YUNAN MEZALİMİNİN ULUSLARARASI ALANDA TESCİLİ

YUNAN MEZALİMİNİN ULUSLARARASI ALANDA TESCİLİ

Gerek Türk Milletinin ve gerek bazı batılı asker ve siyasetçilerin yüksek sesle dile getirdiği tepkiler Yüksek Konseyin bir takım adımlar atmasına neden oldu. Konsey, ilk olarak İzmir’in işgali esnasında meydana gelen olaylara dair Yunan başbakanından bilgi istedi. Bunun üzerine Venizelos, başbakan yardımcısı Repulis ile Albay Mazarakis’den oluşan bir heyeti 20 Mayıs l919’da İzmir’e gönderdi. Heyetten Konseye sunulmak üzere geniş bir rapor hazırlamasını istedi. Heyet, gerekli incelemeleri yaptıktan sonra hazırladığı raporu 28 Mayıs’ta başbakana sundu. Venizelos 29 Mayıs’ta Konseye gönderdiği mektupta, rapordaki bilgileri çarpıtarak, Türklerin verdikleri kayıpları gayet az gösterdi. Meydana gelen olayların bütün sorumluluğunu Türklere ve yerli Rumlara yıkarak Yunan birliklerinin suçsuz olduğunu iddia etti.[21]

Venizelos’un iddialarına karşın, İstanbul ve İzmir’den gönderilen telgraflar, iddia edildiği gibi Yunan birliklerinin hiç de masum olmadıklarını ve Türklerin verdikleri kayıpların da belirtilenden daha fazla olduğunu ortaya koymaktaydı. Üstelik işgallerin her geçen gün genişlemesi durumu iyice içinden çıkılmaz bir hale soktuğu belirtilerek acilen tedbir alınması da isteniyordu.

Batı Anadolu’daki durumun müttefikleri zor duruma soktuğunu anlamakta gecikmeyen Yüksek Konsey, Damat Ferit Paşa’nın yerine vekalet eden Şeyhülislam Mustafa Sabri Efendi’nin 15 Temmuz tarihli Yunan işgal sahasının sınırlandırılması ve Yunan mezaliminin tahkik edilmesini isteyen yazısını,[22] 18 Temmuz’da müzakere ederek, Batı Anadolu ile ilgili iki önemli karar aldı. Bunlardan birincisi, General Milne’nin başkanlık edeceği bir “Tahdid Komisyonu” oluşturulması, diğeri de Yunan mezalimini incelemek üzere bir “Tahkik Komisyonu” kurulması idi.[23]

Yüksek Konsey, komisyonlarla ilgili aldığı kararı Osmanlı Hükümetine 3 Ağustos 1919’da bildirdi. Hükümet, ertesi gün basına ve umum vilayetlere gönderdiği tamimde, Konseyin kararını çok yerinde bir karar olarak gördüğünü belirtmekte, Yunan mezaliminin apaçık olduğunu, dolayısıyla general rütbesine haiz üyelerden oluşan Tahkik heyetinin mezalim olup olmadığından ziyade mezalimin derecesini tespit edeceğini haber veriyordu.[24]

Yüksek Konsey, Ağustos ortalarına kadar heyetin görev ve yetkileri üzerinde çalışırken, üyelerin seçimi işini ilgili devletlere bırakma kararı aldı.

Heyet üyelerinin adları, Türk basınında ilk kez Vakit ve Sabah gazetelerinin 16 Ağustos günkü nüshalarında yayımlandı. Buna göre üyelerin adları ve mensup oldukları ülkeler şöyleydi:

  • ABD adına Amiral Mark Lambert Bristol,
  • İngiltere adına General Robert Hugh Hare,
  • Fransa adına General Gediges Hippoltyte Bunoust,
  • İtalya adına General Alfredo Dall’Olio.[25]

Venizelos, görüşmeler devam ederken, Yüksek Konsey’den bir Yunan subayının heyete katılmasını istediyse de, teklif, incelemeleri olumsuz yönde etkileyeceği gerekçesi ile reddedildi. Buna karşın Konsey, halk ile heyet arasında irtibatı sağlamak vazifesiyle bir Yunan ve bir Türk subayının heyete refakat etmesine karar verdi.[26] Bu karar doğrultusunda heyete Yunanistan adına Albay Aleksandır Mazarakis, Osmanlı Devleti adına da Erkân-ı Harbiye Umumiye İkinci Şube Müdürü Kaymakam (Yarbay) Kadri Bey atandı.[27]

Tahkik heyeti diğerinin aksine daimi bir başkana sahip değildi. Üyelerin her birinin sırayla toplantılara başkanlık etmesi kararlaştırıldı. Dört asli üyenin dışında heyette 20 muavin ve bir çok da katip ile daktilograf görev alıyordu. Heyetin genel katipliğine ise İtalyan Ordusundan Valeri adlı subay getirildi.

Heyete refakat etmesi istenen Türk ve Yunan subayları irtibatı sağlarken gerekli gördükleri belge ve şahitleri heyetin huzuruna çıkarabileceklerdi. Buna karşın toplantılara katılma hakkına sahip olmayacaklardı.[28]

Heyetten 15 Mayıs-21 Temmuz arası meydana gelen olayların aydınlatılması istendi.[29] Üyelerden olayları tespit ederken, hadiselerin cereyan ettiği mahalleri gezmeleri ve her türlü ayrıntıyı not etmeleri ve buna göre raporlarını hazırlamaları beklenmekteydi.

Yüksek Konsey üyelerden özellikle şu noktaların aydınlatılmasını istedi:

  1. İşgalden önce bölgedeki Hıristiyanların genel güvenlik durumu,
  2. Yunan Kızılhaçı tarafından gemilerle silah ve cephanenin getirilip getirilmediği ve Rumlara dağıtılıp dağıtılmadığı,
  3. Bir direniş oluşturulup oluşturulmadığı,
  4. Bu direnişi oluşturmak için gemilerle silah getirip Türklere dağıtılıp dağıtılmadığı,
  5. Hapishanelerin boşaltılıp boşaltılmadığı,
  6. Yunan askerlerine hükümet meydanı ve Türk mahallelerini işgal emri verilip verilmediği,
  7. İlk silah sesinden sonra çıkan kargaşada Türklerin kışladan ateş açıp açmadığı,
  8. Kışladan beyaz bayrak görülmesine rağmen Yunan kuvvetlerinin ateşe devam edip etmedikleri,
  9. Siviller ve askerler tarafından yapılan yağmalar hakkında ayrıntıların tespiti,
  10. 15 Mayıs’tan sonra yapılan tutuklamalar, bunların sayısı ve tutuklulara karşı yapılan muamelelere dair ayrıntıların tespiti.[30]

Bu maddeler dikkatle incelendiğinde aydınlatılması istenen hususların İzmir’de 15-17 Mayıs günleri arasında yaşananlarla ilgili olduğu görülecektir. Konsey, bu maddelerle heyetten çalışmalarında özellikle bu günlerde meydana gelen olaylar üzerinde durmasını istiyormuş gibi bir izlenim uyandırmaktaydı. Başka bir deyişle, Konsey verdiği bu talimatla 17 Mayıstan sonra meydana gelen olayların fazla önemli olmadığını ya da kendisinin önem vermediğini göstermek istiyor gibidir. Kaldı ki 17 Mayıs’tan sonra Türk halkına reva görülen şeyler İzmir’de yaşananlardan kat kat daha fazla ve zalimane idi.

Konsey, heyetle ilgili bu çalışmaları yaparken, meselenin esas tarafları olan Türk ve Yunan Hükümetleri de boş durmuyorlardı.

Yunan Komiserliği, heyetin gelişinden önce bölgede bir taraftan yoğun propaganda çalışmaları yürütürken, diğer yandan da Türklere karşı sindirme faaliyetlerine hız verdi.[31] Yunan hükümeti de propaganda işlerinde kullanılmak üzere bütçeden 250.000 lira ayırarak Komiserliğe gönderdi. Yunan idaresi, propaganda çalışmalarında özellikle çeşitli vaatlerle kandırdığı Müslümanları kullanarak halk üzerinde etkili olmaya çalışıyordu. Bu kişilerin işe yaramadığı yerlerde ise, halktan zorla Yunan idaresini istediklerine dair imzalı kağıtlar topluyordu.[32]

Yunanlıların çalışmaları bunlarla da sınırlı değildi. Yerli Rum çetelerine işgal sahası dışındaki yerlerde hükümet dairelerine saldırılar tertip ettiriyorlardı. Bundan maksat, Batı Anadolu’da asayişsizliğin devam ettiğini göstererek dolaylı biçimde Yunan işgalinin haklı gerekçelere dayandığını ispat etmekti. Üstelik bu şekilde hareket edilerek bundan sonraki işgaller içinde zemin hazırlanmış oluyordu.[33]

Yunan Komiserliği, Türk mülki idaresi üzerinde de baskılarını artırarak, onların Yunan idaresi aleyhinde faaliyette bulunmalarını engelliyorlardı.[34]

Yunan idaresinin çalışmalarının bir ayağını da Rumlar teşkil ediyordu. Heyet bölgenin nüfus yapısını inceleyeceğinden ve milliyetler prensibine göre buraların hangi idareye bırakılacağı hususunda Konseye bilgi ve tavsiyede bulunacağından Komiserlik gerek Yunanistan’dan ve adalardan ve gerek Orta Anadolu’dan Rumları İzmir ve çevresine yerleştirmeye hız verdi. Bunun yanı sıra Osmanlı uyruğundaki Rumların Yunan tabiiyetine geçmesi için de yoğun emek harcıyordu.[35] İşte bu göç ve tabiiyet değiştirmelerini Osmanlı Devleti aleyhine kullanarak, Türk idaresinin azınlıklarca istenmediğini kendince ispata çalışıyordu.

Yunan idaresi, yerli Rum basınıyla da işbirliğini artırdı. Yunan, yapılacak propaganda türü yayınlarla Avrupa kamuoyu ve siyasi çevrelerinin desteğini tekrardan kazanmak istiyordu.[36] En azından İzmir’de kendisine karşı olan İtilaf Devletleri uyruklularını yumuşatmayı düşünüyordu.

Türk halkına şirin görünmek için bir takım faaliyetlerde yürütülüyordu. Bu maksatla Yunan Divan-ı Harbi Türklere karşı kötü muamele yapmakla suçlanan birkaç Yunan subayını cezaya çarptırdı. Fakat bunlara verilen cezaların gülünç derecede olması bir yana subayların cezalarını çekmeleri için Yunanistan’a gönderilmeleri Yunan idaresinin inandırılıcılığını ortadan kaldırıyordu. Bu arada ağır cezaya çarptırılmış birkaç Türk de aynı mahkeme tarafından salıverildi.[37]

Yunan tarafının bu çalışmalarına karşın Türk tarafında da hummalı bir çalışma yürütülüyordu.

Sadaret, ilk olarak işgal esnasında ve sonrasında Yunanlıların hükümet dairelerine verdiği zararın tespit edilmesini Dahiliye Nezareti’nden istedi. Vali İzzet Bey, bu hususta daha önceden çalışma başlattığı için istenen listeleri hemen hükümete gönderdi. Hükümet, bunun üzerine Valilikten çalışmaların İzmir’in işgaliyle sınırlı tutulmamasını, Tahkik heyetinin incelemelerine başlayacağı 23 Ağustos’a kadar götürülmesini istedi.[38]

Tahkik heyetinin Valiliğin elindeki her türlü belge fotoğraf vb. evrakı dikkate alacağının öğrenilmesi üzerine vilayet dahilinde Yunan mezalimini ispata yarayacak her türlü belge ve dokümanın süratle toplanılmasına çalışıldı.[39]


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ