TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

FATİH EMİRHAN (1886-1926)

İklil KURBAN

Fatih Emirhan, Tatar içtimai hayatında ve Tatar edebiyatında derin iz bırakmış bir şahsiyettir. Camal Velidi’nin[1] değişiyle o, “Tatarlar’ın Heinrich Heine’sidir”[2]. Fa­tih Emirhan 21 yaşında ayaklarından felç geçirir ve ömür boyu tekerlekli sandalye­ye mahkûm olur. Kaderin bu ağır, acı sınavından o, sarsılmaz ümidi ve yüksek çalış­ma yeteneğiyle geçmesini bilir. Onun, ta ki ölümüne kadar 20 yıl kalem gücüyle ulu­su için çalışmasını, gerçek kahramanlık demeden ne diyebiliriz ki!

Fatih’in büyük dedesi Emirhan (1771-1828) Kazan vilayeti Çistay bölgesi Talkış köyünün imamı ve müderrisidir. Emirhan’ın oğlu Hüseyin (1814-1893) Buhara’da okumuş ve Kazan’ın Yana Biste mahallesinde müderrislik yapmıştır. Onun “Tevarih-i Bulgariye”[3] ve “Şecere-i Galiye fi Beyani’l-Ensab”[4] adlı kitapları vardır. Hüseyin’in büyük oğlu Zarif de (1853-1921) babası gibi hem molla hem müderris olmuş ve “Ehadis-i Kudsiye”[5] adlı kitap yazmıştır. Zarif mollanın bir kız, iki erkek çocuğu var­dır, bu erkek çocukların büyüğü Fatih Emirhan’dır[6]. Fatih’in annesi Rabiga (1852-­1918) evinde çocuklar okutmuş; ilkokul gereksinimi için “Necatü’l-Mökellefin” adlı kitap da yazmıştır (1910). Böylece Fatih, zamanına göre aydın sayılabilecek anne babanın çocuğu olarak 01.12.1886 günü, Tatar medeniyetinin beşiği Kazan’da dünya­ya gelir. Onun ömrü, ünlü Tatar şairi Gabdulla Tukay’ın (1886-1913) yaşadığı devre rastlar. Bu devri, Tatar şairi Ravil Feyzullin şu ifadeler ile tanımlamaktadır: “Bülbül sesinin farkına varabilmek için, çok kuş ötüşünü duymak ve bilmek gerekir… Bu ci­hetten de Tukay şanslı şahıstır. Çünkü onun ünlendiği yıllar olağanüstü bir devre, ulusumuzun yüzyılımız başındaki ulu yükseliş dönemine, rönesans çağına rastlamak­tadır” (Min Tukayga Kilem 1996: 6-7).

Fatih yedi yaşına bile basmadan kendi mahalle medresesinden (babasından) ders almaya başlar; daha sonra 1895 yılında Kazan’ın en iyi okulu olan “Muhammediye” Medresesi’ne girer; Medresenin İdadi sınıfındayken (1904) Rusça dersine de devam eder. Aynı yılın Haziran-Eylül ayları arasında kardeşi İbrahim ile beraber Samara şehrine Rusça öğrenmeye giderler. Fatih 1906 yılının kışında Petersburg’a gidip lise diploması için hazırlık yapar; bu arada Gassar (Sergey)[7] adlı üniversite öğrencisinden de Rusça dersi alır. Gassar’ın Fatih’e siyasi-içtimai cihetten de etkisi olur. Rus-Japon Savaşı (1904-1905) ve bu savaşı takip eden Rus Devrimi (1905) yıllarında Fatih artık siyasi bir şahsiyet olarak polisin gözüne batar; Onun 06.03.1905 tarihli, arkadaşı Rizvan İbrahimov’a yazdığı mektupta şu ifadeler bulunmaktadır: “Bu günlerde Ka­zan bana dar geliyor, Yusuf Akçura’yı[8] tutukladılar, öğretmenim Gassar’ı tutukladılar, belki beni de yakın günlerde tutuklarlar” (Anılar 1986: 8-9). Çar Rusyası Asyalı bir küçük devlete yenik düşmenin bunalımını yaşarken, Tatarlar özgürlük-bağımsızlık ümidiyle bu yıllarda gizli olarak Hürriyet Partisi, açık olarak Tançı ve İttifak partile­rini kurarlar (İshakıy 1993: 41).

Fatih medresede iken yazmaya başlar, içtimai eylemlere katılır. O, düşüncele­rindeki bağımsızlığı ve ciddiyetiyle dikkat çeker. Fatih’in öğrenmeye düşkünlüğü­nü Zeynep Emirhanova’nın[9] anılarından anlıyoruz: “Onun (Fatih’in) odası ayrıydı, orada kitaplığı vardı. Fatih ağabeyin Jül Vern, Lermontov, Gogolların eserlerini oku­yup oturduğunu sık görürdüm. Kitaplıkta Kayum Nasiri’nin kitapları, Ş. Rehmetullin takvimleri[10], “Ebügalisina”[11], “Kelile ve Dimne”[12], Mecit Gafuri eserleri vardı… Fatih ağabey Doğu feylesofları, tarihçi bilginleriyle de ilgilendi. El-Ceziri[13], Ahmet Mithat[14], Muhammed Abdüh[15], Seadettin Teftezani[16], Cemaletdin Afganiler[17] hakkın­da söylerdi, tabii ki ben bunları bilmiyordum. Daha sonra meraklanıp onların kitapla­rını alıp okuyordum. O, Lui Blan[18], Lassal[19] öğretilerini özümledi” (Anılar 1986: 73).

XX. Yüzyıl başlarında Tatar dünyasının medreselerinde ceditçilik hareketi daha da güçlenir. Dinî-skolastik derslerden bıkmış öğrenciler türlü geceler düzenler, edebî dernekler kurar, el yazısıyla gazete ve dergiler çıkarmaya gayret ederler. 1905 yılın­da “Muhammediye”nin ilerici öğrencileri gizli hâlde “El-İslah” gazetesini çıkarırlar; Fatih bu gazetenin yönetmeni ve redaktörü olur. Gabdulla Tukay’ın katkılarıyla Ara­lık 1906-Mayıs 1907 tarihleri arasında çıkan (El-Aasrü’l-Cedid) dergisinde, Fatih’in “Paris Komünü Tarihi” adlı çeviri yazısı basılır. Daha sonra pozitif bilimlerin medrese programına koyulmasını isteyen bütün Rusya Tatar öğrencilerinin liderliğini üstlenen Fatih, 1906 yılının 12-23 Ocak tarihleri arasında Petersburg’da açılan İkinci Müs­lüman Kurultayı’na öğrenci vekili olarak katılır. Doğal olarak bu gidişattan en çok rahatsız olan kişi Fatih’in molla olan babasıdır. Rizvan İbrahimov bu konuda şunları yazıyor: “Fatih anne babasına çok düşkündü; fakat o Rusça okuyup, modern giysi­lerle görünmeye başlayınca, Kazan Tatarlarının dikkatini çeker; toplantılarda Zarif molla ailesi dile getirilir, kınanır. Bu durum mahalle mollası olan Fatih’in babasının ağrına gider. Böylece molla ailesinde meydana gelen bu huzursuzluk sonucu, Fatih başka bir yaşam yolu arayışı içine girer. Tam bu sırada Fatih, yayınlanması gereken “Terbiyetü’l Etfal”[20] (Çocuklar Terbiyesi) dergisinde çalışması için Moskova’ya davet edilir. Bu davet onun içtenlikle düşündüğü dileklerine yanıt olur” (Anılar 1986: 9). Böylece Fatih 20.10.1906 tarihinde Moskova’ya gider; burada derginin sorumlu yöneticisi olarak hem çalışır hem okur. Onun dergide yayınlanmış yazıları arasında “Çirkin Ördek”[21] adlı Rusçadan çevirdiği masal önemlidir.

Yıl 1907, Fatih Emirhan tatil için Kazan’a döner. Fakat onu burada büyük bir baht­sızlık karşılar: ayaklarından felç olma. Fatih Emirhan II.[22] bu bahtsızlığı şöyle anlatır:

“1907 yılının Ağustos başlarında Fatih aniden büyük bir bahtsızlığa uğrar. Güzel yaz günlerinin birinde Fatih kardeşi İbrahim ve arkadaşı Vafa Behtiyarov[23] ile bera­ber bahçede dolaşır ve Kazan nehrine girmeye giderler. Suda biraz kaldıktan sonra evlerine dönmek üzere yola koyulurlar. Koltso civarına gelince, Fatih aniden durur ve arkadaşlarına: “Ben kendimi kötü hissediyorum, ayaklarımın hâli bitti, adım bile atamıyorum” der. Vafa Behtiyarov arabacı getirip, Fatih’i İbrahim ile beraber, Yeni Biste’ye götürür. Evine dönünce Fatih’in durumu daha da kötüleşir; hareketten de, konuşmaktan da yoksun kalır. Doktorlar, Fatih’in iki ayağı, sağ eli ve yüzünün sağ tarafının felç olduğunu açıklarlar. Fatih birkaç gün ölüm kalım arasında can çekişir; uzman doktorların yoğun çabası sonucu yüzündeki ve elindeki felç yavaş yavaş geçer; ayaklarındaki felç ise olduğu gibi kalır ve bu ayaklar yavaş yavaş kurumaya başlar. Doktorlar tedavinin devamının yararı olmayacağı sonucuna gelirler; Fatih de kadere boyun eğmek zorunda kalır “(Anılar 1986: 26). İşte Fatih’i ömür boyu tekerlekli san­dalyeye mahkûm eden hastalık… Fakat ulusuna hizmet etme ideali ve ruhuyla yanıp tutuşan bu genci, bu bahtsızlık söndüremez ve başladığı yolundan caydıramaz. Fatih işine sımsıkı sarılır, birbirinden güzel edebî eserler yazar; esas mesleği olarak gazete­ciliği seçer; aynı zamanda öğrenmeye de devam eder.

Öğrenci haklarının savunmasını kendine vazife seçen “El-İslah” gazetesi 03.10.1907 tarihinden başlayarak Kazan’da çıkmaya başlar. Bu gazetenin resmî re­daktörü Vafa Behtiyarov, yöneticisi Fatih Emirhan olur. Gerçekte ise redaktör Fatih Emirhan’dır. Bu ikili görünümün sebebi, o zamanlarda gericilik hüküm sürdüğü için, biraz sol akımdaki gazeteler polis gözetimi altında bulunuyormuş ve bu gazetenin redaktörü göze çarpan biriyse gazete hemen kapatılırmış. İşte “El-İslah” gazetesini korumak için, resmî göze, gösterişsiz olan Vafa Behtiyarov gazetenin redaktörü ola­rak gözükmektedir.

“El-İslah” gazetesinin dili, o zamanın gazetelerinin dilinden çok daha farklıymış, bunda tabii ki, Fatih Emirhan’ın etkili rolü varmış. Bu konuda Tatar dili ve edebiyatı bilgini Camal Velidi şunları yazmıştır: “Bu gazetede Osmanlıcılık-Türkçülük eğilimi­ni tamamen ortadan kaldırıp, Tatar dilinin kesin olarak bağımsızlığını tanıma eğilimi bilinmektedir. Bununla birlikte, sözcük, terimleri seçerken, cümleleri kurarken Avru­palılaşmak da göze çarpıyor. Fakat bu dil, henüz işlenmiş zarif bir dil değildi” (Anılar 1986: 39).

“El-İslah” gazete bürosu, yalnız gazete çalışanlarının toplandığı yer olmayıp Kazan’daki tüm ilerici makul fikirli Tatar gençlerinin bir araya gelip türlü toplantı ve fikir danışması yaptığı yer hâline gelmiştir. Bu yıllarda Fatih, yabancı edebiyat ile tanışır, bilimini yükseltir ve yanı sıra lise diplomasını alabilmenin hazırlığını yapar. O, 1908-1909 yıllarında iki defa lise diploması için sınava girer, fakat başarılı olamaz; daha doğrusu kasıtlı olarak ona geçersiz not verirler. Bunun sebebi, Rus olmayan ulus kişilerine yol vermeme eğilimi, Fatih Emirhan gibi tanınmış bir aydın için daha da geçerli idi.

Fatih, “El-İslah” gazetesinde çalışırken, ilerici Tatar gençlerini etrafına toplar, onların birçoğunun yaratıcı kabiliyetinin ortaya çıkmasına yardımcı olur. Gabdulla Tukay[24], Galimcan İbrahimov[25] şahsiyetleri bu yardımın en çarpıcı örnekleridir. Bu konuda Fatih Emirhan’ın arkadaşı Rizvan İbrahimov (Alişev) anılarında şöyle diyor: “Halen bugünkü gibi hatırımda, alçak boylu, cilenli[26] bir medrese öğrencisini göste­rip: İşte bu kişi, gerilik yuvası olan Veli Molla’nın öğrencisi[27], “Zeki Öğrenci”[28] adlı bir hikâye yazıp getirmiş, yazısı şimdilik biraz pürüzlü, cümle yapısı biraz uzun ve in­tizamsız, fakat ben bunu biraz onarıp El-İslah’a verdim. Bu kişide ümit var, diye söy­lemişti. Fatih’in bahsettiği bu kişi, şimdiki yazarlarımızdan Galimcan İbrahimov’dur. Galimcan’ın basında tanınması için Fatih çok çaba sarf etti. Genelde, Fatih kişileri çabuk anlardı; kabiliyetli kişileri yükseltir; palavracıları sert bir şekilde yerine otur­turdu.” (Anılar 1986: 12). Bu öncü yazar için söylenmiş Fatih’in şu değerlendirmesi dikkat çekicidir: “Şimdiye kadar bizim El-İslah gazetesinde, doğruyu söylemek gere­kirse, hatta Tatar basını ve edebiyatında, öğrencilerin reform hareketlerine özgü bir tek edebî yazı yoktu. İşte bu görevi Galimcan İbrahimov adlı biri yerine getirdi. Bu delikanlının kalemi keskin (iğneli) gözüküyor” (Anılar 1986: 63).

Tukay’ın dili ile ilgili Camal Velidi şunları yazmıştır: “G. Tukay şiirlerinin geniş okuyucu kitlesine anlaşılır hâle gelmesinde Fatih Emirhan eleştirisinin ve bu iki edip arasındaki ilişkinin etkisi şüphesizdir. Yoksa, G. Tukay’ın ilk şiirlerinde Arap-Fars dilinin etkisi güçlüydü” (Anılar 1986: 39). Tukay ile Emirhan’ın dostlukları ömür boyunca devam etmiş; Tukay onu çok sevdiğini başkalarına anlatırken: “Ben onu ilk gördüğümde sevmiştim” diyormuş. Bir gün Tukay, ‘“Eşten çıgarılgan Tatar kızına” (İşten çıkarılan Tatar kızına) adlı şiirini Emirhan’ın okuması için verip, öğretmeninin ne diyeceğini bekleyen öğrenci gibi, ona bakmış kalmış. Emirhan: “Gayet demokrat olmuş bu!” diye, Tukay’ın elini sıkmıştır (Anılar 1986: 66-67).

Yıl 1909, El-İslah gazetesi kapatılır. Fatih bu olaydan sonra 1912 yılına kadar hiç­bir gazetede resmî olarak çalışmaz. Ancak, çok önemli konularda “Yoldız” (Yıldız)[29] ve “İdel” (İdil)[30] gazetelerinde kendi fikirlerini beyan eder.

Fatih ömür boyu geçim sıkıntısı çekmemiştir; bu bakımdan o, başka Tatar aydın­larına oranla çok şanslıdır. Anne babasının kesintisiz maddi yardımı ve incelenmeden hemen basılan yazılarına ödenen yüksek telif hakkı, onu istenilmeyen bağımlılıklar­dan kurtarıp, bağımsız düşünmesine yardımcı olmuştur.

Yıl 1912, Fatih sorumlu yönetici olarak “Koyaş” (Güneş)[31] gazetesinde işe başlar. 1918 yılında bu gazete kapatılıncaya kadar burada çalışır. Bu zaman içinde o, “Yeşen” (Yıldırım)[32] ve “Yalt-Yolt” (Pırıltı)[33] gibi satirik dergiler ile mektuplaşır. Fatih’in bu devirdeki edebî çalışmaları “An” (Şuur)[34] dergisinde basılır.

Fatih, “Koyaş” gazetesindeki çalışmalarından sonra, süreli yayınlardaki faaliyetini-zamanını edebî eserler yazmaya kaydırır. Aslında Fatih’in bu edebî fa­aliyeti çok erkenden “Muhammediye” medresesindeki öğrencilik yıllarında başlar. Onun ilk hikâyesi “Garefe kiç töşemde” (Arife Gecesi Düşümde), El-İslah gazete­sinin 25.10.1907 tarihli sayısında Damella lakabıyla basılır. Bu hikâye 1909 yılında ayrı bir kitap olarak yayımlanır. Fatih Emirhan’ın, cahil ruhanileri, eski tip Tatar bur­juvasını, eski karanlık medreseleri alay ederek yazdığı “Xezret ügetlerge kilde” (Haz­ret öğütlemeye geldi)[35], “Gabdelbasıyr gıyşkı”[36], “Salixcan kari”[37], “Semigulla ab- zıy” (Samigulla Amca)[38], “Tans kiçese” (Dans gecesi)[39] gibi birçok hikâyeleri vardır.

Fatih Emirhan, yobaz, cahil mollalara, ahmak molla ve ağa oğullarına karşı son derece alaylı davranışlarda bulunur, onlar hakkındaki iğneli sözlerini dilinden düşür­mez: “İdil boyu Tatarları, Türki halkların en uygarıdır. İşte bu kara yüz mutaassıp adamlar sayesinde, bizde şimdi sefalet ve cehalet.” diyerek, bu duruma çok üzüldü­ğünü eserlerinde yansıtır. Bunun en tipik örneği “Fetxulla hezret” (Fethulla Hazret) romanıdır. Bu roman Tatar edebiyatının en iyi satirik eseri olarak kabul edilmiş ve 1909-1912 yılları arasında ayrı parçalar hâlinde basılmıştır.

Fatih Emirhan’ın eserlerinde Tatar kadınlarının acı kaderini anlatmaya ayrıca özen gösterilmiştir. Örneğin, 1909 yılında kitap olarak Kazan’da basılmış “Tatar Kızı” adlı eseri. O, tutarsız küçük burjuva aydınlarına da değinerek, “Kartaydım” (Yaşlandım), “Urtalıkta” (Ortalıkta) adlı eserlerini yazar. Rus tiyatrosunun etkisini üzerinde taşıyan Fatih, bu konuda da sessiz kalmamış, “Yeşler” (Gençler), “Tigezsezler” (Eşitsizler) adlı sahne eserleri yazmıştır.

Fatih Emirhan’ın en etkili eserlerinin biri “Heyet” (Hayat) romanıdır. İki kısım­dan oluşan bu eserin birinci kısmı 1911 yılının ortalarında yazılıp hemen ayrı kitap hâlinde basılır. Fakat ikinci kısmı bitirilemez. Bunun sebebi olarak yazar, “Koyaş” gazetesinin 30.04.1913 tarihli 109. sayısında yayımlanmış “Heyet hakında” (Hayat Hakkında) başlıklı yazısında, Tukay’ın ölümünün (15.04.1913) yarattığı derin üzün­tüsünü dile getirmiştir. Yazar bitirilememiş bu eserinde, Tatar edebiyatında ilk olarak psikolojik analiz yöntemini kullanır ve okurlarına insan ruhunu öğretir. O, ayrıca ço­cuklara bağışlanmış “Ul üksez bala şul” (O Öksüz Çocuktur) (1913), “Korban” (Kur­ban) (1913), “Balalar atavı” (Çocuklar Adası) (1914), “Necip” (1914) adlı çocukların türlü hallerini tasvir eden eserler de yazmıştır.

Fatih Emirhan şu bir mantığı iyi anlamış ki hiçbir ulusun uygarlığı yalnız kendi kabuğu içinde kapanıp gelişemez. Komşu ulusların maddi ve manevi değerleri Tatar ulusunca da benimsenmelidir. Bu anlayış Fatih’in dış dünyaya, devrimlere açık olma­sını sağlar.

Yıl 1917, Şubat Devrimi’ni Fatih sevinçle karşılar, birçok yazılar yazar; fakat, yeni yöneticilerin hoşuna gidecek sözler yazıp, iyi geçinmeyi meslek edinmiş insanla­rı da hemen ayırt eder. “Mart kaharmanı” (Mart Kahramanı) adlı eserinde onlarla alay eder. Ekim Devrimi’ne gelince iş değişir; Devrim’den hemen sonra Sovyet parti ku­ruluşlarının yürüttüğü siyasetin insan doğasına aykırı olduğunu Fatih çabuk hisseder, eleştirir, şüphelerini anlatır. Ayrı şahıslara tapınmanın, yüzyıllar boyu süregelen gele­neklere karşı çıkmanın zararlarını anlatan “Şefigulla agay” adlı satirik eserini yazar.

Ekim Devrimi’nden sonra, 1919 yılının 4-20 Ocak tarihleri arasında, Bilim Mer­kezi tarafından Kazan’da “İmla toplantısı” yapılır; toplantı 18 oturumla tamamlanır. Nisan 1919’da “Tatar İmlasını Yola Koyma Birliği” kurulur. Bu toplantı ve Birliğe Fatih de katılır ve elinden geldiği çabayı sarf eder. Yıl 1923, Temmuz ayı. Fatih kı­mız içip tedavi görmek amacıyla Başkurdistan’ın Çişme bölgesi Küçem köyüne gi­der. Burada bir müddet kaldıktan sonra, Ufa’ya gelip tarih bilgini Riza Fehretdinov (1858-1936) ile görüşür. Aynı yılın Ağustos ayında Moskova’da Bütün Rusya Tarım ve Zanaat Sergisi açılır, Fatih bu faaliyete de katılır. O, hasta olmasına rağmen, Tiyat­ro Yüksek Okulu’nda Tatar edebiyatı öğretmenliği görevini yüklenmeyi kabul eder. O burada 1923-24 yılları arasında öğretmenlik yapar, derslerini çoğu zaman “Biz re­alistler” diye başlarmış. Fakat o, okulun yöneticileriyle anlaşamaz ve buradan ayrıl­mak zorunda kalır.

Yıl 1925, Fatih Emirhan akciğer veremine yakalanır ve aynı yılın Ağustos son­larında tedavi görmek amacıyla Kırım’a gider. O, burada ünlü Tatar devrimcisi Stalin Devri kurbanı Mirsaid Sultangaliyev (1892-1940) ile karşılaşır ve onu şu sözlerle uyarır: “Hiçbir yırtıcı hayvan kendi soyunu yakalayıp yemez. Fakat, Bolşevikler senin başını her an yiyebilirler, bu gerçeği anlaman lazım” (Möhemmediyev 1992: 439).

Kırım’daki tedavi sonuç vermez, yıllarca tekerlekli sandalyeye mahkûm ka­lan onun hareketsiz vücudu hastalığa yenik düşer, akciğer veremi daha da ilerler; 13.11.1925 günü yatağa düşer. Onun yataktayken, gazeteci yakın arkadaşı Kayum Mostakayev’e söylediği şu sözleri anlamlıdır:

“Doğanın şöyle bir hâlini gördün mü sen? Pek şiddetli gök gürleyip, şimşek ça­kıp yağan tufan yağmurundan sonra, dünya birdenbire sakinleşir; güneş çıkar, tüm canlılar uyanır, bitkiler yeşillenip tazelenir. Kişiler kollarını sıvayıp işlerine başlar, canı gönülden çalışırlar. Bu, dil ile izah edilmesi mümkün olmayan mutlu, sevinç­li zaman dilimleridir. Bizim yaşamımızda da böyle kasırgalı, şimşekli, tufanlı yıllar oldu… Ağır yıllar, denenme yılları, çetin mücadele yılları… Sonra tam doğadaki gibi sessizlik hâkim oldu. Güneş çıktı, kişiler şimdiye kadar görülmemiş büyük icat işine başladılar. Ben bunların hepsini görüyorum. Bizim de çalışmamız gerekecek… Eğer ben iyileşirsem, önce hakkımdaki yanlış düşünce ve dedikoduları ortadan kaldıracak ayrıntılı öz geçmişimi yazardım, sonra “Heyet” (Hayat)’ın ikinci kısmını bitirirdim” (Anılar 1986: 70-71). Fakat bu büyük insana, bu işleri yapmaya ömrü vefa etmez. Ölüm yatağındaki Onun son vasiyeti: “Beni müzikle, çiçeklerle gömmeyin, bu mas­raflar yoksul kardeşlerimin okutulması için harcansın” şeklindedir (Anılar 1986: 58). O, 9 Mart 1926 tarihinde yaşama gözlerini yumar. Kabri, Kazan’ın Yana Biste’deki Tatar Mezarlığı’ndadır. Onun adı kuşkusuz, Tatar ulusal uyanışının, Tatar bilimsel ay­dınlanmasının öncüleri olan Şihabetdin Mercani (1818-1889), Kayum Nasıri (1825­-1902) ve Gabdulla Tukay gibi şahısların sırasındadır.

Not: Bu makalemiz, Türk Dünyası Dil ve Edebiyat Dergisi 25. Sayı Yıl: 2008 sayısında yayınlanmıştır.


Kaynakça:
♦ Celeliyeva M. Ş. , Edhemova G. M. , Sibgatullina D. Ş. , Edebiyat 5. Sınıf, 1995, Kazan.
♦ Fatih Emirhan turında istelekler (Fatih Emirhan Hakkında Anılar), 1986, Kazan.
(“Fatih Emirhan turında istelekler” adlı 192 sayfalık bu kitap, Fatih’in doğumunun 100. yıl dönümüne bağışlanıp, Tatarca olarak basılmıştır. Kitap, Fatih’in akrabalarının, dostlarının, yakınlarının ve çağdaşlarının bundan yıllar önce yazdığı Fatih’e özgü anılarını içermektedir. Bu anıları yazan kişilerin sayısı 33’tür. Bu yazı esasen bu anılara dayanmaktadır. Kitabın içinde Fatih ile ilgili 21 tane resim bulunmaktadır.)
♦ Hesenov M. H., Ehmedullin A. G. , Galimullin F. G. , Nurullin İ. Z. , Edebiyat 10.sınıf, 1994, Kazan.
♦ İshakıy, Gayaz, İdel-Ural (İdil-Ural) 1993, Yar Çallı.
♦ Meydan Larousse, 1987, İstanbul.
♦ Min Tukayga Kilem (Ben Tukay’a Geliyorum), 1996, Kazan.
♦ Möhemmediyev, Rinat, Sirat Küpere (Sırat Köprüsü) 1992, Kazan.
♦ Tatar Telenen Anlatmalı Süzlege (Tatar Dilinin İzahlı Sözlüğü) III. cilt 1981, Kazan.
Dipnotlar:
[1] Camal Velidi (1887-1938), Tatar dili ve edebiyatı bilgini, eğitimci.
[2] Heinrich Heine (1797-1856), ilerlemiş hastalığı yüzünden, 1846 yılından ölümüne kadar yatağından çıkamamış ol­masına rağmen çalışmasını devam ettirmiş Alman şairi, gazeteci, edebiyat eleştirmeni (Meydan Larousse Heinrich Heine maddesi).
[3] “Tevarih-i Bulgariye” (Bulgar Tarihi) 1883 yılında Kazan’da basılmıştır.
[4] “Şecere-i Galiye fi Beyani’l-Ensab” (Nesil-nesepleri beyan eden büyük şecere kitabı) 1884 yılında Kazan’da basılmış­tır.
[5] “Ehadisi Kudsiye” (Kutsal Hadisler) 1909 yılında Kazan’da basılmıştır.
[6] Fatih Emirhan’ın ablası Segadet (1882-1911); küçük kardeşi İbrahim (1889-1938). İbrahim hukuk dalında eğitim gör­müş olup 1923-1926 yıllarında Suudi Arabistan’da Sovyet Büyükelçiliği’nde çalışmıştır.
[7] Gassar (Sergey Nikolayeviç 1887-1918) devrimci-Bolşevik.
[8] Yusuf Akçura (1876-1935), Tatar, Türkiye’de çok iyi bilinen siyasi şahsiyet, mezarı İstanbul Edirnekapı’dadır. Pantürkizm’in babası olarak tanınan bu zat, 1904-1905 Rus-Japon Savaşı başlarında kaleme aldığı, sonradan Türk milliyetçiliğinin manifestosu olarak kabul edilmiş Üç Tarz-ı Siyaset’inde Japonlara büyük bir ilgi göstermişti.
[9] Zeynep Emirhanova (1893-1977), doktor, eğitimci; Fatih’in amcası Necip’in kızı.
[10] Ş. Rehmetullin takvimleri, Şihabettin Rehmetullin’in 1891-1900 yıllarında Kazan ve bütün Rusya’daki Müslümanlar için çıkardığı takvimler.
[11] “Ebügalisina”, İbn Sina (980-1037) hakkında halk arasında dilden dile dolaşan çok sayıdaki rivayetlerden oluşan eser. Bu eseri Kayum Nasiri Tatarcaya çevirip 1872 yılında bastırmıştır.
[12] “Kelile ve Dimne”, Hindistan’da doğmuş edebî didaktik eser. Bu eser Tatarcaya G. Feyezhanov tarafından çevrilip, 1889-1891 yıllarında 3 cilt olarak basılmıştır.
[13] El Ceziri (Şemsettin Mühemmet El-Ceziri), Cezayır’de doğdu, ölümü 1331. Fıkıh, tarih, tecvit konularıyla uğraşan büyük bilgin.
[14] Ahmet Mithat (1844-1912), Türk yazarı ve gazeteci.
[15] Muhammed Abdüh (1849-1905), din bilgini, yenilikçi.
[16] Seadettin Teftezani, XI. yüzyılda Buhara’da yaşamış din ve kanun uzmanı.
[17] Cemaletdin Afgani (1838-1897), ünlü İslam yenilikçisi, feylesof.
[18] Lui Blan (1811-1882), Fransız sosyalist ütopyacısı.
[19] Lassal (Ferdenand, 1825-1864), Alman işçiler hareketinin kuramcısı, burjuva sosyalisti.
[20] “Terbiyetü’l Etfal”, 1907 yılının Aralık-Nisan ayları arasında Moskova’da sadece 5 sayısı yayınlanmış Tatar dilindeki ilk çocuk dergisidir.
[21] “Çirkin Ördek” Danimarkalı yazar Hans Christian Andersen’in (1805-1875) masalıdır. Bu masal Rusça’ya 1847 yı­lında çevrilmiştir.
[22] Nasretdin oğlu Fatih Emirhan (1892-1943), gazeteci ve çevirmen; onun ağabeyi Gabdulla molla, Fatih Emirhan’ın eniştesidir.
[23] Vafa Behtiyarov (1885-1961), gazeteci, eğitimci ve “El-İslah” gazetesinin redaktörü.
[24] Gabdulla Tukay’ın manevi gelişmesinde Fatih Emirhan’ın etkisinin bulunduğu kabul edilir.
[25] Galimcan İbrahimov (1887-1938), ünlü Tatar yazarı, eleştirici, edebiyat bilgini, Stalin kurbanıdır.
[26] Cilen, pamuksuz geniş biçimli eski ulusal üst giysi, şimdiki yazlık paltolara biraz benzer (Tatar Telenen Anlatmalı Süzlege 1981, s. 773).
[27] Veli Molla’nın öğrencisi, burada Orenburg şehrindeki gericilik taraftarı Veli Molla Medresesi söz konusu. Bu med­resede Galimcan İbrahimov 1898-1905 yıllarında okumuştur.
[28] “Zeki Öğrenci”, Galimcan İbrahimov’un bu ilk hikâyesi Elislah gazetesinin 10 Ekim 1907 tarihinden başlayarak 17 sayısında basılmıştır.
[29] “Yoldız” (Yıldız), 1906 yılının 15 Ocak tarihinden 1918 yılının 21 Haziran tarihine kadar Kazan’da çıkan liberal- burjuva gazetesi.
[30] “İdel” (İdil) 1907 yılının 7 Ekim tarihinden 1914 yılının 14 Ocak tarihine kadar Astrahan’da çıkan liberal-burjuva gazetesi.
[31] “Koyaş” (Güneş), 1912 yılının 10 Aralık tarihinden 1918 yılının 27 Haziran tarihine kadar Kazan’da çıkan liberal- burjuva gazetesidir.
[32] “Yeşen” (Yıldırım), 1908 yılının 3 Ağustos tarihinden 1909 yılının 27 Haziran tarihine kadar Kazan’da çıkan sati­rik dergi.
[33] “Yalt-Yolt” (Pırıltı), 1910 yılının 15 Mart tarihinden 1918 yılına kadar Kazan’da çıkan satirik dergi.
[34] “An” (Şuur), 1912 yılının 15 Aralık tarihinden 1918 yılının Mart ayına kadar Kazan’da çıkan edebî, ilmî, içtimai ve siyasi dergi.
[35] “Xezret ügetlerge kilde” (Hazret öğütlemeye geldi), ilk defa “An” dergisinin 1912 yılının . sayısında “Ügetlerge kilde …” adıyla, Taşmühemmed lakabıyla basılır.
[36] “Gabdelbasıyr gıyşkı” (Gabdulbasıyr aşkı), “An” dergisinin 1914 yılının 11, 12 , 13, 14, 15 sayılarında basılır.
[37] “Salixcan kari” (Salihcan kari), “An” dergisinin 1916 yılının 19, 20 sayılarında Taşmühemmed lakabıyla basılır.
[38] “Semigulla abzıy” (Samigulla amca), “An” dergisinin 1916 yılının 15. sayısında Taşmühemmed lakabıyla basılır.
[39] “Tans kiçese” (Dans gicesi), “An” dergisinin 1914 yılının 1. sayısında Taşmühemmed lakabıyla basılır.
ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ