XI-XVII. YÜZYILLARDA AZERBAYCAN’DA ABİDEVÎ YAPILARIN ÖZELLİKLERİ

XI-XVII. YÜZYILLARDA AZERBAYCAN’DA ABİDEVÎ YAPILARIN ÖZELLİKLERİ

Tarihi ve coğrafi açıdan Azerbaycan’ın önemli bir yer tuttuğu Orta Doğu bölgesinin dünya kültür tarihine özel bir katkısı vardır. En eski uygarlıklar burada meydana gelmiştir. Geleneklerin, ilkelerin, örneklerin bütünselliği, farklı devirlerde çeşitli düzeylerde sınırdaş ve uzak memleketlerle olan sürekli ilişkiler gibi çok yönlülüğüyle büyük bir sanat olgusu olarak ortaya çıkan parlak Ortaçağ kültürü burada formülleşmiştir. Fakat fazlaca kaybedilmiş mimari anıtlar, eserler, yalnız görgü sahiplerinin betimlemelerinde korunup “saklanmıştır”. Gözde ve herkesçe bilinen eserler ve başlıca olarak da Tebriz minyatür okulunun benzersiz ve hayat nabzının atışının açıkça duyulduğu ve yoğrulduğu yaşantı, töreler, çağın “aroması” ve temel olarak da şehir ponoramasının görüntüsü, “kuş uçuşu” yüksekliklere varan kaleler, anıtsal yapılar, onlarındış ve iç görünüşleri, camiler, saraylar, türbeler, hamamlar, parçalar, fortifikasiyonlar vs gibi harikulade sanat yapıtları, kendi türünün en güzel örnekleri olan minyatürler Ortaçağ’ın kendine özgü “belgeleridir.”

Gelenekler, merkezileştirilmiş devletin halifelik çerçevesinde kültür ve sanatı dev adımlarla gelişiyordu. O’nun sanat ve entelektüel potansiyeli büyüktü; onların serpilip gelişmesi için ise elverişli koşullar yeni feodal temel üzerinde tek bir ekonomik sistemle özendirilmiş iktisadi artışın hızlanması ile belirleniyordu. Bu da doğal olarak, Ortaçağ soyunun bütün yönleri manevi, ekonomik ve siyasi taleplerini karşılayabilecek mimarî görevler dairesinin genişlemesi ile mimarî-inşaat faaliyetinin artmasına yol açıyordu.

XV. yüzyılda uzun süre mimarî-inşaat deneyiminden geçmiş yapı ve binaların kesin tipoloji süresi ile tamamlanma süreci zayıflıyor. Geçmişte yetenekli insanların ilgi ve hayranlığı ile ortaya çıkan sanat aşkları temelinde yerel gelenekler üzerinde doğup, meydana gelen mimarî olgunluk ortaçağ döneminde fevkalade zenginlikleriyle kendisini ortaya koyuyordu. Birbirine yapışık düz çatılı konutlar zemininde şehirlerin esas aksan ve siluetini oluşturan ana meydanların, ana cadde kavşaklarının, topoğrafik bakımdan en ilgi çekici “avuçiçi alanların, (yüzeyin “altın” notlarının) anıtsal binalar, tapınakların, sarayların, sivil ve anıt yapıların inşası için ayrılan zengin ticaret şehirlerinin hızlı büyümesi devlet prestijinin artmasına yardımcı oluyordu. Onlar, yüzyıllar boyu Aran, Nahçıvan, Tebriz, Şirvan-Apşeronun büyük mimarî okullarının billurlaşmış alt yapısını betimliyorlardı.

Muhammet Mescidi ya da diğer adıyla, Şınık Kalesi’nin (1078/9, Bakü, mimarı üstad Muhammet bin Abubekir) bize tümüyle sağlam olarak ulaşan taştan ibadet yapısının, kuleye benzer minarenin tam yanı başında bulunan iki localı kompozisyonu, ülke kuzeyinde bu türden yapıların en erken inşa edileni ve dikey dominantlardan içeri-şehir oluşturma objesi olarak gayet ilginç ve dikkat çekici olanıdır.[1] Onun simetrik açılarıyla mihrap nişine uygun olan yarım dairesel çıkıntısı ve kompozisyon yöntemleri Azerbaycan’ın ibadet yapıları için tipiktir (Ali Şah Mescidi, Tebriz, Güney Azerbaycan, 1311-1324).[2]

Bu sırada Fransız seyyahı Dubois de Montpere’nin “Samhor Direği” diye adlandırdığı minare tipinde bir yapıdan söz etmek yerinde olur. “Samhor Direği” (şu anda izleri de kaybolmuştur-resim. Dübua dö Monpere) mühendislik yönünden pek olgun bir minare olup, gayet kusursuz eksiksiz olarak inşa edilmiş bir yapıttır (Alt kısmının dm. 4 m, yukarı kısmınınki de 3 m. oluşturur)[3] 60 m. yüksekliğe sahiptir.[4] Bu minare Aran mimarlık okulunun kendine özgü çizgilerini yansıtmaktadır, doğal “sınırları” Kür nehri ile Aras nehri arasında çizilmiştir. Onun kronolojisi ise hemen IX-XIII. yüzyıllar arasına denk düşüyor. Bu enfes minare türünde yapı nehir taşından pişmiş tuğladan, yontulmuş kireç taşından örtülmüş tek parça pitoresk özgül mimari biçiminin büyük plastiğinde firuze rengine boyanmış küçük ölçekli tuğlaların önemli düzeyde kullanımı ile uyumlu şekilde bütünleşerek ifade edilmiştir. Dübua de Monpere’nin bu gelişmiş minare türünü “direk” olarak tanıtması minarenin doğrudan doğruya “direğe” benzemiş olmasıyla değil de, muhtemelen o dönem mimarisinde doğu ile batı mimari inşası malzemelerinin birbirinden keskin çizgilerle ayrılması ile ilgilidir. Doğu mimarisinde, yukarıda söz edildiği gibi, çeşitli yapılarda taş, kireç taşı, nehir taşı, pişmiş tuğla vs. malzeme kullanılmasının yaygın olmasına rağmen Avrupa ve Rusya’da ahşap yaygındı. Batı ve özellikle Rus mimarisinde ibadet yerlerinin, meskenlerinin, özellikle de büyük kiliselerin inşasında ağaç, tahta vb. kullanılıyordu. Üstlerindeki yüksek ensiz, kuleler (Çan kuleleleri) doğu minareleri kadar yüksek yapılmıyordu. Bir mimari yapının minare dışında “direk” olarak nitelendirilmesinin etimolojik nedenlerini de yalnız, yukarda açıkladığımız gibi, doğu ve batı mimari farklı malzemelerden oluşması ve farklı yapı düzeni ile yorumlayabiliriz.

XI-XII. yy. şehirlerinden günümüze yalnız içkale, kale duvarı, minare vs. gibi çok sayıda harabe ulaşmıştır; örneğin, Şemşir içkalesi (XI-XII yy.), Beylegan şehrinin kalesi (XII. yy), Eskipara yakınlığında (Kazak bölgesine ait) inşa kompleksi, eski Gence’de köprü temelleri (XII y.), ünlü Hudaferin Köprüsü’nün temel taş direkleri[5] vs. İki türbenin meydana getirdiği ve muhteşem bir estetiğe sahip çok köşeli anıtsal yapının merkez kompozisyonunun mimari tipi Harrakan’da bulunuyor: (1067/8 Zencanlı Muhammet İbn Maki ve 1093 yılında Zencanlı mimar Abül Meali İbn Maki tarafından yapılmıştır).[6] Bu yapılarda doğu sanatı görüşüne uygun kalitede süslü (bezemeli) örtünün zengin içeriğiyle XII. yy. mimarisinin aşırı düzeyde ifadeli oluşuna ulaşmış başlıca inşa malzemesi aracı bulunan pişmiş tuğlanın örülme uyumu tüm parlaklığıyla gösterilmiştir. Şunu da kaydedelim ki, daha X. yüzyıl başlarında inşa edilmiş bu türbelerin süsleme programına Yakın Doğu despotluğunun etkisi altında meydana gelen proklamatif (teşvik ve propoganda edilen) sanatın geliştirip ortaya koyduğu formüller, örneğin, “Hayat ağacı” kabartması, (Harrakan’da) hayvan mücadele sahneleri (Ağdam bölgesinin “Haçın Türbetli” türbesi, 1314, Mimar üstad Şahbenzer) dahil edilmiştir.[7]

Gerek dinsel, gerekse dünyevi alandan olsun, yukarı tabaka temsilcilerinin kişiliğini ebedileştiren türbe kavramı, asgariye inen bir bütün olarak iç alanın ilkesel yönden anlaşılması ile bir anıt gibi göze alınıyordu. Bir bütün gişada kesin olarak ayrılmakla beraber eşitliğini koruyup sağlayan iki kamara boşluğunun içine kapanıklığı ve bitişikliği (bu özellik temel olarak XI. yüzyıla kadarki türbelere aittir) Ortaçağda bu kadar geniş yer alan memoryal (anıtsal türbelerin) yapılış fikrini yanıtlamaktadır.

Ortaçağ Azerbaycan mimarisi gelişiminin genel yolları kontekstinde bölge mimarlık okulunun özgül özellikleri net olarak görülmektedir; onlara sürekli yaratıcılık teması ve sanat deneyiminin karşılıklı alış verişi refakat ediyor.

Bu planda, ülkenin çeşitli bölgelerinde çeşitli tarihi dönemlerde yapılmış veya dikilmiş hiçbir yapı portaller kadar Azerbaycan anıtlarını, benzerliklerine göre birleştiremiyor.[8] Söz konusu portallerin kompozisyonu kendisinde onların daha özgül çizgilerini, yöntemsel belirtilerini akümüle ederek, Azebaycan mimari eserlerinin bütünlüğü ve yapılış unsurları sırasında mimari bütünlüğün ana bileşiminde ilk sıralardan birini alıyor.

Azerbaycan’ın hatıra anıtı yapılarının biçimlenmesini oluşturan portal kompozisyonlardan biri Ortaçağ mimarisinde önem kazanmıştır. “Moğollara kadarki” türbelerin portal kapsamlılığı öylesine bir derinlilikle işlenmiştir ki, kompozisyon merkez noktaya kalmış, yani kendi bütünlüğünü muhafaza etmiştir. Daha XII. yüzyılda birkaç tip portal[9] Ortasağın transit ticaret merkezinden ve gelişmiş sanat merkezleri bulunan canlı şehirlerden biri olan Merağa’nın (Güney Azerbaycan) hatıra anıtı diğer yapılarında kullanılmıştır. Ülkede mimarlık sanatının önemli işaret (şamantası) ve vakayinamesi sayılan Kırmızı Günbez Türbesi’nin (1148 yılında Mimar Bekir Muhammet İbn mimar Bendan) odayı yapıcı direkle merkez noktaya yerleştirilen asıl mezar odasının (bodrum mezarının) kompozisyon çözümünün başlangıcını tam buradan aldığını söyleyebiliriz (erken örneklerden yoksunuz). Söz konusu direklerden kenar ve köşelere de sıra kemerleri atılmıştır. Yüzyıl boyunca korunabilen bu olağanüstü zarif, fakat sert yapılış sonuçta Mümine Hatun Türbesi’nin yapılışında (1186/7, daha sonra Anadolu Türbelerinin esas mezar odasında (Kemah’ta) Menguçek Gazi ve hatta Rusya’nın (XV. yy.) tek direkli yemek odalarında bile tekrar edilmiştir; bu da feodalite dönemi Doğu ve Batı mimarlarının mühendislik görüş ve düşüncelerindeki mâlum ortaklığı kanıtlamaktadır.[10] Olgusal olarak içine kapanık 3/4 köşeli sütunlarla ön cepheyi oluşturan Kırmızı Kümbed Türbesisinin portal kompozisyonunun olağanüstü plastiği düzgün profillendirilmiş çevreye benzer ve keza düzlüğün esnek çatma sıra kemerli eğrisi ile karakterize edilir. Burada kronolojik olarak ilk kez (muhafaza edilmiş sıralı düzlükler sırasında) portalın kemer alındıklarında sıralanmış düzlük görünüyor.[11]

Çağın yoğun arayışlarının sürdürülmesiyle gelişen yenilikçi başlangıç sonraki yüzyıllarda portayların evrimini hızlandırdı. Yuvarlak türbe portalı (1167, Merağa) kuvvetli ışık-gölge efektleriyle unsurların detaylaştırılması, süslemelerin incelik ve zerafetiyle içboyutlu-uzaysal çizgiler kazanmıştır. Bu yolda atılan mühim adımlardan biri de Se-Kümbet (1184 yılında, mimar Abu ibn Musa, Urmiye, Güney Azerbaycan) türbesinin portal kompozisyonudur. Burada Kuleli Türbe’nin silindirik bina ile mimar tarafından önemli boyutlara kadar geliştirilen bu portali ender bir örnek sayılmaktadır. Böylece, yapının kulevari görünümü portal, kompozisyonunda mevcut basınç altında kayboluyor. Portal klasik tipi, portal-duvar gözü, XIV. yüzyılda Nahçıvan Mimarlık okulu anıtlarında kural mükemmelliğe ulaşır. Bundan sonraki dönemlerde -XV. ve XVI. yüzyılda aynı tip portallere Bakü ve Erdebil’de rastlıyoruz. Sonuncuda ise bu portallerin mimari yapılı önemli işareti, her şeyden önce, Azerbaycan’ın klasik portal kompozisyonunun evrimindeki son aşamayı oluşturuyordu.[12]

Elde edilen bilgiler şu gerçeği saptamaya imkan vermektedir. Aynı tip portaller XIV. yy. başlarında Tebriz mimarları tarafından da, kalıntıları ve izleri Tebriz’de şu anda kaybolmuş meşhur Gazaniye ve Rah-e Raşidi[13] bölgelerinde yapılmıştır. Çokalanlı yüksek gelişmiş zanaat üretimi Gence, Beylegan, Şemkir, Nahçıvan, Bakü, Tebriz, Erdebil, Hoy, Urmiye, Uşnu vb. şehirlerin hızlı büyüyüp genişlemesine yol açmıştır ki, aynı şehirlerin mimari çehresi askeri stratejik önemli tesislerin -kuleli, kapalı kale duvarları ve keza çeşitli tipten anıtsal türbe yapıları sayesinde oluşuyor.[14] Şehirlerin ekonomik esasını su sağlama sistemi oluşturuyordu. Bu da temel olarak hidroteknik tesisler-yapılar, kehrizler, barajlar, artezyen kuyuları, vs. gibi şehircilik (mimarlık) bünyesinin mühim etkenini oluşturan, türbeler, meskenler, konutların yerleştiği meyvalı ve süslü bahçelerin zümrüt vahalarını sulayan, yeşillikleri artıran asıl “kan sağlayan” atar damarlarıdır.

Bilindiği gibi ülkenin, kuzeyinde Şirvanşahlar devletinin yerel kuruluşlarının ve keza, arazileri Azerbaycan’ın güney bölgeleri, İran’ın ve Irak’ın bir kısmı da dahil, Kür nehrine kadar uzanan Azerbaycan’ın Atabeyler-İldegizliler devletinin oluşması XII. yüzyıla rastlıyor.

Siyasi yaşam aktifliğinin artması, kuvvetlenmesi, zanaat ve ticaretin gelişimi yeşil bahçelerin içinde kaybolan ve devamlı olarak çeşitli tipten anıtsal türbeler Nahçıvan’nın geniş boyutlarda büyümesine, gelişmesine yol açtı. Söz konusu anıtsal türbeler nomenklatürü üzerine “Acaip-üt-Dünya” (XIII. yy.) veya “Dünyanın görülmedik gariplikleri” eserinde kimliği belirsiz bir yazar tarafından söz edilen bu gariplikler kil ve kireçten iyice pişirilmiş tuğla ve kiremitlerden ve sırlı briket ve tuğlaların dizilmesiyle kurulmuş şehir civarlarındaki köşkler-banliyö yapılar, saray tipinden pavyonlar, taraçlar, bölümler portallar-anakapılar (belki de revaklar-R. A.), gösterişli mescitler, medreseler, dar-ül mülkler (hükümdar, padişah sarayları) veya birkaç katlı resmi hükumet binası vs. yapılardır).[15]

Nizam-î Gencevî, Hakan Şirvanî gibi kişilerin yanı sıra dönemin ünlü kişileri arasında Azerbaycan mimarlığının gelişmesinde yeni mimarî-teknolojik çözümler ve kararların ortaya çıkmasından tutun da, yeni kompozisyon ve mimarlık bölümlerinin yeni düzeninin meydana getirilmesine değin pek fazla katkıda bulunmuş olan Nahiçevan mimarlık okulunun kurucusu Acemî ibn Abubekr Nahçıvanı’nin özel ve saygın bir yeri bulunmaktadır.”[16]

Çeyrek yüzyıl içinde o, Nahçıvan’da çokgen şeklinde (sekiz-on yüzlü) benzer boyutta Yusif ibn Kuseyr türbesi (1167) ve Mumine Hatun türbesinin kompozisyonlarını (1186) yapıyor. Mumine Hatun türbesinde birinciden farklı olarak, piramital külah kapalı yüksek kaide bulunuyor. Süs açık-seçikliliği ile hatların net denecek düzeyde temizliği, bir bütünün ve parçalarının uyumlu dengesi, bütünsellik, zengin ritim ve motiflerle geometrik karakterli kompozisyon oluşturan süsleme aynı anıtlarda fevkalade, mimarî-sanatsal ifadeyi yaratıyor. Nahçıvani’nin minareleriyle anıtın baş kısmını oluşturan portal kompozisyonları Ortaçağda doğuda geniş çapta yaygın bulunan minareli portaller tipinin başlangıç temelini atmıştır.[17] Şunu da kaydedelim ki, Anadolu medrese kompozisyonunda cephe şemalarının oluşmasında minareli portallerin rolü büyük olmuştur. Prof. Dr. Oktay Aslanapa çifte minareli portaller üzerine şöyle yazıyor,: “Böyle çifte minareli portallerin Anadolu Selçuklu medreselerinde ne kadar büyük rol oynadığı düşünülürse, Nahçevan Mümine-Hatun Künbeti önemi bir kat daha artar”.[18]

Feodallerin hakimiyet ve servet uğruna gittikçe daha şiddetli savaş vermeleri, iç çelişkiler, dış düşmanlara karşı savunma, da feodallerin ekonomik potansiyeli, mahalli inşaat yönsemeleri, yöntemleri ve gelenekleri gibi kuvvetli etkilerin baskısı şehirlerin savunma tahkimatının yapılmasına neden oluyordu. Fethedilmezliği, alınmazlığı ile ünlü olan, çok sayıda kale -Şutur, Ruin-Dej, Tala, Kotur, Dizmar, Dara-Dej, Kahram, Şamiran, Zaris vs mimari-inşaat tahkimat inşasının sanatının yüksek düzeye ulaşmış karakteristik örnekleridir.[19]

Savunma sistemi “Mancınık” gibi alev makinesi taarruz topu ile silahlanmış düşmanın saldırısına dayanabilecek kuleler ve kapılar tahkimatının birkaç halkasını içine alıyordu. Kale duvarları dikdörtgen ve yarım dairesel kulelerle güçlendirilmişti. Kalenin kapıları ise mimarî önem taşıyordu, onların rolü gayet önemli idi. Aynı portaller askerî-stratejik hedef niteliğini oluşturduğu kadar, bu kale-şehrinin başlıca anayollarının “tanımlayıcısı, belirticisi idi, gümrük ve kamu kompleksi tam burada bulunuyordu. Feodallerin kalelerinin içkaleleri, güç erişilir alçak sıradağlar üzerinde “boy atan” kaleler, düzlük araziler ve tepeliklerde yükselen danjonlar (dairesel, dikdörtgenler) büyük arazinin savunma sistemine dahil ediliyordu, tüm yolları denetim altında tutuyorlardı. vs. Tüm bunlar tek bir mimarî tarz geleneğinde kompozisyon çözümlerinin çoğunluğunu elde ederek, standartlara aykırı olarak, tarihsel yönde oluşuyorlar.[20] Deniz yolları ve kervan yolları intansif ticaretin merkezleştiği şehirden geçen başlıca ulaşım yolları idiler. Bu da devletin ekonomisine olumlu biçimde yansıdığından, yöneticiler onun gelişimesi için her türlü yardımı yapıyorlardı.

Büyük ve küçük kervansaraylar (hanlar, ribatlar), bir-iki gözlü öyle köprüler inşa edilmişti ki, onların çoğu, (örneğin, Hudaferin nehri üzerinde XII. yüzyılda inşa edilmiş Hudaferin köprusü, Hram nehri üzerinde XII. yüzyılda inşa edilmiş Kırmızı köprü vs.) mühendislik sanatının mucizeleridir. XIII. yüzyılın ortalarından başlayarak kervan anayolları yeni hatlara geçiyor, Azerbaycan’ın şehirleri halkların tarihi kaderinde ve onların ticaret, kültür, bilgi, iletişim alanlarının genişlemesi yolundaki sonsuz gayretlerinde büyük rol oynayan benzersiz Büyük İpek Yolu’nda Ön Asya’nın büyük piyasalarına dönüşüyor.

Kervansaray ve köprülerin kompozisyon olarak uyumu oldukça ilginçtir: I. kervansarayın köprü ayakları boyunca (Berde) yerleştiği yerde, 2. kervansarayın Cug’un ayakları altına simetrik olarak yerleştiği yerde, 3. kervansarayın Culfa’da a) pot başının yardımıyla, b) üzerinden köprü geçirilmiş nehrin karşı kıyılarında yerleştiği yerde vs.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ