İSKİT KÜLTÜRÜ

0 6.418

Doç. Dr. İlhami DURMUŞ

Kültür kelimesi köken itibariyle Latincede “toprağı işleme” demektir. Bundan dolayı yerleşikliği ifade etmektedir. Bu kelime hususileştirilmek suretiyle, ilkel kültür, ileri kültür, beşeri kültür, teknik kültür, yerleşik kültür, aşiret kültürü, kültür kavimleri, tabiat kavimleri vb. olmak üzere de kullanılmıştır.[1] Bu tabirler kültürü anlayabilmek için yetmemektedir. Ancak, yukarıda belirtilen hususi tabirler büyük ölçüde yaşanılan coğrafyayla bağlantılı görüş belirtmeye imkân vermektedir.

Çünkü yaşanılan kültür coğrafyaları kültürel farklılıklarda önemli bir unsur olarak karşımıza çıkmaktadır.

Yeryüzünde insanlar, yaşadıkları coğrafi çevrenin başlıca üç doğal kaynağı olan; orman, hayvan yetiştirme ve tarım imkânlarını değerlendirerek hayatlarını sürdürebilmişlerdir. Eski çağlarda ilk kültürler de kendi bölgelerinin şartları içinde özlülük kazanacaklarından, orman kavimleri “asalak” kültürü (avcılık, devşiricilik), ziraate elverişli yerlerde oturanlar “köylü” kültürünü (çiftçilik) ortaya koymuşlar, bozkırdakiler “çoban” kültürünü (besicilik) meydana getirmişlerdir.[2]

Bozkır kültürü özü itibariyle diğer göçebe kültürlerinden farklılık göstermektedir. Çünkü çöl göçebeleriyle bozkırlıların hayat tarzları birbirinden farklılık göstermektedir. Çöl göçebeliğinin ana unsuru devedir. Bozkır konar-göçerliğinin ana unsuru ise attır. At bu kültüre dinamizm kazandırmış olup, adı geçen kültür “kuvvet, hareket ve sürat” üzerine kurulmuştur.[3] Bozkırlılar atın hızı ve demirin vurucu gücü sayesinde geniş coğrafyalara yayılmış ve oralarda hakimiyet kurabilmişlerdir.

Bozkırlarda göçebe kültürünün en yüksek derecesi olan “atlı kültür” gelişmiştir. Dünya tarihinde önemli yeri olan bozkır devletleri bozkır coğrafyası üzerinde ortaya çıkmıştır. Ural ve Altay Dağları arasında uzanan bozkır bölgesi büyük atlı kültür dairesinin merkezi olmuş, hayvan besleyen atlı bozkırlıların uygarlığı buradan çevreye yayılmıştır. Kemik kültürüyle birlikte, Ural-Altay kavimleri ilk olarak hayvan beslemeye başlamışlardır. Bu olay uygarlık tarihinin önemli bir aşaması sayılmıştır. İlk defa köpeği ve ren geyiğini evcilleştirip besleyenler bu kavimler olmuştur. Bu eski göçebe kültürü daha yeni bir aşama olan at besleme kültürünü doğurmuştur. Sonraları at besleme bozkırlarda bütün hayatın temeli olmuş, yalnız yük taşımakta değil, avcılık ve beslenme konusunda da ondan çok yararlanılmıştır.[4] Atın ehlileştirilmesi ve atlı-çoban kültürünün ortaya çıkmasıyla birlikte insanlık tarihinde ulaşılan bu başarı, diğer kültürlerin gelişmesinde fevkalade sonuçlar doğurmuştur. Tarihi bağlantıların gösterdiği gibi, büyük devlet esası için gerekli şartlar bu sayede belirebilmiştir.[5]

Hareketli hayat tarzının, özellikle atlı yaşayışın ortaya çıkışı ve gelişiminde bozkırlar önemli bir yer tutmuştur. Bozkırlının sürülerini otlatabilmesine imkân veren otu bol otlaklar bu kültürün gelişmesine büyük ölçüde katkıda bulunmuştur.[6] Bu cümleden olarak at yetiştiriciliği zamanla önemini artırarak, bozkırlının hayatında daha da fazla kıymet kazanmaya başlamıştır. At bozkır insanının sosyal, siyasi, ekonomik, kültürel ve dini hayatında önemli bir yer tutmaya başlamıştır.[7]

İskitler de bozkırlarda bu atlı kültürün en önemli temsilcileri olmuşlardır. Onların kültürlerinin oluşumu ve gelişimi doğrudan kendi kültür coğrafyalarıyla bağlantı olmuştur. Hareketli hayat tarzının izleri onlara ait bütün kültür unsurlarında dikkati çekmektedir.

Ukok Kurganın’da bulunan İskit “Buz” Prensesi

A. İskitlerde İdari Yapı ve Askeri Teşkilat

Kuzeydoğu istep bölgesi yüksek Pamir, Tiyen-Şan, Altay dağ kolları ve Batı Türkistan üzerinden batıya ve Aşağı Tuna bölgesine kadar bütün Güney Rusya’ya yayılmaktadır. Batıda Silezya’ya kadar uzanan bu bölgenin Doğu Türkistan ve Gobi bölgesiyle olan bağlantısı doğudaki çok sayıda geçitle kurulabilmektedir. Bu bölgenin doğusunda geniş çöller vardır. Öte yandan batıda, doğunun aksine oldukça verimli topraklar bulunmaktadır. Daha eski zamanlarda bu bölgenin kuzeye doğru bataklıklar ve sık ormanlarla kaplı olduğu bilinmektedir. Güneye doğru uzanan geniş sahalar Hazar denizi ve Karadeniz, geri kalan kısımlar ise İran’daki dağlık arazinin yükselen dağ dalgaları ve Kafkas silsilesiyle sınırlanmıştır. Batı Türkistan istep bölgesi ile İran’daki dağlık arazi arasında nispeten sıkı bir bağlantı bulunmaktadır.[8] İskitler yukarda adı geçen coğrafyaya yayılmışlar, hatta onlar, Herodotos’un bildirdiğine göre yirmi sekiz yıl Yukarı Asya’da hakimiyet kurmuşlardır.[9] İskitlerin Ön Asya’da Filistin’e kadar gittikleri de düşünülürse, ne kadar geniş bir coğrafyaya yayılmış oldukları anlaşılır.

İskitlerin bu kadar geniş bir coğrafyada tek hükümdar tarafından idare edilmelerinin zorluğu ortadadır. Bundan dolayı idari yapıları yayıldıkları coğrafyanın genişliğinden etkilenmiştir. Askeri teşkilatları da onların sürekli yeni topraklar elde etmeleri ve farklı kavimlerle mücadeleye girmeleri sonucunda gelişmiştir. İskitlerin askeri yönden gücünü antik yazar Thukydides İskitlerle Avrupa devletleri teker teker ele alındığı takdirde, Asya da dahil hepsi birleşmiş halde hareket ederek İskitlere karşı durabilecek bir kavmin olmadığını belirtmektedir.[10] Buradan İskitlerin askeri yönden ne derece güçlü olduklarını anlayabilmekteyiz.

1. İskitlerde İdari Yapı

Yukarıda da belirttiğimiz üzere, İskitler çok geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. İskitlerin üç gruptan oluştuğu Darius’un yazıtı NR a 3’ten anlaşılıyor. Bunlar Saka haumavarga, Saka tigrakhauda ve Karadeniz İskitleri olan “Denizin ötesindeki Sakalar”dır.[11] Bu grupların başında reisleri bulunuyordu. Bu durum İskitlerin birden fazla hükümdar tarafından yönetildiğini ortaya koymaktadır. Herodotos, Darius’a karşı İskitlerin memleketlerini savunmak için yapmış oldukları hazırlıklardan bahsederken, üç İskit hükümdarı ya da beyinden bahsetmektedir. Bunlardan birisinin adını Skopasis, diğer grubun başında bulunanın İdanthyrsos ve onun ordusuyla ordusunu birleştirenin adının ise Taxakis olduğunu bildirmektedir.[12] Yine Herodotos’un bildirdiğine göre, Pers Kralı Darius İskit hükümdarı İdanthyrsos’a elçi göndermiş ve İskit hükümdrı da Darius’a elçi göndermiştir.[13] Buradan İskitlerin hükümdarının İdanthyrsos olduğu ve diğerlerinin ordu komutanları olduğu düşüncesi de çıkarılabilir. Junge’nin Polyen’e dayanarak verdiği bilgilere göre, Darius üç bölüme ayrılmış olan İskitlere karşı savaş açtığında, İskit hükümdarları Sakesphares, Homarges ve Thamyris bir yerde vaziyeti istişare etmişlerdir.[14] Homarges Herodotos’un Sakai Amyrgioisi’yle şüphesiz aynıdır.[15] Hornarges, Saka haumavarga ve diğeri Thamyris, Massaget hükümdarı adı Thomyris’i hatırlatıyor ve Hekataios’a göre Grekler tarafından Massaget olarak adlandırılan grup, Saka tigrakhauda olduğundan,[16] Thamyris’in Saka tigrakhaudanın hükümdarı olduğu anlaşılıyor.

Deniz’in ötesindeki Sakaların, yani Karadeniz İskitlerinin hükümdarının İdanthyrsos olduğu ve Darius’un ona elçi gönderdiği Herodotos tarafından belirtilmektedir. Ancak yukarıda adı geçen üç İskit hükümdarının Darius’un seferinden önce durumu mütalaa ettikleri düşünülürse, Sakesphares’in Karadeniz İskitlerinin hükümdarı olduğu ve onun İdanthyrsos’tan bir önceki hükümdarları olması gerektiği kanaati hasıl oluyor.

İskitlerin birbirlerinden farklı coğrafyalarda yaşayan üç ayrı hükümdarlığa ayrılmalarına rağmen, onların hükümdarlarının bazı durumlarda bir araya gelmeleri ve mevcut durumu müzakere edip, ortak karar almaları, aralarında bir birlik şuurunun olduğunu göstermektedir.

Bu üç grubun hükümdarlarından başka, her grubun kendi içerisinde kabile reislerinin ve klan prenslerinin de idarede söz sahibi oldukları anlaşılmaktadır. İskit idari sisteminin hiyerarşik bir sıra takip ettiği de anlaşılmaktadır.[17] Hükümran İskitlerin kabile reisliğinin, babadan oğula geçmesi usulünün taraftarı olmalarına rağmen, akraba kabileler, liderlerini, seçim yoluyla iş başına getirmeyi tercih etmiş gibi görünüyorlar. Pazırık’ta ölmüş kabile reislerinin istisnai bir şekilde uzun boylu oluşları, kabile mensuplarının reislik vazifesi için gerekli bir vasıf olan üstün zekâlılığın yanı sıra, fiziksel üstünlüğü de nazarı dikkate almış olduklarının bir işareti olarak kabul edilebilir.[18]

İskit idare sistemi, onların hayat tarzıyla da yakından alakalı görünmektedir. İskit idarecilerinin dış siyasetleri yanında iç siyasetleri de söz konusudur. İskit idarecilerinin iç siyasetle ilgili en büyük problemleri, muhtemelen ana grup ile sayı bakımından daha az olan gruplar arasında, otlak alanlarının adaletli bir şekilde taksim edilmesiydi. Bu problemleri çözebilen kabile ve klan prensleri uzun süre iş başında kalmayı başarmışlardır.[19]

İskit hükümdarlarının adlarının kronolojik bir sıraya göre elimizde yeterli malzeme olmadığından verememize ve bir takım ayrıntıları açıklığa kavuşturamamıza rağmen, onlarda hükümdarlardan başlamak üzere, kabile reisleri klan prenslerine kadar içeride huzuru sağlama ve dışarıda düşmanlara karşı güçlü olma ve yeni otlaklar elde etme siyasetinin varlığını görebiliyoruz. Hatta başta da ifade edildiği üzere, üç ayrı grup halinde bulunan İskitlerin hükümdarlarının bir araya gelerek ortak karar alabilmeleri ve mevcut durumu rahatlıkla müzakere edebilmeleri düşmana karşı birleşebildiklerini ortaya koymaktadır.

2. İskitlerde Askeri Teşkilat

İskitler yayıldıkları çok geniş coğrafyada, değişik kavimlerle karşılaşmışlar ve onlarla mücadele etmişlerdir. Onlarda askerlik ve ordu bulundukları hayat şartları içerisinde hep ön plana çıkmıştır.

İskit ordusunun büyük bir bölümünü atlılardan meydana gelen süvari sınıfı oluşturmuştur. İskit askeri organizasyonunun ana kolunu bu süvari sınıfı meydana getirmiştir. İskit atlıları eyer kullanmışlardır. Bu özellikleri, onların Grek ve Roma gibi süvari birlikleri bulunan devletlere karşı büyük bir avantaj sağlamıştır.[20] İskitlerin kullandığı atların iskeletleri arkeolojik kazılar sonucunda kurganlardan çıkarılmıştır. Kuban bölgesinde bulunan kurganlarda çok sayıda at iskeleti ortaya çıkarıldığı gibi, Altay bölgesinde Şibe kurganında on dört, Pazırık kurganlarında sayıları yedi ile on dört arasında değişen at gömüleri ortaya çıkarılmıştır.[21] Bunlar binek hayvanları da dahil ölen beyin hayatı boyunca sahip olduğu hayvanlardı. İnanışa göre bey bunları öldüğü zamanda kullanmaktaydı.[22]

İskitlerin ordusu bozkır savaş taktiğini en iyi şekilde uygulamaktaydı. Bu, Darius’un İskitler üzerine yaptığı seferde açıkça görülmektedir. Darius, İskit topraklarına vardığında İskit ordusu iki gruba ayrılmış ve geriye doğru çekilmiştir.[23] Bu çekilme esnasında İranlıların faydalanabilecekleri bütün kaynakları kurutmuşlardır[24] İskitler İranlıların İskitya’da daha fazla kalmalarını sağlamak ve onları güç duruma düşürmek istemişlerdir.[25] Böylece düşmanı daha içerilere çekerek yormayı, onları oyalayarak orada daha fazla zaman geçirmelerini, önlerinden çekilirken su alabilecekleri kuyuları doldurarak, otları biçerek ve çekildikleri yerleri yakarak Perslerin ve hayvanlarının aç ve susuz kalmasını sağlamışlardır. Bunun sonucunda durumun kötüye gittiğini gören Darius, mecburen çekilmek zorunda kalmıştır. Bu durum dahi İskitlerin askeri kabiliyetlerini ve planlı bir harp taktiği içerisinde hareket ettiklerini göstermektedir.

B. İskitlerin Dili ve Yazısı

İskitlerin dili hakkında bir çok çalışma yapılmıştır. Malzeme yetersizliği, İskitlerin dili üzerinde yapılan çalışmalardan istenilen sonuçların çıkarılabilmesine mani olmaktadır. İskitlerin dili yanında yazılarının olup olmadığı da önemli bir mesele olarak zihinleri meşgul etmektedir. Yazı Mezopotamya’dan Anadolu’ya İran’a ve hatta batıda Yunanistan’a kadar yayılmışken, bu dönemde Urartulular, Persler çivi yazısını öğrenmişlerken, hatta Urartuluların bir de resim yazısı varken, “İskitler acaba yazıyı bilmiyorlar mıydı?” sorusu akla gelmektedir. İskitlerin çivi yazısı kültür sahası içerisinde uzun süre kalmaları ve bu coğrafyadaki kavimlerle temasta bulunmaları, onların yazıyı öğrendikleri ve kullandıklarını düşünmemizi mümkün kılmaktadır. Bu fikri Sus ve çevresinde bulunan çivi yazılı metinler de desteklemektedir.

1. İskitlerin Dili

İskitlerin hangi dili konuştukları bir mesele olarak karşımızdadır. Elde bulunan kaynaklar İskitlerin dili hakkında bazı ipuçları vermektedir. İskitlerin dili hakkında bilgileri çivi yazılı metinlerden ve antik Grek kaynaklarından öğrenmekteyiz.

İskitlerin dili hakkında en önemli bilgileri Sus’tan bulunmuş olan çivi yazılı metinler vermektedir. Bu dağınık olarak bulunmuş metin parçalarında fillerin hemen hemen tamamı Türkçedir. Kelimelerin büyük çoğunluğu ise Türk lehçelerinde kullanılmış ve halen kullanılmaktadır. Dağınık olarak bulunmuş bu metinlerde anira, onamak; arat, oturmak; daldu, doldurmak; du, dutmak, tutmak; git, götürmek, götürtmek; kappika, kapama; katzavana, kazımak; kutta, katmak; piri, barmak, varmak; rilu, yazmak; tartinta; tartınmak; taufa, dayamak; tiri, deymek vb. filler bulunmaktadır.[26] Aynı metinlerde çok sayıda Türkçe kelime bulunmaktadır. Bunlara örnek olarak Ata, Attata, Attati, Atta; ati, orta; ativa, ortasında; atzaka, uzak, uzun; balu, baru; garni, gemi; gik, gök; karata, kart; kiçi, kişi; çagri, oğul; vitavana, öte yana; taka, tuğ; ufarri, öbürü; yal, yol; vurun, yer, urun vb verilebilir.[27]

Sus’tan bu metinlerin tahlili sonucunda Mordtmann, bu lisani delillere dayalı olarak Sakaların Türk-Ugor dil köklü bir halk olduğunu, yani Ural-Altay dilinin kolları olan Fin-Ugor ve Türk-Tatar dilinin henüz ayrılmadığı zamandan olduğunu kabul etmektedir. Darius’un yazıtında adı geçen Saka haumavarga ve Saka tigrakhaudanın da arî kavimlerden olmadığını kabul etmesine rağmen, “Qui trans mare habitant”, yani Deniz’in ötesine geçmiş olan Sakaları bu gruba dahil etmemektedir.[28] Oysa Kral Darius İskitler üzerine sefer yapmadan önce, İskit hükümdarları Sakesphares, Homarges ve Thamyris bir yerde toplanıp vaziyeti görüşmüşlerdir.[29] Daha önce de üzerinde durduğumuz ve hangi Saka gruplarına mensup olduklarını belirlemeye çalıştığımız hükümdarlar rahatlıkla mevcut durumu görüşebilmişlerdir. Bu, ancak üçüncünün de aynı dili konuşmuş olmalarıyla açıklanabilir.

Herodotos İskitlerin dini inançları ve Tanrılar alemiyle ilgili bilgi verirken, İskitlerin Hestia’ya Tabiti, Zeus’a Papaios, Toprak’a Api, Apollon’a Qitosyros, Aphrodite’ye Artimpasa, Poseidon’a Thamimasadas dediklerini bildirmektedir.[30] Bunlardan en büyük Tanrı olan Papaios’un Türkçe Baba, Dede, Ata, Babir, Bayat; Thamimasadas’ın Denizin Atası; Artimpasa’nın Erdem Paşa, Tabiti’nin Tapıt; Oitosyros’un Gongos, güneş olduğu kabul edilmektedir.[31] Api kelimesi de Türkçe bir kelimeyi hatırlatmaktadır. Hemen hemen bütün Türk lehçelerinde Ebi, Ebe kelimesi doğuran kadın manasındadır.[32] İskitlerin kullanmış olduğu coğrafi adlar da Türkçe ile irtibatlandırılmıştır. Örnek olarak, Temerinda, Denizin Anası; Karumpaluk, Balık Gölü; Graucausus, Akkar; Silyn, Körfez vb. verilebilir.[33]

Pers kaynaklarında Deniz’in ötesindeki Sakalar olarak adlandırılan İskitlerin dilinden kalan gerek Tanrı ve gerekse coğrafya adları Türkçe ile irtibatlı görünmektedir. İskit coğrafyasında şüphesiz başka dilleri konuşan topluluklar olmasına rağmen, İskitlerin dilinin Türkçe ile irtibatlı bir dil ya da Mordtmann’ın Saka tigrakhauda ve Saka haumavarga için kabul ettiği üzere Fin-Ugor ve Türk-Tatar dil kollarının birbirinden henüz ayrılmadığı bir dönemde oluşmuş bir dil olduğu düşüncesi Deniz’in ötesindeki Sakalar, yani Karadeniz İskitleri için de geçerlidir.

İskitlerin dili hakkında fikir verebilecek bir yazı da Kazakistan’da Alma-Ata yakınlarında Esik kurganından çıkarılmıştır. Küçük bir kap üzerindeki yazı deşifre edilmiştir. Altay Amancalov bunu, “Aya, sana oçuk Bez çok, bugün icra azuk” şeklinde okumuştur.[34] Bilim aleminde ençok kabul edilen transkripsiyonu Olcas Süleymanov yapmıştır. Bu yazıyı, “Khan uya üç otuzı yok boltı utıgsa tozıldı” şeklinde okumuş ve “Han’ın oğlu yirmiüç yaşında yok oldu (Halkın?) adı sanı da yok oldu” diye günümüz Türkçesine aktarmıştır.[35] Sakalara atfedilen Esik kurganından çıkarılan bu yazının dilinin Türkçe olarak kabul edilmesi de Sakaların dilinin Türkçe olduğunu göstermek bakımından büyük önem taşımaktadır.

Gerek çivi yazılı metinler, gerek İskitlerin kullandığı bazı kelimeleri veren antik Grek kaynakları ve gerekse Esik kurganından çıkarılan yazı İskitlerin dili hakkında kısmen de olsa bir hükme varmamızı mümkün kılmaktadır. Bundan dolayı İskit dilinin Türkçe ile bağlantılı olduğunu söylememiz mümkün olmaktadır.

2. İskitlerde Yazı

Çok geniş bir coğrafyaya yayılan İskitler Ön Asya’ya da giderek orada belirli bir süre kalmışlardır. Gerek Herodotos’un bahsettiği ve gerekse Sus ve çevresinde bulunmuş olan çivi yazılı metinlere dayanarak Mordtmann’ın ileri sürdüğüne göre, onlar bugünkü İran ve hatta Anadolu içlerine kadar olan yerlerde nüfuzlarını hissettirmişlerdir. M.Ö. İ. yüzyılın başlarında Asur İmparatorluğu sınırına kadar ulaşan İskitlerin[36], M.Ö. 4. yüzyılın başlarında hâlâ Anadolu’nun doğu kesiminde bir güç olarak bulunmaları[37], onların çivi yazısı kültür sahasında ne kadar uzun bir süre kaldığını göstermek bakımından büyük önem taşır.

Bilim aleminde çivi yazısı olarak kabul edilen ve M.Ö. 3100 yıllarında Sumerliler tarafından icad edilmiş olan yazı etkisini miladi yıllara kadar sürdürmüştür.[38] Bu yazı Mezopotamya sınırlarını aşarak, Anadolu, İran ve Yunanistan’a kadar yayılmıştır. İskitler Ön Asya’ya doğru yöneldiklerinde bu yazı Asurlular, Persler ve Urartulular tarafından kullanılmaktaydı. Yani İskitler çivi yazısı kültür sahasına girmişler ve bu sahanın odak noktasında uzun sayılabilecek bir süre kalmışlardır.

İskitlerin çivi yazısı kültür sahası içerisinde epeyce bir süre kalmaları bu yazıya yabancı kalmadıklarını göstermektedir. Sus’ta bulunan yazıların, hakiki manada Türk olan Sakalara ait olduğu Mordtmann tarafından belirtilmektedir. Ayrıca, bu yazıların dilini Türk-Ugor diliyle bağlantılı görmekte ve bunu Sakça olarak adlandırmaktadır.[39] Bu metinler bize onların çivi yazısını öğrendiklerini ve bu kültür sahası içerisinde kullandıklarını göstermektedir.

Kazakistan’da Alma-Ata yakınında Esik kurganında bulunan runik yazı da büyük önem taşımaktadır. Bu yazı hakkında değişik görüşler beyan edilmiştir. Bazıları bu yazının ilgili küçük çanağın üzerine sonradan yazıldığını ileri sürmüştür.[40] Bu görüşü savunanların karşısında Türkologlar, bu yazının Orhun-Yenisey tipinde olup, dilinin eski Türkçe olduğunu, Altay dilleri grubuna dahil bulunduğunu ve runik bir alfabe ile yazılmış olduğunu ileri sürmektedir.[41]

Esik kurganından çıkarılan horizontal yazı yirmialtı harften oluşmakta ve Orhon-Yenisey yazılarını hatırlatmaktadır.[42] Bu yazı önce de üzerinde durduğumuz üzere, Süleymanov tarafından “Han’ın oğlu yirmiüç yaşında yok oldu (Halkın?) adı sanı da yok oldu” şeklinde günümüz Türkçesine aktarılmıştır.[43] Yine ona göre burada kullanılan yirmialtı harf Göktürk metinlerinde kullanılan harflerin ilkel şekilleri olup, kullanılan kelimeler deyine Göktürkçede geçen kelimelerin eski şekilleridir.[44]

İskitler çivi yazısı kültür sahasına ulaşıp, İran’dan Anadolu içlerine kadar nüfuz ettikleri ve burada bir müddet hâkimiyet kurdukları zaman zarfında çivi yazısını öğrenmişlerdir. Bunu açık bir şekilde Sus’tan bulunmuş olan çivi yazılı metinler göstermektedir. Buradan ele geçirilen metinlerin dilinin de Türkçe ile bağlantılı olması ve Sakalara ait olduğunun belirlenmesi, onların çivi yazısını öğrendikleri ve kullandıklarını göstermektedir. Esik kurganından bulunan küçük bir çanağa yazılmış olan yazının da runik yazı olduğu ve daha sonraki Göktürk yazısının öncüsü olduğu kabul edilmektedir. Esik kurganında bulunmuş olan bu yazının karakteri, kullanılan harfler ve şekilleri, Orhun-Yenisey yazısının karakteri, harfleri ve şekilleriyle karşılaştırılmış ve onların aynı olduğu belirlenerek, Esik kurganından bulunan yazının Orhun-Yenisey yazısının prototipi olduğu kabul edilmiştir.

C. İskitlerin Dini

İskitlerde bütün göçebelerde ve dağlı kavimlerde olduğu gibi ruha inanış düşüncesi köklü bir geleneğe bağlıydı. Hayatları boyunca tabiatla mücadele eden bu insanlar, zaman zaman bir takım korkunç veya garip tabiat hadiseleri ile karşılaşmış ve açıklayamadıkları bazı şeyleri ruhlara atfetmişlerdir. Bu ruhları iyi ve kötü olmak üzere iki kısma ayırmışlardır. Bu ruhların bazıları onlara yardım etmekte, bazıları ise işlerini bozmaktadır.[45] İskitlerin tapındıkları her varlık bir ruh taşımaktadır. İskitlerin özellikle Greklerle temaslarından önceki dininde Şamanizm’e ait unsurlar bulunmaktadır. Şamanizm, umumiyetle Sibirya’daki kavimlerin dini inanışlarını ifade eden bir tabir olup, bu kelime Kuzey Asya halkları arasında büyücü sihirbaz manasına gelen şaman kelimesinden türemiştir.[46]

İskit dininde Şamanizm’le birlikte görünen unsurlar Türk-Moğol kültür tarihinde de görülmektedir. Çok geniş bir sahaya yayılmış olan ve Türk-Moğol kültür tarihinin önemli bir bölümünü teşkil eden Şamanizm, 18. ve 19. yüzyıllarda Georgi, Banzarov ve Şaşkov gibi bazı yazarlarca, eski bir din olarak gösterilmiştir. Buna karşılık, aynı yüzyıllarda Hıristiyanlık taassubu ile hareket eden diğer bazı araştırıcılar ise, Şamanizm’in bir din sayılmaması gerektiğini ileri sürmüşlerdir. Onlara göre Şaman, bir sihirbaz, kötü ruhları koymak suretiyle hastalıkları iyileştirmeye çalışan bir üfürükçü ve nihayet gelecekten haber veren bir falcı veya kahinden başka bir şey olmadığı için, Şamanizm de bir din sayılmaz. 19. yüzyılın ikinci yarısında Radloff ve 20. yüzyılın ilk yarısında Anohin, Culloch ve diğer bir çok yazarlar Şamanizmi sadece Ural-Altay halklarının dini olarak göstermişlerdir. Bu inanış üzerine geniş bir araştırma yapmış olan Nioradze, Şamanizm’de muayyen bir dini sistemden ziyade, dine doğru bir gelişme safhası görmektedir. Ohlmarks’a göre ise, Şamanizm tam manası ile bir din sayılmazsa da, yayıldığı yerlerde dinin yerini almıştır. Ayrıca, W. Schmidt de Şamanizmi başlıca Gök Tanrı ve Yer Tanrı unsurlarından oluşan bir din olarak kabul etmektedir.[47]

İskitlerde ruhlar aleminin dışında bir de Tanrılar alemi vardır. İskitlerdeki Tanrılar alemi anlayışında Greklerin büyük tesiri olmuştur. Bu tesir İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki coğrafyaya yerleştikleri ve Greklerle temas kurdukları zaman başlamıştır. İskit Tanrılar alemiyle ilgili bilgileri bize antik yazar Herodotos vermektedir. Fakat Herodotos’un İskit Tanrılar alemi hakkında verdiği bilgiler oldukça sınırlıdır.

1. İskit Tanrıları

Yukarıda da bahsedildiği üzere, İskitlerde ruhlar alemi inancı yanında bir de Tanrılar alemi anlayışı vardı. İskitlerin Tanrılar alemine Grek Tanrılar aleminin çok fazla tesiri olmuştur. İskitlerin Tanrıları tabiatiyle İskitçe adlarla adlandırılmıştır. Herodotos, İskitlerin başta Hestia olmak üzere en büyük Tanrılarının Zeus ve Zeus’un karısı olarak kabul edilen Toprak olduğunu bildiriyor. Sırasıyla, Apollon, Göksel Aphrodite, Herakles ve Ares’in de yukarıda adı geçen Tanrılarla birlikte bütün İskitya’da ululandıklarını belirtmektedir. Ayrıca Herodotos, İskit dilinde Hestia’ya Tabiti, Zeus’a Papaios, Toprak’a Api, Apollon’a Oitosyros, Göksel Aphrodite’ye Artimpasa, Poseidon’a Thamimassadas dediklerini de bildirmektedir.[48]

İskitlerin polytheism dediğimiz çok Tanrılıkları Grekler’in etkisi sonucunda ortaya çıkmıştır. Bu etkinin Doğu İskitlerine kadar ulaşıp ulaşmadığını tam olarak açıklığa kavuşturamamıza rağmen, Greklerle temas kuran denizin ötesindeki Sakalarda, yani Karadeniz İskitlerinin de oldukça fazla olduğunu anlamamız mümkün olmaktadır. Elimizde bulunan yegâne kaynak Herodotos’un eseri olduğundan, bu konuda ancak onun verdiği bilgilerle yetinmek zorunda kalışımız da bilgilerimizi sınırlamaktadır.

2. Adak ve Kurbanlar

İskitler Tanrılarına çeşitli hayvanları adamış ve kurban etmişlerdir. En çok kurban ettikleri hayvan ise attır.[49] Herodotos İskitlerin kurban merasimleri hakkında da bilgi vermektedir.

İskitlerin kurban merasimlerinin her yerde aynı olduğunu, kurbanların ön ayaklarının bir ipe bağlandığını, kurbanı adayan şahsın onun arkasında yer aldığını ve elinde tuttuğu ipi çekerek hayvanı yere yıktığını bildirmektedir. Hayvan yere düşünce, kurbanı hangi Tanrı’ya sunuyorsa, ona dua ettiğini, sonra hayvanın boynuna bir ip doladığını, ipin arasına bir sopa soktuğunu, sopayı çevire çevire sıkarak kurbanı boğduğunu ve sonra onların onu yüzüp, etini pişirdiklerini yazmaktadır.[50] Herodotos İskitlerin kesinlikle domuz kurban etmediklerini de bildirmektedir.[51]

Herodotos, Masagetlerin de Güneş’e at kurban etmelerinden bahsetmektedir ve bunu şu şekilde ifade etmektedir: “Tapındıkları biricik İlah, Güneş’tir. Ona atları kurban ederler ve bu suretle İlahların en süratlisine fani mahlûkatın en süratlisini takdim ettiklerine inanırlar”.[52] Vogullar, Ostjaklar, Votjaklar ve Altay Türklerinin buna benzer merasimlerde geyik, at ve sığır kurban ettikleri de bilinmektedir.[53]

3. Şamanlar ve Sihir

Eski Çağ kavimlerinin çoğunda bulunan Şamanlık İskitlerde de vardır. Şamanlar, umumiyetle kehanette bulunmak, büyü yapmak ve kurban kesmek gibi çeşitli işler yapmaktaydılar. Fakat bu işleri Şaman olmayan kimseler de yapabilmekteydiler. Hakiki Şaman’a ancak ruhlarla temasa geçilmek suretiyle halledilebilecek meseleler de müracaat edilmekteydi.[54]

İskitlerde Şamanlık üzerine Herodotos önemli bilgiler vermektedir. O, İskitlerde pek çok falcının bulunduğunu ve onların ileride olacak şeyleri söğüt değneklerine bakarak haber verdiklerini bildirmektedir. Bunun için değneklerden büyük demetler meydana getirdiklerini, onları yere koyup dağıttıklarını, sonra değnekleri birer birer ayırarak gelecekte olacak şeyleri söylediklerini, konuşurken değnekleri toplayarak bir demet haline getirdiklerini ve bu tür falcılığın onlara atalarından kalmış olduğunu anlatmaktadır.[55]

İskit toplumunda falcılar, yani şamanların önemli bir yeri vardı. İskit hükümdarı hastalandığı zaman falcılara müracaat edilmektedir. En iyi üç falcı getirtilmekte ve falcılar yukarıda belirtildiği üzere fala bakmaktadırlar. Falcılar hanedan üzerine birisinin yalan yere yemin ettiğini söylemektedirler. O şahıs getirilip, hükümdarın huzuruna çıkarılmaktadır. Kendisinin hanedan üzerine yalan yere yemin ettiğinden, hükümdarın hastalanmış olduğunu söylerler. O şahıs bunu inkar edince, yine falcılar getirilmekte ve bunlar da yalan yere yemin suçlamasına katılırlarsa, o şahsın hemen kafası kesilmektedir. Adamı suçsuz çıkarırlarsa, yeni falcılar getirilerek, onlara da danışılmakta ve çoğunluk sanığı temize çıkarmışsa, ilk gelmiş olan falcı ölüme mahkûm edilmektedir.[56] Onlar bir arabaya çalı çırpı doldurup, öküzler koşulduktan sonra, elleri ve ayakları bağlı bir şekilde arabadaki odunların içerisine atılarak, odunlar ateşe verilmekte ve ateşten ürken öküzler hareket etmektedir. Çoğu kez öküzler de büyücülerle beraber yanmaktadır. Büyücülere verilen bu cezaya, eğer varsa, erkek çocukları da dahil edilmekte, sadece kızlarının yaşamasına müsaade edilmektedir. Öküzler onları, koşum kayışları yanıp, kendilerini kurtarıncaya kadar sürüklemektedir.[57] Buradan da anlaşılacağı üzere İskitlerde Şamanlığın son derece önemli olduğu, hastalanan hükümdarın tedavi edilmesinden de anlaşılmaktadır. Söğüt çubuklarıyla fala bakma usulü, günümüzde bir çok gayrimüslim Türk topluluğunda hâlâ görülmektedir.[58]

4. Yemin ve Kan Kardeşlik Merasimleri

İskitlerde yemin ve kan kardeşlik merasimlerine de rastlanmaktadır. Bir çok konuda olduğu gibi bu konuda da Herodotos bize bilgi vermektedir. Herodotos’un bildirdiğine göre; İskitler toprak bir kupanın içerisine şarap doldurmaktadır. Sonra yemin edecek olanlar bir sivri uçlu cisim ya da kılıç ucuyla derilerini çizerek, bu kabın içerisine kanlarını karıştırmaktadırlar. Sonra kabın içine bir pala, birkaç ok ve bir balta daldırmaktadırlar. Uzun bir dua okuduktan sonra yemin edip, sonunda yemin edenler ve orada ileri gelenler bu kaptaki kan karıştırılmış şaraptan içmektedirler.[59]

Yemin ve kan kardeşlik merasimlerinin İskitlerden başka Hunlar, bir Ural-Altay kavmi olan Macarlar ve Kumanlar arasında da yaygın olduğu bilinmektedir.[60] Hun hükümdarlarından Huhanye M.Ö. 1. yüzyılın ortalarında Çin elçileriyle anlaşma yaptığı zaman şaraba kan karıştırarak içmiştir.[61] Daha pek çok toplumda kan karıştırma ve kan içme ananesi olmakla beraber, İskitlerde görülen bu hukuki antlaşma ve kan bağlılığı esasına dayalı usul bu tür bağlılıkların en eski örneğidir.[62]

Bu ananenin varlığı arkeolojik buluntularla da ispatlanmıştır. Kurganlardan bununla ilgili çok kıymetli pek çok eser çıkarılmıştır. Kul Oba’da bulunan bir altın varak üzerinde yer alan bir İskitli Kul Oba’da Voronez kurganında ve daha başka yerlerde sık sık rastladığımız kıymetli madenden yapılmış oldukça süslü dini karakterli bir kan çanağı olması muhtemel bir kabı sağ elinde tutmaktadır. Sol eli ise, bir ok çıkarmak için okdanlığa uzanmıştır.

Yine Kul Oba’da bulunmuş olan başka bir altın kabartma üzerinde, birbirine sarılmış iki İskitli, tek bir kaptan bu kutlu kan içkisini içmektedir. Aynı sahneye Solocha kurganında bulunan bir altın plaka üzerinde de rastlamaktayız.[63]

Türk Çadırı

D. İskitlerin Gelenek ve Görenekleri

İskitlerin gelenek ve görenekleri hakkında bize en önemli bilgileri Herodotos ve Hippokrates vermektedir. Hippokrates İskitlerin yaşadıkları coğrafya, yurtları, besledikleri hayvanlar, beslendikleri gıda maddeleri genel olarak yaşayışları, birtakım alışkanlıkları hakkında kıymetli bilgiler vermektedir. Herodotos da İskitlerin yerleştikleri coğrafya, komşuları, dinleri vb. özelliklerinin yanında onların gelenek ve göreneklerinden ve birtakım adetlerinden bahsetmektedir. Böylece İskitlerin gelenek ve göreneklerini bizzat İskit ülkesini dolaşmış olan antik yazarlar, Herodotos ve Hippokrates’ten öğrenebiliyoruz.

1. İskitlerde Hayat Tarzı

Her toplumun kendine has bir hayat tarzı olduğu malûmdur. İskitlerin hayat tarzı da çoğu antik devir topluluklarından farklılıklar göstermektedir. Hippokrates’in bildirdiğine göre, İskitler göçebe bir kavimdir. İskitlerin yaşadığı coğrafya, otlakları bol, rutubeti az bir ovadır. Sabit bir yerleşim yerleri olmayan İskitler bu otlağı bol ovalıkta yaşamaktadır. Arabalar içinde oturmaktadırlar. Bu arabaların en küçüklerinin dört, büyük olanlarının ise altı tekerleği bulunmaktadır. Arabaların dört bir tarafı ve üzerleri keçe ile kaplanmış olup, bunlar ev şeklinde yapılmıştır. Bu arabaların bazıları iki odalı, bazıları da üç odalıdır. Bu arabalar soğuğa karşı korunaklı olup, bunların içerisine yağmur ve rüzgar geçmemektedir.[64]

İskitler başka bir yere giderken, kadınlar ve çocuklar iki ya da üç çift öküzün çektiği arabalarda, erkekler ise at üstünde onların yanında gitmektedir. Onları ise, koyun sürüleri, sığırlar ve atlar izlemektedir. Onlar hayvanlarına ot bulabildikleri sürece bir yerde kalmaktadır.[65] Yukarıda da belirtildiği üzere sığır, koyun ve at besleyen İskitlerin ekonomisi hayvancılığa dayanmaktaydı. Bu durum onların hayat tarzıyla yakından alakalı gözükmektedir. At, sığır ve koyun besleyen İskitler, domuz beslemiyorlardı.[66] İskitler hayat tarzlarının bir gereği olarak günlük hayatlarında pişmiş etle beslenmekte, kısrak sütü içmekte ve kısrak sütünden yapılmış bir çeşit peynir yemekteydiler.[67]

İskitler gelenek ve göreneklerine çok bağlı olup, yabancıların geleneklerine tamamen kapalıydılar.[68] İskitlerin genç kadınları da ata binmekte, ok atmakta ve at üstünde kargı savurmaktaydılar. Ayrıca onlar üç düşman öldürmedikçe evlenemiyorlardı.[69]

İskitlerin bu gelenek ve görenekleri aynen Hunlar ve Göktürkler’de de devam etmiştir. İskitler Türk kavimleri gibi kımız içmişler ve sütü kurutarak kurut yapmışlardır.[70] İskitlerin hayat tarzı Hunlardan başlamak üzere daha sonraki Türk devletlerindeki Türk topluluklarının hayat tarzıyla çok büyük bir benzerlik göstermektedir.

2. İskitlerde Ölü Gömme Adetleri

İskitlerin günlük yaşayışları ve alışkanlıklarından başka, ölen birisini gömerken tatbik ettikleri birtakım adetleri vardı. Herodotos İskitlerin ölülerini nasıl gömdükleri hakkında bilgi vermektedir. İskit hükümdarları için nasıl bir cenaze merasimi yapıldığını anlatmaktadır. O, hükümdar mezarlarının Gerrhos[71] topraklarında olduğunu, oranın Borysthenes[72] üzerinde gemilerin gidebildikleri son bölge olduğunu bildirmektedir. İskitler hükümdarları öldüğü zaman, o bölgede kare şeklinde büyük bir mezar kazmakta ve mezar hazır olduğunda ölü getirilmektedir. Gövdesi mumyalanan ölü bir arabaya konulmaktadır. Merasime katılanlar kulak memelerini kesmekte, saçlarını çepeçevre kazımakta, kollarını çizmekte ve burunlarını yırtmaktadır. Hükümdar mezara konulunca onunla beraber karılarından birisi, bir haberci ve atları da boğulup aynı mezara konulmaktadır. Kullandığı bazı eşyalardan da birer tane konulmaktadır.[73]

İskitlerden herhangi birisi öldüğü zaman ise, ölü en yakınları tarafından bir arabaya konulmakta ve öbür yakınlarına götürülerek dolaştırılmaktadır. Bu esnada kafilenin yanlarına geldiğini görenler yemek vermektedir. Kırk gün boyunca ölüler böylece birinden öbürüne gezdirildikten sonra gömülmektedir.[74]

İskitlerin ölü gömme adetleri arkeolojik buluntularla da ispatlanmıştır. Bunlara en güzel örneği Pazırık buluntuları oluşturmaktadır. Buradan çıkarılan cesetler mumyalanmış[75] ve cesetlerin gövdeleri dövmeyle kaplanmıştır.[76] Ayrıca buradan çıkarılan atların kulaklarına birbirinden farklı enler yapılmıştır. Bu nişanların farklı olmaları, atların değişik kabileler tarafından hediye edilmiş olduğu kanaatini uyandırmıştır.[77] Atların kuyruk ve yeleleri kesilmiştir. Bu şekil atların kuyruk ve yelelerinin kesilmesi eski Türklerde bir matem alametidir.[78] Ayrıca bu atların aygır olması da Türk adetlerine uygundur.[79]

E. İskit Sanatı

İskitler hakkında yapılan araştırmalar bir tesadüfle başlar. 17. yüzyılın son çeyreğinde, Sibirya’daki kurganlarda gizli kazılar yapan bazı defineciler çok kıymetli altın eserler ele geçirir. Durum 1. Petro’ya ihbar edilerek, eserlere el konulur ve söz konusu eserler St. Petersburg’a götürülür. Koleksiyoncular ve sanatseverler, o zamana kadar hiç görmedikleri bu değişik tarzdaki ilgi çekici eserlere hayran olurlar. Bunun hemen ardından Sibirya ve Güney Rusya’da bulunan benzer türden buluntular, bir yandan bu sanata olan ilginin daha da artmasına vesile olurken, öte taraftan da bunların, bir zamanlar Asya bozkırlarında yaşamış göçebelerin sanat eserleriyle olan benzerliğinin gündeme gelmesine sebep olurlar. Günümüzde “Göçebe Hayvan Üslûbu” olarak tarif edilen bu zengin arkeolojik materyal “Bozkır Kurgan Medeniyetleri”nin başlıca tipik kültür ürünlerindendir.[80]

Sanat eserlerinin ortaya çıkması üzerine General Melgunov 1763 yılında Sibirya’ya ilk keşif seyahatini yapmış ve orada bulunan mezarları açmıştır. Bu durum bundan sonra yapılacak olan araştırmaların hızlanmasına sebep olmuştur. Bu mezarlardan insan ve at gömülerinin yanında birçok metal obje de meydana çıkarılmıştır. 1865 yılında Radloff Güney Altaylar’da bulunan Katanda’da kazılar yapmıştır.[81] 1924 yılında Doğu Altaylar’da Pazırık vadisinde bulunan kurganlar, 1929 yılında Antropolog Rudenko tarafından kazılmıştır.[82] Güney Rusya’da yapılan kazılar sonucunda çok sayıda arkeolojik buluntu elde edilmiştir. Bunlar içerisinde Chertomlyk buluntuları önemli bir yer tutmaktadır. Burada bulunan objeler çeşit olarak zengin olduğu gibi, sanat kalitesi bakımından da mükemmeldir.[83]

Açılan pek çok kurgandan kendine has bir tarzda süslenen çok sayıda sanat eserinin çıkarılması, bilim adamlarını bu eserler üzerinde çalışmaya sevketmiştir. Bu sanat eserleri üzerinde yapılan çalışmalar devam etmekte olup, bugüne kadar yapılan çalışmalarda söz konusu eserlerin yayıldığı coğrafya, ortaya çıkışları, gelişmeleri ve genel özellikleri ortaya konulmaya çalışılmıştır.

1. İskit Sanatının Doğuşu

İskit sanat eserlerinin gün ışığına çıkmasıyla, İskit sanatı ve bu sanatın özünü oluşturan “Hayvan Üslûbu”nun doğuşu hakkında birtakım görüşler ileri sürülmüştür. Bozkırda gelişen, Orta Asya ve Ön Asya’ya kadar yayılan “Hayvan Üslûbu” geniş bir coğrafyaya yayılmış insanların tabiatüstü kuvvetlere karşı olan eğilimlerinden çıkmıştır.

İskit Hayvan Üslubu’nun doğuşu bunu meydana getiren toplulukların inançlarıyla yakından alakalıdır. Bunu gerçekleştiren insanlar manevi değerlere büyük ölçüde bağlıydılar ve bu değerlere sihir ve tılsımla ulaşabileceklerini sanmaktaydılar. Bir insan ya da hayvan onlara fenalık yaptığında, eğer ondan öç almak istiyorlarsa, düşmanına ait bir şeyi ele geçirerek bununla bir şekil meydana getirirlerdi ve onu dini bir merasimle imha ederlerdi. Sihrin kuvveti ile dini merasimin tabiatüstü unsurlarının düşmanlarına gerçekten bir fenalık getireceğine inanıyorlardı. Hislere hitap eden sihir, başlangıcından bugüne kadar avcıların hayatında önemli bir rol oynamıştır. Bazı ilkel topluluklar, geyiklerin ve domuzların çene kemiklerini evlerine asarlar ve böylelikle kemiklerin içindeki ruhların yaşayanları kendine çekeceğini sanırlardı. Böyle bir uygulama İç Asya’nın “Hayvan Üslûbu” sanatının orijini bakımından önemlidir. Sir James G. Fraser’in Hayvan Üslubu’nun ilk defa kemiklerin kullanılmasında başladığı teorisini yukarıdaki bilgiler desteklemektedir. Hayvan Üslubu’nun kendine has karakterini incelemekten doğan bu sonuç aynı zamanda antropolojik tetkiklerle de desteklenmiştir.[84]

Atlı bozkır kültüründe, insanla savaş, hayvanla savaş, bozkırın sert ve amansız mücadeleciliği desen temalarını mücadele esasına bağlamıştı. Hayvan Üslubu’nun doğuşunun bir sebebini de burada aramak gerekmektedir. Dokumalarda, keçelerde, kılıç saplarında, mızrak ve bıçaklarda, kuşandıkları kuşaklarda, at koşumlarında, eyerlerde, maşrapa kulplarında ve gövdelerinde hemen her tarafta hayvan figürleri yer almaktadır.[85]

Hayvan Üslubu ve dolayısıyla onun doğuşu üzerine çeşitli çalışmalar yapılmıştır.[86] İskit Hayvan Üslûbu’nun kökü değişik coğrafyalarda aranmıştır. İskit Hayvan Üslûbu, Rostovtzeff’e göre Orta Asya’da, Tallgren ve Chirsten’e göre Batı Türkistan’da, Borovka’ya göre Kuzey Sibirya’da doğmuştur. Von Merhart ve Schmidt ise, eski Şark’ta doğduğunu kabul etmektedirler. Furtwaengler ve Elbert’e göre bu sanatın doğuşunda İskitlerle bağı olan Karadeniz sahillerindeki İon kolonilerinin tesiri büyük olmuştur. Ebert İon sanatının yanında doğu sanatının tesirini de kabullenmektedir.[87]

İskit sanatının doğduğu coğrafyanın Sibirya, Orta Asya ve Güney Rusya olduğu şeklinde farklı görüşler ileri sürülmüştür. Fakat İskit Hayvan Üslûbu’nun Orta Asya’da ortaya çıktığı ve sonradan batıda yaşayan İskitler arasında yaygınlaştığı düşüncesi kuvvetlenmektedir.[88] Hayvan Üslûbu’nun kökünün Sibirya’da olduğu, Olgun Taş ve Bronz devrinde bütün kuzey sahasına yayılmış olan bu sanattan Olgun Hayvan Üslûbu’nun ortaya çıktığı kabul edilmektedir. Hayvan Üslubu’nda önemli yeri olan büyük kuzey geyiği ve ayının Olgun Taş ve Bronz devrinden beri kullanıldığı kabul edilmektedir.[89] Bu görüşü Herodotos’un İskitleri Orta Asya kökenli bir kavim olarak bildirilmesi de desteklemektedir.[90] Hazar denizinden Tuna nehrine kadar olan sahaya yayılmış olan Batı İskitlerinin doğuyla bağlantılı olmaları ve onlarla sürekli irtibat halinde bulunmaları da bu sanatın kökünün doğuda aranması gerektiğini düşündürmektedir.

2. İskit Sanatının Gelişimi ve Yayılışı

İskit sanat eserlerinin yayıldığı coğrafyayı en açık şekilde İskit kurganları göstermektedir. Bu kurganlar Sibirya’dan Avrupa içlerine kadar geniş bir coğrafyaya yayılmıştır. İskit Hayvan Üslûbu M.Ö. 7. yüzyılda İskitya’da bilinmektedir. Buranın kuzey ve güneybatı bölgelerine de yayılmıştır. Asya istep kuşağı üzerinde Çin sınırına kadar ulaşmıştır.[91]

İskit kurganlılarının büyük bir kısmı Güney Rusya’da bulunmaktadır ve bu kurganlardan çok sayıda eser meydana çıkarılmıştır. Burada bulunan kurganların içerisinde Chertomlyk kurganı önemli bir yer tutmaktadır. Bu kurganda sanat yönünden oldukça kaliteli eser ele geçmiştir.[92] Daha doğuya yöneldiğinde Kazakistan’da Alma-Ata’ya elli kilometre uzaklıkta Issık Göl’ün yakınında Esik kurganında çok sayıda eser meydana çıkarılmıştır.[93] Altaylar’a doğru gidildiğinde Doğu Altay’da Balıklıgöl civarında Ulagan ırmağı sahilindeki Pazırık yaylasında bulunan kurganlar kazılmıştır.[94] Buradaki kurganlardan da çok sayıda eser meydana çıkarılmıştır.

Bu kadar geniş coğrafyaya yayılmış olan İskit eserleri İskit sanatının gelişimi ve yayılışı hakkında önemli ipuçları vermektedir. Hatta birbirleriyle karşılaştırma ve stil kritiği yapmaya imkân vermektedir. İskit Hayvan Üslûbu bu geniş coğrafyaya yayıldığı gibi, gelişim de göstermektedir. İskitlerde görülen bu sanat anlayışı Hunların ve daha sonraki Türk topluluklarının sanatlarında da görülmekte ve hatta onlar İskit sanat eserleriyle mukayese edilebilmektedir.

3. İskit Kurgan Buluntuları

İskit sanatının gelişimi ve yayılışı bahsinde de belirtildiği üzere, Asya içlerinden Avrupa içlerine kadar çok geniş bir sahaya yayılmış olan İskit kurganlarında bu kültüre ışık tutabilecek çok sayıda sanat eseri meydana çıkarılmıştır. Bu eserlerin büyük çoğunluğu üzerinde çeşitli hayvan mücadelelerine yer verilmiştir. Bu şekilde hayvan mücadelelerinin konu olarak ele alındığı sanata “Göçebe-Hayvan Sanatı” adı verilmektedir.

Alföldi, Andersson, Borovka, Fettich, Merhart, Minns, Röstovtzeff ve Takacs gibi bazı önemli araştırıcılar üslûbun coğrafi yayılımı, mahalli özelliklerden, motifleri ve karakterlerini kıymetli çalışmalarla aydınlatmışlardır. İskit Hayvan Üslûbu için kuvvetli stilizasyonla, canlı natüralizm karakteristiktir. Motif olarak hemen hemen yalnız hayvanlar ve hayvan uzuvları kullanılmıştır. Hayvanların en çok yer verilen ve dikkati çekenleri geyik, keçi, kedi, köpek, kurt, at, ayı ve yırtıcı kuşlar gibi ekseriyeti yabani olanlarıdır.[95]

İskit kurganlarına yalnız insan ve atlar gömülmemiştir. Yapılan arkeolojik kazılar soncunda fevkalade değerli eşyalar ortaya çıkarılmıştır. Bu eşyalar arasında eyerler, koşum takımları, kazanilar, oklar, bıçaklar, kılıçlar, mücevherler, mobilyalar, halılar, kilimler vb. bulunmaktadır.

Buluntular içerisinde at koşum takımları önemli bir yer tutmaktadır. Göçebe sanatının en belirgin özellikleri at koşum takımlarında görülmektedir. Süslü at koşum takımlarının en güzel örnekleri Pazırık’tan bulunmuştur.[96] Atların bulunduğu yerde çok ince işlenmiş ve çeşitli resimler hakkedilmiş toka, levhacıklar, üzengi, gem gibi koşum takımlarından kalıntılar elde edilmiştir.[97] Atlarla birlikte çok sayıda eyerler ele geçmiştir. Eyerlerin etrafı daha çok püsküllerle süslenmiştir. Üstleri ise, efsanevi hayvanlarla aplike yapılmak suretiyle doldurulmuştur.[98] At ve geyik maskeleri de bulunmuştur. Bu maskelerin yüz kısımları iyice stilize edilerek süslenmiştir. Bu maskelerden başka bir de kaplan maskesi bulunmuştur.[99] İskit eserleri arasında kazanlar, oklar, bıçaklar da bulunmuştur. Mesela Chertomlykten bir küçük kazan, oklar sadak ve kemik saplı bıçaklar bulunmuştur.[100] Ahşaptan yapılmış at koşumu süsleri, küçük masalar, kaplar, havan elleri ve bir çok ev eşyaları ağaçların yontulması suretiyle yapılmıştır.[101] İskit kurganlarından çok sayıda altın diadem, başlık, gerdanlık, bilezik, küpe, yüzük ve kolye ele geçirilmiştir.[102]

Kurgan buluntuları madenden, ahşaptan, yünden ve topraktan oluşmaktaydı. Madeni buluntuların büyük çoğunluğu bronz ve altındı. Topraktan ise çeşitli kap ve küpler yapılmıştı. Yün ve keçeden yapılan eşya arasında halılar ve kilimler önemli bir yer tutmaktaydı. Ahşap eşyayı ise daha’çok mobilyalar meydana getirmekteydi.

Gerek yapıldıkları malzeme ve gerekse konuları bakımından oldukça çeşitlilik gösteren kurgan buluntuları İskit sanat anlayışı hususunda bir fikir vermektedir. Bunlar arasında Esik, Kul Oba ve Pazırık kurgan buluntuları önemli bir yer tutmaktadır.

Sonuç

İskitlerin tarih sahnesine çıkışı, kültürlerinin oluşumu ve gelişimi geniş bozkır coğrafyasında olmuştur. Bu coğrafya doğuda Mançurya’dan batıda Macaristan’a kadar geniş bir sahayı kaplamaktadır. İskit kültürünün iki temel kaynağı bulunmaktadır. Bunlar senkronik (çağdaş) yazılı kaynaklar ve arkeolojik buluntulardır. Biz bu sayede İskit kültürü hakkında bilgi sahibi oluyoruz.

İskitler bir bozkır kavmidir. Onların hayat tarzı da diğer konar-göçer bozkır kavimlerininkine benzemektedir. Kültürlerinin oluşumu ve gelişimi de bu hayat tarzına uygun bir biçimde şekillenmiştir. Bu nedenle orman kavimlerinin ve yerleşiklerin kültürlerinden farklı bir özellik taşımaktadır. Hatta çöllerde yaşayan konar-göçerlerin kültürlerinden de tamamen ayrı bir gelişim gösterdiği bilinmektedir.

Bozkır kültür çevresinde yaşayan İskitlerin idari yapısı, askeri teşkilatı, dili, yazısı, dini, gelenekleri ve sanat anlayışlarında diğer kavimlerinkinden belirgin bir farklılık dikkati çekmektedir. Bu durum ayrılıklar bakımından orman kavimleri ve yerleşiklerle karşılaştırma yapmaya imkân verdiği gibi; benzerlikler bakımından aynı hayat tarzını sürdüren kavimlerle karşılaştırma yapmayı mümkün kılmaktadır.

İdari bakımdan boy ve boylar birliği esasına göre yapılandıkları görülmektedir. Askeri bakımdan süvari birliklerinin oluşturulduğu ve turan taktiği ya da kurt oyunu adı verilen savaş taktiğinin iyi uygulayıcıları oldukları dikkati çekmektedir. Hem çağdaşı kavimlerin kaynaklarındaki İskit diliyle ilgili kelimeler, hem de İskitlerin kendilerine ait bazı yazılı belgeler bize İskit dili hakkında bir dereceye kadar ışık tutmaktadır. Dini inançları ve gelenekleri ve gelenekleri hakkında hem yazılı kaynaklardan hem de arkeolojik buluntulardan bilgi edinilebilmektedir. Sanat anlayışlarıyla ilgili en önemli bilgiler kurganlardan çıkartılmış olan buluntulardan öğrenilebilmektedir. Bu buluntular “Hayvan Üslubu” adı verilen bozkır sanatının en güzel örneklerini oluşturmaktadır. Sonuç itibariyle İskit kültürünün kendi çevresinde oluşup, geliştiği ve doğrudan bozkırlarla bağlantılı olduğu görülmektedir.

Doç. Dr. İlhami DURMUŞ

Gazi Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 4 Sayfa: 15-25


Kaynaklar :
♦ AKİŞEV, K. A.; Kurgan Issık, Moskova, 1978.
♦ AMANCOLOV, A. S.; “Runapodopnaya nadpis’is Sakskogo Zakhoroneniya”, Bestnik AN Kaz. SSR., 12, (1971), 64-66.
♦ ARSAL, S. M.; Orta Asya, Ankara, 1933.
♦ ARSLAN, M., Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, İstanbul, 1984.
♦ BİÇURİN, N. Y.; Sabronie Svedeniy o narodah Obitavşih v. Sredney Azii drevnie Vremena, Moskova, 1950.
♦ BİLGİÇ, E.; “Atatürk, Fakültemiz ve Kürsümüz, Sumerlilerin Tarih, Kültür ve Medeniyetleri”, DTCF Atatürk’ün 100. Doğum Yılına Armağan Dergisi, Ayrı Basım, Ankara, 1982.
♦ BULUÇ, S.; “Şaman”, İslam Ansiklopedisi, XI, (1979), 310-335.
♦ DİYARBEKİRLİ, N.; Hun Sanatı, İstanbul, 1972.
♦ DİYARBEKİRLİ, N.; “Kazakistan’da Bulunan Esik Kurganı”, Cumhuriyetin 50. Yılına Armağan, İstanbul, 1973.
♦ DURMUŞ, İ., “Sarmatlarda Sosyal ve Ekonomik Hayat”, GÜ. FEF. SBD., I/1, (1996), 173-196.
♦ DURMUŞ, İ., “Bozkır Kültürünün Oluşumu ve Gelişiminde At”, GÜ. FEF. SBD., I/2, (1997), 13-19.
♦ EBERT, M.; “Südrussland, Skytho-Sarmatische Periode”, RLV, XIII, (1929), 52-114.
♦ ERGİN, M.; Orhun Abideleri, İstanbul, 1981.
♦ ESA: Eurasia Septentrionalis Antiqua.
♦ HENTZE, C.; “Beitrage zu den Problemen des eurasischen Tierstyles”, OZ, VI, (1930), 150-169.
♦ HERODOTOS; Herodotos Tarihi, İstanbul, 1973.
♦ HERRMANN, A.; “Sakai”, RE, II A1, (1921), 1770-1806.
♦ HİPPOKRATOUS; Hippokratous to Peri Aeron, Hydaton, Topon, Parisioi, 1816.
♦ İNAN, A.; Makaleler ve İncelemeler-I, Ankara, 1987.
♦ İNAN, A.; Makaleler ve İncelemeler-II, Ankara, 1991.
♦ JUNGE, J.; Saka-Studien, Leipzig, 1939.
♦ KAFESOĞLU, İ., Türk Milli Kültürü, İstanbul, 1989.
♦ KİSELEV, S. V.; Drevnyaya İstoriya Yujnoy Sibiri, Moskova, 1951.
♦ KOCA, S.; Türk Kültürünün Temelleri, II, Trabzon, 2000.
♦ KOPPERS, W., “Urtürkentum und Urindogermanentum im Lichte der Völkerkundlichen Universalgeschichte”, Belleten, V/17-18, (1941), 481-525.
♦ KSENOPHON; Anabasis, İstanbul, 1944.
♦ KUDEYBERDİULİ, Ş.; Türk-Kırgız-Kazak Hem Hanlar Şeceresi, Alma-Atı, 1991.
♦ KUUN, G.; Codex Cumanicus, Budapeşte, 1981.
♦ LUCKENBİLL, D. D.; Ancient Records of Assyria and Babylonia, II New York, 1968.
♦ MEMİŞ, E.; İskitlerin Tarihi, Konya 1987.
♦ MİNNS, E. H.; The Scythians and Greeks, Cambridge, 1913,
♦ MORDMANN, A. D.; “Über die Keilinsçhriften zweiter Gattung”, ZDMG, XXIV, (1870), s. 1-85. ÖGEL, B.; islamiyetten Önce Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1984.
♦ RE: Paulys Real Encyclopaedie der classicchen Altertumswissenschaft.
♦ RİCE. T. T.; The Scythians, London, 1958.
♦ RLV: Reallexion der Vorgeschichte.
♦ ROLLE, R.; Totenkult der Skythen, Berlin-New York, 1979.
♦ RUDENKO, S. I.; Kultura Naselleniya Gornogo Altaya v Skifskoe Vremya, Moskova, 1953.
♦ SCHEFOLD, K., “Die Skythischen Tierstil in Südrussland”, ESA, XXII, (1938), 3-37.
♦ SÜLEYMANOV, O.; “ Ceti Sudin Köne Cazbaları”, Kazak Edebiyatı, 25 Eylül 1970, s. 1-3.
♦ TALLGREN, A. M.; “Zum Ursprungsgebiet des sog. Skythischen Tierstils”, AA, IV (1933), 258-264.
♦ TARHAN, M. T.; ” İskitlerin Dini İnanç ve Adetleri”, Edebiyat Fakültesi Dergisi, 23, (1969), 145-170.
♦ TARHAN, M. T.; “Eski Çağda Kimmerler Problemi”, VIII. TTKB., I, (1979). s. 355-369. THUKYDİDES, Peloponnessoslularla AtinalIların Savaşı II, Ankara 1975.
♦ TOGAN, Z. V.; Umumi Türk Tarihine Giriş, I, İstanbul, 1981.
♦ TTKB: Türk Tarih Kongresi Bildirileri.
♦ VERNADSKY, G.; A History of Russia, I, New Haven, 1943.
Dipnotlar :
[1] İ. Kafesoğlu, Türk Milli Kültürü, İstanbul, l989, s. 15.
[2] İ. Kafesoğlu, a.g.e., s. 201.
[3] S. Koca, Türk Kültürünün Temelleri, II, Trabzon, 2000, s. XI.
[4] M. Arslan, Step İmparatorluklarında Sosyal ve Siyasi Yapı, İstanbul, l984, s. 1-2.
[5] W. Koppers, “Urtürkentum und Urindogermanentum im Lichte der Völker kundlichen Universal geschichte”, Belleten, V/17-18, (1941), s. 522.
[6] İ. Durmuş, “Sarmatlarda Sosyal ve Ekonomik Hayat”, GÜ. FEF. SBD., I/1, (1996), s. 173.
[7] İ. Durmuş, “Bozkır Kültürünün Oluşumu ve Gelişiminde At”, GÜ. FEF. SBD., I/2, s. 13-14.
[8] J. Junge, Saka Studien, Leipzig, 1939, s. 5.
[9] Herodotos, I, 106.
[10] Thukydides, II, 97.
[11] J. Junge, a.g.e., s. 6.
[12] Herodotos, IV, 120.
[13] Herodotos, IV, 126-127.
[14] J. Junge, a.g.e., s. 244.
[15] Herodotos, VII, 64.
[16] J. Junge, a.g.e., s. 65.
[17] Memiş, İskitlerin Tarihi, Konya, 1987, s. 35.
[18] T. T. Rice, The Scythians, London, 1958, s. 61.
[19] G. Vernadsky, A History of Russia, I, New Haven, 1943, s. 69.
[20] G. Vernadsky, a.g.e., s. 51odotos I, 106.
[21] R. Rolle; Totenkult der Skythen, Berlin New York, 1979, s. 100-101.
[22] S. İ. Rudenko, Kultura Naseleniya Gornogo Altaya v Skifskoe Vremya, Moskova, s. 148.
[23] Herodotos V, 120.
[24] Herodotos IV, 122.
[25] Herodotos IV, 130.
[26] A. D. Mordtmann, “Über die Keilinschriften zweiter Gattung”, ZDMG, XXIV, (1870), s. 62.
[27] A. D. Mordtmann; a.g.m., s. 17-70.
[28] A. D. Mordtmann; a.g.m., s. 49-50.
[29] J. Junge; a.g.e., s. 65.
[30] Herodotos IV, 59.
[31] G. Kuun; Codex Cumanicus, Budapest, 1981, s. LIX.
[32] S. M. Arsal; Orta Asya, Ankara, 1933, s. 10.
[33] G. Kuun; a.g.e., s. LVII-LVIII.
[34] A. S. Amancalov; ”Runopodopnaya nadpis’is Sakskago Zakhoroneniya”, Bestnik AN Kaz. SSR., 12, (1971), s.
[35] O. Süleymanov; “Ceti Sudın Köne Cazbaları”, Kazak Edebiyatı, 25 Eylül 1970, s. 3.
[36] D. D. Luckenbill; Ancient Records of Assyria and Babylonia, II, New York, 1968, s. 517.
[37] Ksenophon IV, 7, 18.
[38] E. Bilgiç, “Atatürk, Fakültemiz ve Kürsümüz, Sümerlilerin Tarih, Kültür ve Medeniyetleri”, D.T.C.F. Atatürk’ün 100. Doğum Yılına Armağan Dergisi Ayrı basım, Ankara, 1982, s. 107.
[39] A. D. Mordtmann, a.g.m., s. 77.
[40] K. A. Akişev, Kurgan Issık, Moskova, 1978, s. 59
[41] K. A. Akişev, a.g.e., s. 59.
[42] O. Süleymanov, a.g.m., s. 1-3.
[43] O. Süleymanov, a.g.m., s. 3.
[44] O. Süleymanov, a.g.m., s. 1-3. 26
[45] A. Herrmann, “Sakai”, RE, II A 1, (1921), 1797.
[46] S. Buluç, “Şaman”, İslam Ansiklopedisi, XI, (1979), s. 320.
[47] S. Buluç, a.g.m., s. 320.
[48] Herodotos IV, 59.
[49] Herodotos IV, 61.
[50] Herodotos IV, 61.
[51] Herodotos IV, 63.
[52] Herodotos I, 216.
[53] S. Buluç, a.g.m., s. 331.
[54] S. Buluç, a.g.m., s. 318-319.
[55] Herodotos IV, 67.
[56] Herodotos IV, 68.
[57] Herodotos IV, 69.
[58] E. H. Minns, The Scythians and Greeks, Cambridge, 1913, s. 87.
[59] Herodotos IV, 70.
[60] E. H. Minns, a.g.e., s. 87.
[61] N. Y. Biçurin, Sabronie Svedeniy o narodah Obitavşih v Sredney Azii drevnie Vremena, Moskova, 1950, 78.
[62] M. Ebert; “Südrussland, Skytho-Sarmatische Periode”, RLV, XIII, (1929), S. 98.
[63] T. Tarhan; “İskitlerin Dini İnanç ve Adetleri”, Edebiyat Fakültesi Dergisi, 23, (1969), s. 159.
[64] Hippokrates XCII-XCIII.
[65] Hippokrates XCIV.
[66] Herodotos IV, 63.
[67] Hippokrates XCIV.
[68] Herodotos IV, 76.
[69] Hippokrates LXXXIX.
[70] Z. V. Togan; Umumi Türk Tarihini Giriş, I, İstanbul, 1981, s. 34.
[71] Dinyeper ve Bug nehirleri arasında kalan ve kuzeye bugünkü Kiev’e uzanan saha.
[72] Dinyeper nehrinin eski adı.
[73] Herodotos IV, 71.
[74] Herodotos Iv, 73.
[75] B. Ögel, İslamiyetten Önce Türk Kültür Tarihine Giriş, Ankara, 1984, s. 68.
[76] M. Zvelebil, “Aufstieg der Namaden in Zentral asien”, CEA, München, 1980, s. 255.
[77] A. İnan, Makaleler ve İncelemeler, II, Ankara, 1991, s. 263.
[78] A. İnan, a.g.e., s. 265.
[79] B. Ögel, a.g.e., s. 68.
[80] T. Tarhan, “Eskiçağ’da Kimmerler Problemi”, VIII. TTKB, I, (1979), s. 356.
[81] T. T. Rice, a.g.e., s. 26-27.
[82] A. İnan, a.g.e., s. 261.
[83] T. T. Rice, a.g.e., s. 92.
[84] N. Diyarbekirli, Hun Sanatı, İstanbul, 1972, s. 114-115.
[85] N. Diyarbekirli, “Kazakistan’da Bulunan Esik Kurganı”, Cumhuriyetin 50. Yılına Armağan, Herodotos IV, 76. İstanbul, 1973, s. 300.
[86] A. Alföldi, Der Untergang der Römert herrschaft in Pannonien, Berlin, 1926. J. G. Andersson, “Hunting Magic in the Animal Style”, BMFEA, IV. N. Fettich, “Das kreuförmige Pressmodel von Fönlak und die seine skythischen Vorlaufer”, AE, 1929. N. Fettich, “La trouvaille Scythe de Zöldhalompuszta”, AH, III, 1928. G. V. Merhart, Bronzezeit am Jenissei, Wien, 1926. E. H. Minns, Scythians and Greeks, Cambridge, 1913. M. İ. Rostovtzeff, İranians and Greeks in South Russia; Oxford, 1922. M. İ. Rostovtzeff, “The Animal Style in South Russia and China”, PMAA, XIV, Princeton, 1929. Z. von Takacs; “Some İrano-Hellenistic and Sino-Hunnic Art Formos”, OZ, 1929.
[87] K. Schefold, Der Skytische Tierstil in Südrussland”, ESA, XII, (1938), s. 65-66.
[88] N. Diyarbekirli, a.g.m., s. 298.
[89] C. Hentze, “Beitrage zu den Problemen des eurasischen Tierstyles”, OZ, VI, (1930), s. 162.
[90] Herodotos IV, 11.
[91] A. M. Tallgren, “Zum Urprungsgebiet des sog. Skythischen Tierstils”, AA, Iv, (1933), s. 258-259.
[92] T. T. Rice, a.g.e., s. 92.
[93] N. Diyarbekirli, a.g.m., s. 294.
[94] A. İnan, a.g.e., s. 261.
[95] A. M. Tallgren, a.g.m., s. 259.
[96] T. T. Rice, a.g.e., s. 129.
[97] A. İnan, Makaleler İncelemeler, I., Ankara, 1987, s. 497.
[98] S. İ. Rudenko, a.g.e., s. 101.
[99] S. V. Kiselev, Drevniya İstoria Yujnay Sibiri, Moskova, 1951, s. 383.
[100] T. T. Rice, a.g.e., s. 96.
[101] B. Ögel, a.g.e., s. 64.
[102] T. T. Rice, a.g.e., s. 144.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.