AHİLİK TEŞKİLATI ve GÜNÜMÜZ EKONOMİSİ, ÇALIŞMA HAYATI ve İŞ AHLAKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

AHİLİK TEŞKİLATI ve GÜNÜMÜZ EKONOMİSİ, ÇALIŞMA HAYATI ve İŞ AHLAKI AÇISINDAN DEĞERLENDİRİLMESİ

GİRİŞ

Ahlak ile sanatın uyumlu bileşimi olarak tarif edilen Ahilik, Anadolu’da XIII. yüzyılın başından itibaren görülmeye başlanmış, başta Kayseri, Konya ve nihayetinde Kırşehir’de esnaf birlikleri olarak teşekkül etmiş bir sosyo-ekonomik müesseseleşmenin adıdır.

Amacı, zenginle fakiri, üretici ile tüketici, emek ile sermaye, halk ile devlet arasında iyi ve sağlam ilişkiler kurarak “sosyal adaleti” gerçekleştirmek olan Ahilik, bu amacına, sağlam bir teşkilatlanma modeli ve köklü bir eğitim sistemi aracılığıyla ulaşmaya çalışmıştır. Ayrıca yerleşik hayata geçiş esnasında birbirleriyle çatışma içerisinde olan grupları uzlaştırmak, zayıflayan boy ve aşiret bağlarının yerine, yerleşik hayat şekline uygun koruyucu değerler koymak, toplumun huzurunu temin etmek de en büyük uğraşı idi.

Ahilik, toplumun bütün varlıklarına üç-beş kişinin hâkim olmasına müsaade eden bir teşkilatlanmanın adı değil, toplumun orta kesiminin kalkınmasına yardımcı olan bir örgütlenmenin adıydı.

Ahilik01[1]Bugün Japonya ve Almanya’nın bazı meslek ve ticari konularda Ahilik’ten yararlandığı[1] düşünülürse Ahilik sisteminin, üzerinde gerekli araştırmalar yapılarak ortaya konmasının bir zorunluluk olduğu karşımıza çıkar.

Ahilik dört temel sahada fonksiyonunu yerine getirmiştir: Ahlaki, Ekonomik, Sosyal, Siyasi ve Askeri sahalarda. Bu çalışmada ahiliğin yalnızca sosyo-ekonomik boyutu ele alınmakta, fütüvvet ve Ahilik ile ilgili temel görüşlere değinilmekte, sosyal ve ekonomik hayatta ahiliğin gördüğü roller üzerinde durulmakta, Osmanlı ekonomisini güçlü kılan temel prensipler bu şekilde ortaya konduktan sonra günümüz açısından önemli bir konu olan ”İş Ahlakı” konusu Ahilik gözlüğüyle ele alınmaktadır.

1. FÜTÜVVETÇİLİK VE AHİLİKLE İLGİLİ TEMEL GÖRÜŞLER

1.1 Fütüvvetçilik 

Temelde Kur’an’a ve Peygamberin sünnetine dayandırılan prensipleriyle İslami anlayışa doğrudan bağlı olan Ahilik teşkilatının Anadolu’da kurulmasında, fütüvvet teşkilatının büyük önemi vardır. İslam’ın ilk asrından itibaren görülmeye başlanan fütüvvet teşekkülleri içinde Hicri III. (Miladi IX.) yüzyıldan itibaren de esnaf birlikleri ortaya çıkmıştır. Fütüvvetçiliğin, İslam’ın yayılmasına paralel olarak Suriye, İran, Irak, Türkistan, Semerkant, Endülüs, Kuzey Afrika ve Mısır’da esnaf ve sanatkârlar arasında yaygın olduğu bilinmektedir. Türkler de, İslamiyet’i kabul etmeleri ve Anadolu’ya yerleşmelerinin ardından fütüvvet ülküsünü benimseyip kendilerine has yiğitlik, cömertlik ve kahramanlık vasıflarıyla süslemişlerdir.

Fütüvva ”gençler” anlamında ”fityan”dan gelir. Farsçası ”civanmerdan”dır. Hammer, Fütüvveyi bir çeşit ”ata binicilik” olarak görür. Önceleri fütüvvet değil “feta” kavramı mevcuttu. “Feta”, genç, güçlü ve yardımsever bir kişiyi ifade etmektedir[2].  Fütüvveyi temsil eden gençler dayanışma, karşılıklı yardımlaşma ve arkadaşlık ilkelerine uygun yaşamışlardı. Birlikte yaşamayanlar da aralarında dayanışmayı sürdürmüşlerdi. İçlerinde alt tabaka zanaatçı ve meslek sahipleri varsa da teşkilat, daha sonraki Anadolu Ahileri’nden farklı olarak, mesleki nitelik taşımazdı. Ayrıca teşkilat, bir kentin sınırlarını aşar, birçok kentlerin fityanları arasında fütüvva teşkilatı kurulurdu[3].

1.2. Fütüvvetçilik ve Ahilik Arasındaki Farklar 

Fütüvvetçilik daha çok kişisel erdemlere ve askeri niteliklere önem verdiği halde, Ahilik, XIII. yüzyıl başlarında Osmanlı Devleti’nin askeri ve yönetim kuruluşlarını düzene koymasına dek, hem esnaf ve sanatkâr gibi, hem de devletin askeri güçleri yanında Abbasiler yönetimindeki fütüvvetçiler gibi onlara yardımcı olarak görev yapmış bir kuruluştur. Amaçtaki bu farklılık, kendisini teşkilatlanmada da belli eder. Fütüvvet teşkilatı üyeleri temelde üç gruba ayrılmaktaydılar:

  • Kavli
  • Seyfi
  • Şurubi

Kavli fütüvvet grubu sanatkârlardan, seyfi fütüvvet grubu askerlerden meydana gelmekteydi. Bu grupların dışındakiler ise şurubi grubunu meydana getirirdi. Ahi birliklerinde ise meslek dalları esasına göre bir teşkilatlanma vardı. Her şehirdeki değişik meslek gruplarının (sarac, debbağ, terzi, kuyumcu vb.) ayrı birlikleri vardı.

Bu bakımdan Ahi birlikleri, fütüvvetten farklı olarak mesleki-ahlaki bir kuruluştu. Ne fütüvvetçilik gelişerek Ahilik halini almıştır, ne de Ahilik fütüvvetin halk arasındaki yaygın şeklidir. Çünkü Ahilik herşeyden önce fütüvvetçilik meslek ve sıfatlarına haiz olduktan başka adayın bir meslek ve sanatı olması şartına da bağlıydı. Halbuki fütüvvetçi olmak için, meslek ya da sanat sahibi olmaya gerek yoktu[4].

1.3. Ahilik Teşkilatı ve Yapısı 

Ahilik, XIII. yüzyıldan XIX. yüzyıla dek Anadolu’da Balkanlarda ve Türkistan’da yaşamış olan Türklerin sanat ve meslek alanlarında yetişmelerini, ahlaki yönden gelişmelerini sağlayan bir müessesenin adıdır[5].

Türklerin Anadolu’ya gelmesinde ve burada yer yurt sahibi olmasında bu kuruluşun çok önemli rolü olmuştur. Ahiler, Anadolu’ya gelen Türkleri, önce misafirhanelerde misafir etmişler, sonra bir sanatı olanlara işyeri açmış, kurdukları zaviye ve onun yanında inşa ettikleri evler ile mahalle ve sokaklar oluşturmuş, işyerleri, siteler, çarşılar ve şehirler kurmuşlardır.

1727 yılına kadar 500 yıl Türk milletini, iktisadi sosyal ve siyasal bakımdan yönetip yönlendiren ve güçlü bir imparatorluk ve toplum meydana gelmesinde belirleyici bir ağırlığı bulunan ahiliği, sadece dönemin esnaf zümresiyle sınırlı bir yapı olarak görmek, hele günümüzde sahipsiz ve desteksiz kalmış, dağınık, yeterince örgütlenip bütünleşememiş esnafımız ile özdeşleştirmek, yanlış ve yanıltıcı olur.

Ahilerin kurdukları teşkilat bir bakıma, bu günkü Esnaf Odaları, İşveren Sendikaları, Ticaret Odaları, Sanayi Odaları, İşçi Sendikaları, Eğitim Hizmetleri veren Kuruluşlar, Bağ-kur, Türk Standartları Enstitüsü ve Belediye gibi kurum ve kuruluşların temeli sayılmaktadır[6]. Kısaca Ahiliği bütün çalışan ve üretenlerin modeli olarak anlamalıdır.

Çalışmayı, emek ve sermaye barışını, çevreyi temiz tutmayı, kaliteli mal üretmeyi, gençleri eğitmeyi, üretici-tüketici, devlet-millet toplumun tüm fertlerinin barışık olduğu bu sistem, Anadolu’da sosyo-ekonomik düzenin kurulmasında önemli roller üstlenmiştir.

Ahilik Orta Asya’dan beri görülen “Akı” yani cömertlik felsefesinin, İslami fütüvvet geleneği ile kaynaşması sonucu meydana gelmiş önemli bir teşkilatlanmadır. Ahilik, insanların her yönden yetişmelerini sağlayan (mesleki ) bir “Ahlak Mektebi”dir. Ahilik, ilim sahasına yönelip, ilim yapmak, meslek hayatına yönelip sanat öğrenmektir[7].

Bütün prensiplerini dinin asıl kaynağından alan ahiliğin nizamnamelerine, ”Fütüvvetname” adı veriliyordu. Ahiliğin esasları, ticaret kuralları bu kitaplarda yazılıydı. Teşkilata girecek olan kimse ilk önce bu kitaplarda belirtilen dini ve ahlaki normlara uymak zorunda idi.

Fütüvvetnamelere göre teşkilat mensuplarında genel olarak bulunması gereken hususlar şunlardır:

  • Doğruluk
  • Emniyet
  • Cömertlik
  • Tevazu
  • Arkadaşlarına nasihat etme, onları doğru yola sevk etme
  • Affedici olma
  • Bencil olmama
  • Realizm (uyanıklık)

Çobanoğlu Fütüvvetnamesi’nde[8] çırakların görevlerinin mahiyeti hakkında verilen açıklamalar önemlidir. 740 maddeyi ihtiva eden Ahiler Nizamnamesinin, şeyh rütbesini temsil edenlerce tamamıyla öğrenilmesi ve başkalarına da öğretilmesi fütüvvetnamede emredilmektedir.

Fütüvvetnamelerde yer alan güzel ahlak kuralları, sadece Anadolu’da değil, Selçuklu Devletinde ve ardından Osmanlı Devletinin egemen olduğu Asya-Avrupa-Afrika’nın diğer ülkelerinde de sanayi ve ticari tüm işletmelere rehberlik edip ışık tuttuğu görülmüştür. Doğruluk, haklılık ile sevgi ve saygıya dayalı ahenkli bir çalışma sistemi, adı geçen ülkelerde verimliliği artırmış, böylece hallerinden memnun, gelecekten emin, yararlı hizmetler başarma azim ve yetenekleriyle donatılmış sağlıklı ve mutlu toplumlar oluşturulmuştur[9].

Ahilik02[1]

2. SOSYAL HAYATTA AHİLİĞİN ROLÜ

2.1. Sosyal Güvenlik Kuruluşlarımızla Ahiliğin Karşılaştırılması

Bilindiği gibi Selçuklularda Atabeylik, eğitim işlerine üst düzeyde yön veren bir kurumdu. Atabey denen tecrübeli, bilgili, bilge kişiler, vezirleri, komutanları, şehzadeleri eğitirdi. Hem kurumsal hem de uygulamalı olarak eğitim işlerine bakarlardı. Ahilik’te de buna benzer alanlarda muallim Ahi, pir denen eğiticiler vardı. Sosyal güvenlik sorunlarını yaşayarak eğitirlerdi[10].

Ahilik kurumunun iş ve çalışma düzenine ait düzenlemeleri ile Anayasamızın Sosyal Güvenlik ve İş Hukuku’na dair düzenlemeleri arasında çok yakın benzerlikler vardır.

Ahilik, kişinin alın terini değerlendirmiş, ticaret ve üretim alanında kaliteyi amaçlamıştır. İşçi, ürettiği meta ile neredeyse özdeşleşmiş onunla kaynaşmıştır. Kalitesiz ve bozuk mal üretimi yasaklanmıştır. Sosyal dayanışmaları Ortak Sandığı’yla kurulmuştur. İş alanı, üretim, insanın aynası haline getirilmiştir. Bu açıdan bakıldığında, Ahilik kurumunu iş ve çalışma alanında hatırlatan yasa İş Kanunundur.

Ahiliğin baştan beri izahına çalışılan ilkeleriyle Türk İş Hukuku düzenlemeleri çok yakın benzerlikler içermektedir. Bunlar[11].

  • Kıdem tazminatı
  • İşverenin sorumluluğu
  • Yeni iş arama izni
  • Çalışma belgesi
  • İşverenin ödeme sorumluluğu
  • Asgari ücret
  • Fazla çalışma ücreti
  • Sigorta primi
  • Çocukları çalıştırma yasağı ve benzeri hükümleriyle, işçinin sosyal güvenliği amaçlanmıştır. Bu bakımdan İş Kanunu, Türk tarihinin sendikal kesiti olan Ahilik kurumuna çağrışımlar yaptırmaktadır.

Ahilik kurumunu çağrıştıran diğer bir yasal düzenleme de Sosyal Sigortalar Yasası’dır. Sosyal Sigortalar Kurumu; Genel Müdürlük, Yönetim Kurulu, Genel Kurul organlarından oluşur ki, bu durum, Ahilik kurumunun sistematiğini hatırlatmaktadır. Sosyal güvenlik açısından Ahilik, Sosyal Sigortalara da kaynaklık etmiştir[12].

Kişiyi güvence altına alma, sosyal bakımdan kişiyi koruma ilkesini ilk kez gerçekleştiren kurum Ahilik olmuştur. “Kişilere gelirleri ne olursa olsun, belli sayıdaki tehlikeler karşısında güvence sağlamak görevine sahip kurum veya kuruluşlar topluluğu” olarak tanımlanan “sosyal güvenlik” kavramı Ahilik’ten ancak yüzyıllar sonra; XIX. yüzyılın ilk yarısından itibaren düşünce alanında olgunlaşmaya başlayabilmiştir.

2.2. Ahiliğin Sosyo-Ekonomik Yaşantıyı Düzenlemedeki Rolü

Ahiler, ilk sıralarda sadece debbağlık ve ona bağlı deri işçiliğiyle uğraşırken, sanat kolları sonradan 32’ye çıkmış, örgütün gerçekleştirdiği sağlam mesleki ve ahlaki düzen karşılıklı dayanışma ve yardımlaşma, onların öteki esnaf ve sanatkârlar üzerinde etki ve üstünlük kurmaları sonucunu doğurmuş, gitgide, Osmanlı ülkesindeki bütün Türk esnaf sanatkâr ve meslek sahipleri Ahi Babalardan veya onların yetki verdiği kişilerden aldıkları yeterlilik ve izin belgeleriyle iş görür duruma gelmişlerdir. Böylece her şehir ve kasabadaki esnaf ve sanatkâr grupları için çarşılar, arastalar, uzun çarşılar, kapalı çarşılar kurulmuş, her türlü iş bu esnaf birliklerince görülmüştür[13].

Bu arada esnafın meslek ve sanatları için gerekli hammadde alım, satım, onların işlenmesi, işlendikten sonra alınıp satılması; kanunnameler, tüzükler, narh ayarlamaları ile kontrol edilmiştir[14]. Bu şekilde sosyo­ekonomik hayatın düzenli bir şekilde sürdürülmesi sağlanmıştır.

Ahilik03[1]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ