TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

YENİLEŞME DÖNEMİ OSMANLI EKONOMİSİ

Osmanlı sistemini, öncelikle belgelerden hareketle belli bir bütünlük içersinde ele almak zarureti vardır. Zira sistem kendisini belli bir anda başlatmadığı gibi günümüz Türkiyesini açıklamak için de bu sistemi bütünüyle bilmek gerekmektedir.

Türklerin Anadolu’ya gelmeye başladıkları XI. yüzyıl ile Cumhuriyet Dönemi’ne tekabül eden XX. yüzyıl arasındaki tarih süreci içersindeki yaklaşık bin yıl boyunca oluşan sistem iki döneme ayrılabilir. Birinci dönem klasik dönem (nizâm-ı kadîm), ikinci dönem de yenileşme dönemidir (nizâm-ı cedîd). Yenileşme ihtiyacı klasik sistemin özelliklerinin zayıflamasıyla ortaya çıkmıştır.

Osmanlı klasik sistemi XI. yüzyıldan itibaren yoğunlaşan birikimlerle olgunlaşma Dönemi’nde zirveye ulaşmıştır. Türkiyenin Batılılılaşma karşısındaki duruşunu bütün yenileşme dönemi boyunca hatta günümüzde bile klasik sistem içersinde oluşan unsurlar belirlemektedir.

1718-1730 arasındaki Lâle Devri’ni yenileşmenin sosyal hazırlığı olarak görülebilir. Yenileşme özlemleri, yeni düzen (nizâm-ı cedîd) girişimleri, halkın tüketim kalıplarındaki değişme bu dönemde dikkat çekici hal almıştır.

XVIII.  yüzyılın ilk yarısında iktisadî büyüme görülürken yüzyılın ortalarından itibaren kalıcı bunalımlar başlamıştır. 1739-1769 uzun barış Dönemi’nden sonra girilen Rus savaşı yenilgiyle ve 1774 Küçük Kaynarca Antlaşması’yla sonuçlanmıştır. Ülkenin küçülmeye başlaması yenileşme ve Batılılaşma’nın temel sebebidir.

III. Selim XVIII. yüzyılın sonlarında Nizâm-ı cedîd (yeni düzen) Dönemi’nin öncelikle askerî yönünü başlatmış, dönem giderek idarî boyut kazanmış, Tanzimat da bu yolda ideolojik, hukukî ve siyasî bir kilometre taşı oluşturmuştur. Bu yüzden yüzyıl sonlarında yenileşme ve batılılaşma dönemi atıf çerçevesini kapitalizmin oluşturduğu, bu sistemin model alındığı bir dönem olmuştur.

Yenileşme, 1790 yılından Osmanlı siyasî varlığının sona erdiği 1923 yılına kadar devam eder. Bu dönem dar anlamıyla Nizâm-ı cedîd (1790-1826), II. Mahmut (1826-1839), Tanzimat (1839-1876) ve II. Abdülhamid (1876-1908) Dönemlerine ayrılabilir. Yani yaklaşık olarak XIX ve XX. yüzyılları kapsar.

Öte yandan sınaî kapitalizmin başlangıcını teşkil eden XIX. yüzyıl başları, Osmanlı Devleti’nin modern kapitalizm karşısında enerjisini kaybettiği ve onun etki alanına girdiği dönemdir. Batılılaşma tarihi, bir anlamda bu etkinin yoğunlaşmasının tarihidir. XX. yüzyıl ise 1908’den sonra askeri bürokrasinin Batılılaştırma doğrultusundaki yönlendirmesi altında sürmüştür. Askeri bürokrasinin II. Meşrutiyet ve Cumhuriyet dönemleri içersinde ele alınabilir. İlk dönemde siyasî hakimiyet ön planda iken XX. yüzyıl sonlarından itibaren özellikle iktisadî hakimiyet dikkat çekmeye başlamıştır.

I. Sosyal Yapı

Sosyal yapı iktisadî yapının temelidir. Nüfusun miktar ve vasfı da sosyal yapının esasıdır. Genel bir ifade ile Osmanlı Devleti yetersiz bir nüfus kitlesine sahip idi. Bunun sebebi öncelikle Osmanlı hayat tarzı ile ilgilidir. Kuruluş dönemlerindeki bugünkü Türkiye topraklarındaki 10 milyonun çok altındaki nüfus XVI. yüzyılda 20 milyona bile ulaşamamış ve bu miktar XX. yüzyıl ortalarına kadar çok az değişmiştir. XVI. yüzyılda tüm Osmanlı ülkelerinin nüfusu 20-35 milyon arasında rakamlar verilmektedir. II. Mahmut (1808-1839) zamanında, 1831’de yapılan ve sadece erkek nüfusu kapsayan bir sayıma göre sadece Anadolu’da 7-7,5 milyon kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir ve bu rakam XVI. yüzyıl rakamlarına yakındır.

Buna göre XVI-XX. yüzyıl arasındaki dört yüzyıl içinde Osmanlı ülkeleri ve Türkiye nüfusu durağan idi. Oysa XIX. yüzyılda, Sanayi Devrimi Dönemi’nde, Avrupa ülkelerinde nüfus hızla artmıştır. XX. yüzyıl başlarında nüfusun arttığı görülmektedir. Bugünkü Türkiye sınırları içinde kalan bölgenin nüfusu Birinci Dünya Savaşı öncesinde 15-16 milyona yükselmişti. Bu artışın en önemli sebebi Balkanlar ve Kafkasya’dan yapılan göçlerdir.

1831-1884 yılı arasındaki 53 senede, ülkenin Anadolu kısmında 7,5 milyondan 11,8 milyona yükselebilmişti. Cumhuriyet Dönemi’nin lk yıllarında da düşük nüfus artış eğilimi sürmüştür. Nüfus 1923’te 12 milyon iken, 1940’ta 18 milyon olabilmiştir. Türkiye ancak 1960’lardan itibaren ciddi bir nüfus artışıyla karşı karşıyadır.

Osmanlı Dönemi’nde nüfusun %60’ının Müslüman, %40’ının ise gayr-i müslim olduğu şehirde yaşayanların %20, kırsal kesimde yaşayanlar ise %80 olduğu tahmin edilebilir. Günümüzde ise ulus-devlet uygulamasına paralel olarak Müslüman nüfusun toplam nüfusun tamamına yakın olduğu söylenebilir. Şehirlerde yaşayanlar %70, Kırsal kesimde yaşayanlar ise %30 civarındadır.

Prof. Dr. Ahmet TABAKOĞLU

Marmara Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi / Türkiye

YENİLEŞME DÖNEMİ OSMANLI EKONOMİSİ

TAM SAYFA GÖRÜNÜMÜ

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ