TÜRK TEZHİP SANATI

Yrd. Doç. Dr. Yılmaz ÖZCAN

Altınlamak anlamına gelen tezhip, çok eski ve geleneksel kitap sanatlarımızdan biridir. Murakkaların, kıt’aların, hüsn-i hat levhalarının, dinî ve din dışı çeşitli konularda yazılmış el yazması kitapların iç ve cilt kapaklarının, minyatürlerin kenarlarının, ferman, berat, menşurlardaki tuğraların, özellikle Kur’an-ı Kerimlerin boyayla, altın yaldızla süslenmesidir. Bunlarla beraber ahşap çekmeceler, kalem kutuları, mücevher kutuları, kemikten, fildişinden yapılmış bunlara benzer nesneler de tezhip sanatıyla bezenmiştir.

Arapçada altınlama, altınla süsleme anlamında kullanılan tezhip kelimesi, yalnız altın yaldızla yapılan işleri ifade etmez. Çünkü, Türk üslubunda yapılan bazı çiçek dalı, çiçek demeti, çiçek minyatürlerinde, yine Türk Barok-Rokoko üslubunda yapılan çiçek minyatürlerinde, diğer kitap, levha süslemelerinde yalnız boya kullanılmıştır. Günümüzde bu tür eserlere de tezhip diyoruz.

Türkler, tezhip sanatını Orta Asya’dan getirmişlerdir. En eski devirlerden beri güzel sanatlara derin ilgi duymuşlar ve yaşadıkları topraklarda büyük medeniyetler kurarak etkili olmuşlardır. Tezyinî sanatların bir dalı olan, yüzyıllar içinde renk ve motif bakımından zenginleştirilen tezhipte de aynı durum söz konusudur. Anadolu’yu Türk yurdu yapan Selçuklular bir yandan devletlerini güçlendirirken diğer yandan da ilmin ve sanatın her dalında ilerleme gayretindeydiler. Tarihimizin, medeniyetimizin temel taşlarını atarak büyük izler bırakan Anadolu Selçukluları 13. yüzyılda tezhip sanatımızı yüksek bir seviyeye çıkarmışlardır. Bu dönem tezhiplerinde sadelik, az renk kullanışı ve geometrik düzenlemeler dikkat çekicidir. Orta Asya Türk süslemelerinde sıkça gördüğümüz helezonik şema, Selçuklu tezhibinde devam etmiş, Rumî motifleri böyle dıvrık çizgiler üzerinde tertiplenmiştir. Kitaplardaki bölüm başlıklarında, Sûre başlıklarında, zahriye ve temellük sayfalarında sıkça rastlamaktayız. Geçmeli örgüler, beş, altı, sekiz, on iki dilimli yıldız merkezli geometrik desenler, zencirekler çok kullanılan ögelerdir. Yıldız biçimli geometrik desenlerin aynı olan paftaları aynı rumî veya basit çiçek motifleriyle doldurulur, kompozisyon zenginleştirilirdi. Genelde, Selçuklular altını varak halinde kâğıda yapıştırır, motifleri onun üzerine işlerlerdi. Erken dönem sarı, fesrengi, yeşil, mavi, lacivert, ateş kırmızısı, kahverengi, siyah renkler ve yeşil, sarı, bakır rengi altın kullanılmıştır.

Her dönemde Kur’an-ı Kerimler çok zengin olarak tezhiplenerek süslenmişlerdir. İlk iki sûrenin bulunduğu sayfalar, son sayfalar, metin başlangıcı olan yere yapılan serlevha, temellük sayfası tezhibin yoğun olarak bulunduğu kısımlardır. Bunlardan başka, bazı çok nefis ve zengin tezhipli eserlerde satır araları, sayfaların metin dışında kalan kenarları, köşeler, iki mısra arasındaki boşluklar, keşîdeli harflerin boşlukları da tezhip sanatımızın uygulandığı yerlerdir. El yazması kitapların sayfa başlıkları çoğunlukla tepelik biçiminde veya kubbe, taç biçimde olurlar. Bunların üst kısımlarında, “tığ” denilen sivri uçlu özel bir motif bulunur. Selçuklular döneminde tığ motifinin çok geometrik olarak yapıldığı görülür. Hemen hemen yatay, dikey, verev çizgilerden ve çok sade noktalardan meydana gelmektedir. Genelde tezhiple birlikte asırların ve sanatçıların zevkine ve anlayışına göre değişmiştir, zenginleşmiştir.

Âyet veya cümlelerin bittiği yere yapılan küçük ve özel tezhiplere “Nokta” denir. Bunların çok sade olanları ve çok özenli, gösterişlileri vardır. Yıldız ve çiçekleri hatırlatan noktalar, biçimlerine göre değişik ad alırlar. Geometrik, düzgün biçimli olanlarına “Mücevher Nokta”, altı köşelilerine “Şeşhane Nokta”, beş dilimli yaprak gibi olanlarına “Pençberk Nokta”, üçlerine “Seberk Nokta” denir. Bir sayfadaki yazının konusunu belirtmek için, kenar boşluklarına yapılan madalyon veya kartuş biçimli özel tezhip formuna “Gül” denir. İçleri boş ya da yazılı olur. Özellikle Kur’an-ı Kerimlerde secde âyetinin yanına secde edilmesi gerektiğini belirtmek için “Secde Gülü”, her beş sahifede bir “Hizip Gülü”, her yirmi sahifede bir “Cüz Gülü”, Sûrelerin başladığı yerlere de “Sûre Gülü” yapılır. Selçuklular zamanındaki gül tezhipleri çoğunlukla tam daire ve sivri uçlu beyzi biçimde yapılır, içleri geometrik örgüler ve münhanî, rumî ile doldurulur, etrafı çok ince, zarif tığ ile bitirilirdi.

Osmanlılar döneminde ise renk, motif ve biçimlerin çok çeşitlendiğini görüyoruz. Bu güllerin büyük, süslü olanlarına “Şemse” denilir ki, şemse Osmanlı cilt kapaklarının ortasında bulunan, beyzî, kenarları sık veya seyrek fırfırlı özel bir süs unsurudur. Tezhibin uygulandığı alanlar arasında dar ve geniş iki veya daha fazla çizgilerden oluşan bir çerçeve içine alınır. Altın ve boyalarla çizilen bu çizgilere “Cedvel” denilir. Cedveli müzehhip çektiği gibi “Cedvelkeş” denilen genç sanatçılar da çekebilirdi. Cedvelden sonraki çizgilere ve motiflerin etrafına çizilen çizgilere de “Tahrir” denilir ki, her ikisi de motifi ve tezhibi bütünüyle güzel gösterir. Tezhiplerde cedvellerden sonra tahrirler içinde, içi çeşitli tezhip unsurlarıyla doldurulmuş inceli-kalınlı bir veya birkaç tane sular vardır. Bunlar da yapılarına göre isimler alırlar. Bunlardan geometrik motifli, zincir gibi birbirine ulanarak yapılmış olanlarına “Zencerek” veya “Zencirek” denir. Zencerekler altın veya boya zemin üzerine geometri aletleri kullanılarak, bazan da göz-el yordamıyla alet kullanmadan yapılabilirler. Halka biçiminde birbirlerine eklenerek yapılanlarına “Ulama”, içi bitkisel motiflerle süslenenlerine “Kıvrık Dallı” tabir olunur. Çok çeşitlidir.

Asılarak seyredilmek, okunma için yapılan ve gösterişli, çok özenli tezhipli eserlerin belki de en ilgi çekeni Hilye-i Şerif levhalarıdır. Grafik tasarımı, konusu, tezhiplenmesi bakımından tamamen özel bir yeri olan bu levhalar Türk buluşudur. Türk geleneğinde, birçok bakımdan manevî sigorta olarak da kabul edilen bu eser ev alanlara, iş yeri açanlara, evlenenlere armağan edilirdi. Hilye süs, zinet anlamındadır. Hüsn-i hat ve tezhip sanatlarımızın en güzel örneklerini bunlarda da görüyoruz. İnançtan, sevgiden üretilmiş olan bu tezhipli levha Hz. Muhammed’in (A.S.) maddî-manevî yüksek vasıflarını anlatan bir Hadîs’i içermektedir.

Hilye-i Şerif’in Başlıca Dört Bölümü Vardır

  1. Baş Makam: Besmelenin bulunduğu yerdir. Besmelenin keşîdeli “Sin” harfinin üzerine küçük parçalar halinde tezhip yapılır; bunlara “Hurde Tezniyat” denir. Hurde tezhip keşîdeli, yani uzatılarak yazılan harflerin boşluklarına, sayfalarındaki, levhalardaki bazı boşluklara estetiği, kompozisyonunun dengesini sağlamak için yapılan bağımsız, küçük ölçülerdeki tezhip parçalarıdır. Mücevher noktaya bitişik olanlarına da rastlanır.
  2. Göbek: Metnin büyük bölümü buraya yazılır. Tam ortada Hz. Muhammed’in (A.S.), dört köşesinde halifelerin adları yer alır. Çeşitli geometrik biçimlerde düzenlenir. Göbekte bir hilâl formu da olabilir. Hem bu hilâl formu tezhiple doldurulur hem de gösterişli mücevher noktalar bu kısımda yer alır.
  3. Âyet bölümü: el-Enbiya Sûresi’nin 107. âyeti, el-Kalem Sûresi’nin 4. âyeti, el-Fetih Sûresi’nin 28-29. âyetleri bulunur. Uygun ve ölçüsüz gibi görünen boşluklarına tezhip parçaları yapılır. Bu gerekli olmayabilir.
  4. Etek: Göbekteki metnin devamı, dua, ketebe, tarih bu son kısımda bulunur. Yazı ve tezhibe ayrılan alanlar bakımından bu düzenleme en çok beğenilen ve halen uygulananıdır.

Yukarıda bir ölçüde tezhip sanatımızda kullanılan terimlerden de söz etmiş olduk. Şimdi de Türk tezhip sanatında kullanılan belli-başlı motifleri kısaca açıklayalım.

RUMÎ: Sözlük anlamı Anadolulu’dur. Bu motife aynı amaçla Selçukî de denilmektedir. Selçuklu Türkleri tarafından meydana getirilmiş, günümüze kadar da Türk süsleme sanatlarının bir türü olarak kullanılagelmiştir. Bazı hayvanların motiflerinin üsluplanmasıyla üretilen rumînin ilk örneklerinde bu hayvanların ne olduklarını tanımak mümkündü. Kuşlar, yırtıcı hayvanlar, evcil hayvanlar, suda yaşayan hayvanlar, sürüngenler, grifen, ejder gibi mitolojik hayvanlar örnek alınmıştır. Daha sonraki zamanlarda tamamıyla üsluplanan bu hayvanlar tanınmaz hale gelmişler ve rumî motifi en klâsik halini almıştır.

Çok geniş bir coğrafyada etkili olmuş, hemen hemen bütün dekoratif sanatlarda, el sanatlarında başlıca bir süsleme unsuru olarak günümüze kadar faydalanılmıştır. Başka bir süsleme motifiyle birlikte kullanıldığında asla onunla bağlantısı olmaz, birleşmez, bağımsız olarak tertip edilir. Hatta, bir bir desende farklı karakterdeki rumîler kullanılsa bile durum aynıdır. Yalnız bunlar, büyük gövdeleri bölmeyecek biçimde ince kısımlarında birbirinin alt ve üstünden geçebilirler, geçişler tahrirle belirtilir. Rumîler, dairesel ve kıvrımlı hatlar yönünde yerleştirilirler. Niteliği bakımından, sarmalı rumîler, ortabağ rumîler, müsenna veya aynalı, simetrik rumîler, ayraç veya ağraf rumîler, hırde rumîler, sencide rumîler, parçalı rumîler, gözlü rumîler, muharrec yani dışa çıkmış rumîler, bindirmeli rumîler, med-cezir rumîler, rumî içinde rumî, çiçekli rumîler, tek iplikli, iki iplikli, üç iplikli veya telli rumîler, bereket ve karınca veya müstakil rumîler gibi adlar alırlar. Renkle yapılmışsa mülevven rumî denir.

HATAİ: Türk süsleme sanatlarının ve tezhibin başlıca motiflerinden biridir. Orta Asya kaynaklıdır. Tabiatta rastlayamayacağımız hangi çiçek olduğunu anlayamayacağımız kadar değişik biçimdedirler. En doğal görünen yapraklardır. Hatai, nilüfer çiçeği anlamında da kullanılmaktadır. Çok basit ve çok detaylı yapıda olanları vardır. Diğer motiflerde olduğu gibi, yüzyıllar boyunca geliştirilmiş, çeşitlendirilip zenginleştirilmiştir. Çiçeklerin çeşitli durumlardaki kesitleri biçiminde çizilirler. Meselâ, bir çiçeğin üstten, alttan, yandan görünümündedirler. Hatailerin en erken örneklerini Orta Asya Türk duvar resimlerinde görüyoruz. Uygur Türkleri 8-9. yüzyılda bu çiçeğin çeşitlerini fresklerde kullanılmışlardır. 15. yüzyılda hatai çiçeklerin taç yapraklarının kuru çınar yaprağı gibi kendi üstüne doğru kıvrıldığını görüyoruz. Bu biçim hatailer, yüzyılın özelliğidir. Kolayca tanınırlar. Rumî motifinde olduğu gibi, hatai motifinin, bu motifle tasarlanan desenlerin meydana getirilmesinde uyulması gerekli kaideler vardır. Bu kaideler, yüzyıllar boyunca sanatkârların çalışmasıyla elde edilmişitir. Tabiattaki koram kaidesi hatai tezhip kompozisyonlarında da geçerlidir. İki karşıt uç en uygun basamaklarla bağlanır, uyum sağlanır. Hatai motifinin bir sapında, yaprak ve çiçekler arasında düzenli geçişi sağlamak detayda başarıyı sağlar. Sapların kesişme noktaları çiçekle kapatılır. Doğrultu dikkate alınır; çiçekler ve yapraklar ona göre yerleştirilir. Uçlar gonca gülle biter. Çiçek motifleri sap üzerinde büyükten küçüğe doğru sıralanır. Bu düzen göze hoş gelir. Tezhiplenen alanda motiflere çok yer verilir. Uzun uzun saplarla alan zayıflatılmaz.

MÜNHANİ: Sözlük anlamı eğri, kavis ise de tezhip sanatında bir motif türünün adıdır. Kuş tüylerinin, balık pullarının üst üste sıralanması gibi münhanî motifindeki parçalar da mantıklı sıralanmalar halindedir. Bu motife “Selçuklu Münhanîsi” de denir. Çünkü Selçuklular döneminde, özellikle el yazması eserlerde, Kur’an-ı Kerimlerde çokça kullanılmıştır. En yoğun olarak 11-15. yüzyıllar arasında, tezhip sanatında sevilen bir süsleme elemanı olmuştur. En erken ve eski örneğini Uygurlar çağında, Bezeklik bölgesindeki fresklerde su ejderinin pulları olarak yapıldığını görüyoruz. Ayrı bir düzenleme usulü vardır. Bir çizgiyi takip etmez. Parçaları daima birbirine yapışıktır. Boyanması da belli bir kaideye bağlıdır. Bir veya daha çok rengin kullanıldığı münhanî tezhipler vardır. Boyamada bir rengin iki veya üç tonu üst-üste yapılır. Çok zarif, sevimli ve bize ait bir tezhip motifi olmasına rağmen Osmanlılar döneminde kullanım alanı hizip gülleri, noktalar, çok ince sular olarak sınırlandırılmıştır. Günümüz sanatçıları münhanî tezhipler yapmaktadır. Tezhibimizde bu zarif dalı yeniden eğitimle canlandırılmalıdır.

Selçuklu münahnileri rumî motifin detaylarında da kullanılmıştır. Münhanîlerin daralan kısmı belli bir yöne giderken gittikçe incelerek devam eder.

Bitkisel görünümlü münhanî tezhipler de yapılmıştır. Yunan ve Mısır palmetlerinden çok farklı olup pek çok çeşitleri vardır. Palmet ise belli bir biçimdir, çizim kuralları da değişiktir.

BULUT: Ay, güneş, yıldız gibi evren ile ilgili, Türk süsleme ve tezhip motiflerinden biridir. Bu süsleme ögesine “Çin Bulutu” da denir. Uzak Doğu Türk asıllı motiflerimizdendir. Bulut süslemelere “Çiğ” de denir ki, Türklerde ve Çinlilerde Yağmur İlâhı sayılan ejderhanın bulut biçiminde üsluplanmış hali olarak da ayrı bir açıklaması vardır. Bulutların biçimlerinden ve hareketliliğinden etkilenen sanatkârlar onları üsluba çekerek bir süsleme türü olarak kullanılmışlardır. Münhanî ve yumuşak çizgilerin yan yana, iç içe çizilmelerinden meydana gelirler. Bazıları birkaç dalgalı, iki ucu kuyruk gibi inceltilip uzatılmıştır. Bazılarında ise münhanî kümeleri iki-üç münhanî veya kısa düz çizgilerle birbirlerine bağlanarak kümeler zinciri oluştururlar. Tezhip sanatında kullanıldıkları yerler itibariyle bulutlar, başka motiflere karışmadan, bağımsız olarak bir alanı doldururlar. Bir tezhip kompozisyonunda yardımcı motif olurlar. Desenlerin birleşip ayrıldıkları noktada bağ, yani agraf olurlar. Bazı desenlerin çıkış yerini belirlerler. En doğal halleriyle gökyüzünü tamamlayıp süslerler. Tezhipte kullanılan bu motife en çok minyatürlerde rastlamaktayız. Şaşkınlık verecek derecede çeşitli, bir o kadar da değişik biçimde boyalıdırlar. Bir ölçüde münhanî tezhiplerini hatırlatırlar.

15-16. yüzyıllarda sevilerek çini, tezhip ve minyatürlerde bolca kullanılan bu motif, sonraki yüzyıllarda çok azalmış, bazan da ortadan kaybolmuştur. Bulut motifi, hatai üslubu desenlerde rumî motifinin yerine de kullanılmıştır. Bunlardan başka motiflerle birleşmez. Kendi çizgileri üzerinde tertiplenirler. Bulutlar gibi boğum boğum görüntüleri vardır. Bazen de çiçekler içinde gezinen ejderhayı andırırlar.

HENDESİ veya GEOMETRİK MOTİFLER: Türk süsleme sanatları ve tezhip sanatı geometrik bir düzenleme içerisinde yapılır. Tezhip sanatının salt geometrik düzenlemesi ele alındığında bile güzel bir desen oluşturur. Yatay, dikey, eğik çizgiler, daire, daire parçası, kare, dikdörtgen, üçgen, çokgenler, elips, yıldız biçimleri ve benzerleri çizim elemanlarını kullanarak geometrik süslemeler yapılır. Bu süsleme unsuru Türk İslâm felsefesinin ve sanatının belki en karakteristik yönüdür. Türk tezhibinin önemli bir bölümünü, yalın geometrik biçimlerin meydana getirdiği örgüler, ağlar doldurur.

Özellikle Selçuklular ve Beylikler döneminde geometrik tezhip çok yaygındır. Kur’na-ı Kerimlerde, diğer önemli yazma eserlerde, zahriye sayfasında, ilk iki sayfada, konu başlıklarında, temellük sayfasında oldukça geniş, gösterişli örgülerden meydana gelen geometrik tezhipler görülür. Sonraki yüzyıllarda olduğu gibi bu eserlerde mavi ve altının kullanımı çok uyumludur. Tahrirler siyahtır. Az miktarda yeşil, ateş kırmızısı, yani vermiyon, kahverengi kullanılmıştır. 14. yüzyıldan sonra böyle sayfanın her yerini kaplayan geometrik tezhibe pek rastlanmaz. Metnin tahrirleri arasında, koltuk tezhiplerinin çevresinde, tezhip alanlarının etrafında, bazen de tezhip yerini tutan ince şeritler halinde zencereklerde geometrik süsleme tercih edilmiştir. Çeşitleri o kadar çoktur ki, kitaplar, albümler doldurur. Selçuklu dönemlerinde rumî, hatai ve diğer motiflerle yapılan geometrik kompozisyonlarda egemenlik daima onda kalmıştır. Bu motifin bir özelliği de başlangıç ve sonucunun olmayışıdır. Bu haliyle bize sonsuzluğu hatırlatırlar. Yonca yollar gibi birbiri altında-üstünde geçer, döner dururlar. Hendesi tezhip deseni yapabilmek için ince bir zevke, ileri bir çizim bilgisine, çalışmaya ve yeteneğe sahip olmalıdır. Günümüz İslâm ülkelerinde de en çok kullanılan bir motifdir. Her yüzyılda sevilmiş, el sanatlarının bütün dallarında uygulanmıştır. Tezhip sanatkârlarımız eserlerinde bu süsleme unsurunu uygulamaktadırlar. Yalnız geometrik motifleri, onların kullandıkları yerler, çizim kuralları, kompozisyon analizleri, sentezleri hakkında sempozyumlar düzenlenmiş, makaleler, kitaplar yazılmış, ilmî araştırmalar yapılmıştır. Şunu diyebiliriz ki, geometrik tezyinat insanlık tarihi kadar eskidir.

YARI ÜSLUPLANDIRILMIŞ ÇİÇEKLER: 16. yüzyılın yarısından 17. yüzyılın sonlarına kadar, üsluplanmış fakat bakınca tanınan çiçekler tezhip sanatında kullanılmıştır. Bu çiçekler tabiatta olduğu gibi işlenmemişlerdir; yarı üsluplandıkları gibi, yarı tabiidirler. Uygulamada önce kitaplarda gördüğümüz bu çiçekler daha sonra diğer süsleme alanlarına yayılmıştır. Hemen hemen bütün bahçe çiçeklerini görebiliriz. Özellikle Türk tezhip sanatının ve diğer sanatlarımızın en olgun, yüksek seviyeye eriştiği 16. yüzyıl, yani klâsik dönemde çinilerimizde bu bahçe çiçekleriyle, selvi ağacı, meyveli asma dalları, bahar dalları da yine motif olarak çok kullanılmıştır. Elma, hurma, nar gibi meyveler diğer ağaçlarda bu yüzyılın motifleri arasındadır. Avrupa ülkelerinin sanatlarını etkileyen bu zarif ekol, Osmanlı el sanatlarının yakından tanınmasını ve o ülkelerde pazar bulmasını, koleksiyonerler tarafından toplanmasını sağlamıştır. Avrupa müzelerinde bu süsleme motifleri ilave yapılmış el sanatlarımızın zengin örnekleri bulunmaktadır.

Bu tarz çiçekler yalın, sade şematiktirler. Türkler güzelliği alçak gönüllülükte, sadelikte aradıklarından olacak ki katmerli çiçeklere pek iltifat etmemişlerdir. Kara Memi bu olgun, ince, zarif Osmanlı ekolünün mucididir. Merhum üstadın Ord. Prof. Dr. Ahmet Süheyl Ünver onun kişiliği ve sanatı hakkında “Müzehhib Kara Memi” adlı eserinde “Kara Memi, hayatında sanat tarihimizde her asırda birkaç tane gördüğümüz nadir sanatçılarımız gibi daima mütenevvi mevzular yaratmış, kıymetli ve iftihar edeceğimiz bir ustamızdır. Onda tezhipleri alınız, harikuladelikleriyle karşılaşırsınız. Helkârları keza. Onun buluşlarına hayret olunur. Onda tek çiçekleri alınız. Görürsünüz ki hepsi birer mısra-ı berceste gibi harika! Çeşit çeşit buketlerinden bir tane alınız, biri diğerine benzemez. Çiçekleri tek tek ayrı güzel, buketleri ayrı ayrı zarif.

Buketsiz olarak birbirine yakın ve mükerrer çizilenleri aynı çiçekler dizisinden sayarsak zarif çiçekli buketler arasında bir ara vasıf buluruz. Sonra bunların yalnız yapılamamaları bir tarafta dursun altunlama ve hafif boyama teknikleri üzerinde durulmaya değer bir tavırdadır. Velhasıl Kara Memi buket ve tek çiçeklerde Türk zevkinin 16. asırda en şayanı dikkat örneklerini vermiş bulunmaktadır”.

Kara Memi Kanunî Divanının baş iki sayfasına yaptığı tezhipler 16. yüzyılın nadide örneklerindendir. Bu gibi çiçek tezhip ve süslemelerinde terkipler yapılırken dikkat edilecek kaide, her çiçeğin kendi sapından çıkmasıdır. Türk tezhibi, eski yıllarında çok iyi yetişmiş sanatkârların elinde yükselmiştir.

ÇİNTEMÂNİ: Tezhip sanatında kullandığımız belli başlı motifler Orta Asya kaynaklıdır. Bu motife panter beneği de denmektedir. Üçgen biçimli, biri yukarıda, diğer ikisi yan yana olarak alttan, araları çok az açık üç daireden meydana gelmiştir. Bu dairelerin içine bir veya birkaç tane daha daire çizilir. Bu daireler motife hilal görünümü verir. Çintemâni veya çintemanini diğer bir adı da “Timuçin Damgası”dır. Üç yuvarlak şeklin altında bazen uçları sivri bir veya iki tane dalgalı bir motif daha bulunur. Bunlara da şimşek dudak, bulut, kaplan postu adları verilmiştir. Her iki motif de yalnız yapıldıkları gibi birarada da bulunurlar. Tezhibin dışında da kullanılan Çintemani motifinin çok değişlik biçimleri yapılmıştır. Güç, kuvvet, saltanat remzi olarak kabul edilirler. En değişik, detaylı şekilleri Osmanlı kumaşlarında görülür. 15. yüzyılın ilk çeyreğinde görünmeye başlamışlardır. Yavuz Sultan Selim Hanın Tebriz’i alıp beraberinde getirdiği Türk sanatçılarından yayıldığı tahmin edilmektedir.

YAPRAK: Yukarıda bahsettiğimiz gibi Selçuklular döneminde geometrik tezyinat, rumî motifi, zencerekler tezhipte de hakim olduğundan, yaprak motifinin gelişemediğini görürüz. Yaprak, bitki kaynaklı süslemelerin vazgeçilmez bir elemanıdır. Çiçeklerde olduğu gibi, yapraklar da üsluba çekilerek çizilmiştir. Türkler tezyini motiflere üretirken ne tabiatın aynını ne de gayrını yapmamışlardır. Onu süzgeçten geçirerek yorumlamışlar, sentez ve analizlerden sora uygulamaya koyulmuşlardır. Bu değerlendirme yaprak motifi için de geçerli olmuştur. Türk tezhip ve yer süsleme dallarımızda, sade ve küçük, iri dişli, parçalı ve dilimli, katlı, detaylı, kıvrımlı yapraklara rastlanır. Yaprak motifinin çiziminde diğer motiflerle uyum sağlaması için uyulacak usuller vardır. Desende kapadıkları alan korama uygun olarak yerleştirilmeleri, estetik görünümleri, yönlendirilmeleri, sapa bitişmeleri, haretlilikleri hesaba katılarak, düşünülerek düzenlenmelidir. Detaylardaki kusursuzluk, bütündeki mükemmelliği sağlar. Birkaç örnek verecek olursak küçük yaprakta, başlangıçta hafifi bir çizgi ile yukarı çıkmalı, karın kısmında başlayarak kalem veya fırça yavaş yavaş bastırılarak çizgi kalınlaştırılıp koyulaştırılmalıdır. Dişli yapraklarda dişler testere dişi biçiminde olmamalıdır. Dişler dipte küçük, ortalarında irili ufaklı, uçta seyrek olarak yapılmalıdır. Dişler yaprak görünümünde çizilmelidir. Çok geniş yapraklarda damar hurdelenir, detaylandırılır. Bu ölçülü olmalıdır. Daha büyükçe olanlarında ise yanlarındaki dilimler yine yaprak biçiminde ve dengeli olmalıdır. Katlanmış olanlarda kılçık denilen damardaki dişler duruşu, hareketi belirler. Kıvrımlılarda dönüşler tek ve iki nokta üzerinde olur. Daldan ayrılan iri yaprakların estetiğini sağlamak için ayrılmış kısımlarına ölçülü bir biçimde ufak yaparak ve goncayı andıran çizimler yapılmalıdır.

HAYVAN MOTİFİ: Türk süsleme ve el sanatlarında hayvan figürü tabii ve üsluplanmış halleriyle çok kullanılmıştır. Gerçek ve mitolojik hayvan motifleri büyük bir başarıyla yapılarak kültürümüzü zenginleştirmiştir. Fakat, tabii halleriyle hayvan figürlerine Osmanlı bezeme sanatlarında çok nadir rastlanır. Olanlarda soyutlaştırılmıştır. Türk tezhibinde tavşan, geyik, ceylân, birkaç su kuşu, yırtıcı kuş örneklerinden başka çeşit çeşit hayvan motiflerini göremiyoruz. Bunlara da tezhibin daha bir hafif çeşidi olan, kenarlarda kullanılan halkâr tezyinatta rastlıyoruz. Desende dikkati çekmeyecek derecede az kullanılmışlardır. Bunlara ek olarak arslan, panter de yine halkâr tezhipte, az da olsa görülmektedir.

Tezhipte Sazyolu Üslubu

Bir sanat dalında yepyeni bir tarz, çalışma yapılmışsa buna “üslup” diyebiliriz. Yapılmamış olanı yapmaktır. Üslup meydana getirme bir ibdâ, kreasyondur. Sanatın her devir ve yüzyıla ait özelliklerini en ince noktalarına kadar bilip özümledikten sonra, zamanımıza kadar yapılmamış, görülmemiş bir usulde yeni bir çığır açan sanatkârın, çok yeni bir biçimdeki meydana getirdiği üstün üretimlere, örneklere ancak üslup veya ibdâ diyebiliriz. İbdâ bir selîka, yani karakter, ekol farkı demektir ki, bu ülkemizde sanatında ilerlemiş üstatların özelliklerini ifade eder. Meselâ, yukarıda anlattığımız Kara Memi bu dereceye yükselmiş nadir insanlardan biridir. Öyle ki, bunların imzasız eserlerini selîkalarından tanımak mümkün olur.

Osmanlı tezhip sanatında etkili ve ayrı bir yeri olan “Saz Yolu” üslubunu meydana getiren Üstat, Kanunî Sultan Süleyman zamanında, yaklaşık 1520 yıllarında İstanbul Sarayı’na gelen Şahkulu’dur. Şahkulu, Tebriz’den Amasya’ya sürgün gönderilen Bağdatlı bir sanatkâr olup 36 yıl Osmanlı sarayı için çalışmıştır. Onun üslubu, kısa zamanda tezhip, çini, kumaş, ahşap, kalem işi gibi süsleme alanlarını etkilemiş, klâsik Saray süsleme sanatının en önemli bir tarzı, ekolü olmuştur. Bu üslup, Uzak Doğu etkisiyle 14-15. yüzyıllarda fırça ve mürekkeple yapılan bir çeşit resimdir.

Hançer yaprakları denilen iri, ince ve sivri uçlu yaprak, çok süslü, detaylı hatailer, melek, ejder, Zümrüdü Anka başlıca motiflerdendir. Gölgeleme, tarama, noktalama, akıtma gibi değişik teknikler kullanılmıştır. Üslubu kolayca tanımamıza yardımcı olan kompozisyondaki omurga denilen, bir veya daha çok bulunan kalınca çizgilerdir. Bir fırçada yapılan, inceden kalına ve tekrar inceye giden bu çizgileri çekmek büyük bir yetenek, ustalık gerektirir. Genelde hafif boyama yapılmıştır. Bu tarzda minyatürler de yapılmıştır.

16. yüzyılda Şah Kulu’dan sonra saz yolunun en başarılı sanatçısı Veli Can’dır. 18. yüzyılda Ali Üsküdarî devrinin Şah Kulu ve son temsilcisi kabul edilmektedir. Osmanlıların son zamanına kadar başarıyla yapılan bu sanat ekolü, az da olsa, günümüz süsleme sanatçıları tarafından sürdürülmektedir.

Tezhipte Türk Rokoko Üslubu

17. yüzylda Osmanlıların Batı ülkeleriyle temaslarının daha çok artmasıyla, her alanda olduğu gibi tezhip sanatımız da etkilenmeye başlamıştır. Başka bir alternatifi olmadığından hüsn-i hat sanatımız bu rüzgarlardan zarar görmedi. Aksine bu dönemde hat sanatımızda şaheserler meydana getirilmiştir. Fakat, Rokoko üslubunda yapılan tezhipler o eserlere hiç yakışmamıştır. Avrupa’nın Barok, Rokoko, Ampir stilleri “Türk Rokokusu” adı altında toplanarak Türk tezhip sanatına girdi ve yeni bir üslubun doğmasına yol açtı. Müzehhiplerimiz yeni motifleri klâsik motiflerimizle birlikte kullanmaya başladılar. Başlangıç tarihi Sultan III. Ahmed zamanına rastlar. En eski örneklerinde seçmecilik hemen göze çarpar. Müzehhip halen kendi öz motiflerinden vazgeçememiştir. Bir sayfada veya bir levha, kıt’a tezhibinde, kimi yerinde en eski, kimi yerinde ise en yeni süsleme ögelerini kullanmıştır. Türk Rokoko üslubunun arkaik dönemindeki bu eklektizm, bilerek seyreden kişi üzerinde yamalıbohça hissi uyandırmaktadır. Yine de bu dönemlerdeki desenler, Türk zevkine uydurulmaya çalışıldığı için bir katkısı oldu denebilir. 18-19. yüzyıllarda ise aşırı derecede süslü, bölüntülü şekiller çok renklere, o renklerin her tonuna boyayınca soysuzlaşma, çirkinleşme de başlamıştır. Göz bütünü kavrayamamakta ve yorulmaktadır. Çünkü, bazılarında motifler çok girifttir.

Türk Rokoko üslubunda çok kıvrımlı, dilimli, uzun uzun yapraklar, dallar, bir dal halinde, fiyonklu, vazolu çeşit çeşit çiçekler, ponponlu kıvır kıvır perdeler, kordonlar, aralarından çiçekler geçirilmiş zikzak ve kıvrımlı geometrik ince, kalın bordürler, içleri boş değişik şekillerde kartuşlar, güneş şuaları, kadim Akdeniz medeniyeti taş işçiliğindeki ince, boncuk dizili firizleri hatırlatan geometrik sular en çok görülen motiflerdir. Bazı çiçekler marul gibi dolu dolu ve çok katmerlidir. Daha sevimli, sade, yalın çiçekli klâsik Türk çiçek üslubundan ayrıdır. Parlak ve sıcak renkler, geniş alanda kullanılmış parlak altın, soğuk ve donuk renklerin en parlak, açık tonları bu süsleme dalının başlıca özelliklerindedir. Bu atmosfer bütün bezemeyi kaplar. Günümüz sanatçıları tarafından daha sade olarak tezhip eserlerinde kullanılmaktadır.

Türk Tezhip Çeşitleri

Genelde, kitap süslemelerine tezhip adı verilmekte ise de, altın, yaldız, boya ile murakkalara, hüsn-i hat levhalarına, duvarlara, ahşap üzerine, kitap ciltlerine ve başka yerlere yapılan bezemelere de bu terim kullanılmaktadır. Tezhip sanatının uygulandığı önemli bir sanat dalımız da minyatürdür. Çok iyi düzeyde tezhip eğitimi almamış birinin minyatür yapması söz konusu olamaz. Minyatürler, zamanında açıklayıcı, eğitici olarak günümüzdeki çizimlerin, desenlerin, fotoğrafların görevini üstleniyorlardı. Fakat, minyatürlerin içindeki insan figürlerinde mimari yapılarda, eşyada ve çevresinde tezhip sanatı çok kullanılıyordu.

Yüzyıllar içerisinde çok farklı, çeşitler, teknikler ve ekoller meydana getirilmiştir. İstanbul, Edirne, Konya, Bursa, Amasya, Musul, Bağdat, Mısır, Afgan yörelerinde farklı teknikler ve ekollerin belirleyici ayrıcalıkları vardır. Bunları uzman olanlar anlar.

Türk tezhip sanatını, gösterdikleri önemli farklar yönünden, Selçuklu tezhibi, erken dönem Osmanlı tezhibi, klâsik dönem tezhibi, Batılılaşma dönemi tezhibi olarak dört genel bölümde toplayabiliriz. Teknik ayrıcalıklara göre de, zeminleri bütünüyle boyanmış, her yanı dolu, ağır çok işli tezhipler, yalnız altınla yapılan halkâr, bunun hafif renklerle boyanmış olanı şikaf tezhip, Türk usulünde boyanmış çiçek (şükûfe) tezhipleri, Türk Rokokosu usulünde boyanmış tezhipler gibi çeşitleri vardır. Halkâr, kâtî, saz yolu, pesend yolu teknikleri kullanılarak yapılmıştır. Ağır tezhipten bir ölçüde daha kolay yapılan halkârın çeşitleri şaşılacak kadar çoktur. Kâtî şablon tespit edilerek üzerine altın, boya püskürtülüp tahrirlerinde, boyamalarında elle müdahale edilenleri birkaç tekniği bir arada sergiler. Püskürtülen, serpilen madde altınsa “Zerefşan”, gümüşse “Simefşan”, boyaysa “Levnefşan” tabirleri kullanılır. Zarif, ilgi çekici görünümleri vardır. Hoş bir tezhip sanatı türüdür. Özellikle, klâsik üslûpta yapılan yoğun, ağır tezhiplerin, minyatürlerin kenarlarına, usulüne göre yapılan halkâr, şikaf gözü yormaz. Tezhipte erken dönemlerde kullanılan renkler sınırlıdır. Klâsik ve Rokoko dönemlerinde ise, motifler gibi renkler de çoğalmıştır.

Sanat eserlerinin özelliklerini ayrıntılarıyla araştırmak, bunları başka eserlerde görülenlerle karşılaştırarak ortak ve ayrılan yönlerini tespit ederek bunları sanat yönünden zaman içinde değerlendirmek gibi yapılan çalışmaların hepsine stil kritiği veya stil eleştirisi denir. Böyle çalışmalar eserin bölge, ekol özelliklerini, hangi üstat, atölye tarafından yapıldığını belirlemek açısından en geçerli, yararlı ve verimli yoldur. Tezhip sanatının tarihinin yazılmasında da bu metoda başvurulur. İmzalı tezhiplerin bu yönden değeri büyüktür.

Tezhip Sanatında Kullanılan Malzemeler

Tezhipte kullanılan başlıca ve önemli olan madde altındır. Altın tabiatta kızıl altın, yeşil altın ve sarı altın olarak üç renkte bulunur. Günümüzde tezhipte kullanılacak altını defterler halinde bulmak, almak mümkündür. Fakat, bu defterler içindeki varak (yaprak) altın yapıştırmanın dışında kullanıma hazır değildir, ezilmesi gerekir. Bunun için şöyle yapılır. 20 varak altın için nohut miktarınca toz zamk-ı arabî veya süzme bal düz desensiz bir tabağın ortasına konur. Zamk-ı arabî bal kıvamında sulandırılır. Defter açılır, bir varak altın alınır; bal veya zamk-ı arabî eriyiğinin üstüne konur. İşaret parmağı ile, çevreye fazla yaymadan iyice ezilir. Bütün yapraklar bitene kadar aynı işleme devam edilir. Ezerken, parmak işlemeyecek durumda olursa, bir damla saf su da eklenir. Önce donuk ve çamur renginde olan bu altın eriyiği ezildikçe açılır, kendi rengini alır.

Tabak yarısına kadar filtre edilmiş saf su ile doldurulur. Altını ezdiğimiz parmak bu suda yıkanır, karıştırılır, altının zamkı veya balı suda erir, altın tabağın dibine çöker. Yeterince dinlendirilir, tabaktaki su dikkatli ve yavaşça boşaltılır, ezilmiş olan altın dibe çöker. Kalan az suda kurutulur. Kullanılacağı zaman küçük bir parça jelatin cezvede kaynatılır, dinlendirilir, bir şişeye boşaltılır. Fırça ile bu sudan alınır, altın sulandırılarak tezhibe başlanır. Bu su birkaç gün kullanılır, yenisi kaynatılır.

Tezhipte tercihen kaliteli samur fırçalar, kurşun kalem, yumuşak beyaz silgi, pergel ve cetvel takımları, rapido, grafos takımları, yarı şeffaf ince taslak kâğıtları, taslak kâğıdının yağını almak için bir parça keçe ve tebeşir, ataş, badem ve kartal gagası gibi eğri mühre, el altı kâğıdı, desen delme iğnesi, perdah iğnesi, renk yatırma için yumurta büyüklüğünde mühre, kaliteli sulu boyalar, guaj boyalar kullanılır. Tezhip sanatının uygulanacağı kâğıt hafif bir tonda çayla boyanır, aharlanır, mühürlenir. Çaydan başka doğal maddelerle de kâğıt sürme veya daldırma usulüyle boyanabilir. Beyaz kâğıt tercih edilmez. Mühreli aharlı kâğıtlarda düzeltme yapmak kolaydır.

Tezhip Nasıl Yapılır

Tezhibin deseni yarı geçirgen bir kâğıda çizilir, orta iğne tekniğiyle desenin dikkatle üzerinden gidilerek uygun sıklıkla dik olarak delinir. Buna “Silkme Kalıbı” denir. Kalıp kâğıda tespit edilir. Bir gözenekli kese içine grafit tozu, kömür tozu veya tebeşir tozu konur. Bu keseye “Silkme Kesesi” denir. Hazırlanan bu keseye delikli şablonun üzerinden patpatlanır. Tozlar deliklerden esas kâğıdın üstüne geçer. Şablon dikkatle kaldırılır. Çıkan noktalar halindeki desen kalem fırça ile çok hafif bir tonda suluboyayla yeniden belirtilir. Önce altınlanacak yerler uygun numara bir fırça ile boyanır, mührelenir, tahrirlenir, çiçekler boyandıktan sonra zemin boyanır. Tığlar yapılır, bütünüyle renkler yatırılır yani hafifçe, ezmeden mührelenir. Böylece klâsik anlamdaki bir tezhip bitirilmiş olur. Desen aktarma usulleri çoktur. Gereken uygulanır.

Halkâr ve şikâf tezhibin yapılışı değişiktir. Önce desenin içleri çok hafif olarak, sulu altınla gölgeli olarak doldurulur. Renkler de aynı şekilde hafif tonda boyanır. Sonra tahrirleri çeşitli fırça teknikleri ile çekilir. Tahrirleri yaptıktan sonra da iç gölgelemeler yapılabilir. Bu tarzlar sanatkârın isteğine bağlıdır. Deseninde elde etmek istediği görünümün, estetiğin tavrın da önemi büyüktür.

Türk üslubunda, Türk Rokoko üslubunda desenler önce en hafif tonda boyalarla doldurulur. Bunların üzerine, açıktan koyuya doğru dereceli boyama, noktalama, tarama gibi teknikler kullanılarak eser tamamlanır. Türk üslubundaki çiçek minyatürlerindeki desenlerin tahrirleri yani kontürleri inceli- kalınlı fırça tekniğiyle belirgin bir biçimde yapılır. Teknikler, boyama usulleri yalnız bunlar değildir. Başkaları da vardır. Bazı tezhiplerde desen altın üzerine altınla yapılır. Bunlara “Zerenderzer” denir. Bunlarda değişik renkte altınlar kullanılır. Mühreleme ise ya doğrudan yapılır ya da üzerine kâğıt konularak yapılır. Birincide altın çok parlak, ikincide ise mat parlak olur.

Tezhip Sanatı Eğitimi

Selçuklular ve Osmanlılar döneminde tezhip sanatı saraya bağlı olarak çok iyi yetişmiş, değerli üstatların idare ve gözetiminde “Nakışhâne” denilen saray atölyelerinde yürütülürdü. Tayin, idare ve işleyişi çok sıkı prensiplere bağlı idi. Köşeli “U” düzeninde minderlerde oturulurdu. Her müzehhibin kendine ait, sanat değeri de yüksek bir çekmecesi vardı. Malzemeleri çok gözlü bu “Müzehhip Çekmecesi”ne koyarlar, hiçbir şeyi çalışma yerlerinin dışına çıkaramazlardı. Osmanlılar döneminde çarşılarda kendi dükkân ve atölyelerinde tezhiple uğraşanlar da vardı. Bunlar ya yaptıklarını satarlar ya da ısmarlama işler alırlardı.

1882 yılında Osman Hamdi Bey tarafından kurulan, devlet eliyle sanatlarımızın gelişmesinde önemli bir yeri olan “Mekteb-i Sanayi-i Nefise-i Şâhâne” gelişerek Cumhuriyet’in ilanına kadar devam ettirildi. 1927 yılında müdürlüğüne ressam Namık İsmail getirilerek ismi de “Güzel Sanatlar Akademisi” oldu. 1928’de “Tezyini Sanatlar bölümü” açıldı. Bu bölüm kapatılarak bir müddet sonra 1936 yılında “Türk Tezyini Sanatlar Bölümü” kuruldu. 1969’da “Devlet Güzel Sanatlar Akademisi” adını alan okul 1983’te ise Mimar Sinan Üniversitesi olmuştur. Bu üniversitenin, Marmara, Dokuz Eylül, Gazi, Atatürk Üniversitelerinin Geleneksel Türk El Sanatları Bölümlerinde tezhip sanatının akademik seviyede eğitimi yapılmaktadır. Bu bölümlerin öğretim elemanları ve öğrencileri değerli eserler üretmektedirler. Uygulamalarla birlikte akademik, ilmî araştırmalarla yüzyıllar boyunca devam eden gelişmeler, gerilemeler, ekoller, devam eden, yok olan ve başka yönleriyle incelenmektedir. Bu çalışma sonuçları zaman zaman yayımlanmakta veya tezler halinde üniversitelerin kütüphanelerinde saklanmaktadır. Herhalde, kültürümüze katkıları büyük oluyor.

Bazı illerde sivil atölyelerde de tezhip kursları verilmektedir.

Ayrıca, Kültür Bakanlığı açtığı uzun süreli ve çok yararlı kursların yanında, 1986 yılından beri “Devlet Türk Süsleme Sanatları Sergileri” düzenlemektedir. Önceleri her yıl, sonra iki yılda bir olarak tekrarlanan sergi, hüsn-i hat, tezhip, minyatür, çini deseni, ebru dallarında yarışmalıdır. Yarışmaya katılıp ödül alan ve sergilenmeye değer bulunanlar Ankara’da bir ay sergilenmekte, tamamen renkli bir kataloğu basılarak kalıcılığı sağlanmaktadır.

Yarışmanın amacı: “Türk süsleme sanatlarına çağdaş ve güncel boyut kazandırarak günümüzle buluşturmayı hedeflemek, anlayış ve eğitim farkı gözetmeksizin bu alanda eser veren sanatçılarımızı, gelenekten yararlanarak üretmeye özendirmek, sanat ortamımıza değer ölçüsü getirmek ve bu bağlamda sanatçılarımızın son eserlerini birarada sergilemektir.”.

Pek çok alanda değerli arşivler meydana getiren Üstadım Ord. Prof. Dr. Ahmed Süheyl Ünver, tezhip sanatının sevilmesi, tanınması, tanıtılması, araştırılması için uzun süreli kurslar düzenlemiş, yetişkin, değerli sanatkâr elemanlarıyla devam ettirmiş, Türkiye’ye okullara yayılmasını sağlamış, ömrünü bu yolda da harcamış ender bir eğitimci idi. Rahmetle anıyorum.

Bu günleri görebilen Mustafa Kemal Atatürk’ün de vasiyeti olan geleneksel Türk süsleme sanatları devam ettirilecektir.

Yrd. Doç. Dr. Yılmaz ÖZCAN

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 12 Sayfa: 300-307


Kaynaklar:
♦ Akar, Azade-Keskiner, Cahide. Türk Süsleme Sanatlarında Desen ve Motif, İstanbul 1978.
♦ Arseven, Celal Esat. Sanat Ansiklopedisi, I-V, İstanbul 1952.
♦ Birol, İnci A., -Derman, Çiçek. Türk Tezyini Sanatlarında Motifler, İstanbul 1995.
♦ Ersoy, Ayla. Türk Tezhip Sanatı, İstanbul 1988.
♦ Mahir, Banu. Geleneksel Türk Sanatları, Kültür Bakanlığı, İstanbul 1993.
♦ Özcan, Yılmaz. Türk Kitap Sanatında Şemse Motifi, Kültür Bakanlığı, Ankara 1990.
♦ Özcan, Yılmaz. “Vakıf Eserlerde Tezyinat Unsurları”, Türkiye Vakıflar Bankası ve Vakıflar, Ankara 1974.
♦ Özcan, Yılmaz. “İnce Bir Sanat Dalımız Tezhip”, İlim ve Sanat, Sayı: 6, Ankara 1986.
♦ Özcan, Yılmaz. “Türk Süsleme Sanatları”, Kültür Bakanlığı, Sanat, 6, Ankara 1994.
♦ Tanındı, Zeren. Başlangıcından Bugüne Türk Sanatı, s. 397-406, Ankara 1993.
♦ Ünver, A. Süheyl. Müzehhip Kara Memi, İstanbul 1951.
♦ Ünver, A. Süheyl. “Türk Tezyinatında Halkâriye Dair”, Daktilo ile yazılmış nüshası.
♦ Ünver, A. Süheyl. Müzehhip ve Çiçek Ressamı Üsküdarlı Ali ve Eserleri, İstanbul 1954.
♦ Ünver, A. Süheyl. Fatih Devri Saray Nakışhânesi ve Baba Nakkaş Çalışmaları, İstanbul 1958.
♦ Ünver, A. Süheyl. “Altınla Yapılmış Tezhipli Eserlerimiz”, THY Magazin, s. 6, 20, Ocak 1974.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.