GİRİT SAVAŞLARI VE BİRLEŞİK HIRİSTİYAN ORDULARI

GİRİT SAVAŞLARI VE BİRLEŞİK HIRİSTİYAN ORDULARI

Ondördüncü yüzyıldan itibaren Ege Denizi’nde kendisini hissettiren Türk denizcileri, bir süre sonra Girit önlerinde görülmüştür. XIV-XVI. yüzyılların deniz faaliyetleri içinde, Girit adasının bazı şehirleri Türk denizcilerince birkaç kez yağmalanmıştır. Ege adalarının, Rodos’un Kıbrıs’ın Osmanlı topraklarına katılmasından sonra sıra Girit’e gelmişti. Osmanlı Akdeniz egemenliği için Girit son ve kilit noktası idi.

Girit aslında Doğu Akdeniz ticaretinin kilit noktalarından birisi idi.[1] Girit adası yasal ticaretin bir merkezi olmasının yanı sıra korsanlık faaliyetleri için de önemli bir merkez idi. Dolayısıyla Girit Osmanlı için hem Akdeniz ticareti açısından önemli hem de stratejik açıdan önemli idi. Özellikle korsanlık faaliyetlerinde Girit’in rolü Osmanlı yönetimi için olayı daha bir önemli kılıyordu.

Girit’in genel provveditoresi Isepo Cirvan’dan 1639’da Venedik Cumhuriyeti Senatosu’na sunulan bir raporda Malta ve Florentinesliler tarafından Osmanlı gemilerine yapılan korsan saldırılarından endişe edildiğini ve Osmanlı sultanının bunu önlemek için adaya saldırı fırsatı aradığını bildiriyordu. Raporda Venedik yönetiminin yapacağı en iyi şeyin Müslüman gemilerine bu tür saldırıların önlenmesinin olduğu belirtiliyordu. Zaten Venedik, Osmanlı’ya iyi niyetini göstermek için bir korsan yakalayıp içindeki Müslüman esirleri serbest bırakmıştı. Fakat açıkça görülüyordu ki her olayı da önlemek mümkün değildi. Nitekim, Isepo Cirvan’ın korkuları raporunu yazdıktan sadece beş yıl sonra gerçek oldu.[2]

Osmanlıların aslında Girit’e saldırmak için pek çok fırsatı olmuştu ama bunları kullanmadılar.[3] Zira XVII. yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda yaşanan çok yönlü problemler Akdeniz’de Osmanlı İmparatorluğu’nun sonunun ne olacağını bilmediği bir savaşa girmekten alıkoyuyordu.[4] Bu çerçevede Osmanlı İmparatorluğu, Girit için XVII. yüzyılın ortalarına kadar herhangi bir şey yapamamıştır. IV. Murat döneminde bozulan Osmanlı-Venedik ilişkilerive Osmanlı yönetiminin, komşularıyla ilişkilerini kısmen düzeltmesi sonucu 1644 yılında Girit sorununa sıra gelmiştir. Mısır’a giden darüssaade ağası Sümbül ağa ve Mekke kadısının yolculuk ettiği geminin korsanlarca kaçırılması ve Girit’e girmeleri Osmanlı için beklenen fırsatı doğurdu.[5] Böylece Osmanlı İmparatorluğu çeyrek asırlık yeni bir savaşa girmiş oluyordu. Türk askerlik tarihinin çöküş dönemlerine rastlayan Girit savaşları sırasında ada “Osmanlı İmparatorluğu’nun adeta savaş talimhanesi durumuna gelmiştir.”[6]

Savaşın Öyküsü

1644 Sultan İbrahim her ne pahasına olursa olsun Girit’i fethetmeye karar verdi.[7] İngiliz, Fransız ve İspanyol elçilerinin girişimleri ve bu işi yapanların yakalanarak cezalandırılacaklarına dair açıklamalarını sultan hiç dikkate almadı.[8] Sefer hazırlıklarına başlanarak imparatorluğun hemen her yerinden askerler toplandı.[9] Anlaşıldığı kadarı ile ordu üç noktada toplanmıştır. Anadolu tarafından toplanan askerler ve 60 parçalık donanma Çeşme’de, Rumeli tarafından toplanan askerler ve 90 parçalık donanma Selanik’te toplanmıştır.[10] Ayrıca bir de merkezde ordu hazırlanmıştır. Venedik elçisinin raporuna göre 30 Nisan 1645’te[11] 78 parçalık donanma İstanbul’dan denize açıldı. Venedikliler gemilerin Malta’ya gideceğini düşünüyorlardı. Çünkü Osmanlılar böyle duyurmuşlardı. Osmanlı donanması Mora’nın batı kıyısındaki Navarin’e aslında niyetlerini saklamak için gitmişlerdi. Fakat, donanma 23 Haziran’da Girit’in güneybatı kıyılarında göründüğünde Venedikliler Osmanlılarla yeni bir savaşın başladığını anladılar.[12]

Girit’e giden Osmanlı donanması sayısı hakkında farklı bilgiler vardır. Laroche’nin 148 gemi sayısı[13] eksiktir. Kimi yazarlar 350 civarında gemiden söz etmektedir.[14] Fakat bu seferdeki 50.000 kişilik Türk ordusu konusunda kaynaklar ve yazarlar hem fikirdir.[15]

Osmanlıların öncelikle almayı düşündükleri yer Hanya idi. Bu şehrin kuşatılmasından önce, “Türklerin ilk işi, Hanya’nın birkaç mil batısında küçük bir ada olan Sen-Teodoro adasındaki bir dağın üstünde olan Teodoro kalesini ele geçirmek oldu.”[16] Türklerce Ayatodori olarak isimlendirilen bu ada stratejik açıdan çok önemli idi.

Hanya’nın savunması oldukça zayıftı.[17] Şehir iki aya yakın kuşatılmış, kentin yöneticisi General Cornaro şehirde umutsuz bir direniş başlattı[18], ne var ki şehir 22 Ağustos’ta Türklere geçti.[19] Hanya kuşatması kimi kitapta 50 gün[20], kimi kitapta 54 gün[21], kimilerinde ise 57 gün[22] olarak yazılmıştır. En kabul edilebilir sayı 54 olmalıdır.[23] Hanya şehri alındıktan sonra kentte Osmanlı yönetiminin kurumları oluşturulmaya çalışıldı ve adanın diğer şehirlerinin alımı işine girişildi.

Kışın hazırlıklarla geçirilmesinden sonra 1646 yazında önce Apokoron Kalesi alınmış ve ardından Resmo kuşatması başlamıştır. 40 günlük bir kuşatmadan sonra 16 Kasım’da Resmo’nun fethi tamamlandı.[24] Osmanlı askerlerini kente girmesinden sonra buradaki halk kentin akropolüne (yukarı kente) kaçtılar. Resmo kalesinin alınması sırasında “ırmak gibi kan aktı” ve Venedik komutanı Andreas Kornaros bu çatışmalarda öldü.[25] Resmo’nun alınmasından birkaç gün sonra da Milapotamo kalesi fethedildi. Ertesi yıl Yerapetre ve Mirabelo Osmanlı topraklarına katıldı. Böylece, “Türkler yavaş yavaş bütün adayı alarak Kandiye önlerine kadar geldiler.”[26] 1648 yılında Türkler yirmi yıldan çok sürecek olan Kandiye kuşatmasına başladılar. Türkler Kandiye önünde Mylos nehriyle Mesara yakınlarında yapılan birkaç çarpışmadan sonra daha doğudaki bölgeleri ele geçirdiler. Kuşatma çerçevesinde kentin karşı tarafına çok sayıda top yerleştirdiler.[27]

Kandiye savaşını iki dönemde incelemek gerekir. Birinci dönem yirmi yıla yakın süren 1648 yılından 1667 yılında Veziriazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa’nın adaya gelmesine değin geçen süre, ikinci dönem ise onun savaşı bizzat idare ettiği 1667-1669 dönemi. Çok uzun ve yorucu olan bu kuşatmada Türklerin hiç bıkmayan kuşatmaları, kenttekilerin de olağanüstü savunmaları hiç aralıksız sürüp gitti.[28]

Yirmi yılı geçen Kandiye savaşı sırasında savaşla ilgili veya savaşın belirlediği bazı gelişmeler yaşandı. Özellikle bu yirmi yıl içinde Girit’in ticari faaliyetleri çok yavaşladı ve Girit eski zenginliğini yitirmeye başladı.[29] Uzayan savaş Osmanlı maliyesini de çok etkiledi. Süren seferin masrafları zaten problemlerle boğuşan Osmanlı maliyesi için yeni sorunları doğurdu. Bu gelişmelere Çanakkale Boğazı’nın Venedikliler tarafından kapatılması da eklenince, aşılması güç sorunlar kendisini gösterdi.

1648 yılında 80 parçalık Venedik donanması Çanakkale Boğazı’nı ablukaya aldı ve bütün kış boyunca geçit vermedi.[30] Bu öncelikle İstanbul’un beslenmesine ağır bir darbe vurdu. 1656 yılında Venedikliler tarafından Limni ve Bozcaada’nın alınması Girit ile İstanbul’un iletişimini kesiyordu.[31]

Savaşın çok uzun sürmesi Girit’teki Osmanlı askerleri arasında önce sızlanmalara daha sonra da ciddi baş kaldırılara neden oldu.[32] Daha sonra askerin başkaldırıları çeşitli biçimde sonlandırıldı. Bu uzun savaş sırasında adadaki Osmanlı serdarı birçok kez değiştirildi. Serdar Yusuf Paşa’dan sonra Deli Hüseyin Paşa serdar olmuş daha sonra birçok kez serdar değişmiştir. En son Veziriazam Köprülü Fazıl Ahmet Paşa serdar olmuştur. Venedik tarafında ise savaşın hemen başında Jerome Morosini komutan iken kısa bir süre sonra oğlu Thomas Morosini komutan olmuştur. Bütün Girit savaşı sırasında (çok kısa bir süre Jean Capello olmuştur) komutan hep Thomas Morosini’dir.[33]

1667 yılı her iki taraf için tam bir zorluklar yılı oldu. Kışın çok yağmur yağması sonucu Türklerin aştığı çok sayıdaki metrisi sular bastı.[34] Aynı yıl birçok adada kendisini gösteren veba, Venedik ordusundaki askerleri de kırdı geçirdi.[35] Veba, Osmanlı askerini de etkilemiştir.[36]

Kandiye’de Venediklilerin gösterdikleri “bu direnç Köprülü’yü öfkelendirdi ve kuşatmayı kendisi yapmaya kara verdi,”[37] bu işi kesin sona erdirmek ve Kandiye’yi ele geçirmek için iki seneden fazla sürecek olan kuşatmayı başlattı. Sadrazam İstanbul’dan birkaç yere uğrayarak Girit’e geldi.[38] 1666 Aralık ayında Girit’e gelen Köprülü Ahmet Paşa 1667 yılı ilkbaharında hazırlıklarını tamamladı ve bu yılın Mayıs ayında Girit savaşının son evresi başladı. Batılı yazarlar bu evredeki Osmanlı askerlerinin sayısı konusunda çok farklı sayılar vermektedirler.[39]

Aynı yılın yazında başlayan yoğun bir saldırı ve öylesine kararlı bir savunma ile Kandiye önlerinde amansız bir savaş başladı. Evliya Çelebi’nin deyimi ile bu savaş sırasında “adem kanı değil adem canı ırmak gibi aktı.”[40] İki yıldan uzun süren bu savaş özellikle lağım savaşlarıyla ünlü olmuştur. Kimi zaman biri biri üstüne üç dört kat lağımlar yürütülmüştür.[41] Bu lağımların sayıları hakkında sağlıklı bir şey söylemek mümkün olmasa da bu sayının 1.000’den çok olduğu anlaşılmaktadır.[42] Bu lağımlarda binlerce varil barut patlatılmıştır. Örneğin, Türklerin bir gece saldırısında bir lağımda 134 varil barut patlatılmıştır.[43]

Bu savaş sırasında ileride açıklanacak olan batıdan gelen yardım da işe yaramamış ve büyük bir bıkkınlıkla her iki tarafta da barışa istek uyanmıştı.[44] Sonunda Morosini, Veziriazam ile bir anlaşma yapmaya razı oldu ve Venedik Senatosu’nun izniyle 52.000 adamını kaybettikten sonra Türklerle barış anlaşması imzaladı.[45] 6 Eylül 1669’da imzalanan Paliocastro ismi verilen[46] bu anlaşma ile sadece Kandiye Kalesi teslim edilmiyor, 25 yıldır süren Girit savaşı da sona eriyordu.

Barış görüşmelerinde Morosini’nin elçileri olan Anandi ve Scordili ile Türk heyetinin tercümanı olan Panayoti anlaşmanın mukadderatını belirlediler.[47] Bu anlaşma ile Kandiye kalesi Osmanlılara teslim ediliyor, rehine sorunu hallediyor ve Osmanlı-Venedik dostluğu kabul ediliyordu. Bu anlaşma ile ayrıca Suda Granbosa ve İsperlanka kaleleri Venediklilere bırakılıyordu.[48] Venedikliler belki ileride tekrar adada faaliyet gösterebilirler diye özellikle bu kaleleri aldıysa da bu hiçbir zaman gerçekleşmedi.[49] 1715 Seferi sırasında bu kaleler de Osmanlı ordusunca alındı ve ada tamamen Osmanlı topraklarına eklendi.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ
bıçak satın al