TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

TÜRK VE ATATÜRK

Ömer SAĞLAM

Avrupa kültür ve medeniyetinin oluşmasında en etkili beyinlerden birisi olarak kabul edilen ve fakat tescilli bir Tük düşmanı olan Montesguieu, 1715 yılında, yani Osmanlı’nın gerilemeye başladığı yıllarda yazmış olduğu “İran Mektupları” isimli eserinde Türkler hakkında şöyle der:

“Bütün milletler içinde, sevgili Usbek, gerek ihtişam, gerek fütuhat azameti itibarıyla Türkleri geçebilecek millet olamaz. Bu millet, cihanın hakiki hâkimidir. Sanki diğer milletler bunlara hizmet için cihana gelmişlerdir. Düşün, öyle bir millet ki, yeryüzünde hem imparatorluklar kurmuşlar, hem de kurulmuş imparatorlukları silip süpürmüşlerdir. Her devirde kudret ve sadvetlerinin derin izlerini dünyaya vermişler, tarihin bütün çağlarında milletlerin felâket ve musibeti de kendileri olmuşlardır.

Bu muazzam milletin eksik tek tarafı, sadece bu kadar azamet ve ihtişamının hatıralarını tebcil edecek tarih yazarları yetiştirmemiş olmasıdır.”

Atatürk, sanki Türk düşmanı Montesguieu’nun “Bu muazzam milletin eksik tek tarafı, sadece bu kadar azamet ve ihtişamının hatıralarını tebcil edecek tarih yazarları yetiştirmemiş olmasıdır” diyerek, Türkler’in eksikliği olarak gördüğü, Türk Tarih yazarlığını geliştirmek, Türk tarihini, Türk dilini ve Türk kültürünü araştırmak için tarih sahnesine çıkmış gibidir.

Onun, Türk Tarih Kurumu’nu ve Türk Dil Kurumu’nu kurması ve 5 Eylül 1938’de düzenlediği vasiyetnâme ile İş Bankasındaki hisselerinin gelirlerinin yarısını Türk Tarih kurumuna bırakması bunu göstermektedir.

Esasen, onun bu konulara eğilmesi, ilgi duyması asla tesadüfi de değildir.

Çünkü Atatürk; Namık Kemal ve Ziya Gökalp gibi Türk düşünce adamlarından olduğu gibi, Montesquieu, Voltaire, Jean-Jacques Rousseau gibi Fransız fikir adamlarının siyasi ve toplumsal görüşlerinden de faydalanarak kendi düşüncelerini şekillendirmiş bir dahidir.

4000 kitaplık Anıtkabir kitaplığında yukarıda ismi geçen Fransız filozoflarının kitapları önemli bir yer tutar.

Bu sebeple, onun Montesguieu’nun yukarıda Türkler hakkında yaptığı eleştiriyi de dikkate aldığını kabul etmemiz gerekiyor.

Bu anlamda Atatürk, sadece tarih yapan bir dahi değil, aynı zamanda tarih yazan/yazdıran bir dahidir.

Onun batılı tarihçilerin kitaplarında bulunan Türkler hakkındaki aşağılayıcı ve gerçek dışı bilgilerden rahatsız olduğu ve Türk Tarih Kurumu’nu faaliyete geçirmesindeki amaçlardan birisinin de bu olduğu bilinmektedir.

1931 yılında söylediği şu söz bunu göstermektedir:

“Tarih yazmak, tarih yapmak kadar mühimdir. Yazan yapana sadık kalmazsa değişmeyen hakikat, insanlığı şaşırtacak bir mahiyet alır.”

Dolayısıyla; Atatürk sadece Türk Milleti’ni sultanın kulları olmaktan kurtarıp eşit yurttaşlar yapmakla kalmamış, Montesguieu gibi Türk düşmanları tarafından da kabul edilen Türklerin muhteşem tarihini araştırmanın temellerini de atarak Türk Milleti’ne onurlu bir geçmiş, umutlu bir gelecek hediye etmiştir.

1881 doğumlu ölümsüz Atatürk’ü, vefatının 81. yılında, 81 milyon olarak saygı ve rahmetle anıyoruz.

Ölümsüz fikirlerinin aydınlattığı kutlu yolda yorulmadan yürüyeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.

NE MUTLU TÜRKÜM DİYENE..

Ömer SAĞLAM

Araştırmacı Yazar

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ