SURİYE TÜRKLERİ

SURİYE TÜRKLERİ

İslami fetihlerle birlikte Araplarla Türkler birbirlerini daha yakından tanıma fırsatı bulmuşlardır. Çok zaman geçmeden de İslam ordularında görev almaya başlamışlardır. 698 yılında yalancı peygamber el-Haris b. Abdurrahman b. Said el-Dımaşki’nin hareketinin bastırılması ve el-Haris’in öldürülmesi sırasında Dımaşk’ta halifenin muhafız birliği arasında bulunan Ferganalı Türk askerlerden bahsedilmektedir. Böylece Türkler Şam’a gelmişlerdir.[1]

Emevilerin sonlarında Hazarlardan bir kısmı ile Cürcan’daki Sûl Türklerinin Müslüman olması ile Türklerin İslam dünyasındaki etkisi artmıştır.

Abbasiler Devleti’nde ise Türklerin etkili olması Ebu Cafer el-Mansur ile başlamış bu dönemden itibaren Türkler devlet hizmetinde birinci derecede rol almışlardır. Artık halifeler Türklerden Memluk edinmeye başlamışlardır. Harun el-Reşid döneminde halifenin muhafız birliğinin önemli bir kısmını Türkler oluşturmuştur. Türklerin İslam devletinde askeri liderliği ele almaları Memun ve Mutasım dönemindedir. Mutasım Türklere büyük önem verip, Türkler için Samarra şehrini kurmuştur.[2]

Türklerin devlette etkili unsur olmaları ile birlikte Arap ülkelerine Türk valiler tayin edilmeye başlanmıştır. Mutasım döneminde Şam ve Mısır’a tayin edilen ilk Türk Vali Eşnas el-Türki’dir (849-850). Daha sonra el-Fath b. Hakan, Yezid b. Abdullah el-Türki, Müzahim b. Hakan, Ahmed b. Müzahim, Urhuz b. Uluğ Tarhan, Bayıkbak gibi valiler atanmıştır. Bayıkbak, yerine üvey oğlu Ahmed b. Tolun’u Mısır’a naip tayin etmiştir. Ahmed b. Tolun’un Mısır’da bağımsızlığını ilan etmesi üzerine Dımaşk ve amilliklerini Amacur el- Türki’ye vermiştir. Daha sonra Ahmed b. Tolun, Dımaşk, Hıms, Hama ve Halep şehirlerini kendi yönetimi altına almıştır.[3]

905 yılında Tolunoğulları Devleti’nin yıkılması üzerine Abbasiler Şam ve Mısır üzerindeki hakimiyetlerini yeniden kurmuşlardır. Halife el-Razi’nin Mısır’ı Şam hükümdarı Muhammed b. Toğuç’a vermesiyle İhşidler Devleti kurulmuş ve bölgeye hakim olmuştur.[4]

945 yılında Hamdaniler, Hıms ve Halep bölgesini Ihşidlerden almışlardır. Seyfuddevle Dımaşk’ı almışsa da İhşidler 947’de tekrar Dımaşk’ı almışlardır.[5]

Selçukluların bölgeye gelmesinden önce de bölgede Araplarla Türkler arasında münasebetler başlamış ve Türkler bölgede etkili olmuşlardır. Artık XI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Türkmenler kütleler halinde Suriye’ye girmeye başlamıştır. İlk olarak da Hanoğlu Harun emrindeki Türkmen kuvvetleri Halep bölgesine gelmişlerdir. Afşin de Kuzey Suriye’ye seferler düzenlemiştir. Alp Arslan 1071’de Halep’i kuşatmış ve Suriye’de faaliyetler yapmış ve Atsız’ı bu işle görevlendirmiştir.[6] Navekiyye Türkmenleri de bu sırada Suriye’ye gelerek yerleşmişlerdir.[7] Atsız 1071-76 yılları arasında Kudüs, Dımaşk, Remle, Trablusşam, Akka, Sayda, Humus ve Sur şehirlerindeki Fatımi hakimiyetine son vererek Büyük Selçuklu İmparatorluğu’na bağlı Suriye Selçuklu Melikliği’ni kurmuştur. Melikşah 1078 yılında Tutuş’u Suriye Selçuklu Melikliği’ne atayınca Tutuş, Atsız’ı ortadan kaldırarak tüm Suriye topraklarına hakim olmuştur.[8]

Tutuş’un 1095’de ölümüyle oğullarından Rıdvan Halep’i merkez yaparak, burada Halep Selçuklu Melikliği’ni kurmuştur. Rıdvan’ın 1113’te ölümüyle Meliklik’te düzensizlikler başlamış ve Zengiler bu melikliğe son vererek Halep’i almışlardır. Dımaşk Selçuklu Melikliği de Tutuş’un ölümünden sonra Dukak tarafından kurulmuştur. Bilhassa Haçlılara karşı başarılı mücadeleler verilmiştir.[9] Bu dönemde bölge ticari, ekonomik ve kültürel açıdan en müreffeh dönemini yaşamıştır. Ancak Zengiler 1154’de Dımaşk Melikliği’ne son vermişlerdir.[10]

Mısır’da bir devlet kurmuş olan Selahaddin Eyyubi Suriye’yi almak için harekete geçerek, Şam, Hama, Humus’u almış ve 1175’te Halep’i kuşatmıştır. Suriye’deki fetihlerine devam eden Selahaddin Eyyubi 1176’da Menbiç ve Azaz gibi yerleri, 1182’de de Rakka’yı almıştır. Haçlılara karşı başarılı mücadeleler vermiştir Ancak 1260’tan itibaren Moğollar’ın istilası Suriye’de başlamışsa da Memlukler’in Ayn Calut savşında Moğolları yenilgiye uğratmasıyla Suriye Memluklu yönetimine girmiştir.[11] Sultan Baybars zamanında 40 bin çadırlık büyük bir Türkmen topluluğu Halep bölgesine gelerek yerleşmiştir. Bunların kışlığı Kuzey Suriye, yaylakları ise Maraş, Uzun Yayla ve Sivas’a kadar uzanmıştır. Böylece XIII. yüzyılın ikinci yarısından itibaren Kuzey Suriye Türkmen yurdu haline gelmiştir. Bozoklu Türkmenlerden Bayat, Afşar, Beğdili ve Döğerboyuna mensup oymaklar Halep’ten Şam bölgesine kadar uzanırken, Üçoklardan ise Yüreğir, Yıva, Kınık, Bayındır, Salur ve Eymür boylarına bağlı oymaklar da Lazkiye ve Trablusşam ile çevresine yerleşmişlerdir.[12]

1400 yılında Timur Kuzey Suriye’ye girerek, Halep, Hama, Humus ve Şam şehirlerini almıştır. Daha sonra tekrar Memlukler Suriye’yi yönetimlerine almışlardır. Memluklu yönetimi döneminde de Kuzey Suriye’ye olan Türkmen göçleri ve iskanı devam etmiştir.[13]

1516 yılına gelindiğinde Yavuz Sultan Selim Mısır ve Suriye seferine çıkmış, 24 Ağustos 1516’da Merci Dabık’ta Memluklu ordusunun yenilmesi ile Osmanlıların sadece Halep’i değil tüm Suriye’yi almalarını sağlamıştır.[14]

Osmanlıların Suriye’yi fethiyle birlikte Türkmenlerin Suriye’ye yerleşmeleri daha kolay olmuştur. XVI. yüzyılın başlarında Halep Türkmenleri arasında Beğ-Dili, Bayat, İnallu, Köpeklü-Avşarı, Gündüzlü-Avşarı, Harbendelü, Acurlu, Bahadırlu, Hacılu, Karkın, Kızık, Peçenek, Kınık, Döğer, Eymür, Alayuntlu, Kara-Koyunlu ve Büğdüz gibi oymaklar bulunmaktaydı.[15]

XVII. yüzyılın sonlarında kuzeye çekilmiş olan Halep Türkmenlerinden bir kısım oymaklar ile Yeni-İl Türkmenlerine bağlı Beğdili obaları ve Boz-Ulus Türkmenlerinden bazı topluluklar, Harran ve Akçakale’den itibaren güneye doğru Culab ve Belih ırmakları boyunca Rakka’ya kadar iskan olunmuşlardır.[16] Ancak Rakka ve Balis ile Belih’in Fırat’a katıldığı bölgelerde çöl iklimi hakim olduğu için buradaki Türkmenler kuzeye göçerek, Azaz, Bab, Menbiç, Carablus, Çobanbeğ ve Gazianteb’in güneyine yerleşmişlerdir. XIX. yüzyılda Rakka bölgesi, yerleştirilen Türkmenlerin terk ettiği bir saha durumuna gelmişti. Bunun üzerine bu yüzyılın ikinci yarısında Afşar oymakları buralara iskan edilmişlerdir.[17]

Türkmenlerin iskanları sonucunda 1516 yılından 1918 yılına kadar olan dönem içerisinde Halep vilayeti nüfus bakımından adeta bir Türk vilayeti durumunda olmuştur. Maraş, Gaziantep, İskenderun, Antakya, Urfa ve Rakka, Halep vilayetinin sancaklarıydı. Bu sancaklardan Rakka bölgesinde XIX. yüzyıldan sonra Türk nüfus iskanı zayıflayınca Arap nüfusu onun yerine fazlalaşmıştır.[18]

Araplar en huzurlu ve mutlu dönemlerini Osmanlı hakimiyeti altında yaşamışlardır. Bu nedenle de Türklere büyük bir sevgi ve saygı duymuşlardır. Ancak Fransız ihtilaliyle başlayan milliyetçilik fikirleri, misyonerlerin ve yabancı okulların çalışmaları ile İngiliz ve Fransızların kışkırtmaları sonucunda Araplarda milliyetçilik fikirlerinin oluşumuna paralel olarak Osmanlıya ve dolayısıyla Suriye’de bulunan Türklere karşı bir nefret uyanmaya başlamıştır.[19]

İngilizler, Araplara bağımsızlık vereceklerini vaad ederek, Osmanlıya karşı I. Dünya Savaşı sırasında Arapları ayaklandırmaya çalışmışlardır. Şerif Hüseyin isyanının Suriye’de yayılmasına çalışmışlardır.[20] Osmanlı ordusu Suriye’den çekilirken Türk asker ve sivillerine karşı bazı yerli Arap ve bedevilerin tutumları çok gaddarca olmuştur. Hastanede yatan erlerimiz ile Türk ordusu ile birlikte ayrılan sivillerden çok sayıda insan Araplar tarafından öldürülmüştür.[21]

Suriye, işgal güçleri ve Faysal kuvvetlerince işgal edildikten sonra Faysal, Suriye’deki Türklerin etkili olmaması için çok dikkatli davranmıştır. Araplar hemen bölgede etkinliklerini arttırmanın bir yolu olarak vergileri Arap hükümeti adına toplamaya başlamışlardır. Örneğin Harran kazasına tabi Tel- Abyad istasyonunun güneyindeki Aynas nahiyesine Arap hükümeti adına Rakka hükümeti tarafından gönderilen Arap atlısı halktan para toplayarak bundan böyle öşür vergisini Arap hükümetinin toplayacağını bildirmiştir.[22] Ayrıca Araplar Türkiye-Suriye sınırındaki Türk aşiretlerini Arap bayrağı altında kendi amaçları için kullanmaya çalışmışlardır. Böyle bir girişimi Milli aşiretine de yapmaya çalışmışlardır. Zor’daki Fransızlara karşı yaptıkları askeri harekata iştirak için Araplar tarafından Millilere gönderilen bayrak iade edildiği gibi Milli aşiretinden de hiç kimse bu harekata katılmamıştır.[23]

Arap Hükümeti, sınırlarını genişletmek ve etkinliğini arttırmak amacıyla Türklerin yoğunlukta bulunduğu bölgelere ve Türk sınırları içerisindeki bazı yerlere dahi hükmetme cesaretini göstermiştir. Arap Hükümeti, Nizip ve Cerablus nahiyelerinin mütareke şartlarına göre ArapHükümeti’ne ait olduğu iddiasını ileri sürerek, iki güne kadar boşaltılmadığı takdirde şiddet kullanılacağı yönünde mektuplar nahiye müdürleri ile asker alma şube başkanlarına göndermiştir.[24]

Diğer bir hususta bu sırada Türkiye-Suriye sınırındaki bazı küçük aşiretlerin büyük Arap aşiretlerinin yağma hareketlerinden endişelenmeleridir. Çünkü 1919 yılı içerisinde Suriye tarafındaki Anezelerin sınırı geçip Mardin ve Nusaybin istikametinde yağma hareketlerinde bulunacağından çekinilmiştir.[25]

Faysal, işgal sırasında hiçbir şehirde Türklere karşı yapmadığı sert eleştiriyi Halep’te yapmıştır. Bu konuşma ile Türklerin Halep’ten çekilmeleri sırasında Haleplilerden gördükleri yardım, Halep’te bulunan seçkin bazı ailelerin Türklerle olan yakın akrabalıkları ve bölgede çok sayıda Türk nüfusun olması nedeniyle bunların Türkiye’de bekledikleri umutları söndürmeye çalışmıştır. Ancak bu sırada asıl tehlike Türklerden değil, işbirliği yaptığı İngiliz ve Fransızlardan gelmiştir.[26] Çünkü artık İngilizler ve Fransızlar savaş sırasında aralarında yaptıkları gizli anlaşmalara göre Suriye’yi işgal etmişlerdir. Her ne kadar bölgede Faysal yönetiminde Suriye Krallığı kurulmuşsa da bunun da uzun ömürlü olmayacağını Suriyeliler anlamışlardır. Bu sefer de işgal kuvvetlerine karşı Türklerle işbirliği yollarını aramaya başlamışlardır.[27]

İşte bu arayışta ve işbirliğinde Arap milliyetçileri ilk olarak Suriye’deki Türkmenler ile temasa geçmişlerdir. Yeni kurulan Suriye Krallığı’nın bilhassa askeri kuvvetlerine komutanlık etmek teklifleri Türklere gelmiştir. Şam’da doğan ve Türk olan Kurmay Albay Yahya Hayati Bey, 1918 Mondros Ateşkesi sırasında emekli iken, Suriye Kralı Faysal tarafından kendisine bir mektup gönderilerek, Suriye ordularının başkomutanlığı teklif edilmiştir. Bu sırada Anadolu’da da M. Kemal Paşa önderliğinde milli mücadele hareketi başlamıştı. Yahya Hayati Bey, M. Kemal Paşa’nın onayını alarak, Araplarla işbirliğine girişmiştir. Hayati Bey, Suriye’nin ileri gelenlerine Türkiye’nin yenilmesi halinde Suriye’nin de tam olarak işgal edileceğini anlatmış ve gerçek durumu idrak eden Suriyeliler Türklerle ortak hareket etme kararı almışlardır. Zaten bu sırada Fransızlar da Faysal’a Suriye’nin tam olarak işgali anlamına gelen bir ültimatom göndermişti. Türklerin direnme fikri onlara cesaret vererek, onlar da bu ültimatomu red etmişlerdir.[28]

Artık bir taraftan Suriyelilerle Türkmenlerin saldırıları diğer taraftan Türkiye’deki milli mücadelecilerin saldırıları, Fransızları iki ateş arasında bırakarak zor duruma sokmuştur. Fransızlarla yapılan bu mücadelelerde bilhassa Halep ve çevresi mücadele sahası olmuştur. Çünkü bölgede kurulan Türk devletleri sayesinde Halep, Rakka, Lazkiye ve çevresine yapılan Türk iskanları sonucunda bölge adeta Türkleşmişti.

Bu mücadelenin etkili olabilmesi için Halep ve çevresindeki Türkler Anadolu hareketini örnek alarak, kuvayı milliye teşkilatı kurmuşlardır. Halep merkez olmak üzere Suriye-Filistin Müdafaai Kuvayı Osmaniye Heyeti kurulmuştur. Suriye’deki Türkler tarafından kurulan bu milli teşkilat kısa sürede Suriye’nin diğer kısımlarındaki Türklerin katılımı ile genişlemiştir. Teşkilat Halep’ten başka Şam, Lazkiye, Humus, Beyrut, Amman, Kuneytra, Hama ve Trablusşam gibi şehirlerde de şubeler açarak faaliyetlerde bulunmuştur.[29] Bu teşkilatın genel başkanı Ayntab Kumandanı Ali Şefik Bey olup, takma adı Özdemir idi.[30]

Bu teşkilatlar Türkiye’deki milli mücadele hareketine büyük katkıda bulunmuşlardır. Ne zamanki Fransızlar, Çukurova, Antep ve Urfa şehirleri ile çevresine yönelik askeri faaliyetlerini arttırınca Kuzey Suriye’deki kuvayı milliyeciler hemen askeri harekete geçerek, Fransızlara ağır kayıplar verdirerek Anadolu’ya ilerlemelerine engel olmuşlardır. Mecburi olarak Fransızlar kuvvetlerinin büyük çoğunluğunu Kuzey Suriye’de bulundurmak zorunda kalmışlardır.[31]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ