kanat kırmak suretiyle savunabileceğini, bu durumda, ordunun asıl kuvvetleriyle demiryolu bölgesinden ve Sandıklı üzerinden kuzeye doğru taarruzla kesin sonuç aranabileceğini, bu sonuca varabil­mek için de bütün ordu cephanesinin, demiryolu istasyon­larına taşınması gerektiğini, bu hazırlığın ise, en elverişli şartlarda bir aydan fazla süreceğinden endişe duyduğunu” açıklamıştır.[12]

1921 Ekim başından beri geçen süre içerisinde Batı Cephesi’nde sıkı bir çalışma dönemine girilmiş, teşkilât ve eğitim eksiklikleri tamamlanarak geliştirilmiş ve ordu taarruz yeteneğini kazanmıştır. Alınan yeni tedbirlerle cephede tertiplenme imkânları sağlanmış, tasarlanan harekâtın lojistik desteği, ikmal teşkilleri ve ulaştırma hizmetleri takviye edilmiştir.

Batı Cephesi’nde başlatılan bu hazırlıklar Yunan kuvvetleri arasında telaş ve huzursuzluk yaratmış, birlik yerlerinde kış mevsimi şartlarına rağmen bir takım yer değişikliklerine yol açmış ve bu da moral gücü üzerinde etkili olmuştur. Kış mevsiminin yaklaşması nedeniyle taarruz hazırlıklarına yönelik faaliyetlere hız vermek ve Eylül 1921 sonundan beri Eskişehir-Afyon hattı karşı­sında beklemekte olan ordunun rehavete kapılmasını ve askerin boş kalmasından doğabilecek gevşemeyi önle­mek için tedbirler alınmıştır.

Hava şartlarının kötüye gitmeye başlaması üzerine komuta kademesinde, devamlı yağmurlardan geçilmez hale gelen toprak yollar ve sarp dağ patikaları üzerinde, harekât ve ikmal işlerinin güçleşeceği ve bu sebeple ko­lorduları Konya demiryolundan ayırmanın doğru olma­yacağı, ancak düşmanın genel taarruzunu karşılayacak bir düzende bulunulması gerektiği kanısı uyanmaya başlamıştır.

Ordu, bütün gücüyle berkitme işleriyle uğraşırken bile bunların taarruza yarayacağı söylenmek suretiyle birliklerde taarruz fikri ve ruhu daima uyanık tutulmuş ve ilerisi için yeni taarruz planları üzerinde durulmuş­tur. Bütün bu düşünce ve görüşler, komutanları, eğiti­min gelişmesinden ve lojistik ihtiyaçların tamamlan­masından sonra ilkbaharda genel bir taarruza geçilmesi kararına itmiştir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Batı Cephesi Ziyaretleri ve Harbe Hazırlık

Büyük Taarruz harekâtı öncesi sık sık cephe ziyaret­lerinde bulunan Mustafa Kemal Paşa, Afyonkarahisar ve Konya’ya giderek yapılanları yerinde inceleyip talimat­lar vermiştir. Keza Büyük Taarruza hazırlık kapsamında gerçekleştirilen Ilgın Süvari Kolordusu Manevrası da son derece önemlidir.[13]

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın büyük bir basiretle ateş hattında yönettiği bu taarruzda ordu­muzun Genelkurmay Başkanlığı’nı Fevzi Paşa, Batı Cephesi Komutanlığını İsmet Paşa üstlenmiştir. 1. Ordu’ya Nurettin Paşa, 2. Ordu’ya Yakup Şevki Paşa, Süvari Kolordusu’na da Fahrettin Paşa komuta etmiştir. Başkomutan tarafından en ince ayrıntılarına kadar ha­zırlanan Büyük Taarruz ve onu izleyecek meydan mu­harebesi planı, 27/28 Temmuz 1922 gecesi, Akşehir’e çağrılan ordu komutanlarına açıklanmıştır. Onların da görüşleri alınarak Batı Cephesi Ordularına 6 Ağustos 1922’de gizli olarak “taarruza hazırlık” emri verilmiştir.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa taarruz hazırlıkla­rını sürdürmek suretiyle gerçekçi bir yol izliyor; ancak taarruzun zamanını ve şeklini son derece gizli tutuyor­du.

Büyük taarruz plânı dâhiyane bir plandır. Zira kuv­vetlerimizin hemen tamamı, taarruzun siklet merkezi olarak kabul edilen Afyon-Konya demiryolunun güne­yine kaydırılmış, başka cephelere kuvvet ayırma hususu ister istemez ikinci planda düşünülmüştü. Bunun sonu­cu olarak Eskişehir-Ankara istikameti açık denecek bir durumda bırakılmıştı. Cephenin ağırlık merkezi olarak kabul edilen bölgenin arkası da göller bölgesine daya­nıyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz planının ana hatları şöyledir: 1. Ordu, dokuz piyade (4 tümenli 1. ve 4. Kolordular ve Bağımsız 6. Tümen) ve üç sü­vari tümeniyle (5. Süvari Kolordusu) sıklet merkezi Kalecik Sivrisi ve Çiğiltepe arasında olmak üzere Afyon Toklusivri hattına taarruz edecek ve düşmanın İzmir’le irtibatını kesecek. 5. Süvari Kolordusu, üç Süvari Tümeni’yle, Çiğiltepe ile Toklusivri arasında Ahır Dağlarını aşarak, düşmanın batı kanadını kuşatacak. 2. Kolordu üç tümeniyle Sandıklı-Şuhut-Efesultan bölge­sinde ordu ihtiyatı olarak bulunacak. 2. Ordu, beş piya­de (3. ve iki tümenli 6. Kolordu) ve bir süvari tümeniyle Kuzey Sakarya ile Afyon arasındaki cephede bulunan Yunan kuvvetlerine taarruzla tespit edilecek. Kocaeli ve Menderes grupları da karşılarındaki Yunan kuvvetlerini taarruzla tespit edecekler.

26 Ağustos 1922: Büyük Taarruz Harekâtı ve Kördüğümün Çözülmesi

Hazırlanan bu plan Türk ordusu tarafından stratejik ve taktik yönleri ile ilk andan itibaren detaylarıyla uy­gulanmış ve 26 Ağustos 1922 sabahı saat 5.30 da top­çularımızın ateşiyle Kocatepe’den Büyük Türk Taarruzu başlamış ve taarruz kısa sürede Afyon-Konya demiryo­lu hattı boyunca başarılı bir şekilde gelişmiştir. Bu hat­tın güneyinden cephenin ağırlık merkezinde yer alan 1. Ordu, kuzeyinden ise 2. Ordu taarruz ediyordu.

Mustafa Kemal Paşa’nın 4 Ekim 1922 tarihinde Büyük Zafer hakkında yaptığı konuşmada; 26 Ağustos’ta Türk topçularının durumunu şu şekilde anlatmaktadır.

“Arkadaşlar! Topçularımız bu mevzilere gece geldiler ve karanlık içinde mevzi aldılar ve fecirle beraber bütün dünyanın gözleri açıldığı zaman, ateşe başladılar. Tam bir takdir ve hürmetle bunu anmak isterim ki, topçularımızın o gün göstermiş olduğu ustalık ve anlayış, bütün dünya top­çuları için örnek olacak nitelikte idi. Askerî hayatımda bu kadar mükemmel bir topçu ve bu kadar mükemmel idare edilmiş bir topçu ateşi nadiren gördüm. Topçularımız, saat 4.30’da endahta başladılar; bilirsiniz ki, topçulukta evvelâ ateş tanzim etmek için, endaht yapılır. Yarım saat zarfında bütün bu cephe üstünde endaht tanzim edilmiş ve saat beş­te, yani yarım saat sonra, bu saydığım hedefler üzerine şid­detle tesir endahtına başlanmıştır. Bu mevziler, çok ve çok sağlamdı” Bu mevzilerin savunma ile ilgili kıymetini en son tetkik eden bir İngiliz Kurmayı’nın verdiği raporda, “Eğer Türkler, bu mevzileri dört, beş ayda işgal ederlerse, bir günde düşürdüklerini iddia edebilirler.” deniliyordu. “Fakat Türklere, bu mevzileri ele geçirmek, için üç, dört ay değil, bir gün de değil, yalnız bir saat kâfi gelmişti.”[14]

Mustafa Kemal Paşa Türk topçularının durumu hak­kında yaptığı bu konuşmasında sözlerine şu şekilde de­vam etmektedir.

“Milletin mukadderatını doğrudan doğruya üzerine alarak karamsarlık yerine ümit, perişanlık yerine düzen, tereddüt yerine azim ve iman koyan ve yokluktan koskoca bir varlık çıkaran Meclisimizin yiğit ve kahraman ordula­rının başında, bir asker sadakat ve itaatiyle emirlerinizi yerine getirmiş olduğumdan dolayı bir insan kalbinin na­diren duyabileceği bir memnuniyet içindeyim. Kalbim bu sevinçle dolu olarak, pek aziz ve muhterem arkadaşlarımı, bütün dünyaya karşı temsil ettikleri hürriyet ve bağımsızlık fikrinin zaferinden dolayı tebrik ediyorum.”[15]

Taarruzun en başından itibaren kahramanca mü­cadele eden Türk askerinin harekâtı sonucu, 26/27 Ağustos gecesi Yunan ordusunun birçok mevzisi dü­şürülmüş ve ani baskın şeklinde gelişen bu taarruz karşısında şaşıran Yunanlar çekilmeye başlamıştır. 27 Ağustos 1922’de ordumuz düşman işgalindeki Afyon’a girmiş, Türk ordusunun bu ilerleyişi karşısında Yunan ordusu, Dumlupınar mevzilerine çekilme kararı almış­tır. Türk askeri 29 Ağustos günü Dumlupınar mevzile­rine taarruza başlamış, 30 Ağustos günü Dumlupınar bölgesinde Yunan ordusu tamamen kuşatılmıştır. “Başkomutan Meydan Muharebesi” adını alan bugünkü savaşta, düşmanın büyük kısmı imha edilmiş ve Yunan birlikleri Uşak istikametinde kaçmaya başlamış, 30 Ağustos günü de Türk tarihini en büyük zaferlerinden biri yaşanmıştır.

Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi’nin hemen ertesi günü 31 Ağustos 1922’de Batı Cephesi Komutanlığı Karargâhı Afyonkarahisar’dan Dumlupınar’a taşınmış ve burada Başkomutanlık, Genelkurmay Başkanlığı, Batı Cephesi Komutanlığı ve 1. Ordu Komutanlığı’nın komutanları toplanmıştır. Burada yapılan görüşmeler neticesinde artık takip harekâtının çerçevesi belirlenmiş ve derhâl ha­rekete geçilerek Yunan ordusu her bölgede kuşatılarak takip edilmeye başlanmıştır.[16] Takip harekâtında etkin olarak ke­şif birlikleri kullanılmış ve Yunan ordusunun hareketi ve kaçış is­tikametleri belirlenerek rapor haline getirilerek karargâha bilgi aktarılmıştır.

31 Ağustos 1922 Eskişehir ve Uşak bölgesinde keşif uçaklarından alınan rapor­lardan: “Eskişehir bölgesi sisli Kızıltaş Deresi ve dolayları tamamıyla bulutlu olduğundan iyi bir gözetleme yapılamadığı, Döğer-Seyidgazi ve Seyidgazi-Eskişehir dolaylarında bir fa­aliyet görülmediği, Banaz İstasyonu ile Kapaklar İstasyonu arasında batıya yürüyen iki tümen kadar bir kuvvet görüldüğü, bu kuvve­tin karışık sınıflardan birçok kollar halinde demiryolu kenarından yürüdüğü ve kol başının Kapaklar İstasyonunu geçtiği, demiryolu bekleme binası kuzeyinde ve doğu sırt­larında iki alay kadar süvarinin dağınık bir durumda gö­rüldüğü, Uşak’ta tren faaliyeti olmadığı gibi vagon ve ma­kine de bulunmadığı, Banaz’da yalnız bir tren görüldüğü” öğrenildi. Ayrıca keşif raporlarından, Dumlupınar’da tutunamayan Yunanların perişan bir halde Uşak doğ­rultusuna çekilmekte oldukları görülmüştür.[17]

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Afyon Karahisar-Dumlupınar Meydan Muharebesi ardın­dan Türk ordusuna hitaben yayınladığı beyannamede başarılarını tebrik ederken bir taraftan da düşmanın takip harekâtı ile atılmasını ve bunun için de gerek­li hazırlıkların yapılmasını emretmektedir.[18] Ayrıca, Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Afyonkarahisar- Altıntaş-Dumlupınar Meydan Muharebesi ardından Türk Milleti’ne hitaben yayınladığı beyannamede za­ferin kazanılmasında Türk Milleti ile bütünleşmesinin önemini açıkça ifade etmekte ve zaferi Türk Milleti’ne mal etmektedir.[19]

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa 1 Eylül 1922 tari­hinde Batı Cephesi Komutanlığı’na yayınladığı emirde “Ordular İlk Hedefiniz Akdeniz’dir İleri” talimatı ile ta­kip harekâtının direktifini şu şekilde vermiştir.

Yunan ordusunun bu çekilme harekâtı ve Türk or­dusunun da takip harekâtı İzmir istikametinde tam se­kiz gün sürmüş ve kahraman Türk ordusu 9 Eylül günü İzmir’e girerek Batı Anadolu’nun işgalcilerden temiz­lendiğini tüm dünyaya duyurmuştur.

Başkomutan Mustafa Kemal Paşa gösterdikleri gay­ret ve fedakârlıktan dolayı ordu ve kolordulara 9 Eylül 1922 günü teşekkür ve tebrik telgrafı göndermiş ve bundan sonraki hedeflerin elde edilmesinde de aynı istek ve fedakârlığın gösterileceğine olan inancını şu şekilde belirtmiştir.[20]

Büyük Zaferi Yeniden Hatırlamak

Birinci Dünya Savaşının ardından yapılan gizli anlaş­malar ve Paris Barış Konferansı’nda alınan kararlar netice­sinde Yunan ordularının 15 Mayıs 1919 tarihinde İzmir’de başlayan ve Batı Anadolu’nun işgaline yönelik devam eden süreç, üç yıl, üç ay, yirmi dört gün sürmüş işgalcilerin arzu­ları gerçekleşmemiş ve bu süreç Türk ordusu ve milletinin şanlı zaferi ile sonuçlanmıştır.

İnönü Muharebeleri öncesinde TBMM Hükûmeti’nin kurduğu düzenli ordunun her geçen gün güçlenmesi ve milletinden aldığı güç ile yeniden yapılanması zafere giden yolu açmıştı. İnönü, Sakarya ve Dumlupınar’da kazanılan başarılar ve 26 Ağustos 1922 sabahı Kocatepe’den büyük Türk taarruzu ile başlayan harekât, 30 Ağustos Zaferiyle pekiştirilmiştir. 31 Ağustos 1922 tarihinde başlatılan ve devam eden takip harekâtı ile Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın “Ordular, İlk Hedefiniz Akdeniz’dir! İleri!” emri ile Yunan birlikleri İzmir’e kadar takip edilmiş İzmir 9 Eylül 1922 günü kurtarılmış, işgalciler denize dökülmüştür. Büyük Taarruz harekâtında en anlamlı an ve kritik tarih ise 30 Ağustos günü olmuş ve Yunan ordularına karşı büyük zafer bu tarihte kazanılmıştır. 30 Ağustos Zaferi, aslında beklemeyi bilen, taarruz zamanını seçmekte büyük öngö­rü sahibi olan, düşmanı yanıltma ve aldatma stratejileri ile topyekün mağlup etmeyi hedefleyen Başkomutan ve onun komuta kademesinin eseri olmuştur.

30 Ağustos’ta kazanılan büyük zafer; Türk toprakları­nın işgal kuvvetlerinden tamamen temizlenmesini sağla­mış ve Türk Milleti’nin gerektiğinde neler başarabileceğini ve dünya askerî tarihinde ilk defa “topyekûn savaş”ın örne­ğini vererek, Türk Milleti’nin esir edilemez özelliğini, dev­let kurucu, teşkilatçı bir millet olduğunu, Türk’ün, büyük devlet adamları ve komutanlar yetiştiren “ordu-millet” ol­duğunu bir kez daha dünyaya göstermiştir. Askerî ve siyasî güçle kabul ettirilmek istenen geçersiz Sevr Antlaşması, bu zafer ile tamamen ortadan kaldırılmış; bu zafer sömürge devletlerin idaresinde esir olan mazlum milletlere örnek olmuş, onların bağımsızlık mücadelesine ilham vermiştir. Bu zaferle Türk inkılâbının temel yapı taşı atılmış, modern Türkiye’nin doğuşuna uzanan sürece hız verilmiştir.

Yunan ordularına karşı başlatılan takip harekâtı sırasın­da; Afyonkarahisar, İzmir arasında 31 Ağustos’ta Kaplangı Muharebesi, 1 Eylül’de Kapaklar Muharebesi ile Uşak’ı, 2 Eylül’de Eskişehir’i, 3 Eylül’de Nazilli, Simav, Salihli, Alaşehir ve Gördes’i, 6 Eylül’de Bintepeler Muharebesi ile Balıkesir ve Bilecik’i, 7 Eylül’ de Aydın’ı, 8 Eylül’de Manisa’nın kurtu­luşu ve Torbalı Muharebesi ve 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşu ile 10 Eylül’de Seydiköy Muharebesi, 11-16 Eylül’de Urla Harekâtı ve Çeşme Muharebeleri yapılmış ve takip harekâtı son bulmuş, bu bölge tamamen işgalden kurtarılmıştır.

Takip harekâtında Türk ordusunun ve özellikle de sü­vari birliklerinin olağanüstü çabaları ve kahramanlıkları neticesinde Yunan ordusuna hiçbir noktada göz açtırılma­mış ve zafere ulaşılmıştır. Ancak bunlar yaşanırken Yunan birliklerinin geçtikleri her yerde halka yaptıkları zulüm ve işkence, kasaba ve köylerin yakılması ve en nihayetinde İzmir’in yakılması, Türklerin millî hafızasında onulmaz yara açmış ve derin izler bırakmıştır.

Mondros Mütarekesi’yle başlatılan ve Sevr Antlaşması’yla gerçekleştirildiği zannedilen Türk Milleti’ni Anadolu topraklarından çıkarmak ve tarihten silmek iste­yen korkunç ve hain zihniyete karşı, milletimizin maddî ve manevî bütün güç kaynaklarını seferber ederek kazandığı Büyük Taarruz Zaferi, Atatürk’ün ifadesi ile; “Kayıtsız şartsız bağımsız yeni bir Türk Devleti kurmak!” amacına yönelikti.

Dr. Zekeriya TÜRKMEN

İstanbul 29 Mayıs Üniversitesi, Edebiyat Fakültesi, Tarih Bö­lümü Öğretim Üyesi.

Alıntı Kaynak: Türk Dünyası Tarih Dergisi, Sy 380, İstanbul Ağustos 2018


Dipnotlar:
[1] Büyük Taarruza uzanan süreç hakkında ayrıntı için bkz: Zekeriya Türkmen, “Başkomutan Mustafa Kemal Paşa’nın Not Defterlerinde Büyük Taarruz Harekâtı’na Uzanan Süreçle İlgili Değerlendirmeleri”, Askerî Tarih Araştırmaları Dergisi, Gnkur. ATASE Bşk.lığı Yay., Sayı: 10, Ankara, Ağustos 2007, s. 83-105.
[2] Zekeriya Türkmen, Mütareke Döneminde Ordunun Durumu ve Yeniden Yapılanması (1918-1920), Türk Tarih Kurumu Yay., Ankara 2001, s. 234 vd.
[3] Adnan Sofuoğlu, Kuvayımilliye Döneminde Kuzeybatı Anadolu, 1919-1921, Genelkurmay Basımevi, Ankara 1944, s. 443.
[4] Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, Başbakanlık Kültür Müsteşarlığı Cumhuriyetin 50. Yıldönümü Yayını, Cilt: IV, Ankara 1974, s. 21.
[5] Türk İstiklal Harbi Sakarya Meydan Muharebesi’nin Başlangıç Dönemindeki Olaylar ve Harekât, (25 Temmuz-22 Ağustos 1921); 2’nci Cilt, 5’inci Kısım, 1’inci Kitap, 1995, s. 47-52.
[6] Türk İstiklal Harbi, Batı Cephesi, Sakarya Meydan Muharebesi ve Sonraki Harekât, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Yayını, 2’nci Cilt, 5’inci Kısım, 2’nci Kitap, Ankara 1973, s. 3.
[7] Genelkurmay Askerî Tarih ve Stratejik Etüt (ATASE) Daire Başkanlığı Arşivi, İstiklal Harbi Kataloğu (İSH), Kutu (K):1172, Gömlek (G):65, Belge (B):65-1.
[8] Gnkur. ATASEArşivi, İSH., K:1148, G:12, B:12-114.
[9] Gnkur. ATASEArşivi, İSH., K:1148, G:12, B:12-27a.
[10] Türk İstiklal Harbi, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Resmi Yayınları Serisi No: 1, Cilt: 2, 6. Kısım, 1. Kitap, Ankara 1967, s. 44.
[11] Türk İstiklal Harbi, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz, Cilt: 2, 6. Kısım, 1. Kitap, s. 45.
[12] Türk İstiklal Harbi, Büyük Taarruza Hazırlık ve Büyük Taarruz, Cilt: 2, 6. Kısım, 1. Kitap, s. 46.
[13] Ilgın Süvari Kolordusu manevrası hakkında ayrın­tı için bkz: Zekeriya Türkmen, “Mustafa Kemal Paşa’nın Büyük Taarruz Öncesinde Süvari Kolordusunu Denetlemesi ve Ilgın Manevralarında Süvari Kolordusu”, Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Cilt: XX, Sayı: 58, Ankara, Mart 2004, s. 203-230.
[14] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2006, s. 365.
[15] Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri, Atatürk Araştırma Merkezi Yayını, Ankara 2006, s. 360.
[16] Gnkur. ATASEArşivi, İSH., K:1784, G:87, B:87-01.
[17] Türk İstiklal Harbi, Batı Cephesi, Büyük Taarruzda Takip Harekâtı, 3’ncü Kitap, Genelkurmay Başkanlığı Harp Tarihi Dairesi Resmi Yayını, Cilt: 2, Kısım 6, Ankara 1969, s. 3.
[18] Gnkur. ATASEArşivi, İSH., K:2019, G:71, B:6-01.
[19] Gnkur. ATASEArşivi, İSH., K:2182, G:37, B:37-01.
[20] Askeri Tarih Belgeleri Dergisi, Büyük Taarruz ve Başkomutan Meydan Muharebesi 90’ıncı Yıl Özel Sayısı, Genelkurmay Askeri Tarih ve Stratejik Etüt Daire Başkanlığı Yayını, Yıl, 61, Sayı: 129, Ağustos 2012, s. 236.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ