TÜRK TARİH ÖĞRETİMİ VE MESELELERİ

TÜRK TARİH ÖĞRETİMİ VE MESELELERİ

Prof. Dr. Mustafa SAFRAN

Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi / Türkiye

Tarih öğretiminin kendisi bir eğitim alanı olarak, tarihsel bir fenomendir. Bundan dolayı okullarda tarih öğretimine yüklenen amaçlar, içeriği, yöntem ve teknikleri, öğretim araçlarına yaklaşımlar, döneme hâkim atmosfere, yeni ilmî araştırmalara ve teknolojilere göre değişebilmektedir. Geçmişten günümüze Togan, Atsız, Kafesoğlu, Özbaran gibi pek çok aydın ve tarihçi Türk tarihinin ve tarihçiliğinin içeriğine ilişkin meseleleri derinlemesine ele almışlardır. Burada ise Türk tarihi öğretimi ve meseleleri daha çok pedagojik bir perspektif açısından ele alınacaktır.

  1. Tarih Dersinin Okul Programlarına Girişi ve Yaygınlaşması

Avrupa’da tarih, önceden hükümdar namzetlerini idarecilik sanatına hazırlayan bir disiplin olarak görüldü. Özellikle, tarih, uzun bir süre klasik dillerin öğretimi için gerekli materyali sağlayan bir yardımcı araç olarak kaldı. 16. yüzyıldan sonra, dini metinleri daha iyi anlamada gerekli tarihsel çerçeveyi sağladığı için tarih öğretiminin vurgulandığı dikkati çekmektedir. 19. yüzyıla gelindiğinde, tarih dersleri, millet-devlet sisteminin ortaya çıkışı ve demokrasi hareketlerine paralel olarak, laik bir zemin üzerinde, okul ders programlarında hak ettiği yeri almaya başladı ve vatan terbiyesinin tamamlayıcı bir unsuru olduğu fikrinin altı çizildi. Karal’ın deyişiyle, devletler için, tarih öğretimi vatandaş yetiştirme sanatı oldu. Namık Kemal’in Osmanlı Tarihi kitabında “Tarih, yalnız erbab-ı hükümet için değil, efrad-ı millet için elzemdir” sözü de Osmanlı döneminde tarihin geldiği noktayı göstermektedir. Aslında, demokrasilerde her bir vatandaşın, seçmen, milletvekili, başbakan, cumhurbaşkanı olarak ülke yönetimine talip olabileceği gerçeği, onların her birine tarih öğretilmesini gerekli kılmıştır. Çünkü tarih en azından geçmişteki insan davranışlarını göstererek, muhtemel yöneticileri yönetme sanatına hazırlıyordu. Üstelik, yöneten ile yönetilen arasında ortak bir siyasal toplumsallaştırma temeli sağlayarak, iletişimi kolaylaştırıyordu. Tarihin bir bilim olarak edebiyattan kopuşu ve okullara bir ders olarak konması, siyasal millîyetçilik anlayışının yükselmesi ile eşzamanlı olarak 19. yüzyılda gündeme geldi.

Türkiye’de de Osmanlı İmparatorluğu döneminde Avrupa ülkeleri ile hemen hemen paralel bir dönemde tarih dersinin okul müfredatına girdiği görülmektedir. Bilindiği gibi, Saffet Paşa Dönemi’nde hazırlanan 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi’nin öngördüğü üzere dört yıllık Sıbyân Okullarına “Muhtasar Târih-i Osmanî” ve Rüştiye’ye de “Târih-i Umûmî” ve “Târih-i Osmanî” isimli tarih dersleri konmuştur. Osmanlı İmparatorluğu’nda tarih dersleri, Türk tarihi bilgisi vermenin ötesinde Tanzimat Fermanı anlayışıyla gündeme gelen Osmanlı vatandaşı kimliğini inşa etmek gibi bir amaç benimsediği için programın bel kemiğini hanedan tarihi oluşturmaktaydı. Bununla birlikte, 1860’lardan sonra, okul tarih kitaplarına tam olarak yansımasa da Türklerin tarihine ilişkin çeviri ve telif eserler görülmeye başladı. Ahmet Vefik Paşa, Ebulgazi Bahadır Han’ın Secere-i Türkî’sini, Türkiye Türkçesine çevirdi. M. Celalettin Paşa, (1869) Eski ve Yeni Türkler’i yayımladı. Bu ikincisinde, Batı uygarlığını yaratmış kavimler ile Türklerin aynı kökenden geldiği öne sürülmüştü. Süleyman Paşa da Batı tarih kitaplarının Türkler hakkında yanlış bilgi verdiğini görerek, yalnız birinci cildi yayımlanan Tarih-i Alem’inde (1876) Türklere geniş yer ayırmıştı. Süleyman Paşa, Fransız tarihçi Deguignes’nin kitabını büyük ölçüde kullanmıştı. Bunun yanı sıra Leon Cahun’un çalışmaları Türkçeye çevrilmiş ve bu gençler arasında derin etkiler bırakmıştı.

II. Abdülhamit Dönemi’nde tarih dersleri, sıbyân okullarından kaldırıldı. Rüştiye¬lerde de milletleri, hükümdarlarına karşı isyana teşvik eden Fransız İnkılâbı’nın etkisini gençler arasında azaltmak için Tarih-i Umumî’nin çıkarıldığı dikkati çekmektedir.

II. Meşrutiyet’ten sonra, Sâtı Bey ve arkadaşlarının çalışmaları, bir nebze olsun ilköğretim tarih programlarında hissedilmiştir. Böylece, ilkokul tarih programları ortaöğretim programlarına göre daha pedagojik tasarlanmıştı.

Cumhuriyet’in ilanı arkasından Vâsıf Bey’in (Çınar) Maarif Vekilliği döneminde II. Heyet-i İlmiye toplanarak, tarih müfredat programları ve ders kitapları Cumhuriyet’in ruhuna uygun bir şekilde düzenledi. Prof. Hakkı Dursun Yıldız’ın da belirttiği üzere, Atatürk zamanında Türk tarihi gerek ilmî araştırmalarda ve gerekse öğretimde lâyık olduğu mevkiye yükseltilmiştir. Atatürk, Türk Tarih Kurumu’nu Türk tarihi hakkında ilmî araştırmalar yapması için kurduğu gibi, orta ve yüksek öğretimde özellikle Türk tarihinin okutulmasını istemiştir. Fakat, sultanilerdeki pedagojik anlayıştan yoksunluk, günümüz lise tarih programlarında da kendisini hissettirmektedir. Lise tarih programları, amaçlara uygun içerik yazmanın yerine, bir tarih kitabının konu başlıklarının programa dönüştürülmesini hatırlatmaktadır.

Tarih öğretimi meselesinin can damarını, tarih müfredat programlarının geliştirilmesi, hazırlanması ve öğretmen yetiştirilmesi oluşturmaktadır. Tarih programlarında benimsenen tarih anlayışı ve tanımı ile yakından ilişkili olarak; tarih öğretiminin amaçları, içeriği, yöntem ve teknikleri, öğretim araçlarına yaklaşımlar da şekillenmektedir. Türkiye’de olaylar arasında nedensellik bağıntısı kurmak tarih öğretiminde birincil temel olarak alınarak, tarih sebep-sonuç ilişkisine indirgenmekte ve kaba bir pozitivist bilim yorumu yapılmaktadır. Öte yandan sebep-sonuç ilişkisi de keşfettirilmemekte, tersine öğretmen tarafından dikte edilmektedir. Avrupa’da ve Amerika’da tarih öğretimi, İnsanlığın Başarılarının Takdiri, Kronoloji, Benzerlik-Farklılık, Değişim-Süreklilik, Nedensellik, Kaynak Kullanımı, Kanıt Değerlendirme, Tarihin Yorumlanması, Kültürel Miras, Demokrasi, İnsan Hakları gibi temel kavramlar üzerine inşa edilmiştir.

  1. Tarih Öğretiminin Amaçları Meselesi

1897’da Fransa’da olgunluk imtihanı adaylarına sorulan sorulardan biri “Tarih dersleri ne işe yarar?” sorusuydu. 100 adaydan 80’i ya öyle olduğuna inandıkları için ya da hoşa gidileceğini düşündükleri için “vatanseverliği coşturmaya yarar” cevabını vermişlerdi. Öyle görülüyor ki, o yıllarda Prusya’nın etkisiyle, vatandaşlık eğitimi olarak tarih anlayışı tüm Avrupa’ya yayılmıştı. Ziya Gökalp, eğitimin amacının belirlenmesinde en önemli kaynağın millî buhran olduğunu ve Prusya’da da bu tür gayenin kabul edilmesinde yaşadıkları millî felaket olduğunu ifade etmişti. Halbuki Prusyalıların benimsediği görüşte olmayanlar da yok değildi, ama sayıları azdı. Örneğin, Fransız tarihçilerden Fustel de Coulange “tarih ne işe yarar?” diye sorulduğunda, “O, hiçbir işe yaramaz” diyerek, tarih araştırmalarının daha nesnel bir boyutta yapılma ortamını hazırlamaya çalışmıştı.

Türkiye’de de II. Meşrutiyet Dönemi’nde; tarih dersleri, “millî ve vatanî terbiye” aracı olarak görülmüştür. Öyle ki 1910 yılında Sâtı Bey, “Târih Tedrisatının Usûl-i Esâsiyyesi” adlı makalesinde tarih dersinin Mutlakıyet döneminin (1876-1908) ne kadar kötülüklere neden olduğunu, Meşrutiyet idaresinin ne kadar iyi bir idare olduğunu göstermesi gerektiğini yazmaktaydı. Bunun yanı sıra, tarih dersi, Sâtı Bey’e göre, Meşrutiyet’in, özgürlüğün ne kadar uzun yoksulluklar, ne kadar cânsipârâne uğraşmalar sonucunda elde edildiğini anlatmalıydı.

Sâtı Bey, Meşrutiyet Dönemi’nde, okullarda tarih öğretimin amacının tarihî isimleri, olayları, rakamları, tarihleri ezberletme olduğu yanlış anlayışını fark etmiş ve eleştirmişti. Bununla birlikte, ilköğretim düzeyinde tarih öğretimi amacının ahlâk eğitimi, vatan eğitimini içermesi gerektiğini vurgulamıştı. Bu düzeyde, Sâtı Bey, çıkarsama ve siyasal akıl yürütmenin temel alınmasının boş yere vakit geçirmek olacağını düşünmekteydi.

Ali Reşad, 1912’de yazdığı bir makalede ilköğretim ve ortaöğretim düzeylerinde tarih öğretiminin amaçlarının farklı olması gerektiğini belirtmiştir. Örneğin, ona göre ilkokul için tarih öğretiminin amacı; manevi ve ahlâk terbiyesine geliştirmek olmalıydı. Ortaöğretim de ise tarih öğretiminin amacı, gerçeklerin öğretilmesi, olayların gerçek sebeplerinin öğretilmesiydi. Üstelik, Ali Reşad’a göre, ortaöğretim tarihi, ahlâk terbiyesi gibi bir amaca da hizmet etmemeliydi.

1950 yıllarında ABD ve SSCB arasındaki uzay rekabeti, kendini Amerikan okul programlarında da hissettirmiştir. SSCB’nin Sputnik füzesini uzaya göndermesi Amerikalıları tedirgin etmiş, ilköğretim ders programlarında bilimadamı yetiştirmeye yönelik amaçlar benimsenmiştir. Çocukların bilimlerin yapısı ile karşılaştırılmasına yönelik bir hava yaşanmıştır. Bu dönemin düşünce yapısını Bruner’in “Eğitim Süreci” kitabı oldukça iyi yansıtmaktadır. Tarih dersleri de bu akımdan etkilenmiştir. Böylece çocuğa tarihçi becerilerinin kazandırılması, problem çözme ve karar verme becerilerinin geliştirilmesi gibi daha pedagojik amaçların benimsenmesi ön plana çıkmıştır. Aslında İngiltere, Fransa ve Almanya gibi ülkelerin programları incelendiğinde 1890’larda benzer amaçlar ile karşılaşmak mümkündür. Özellikle 1910 yılı sonrası İngiltere’nin bu türden amaçları be¬nimsediği görülmektedir. Fakat bu amaçların baskın bir hale gelmesi, Amerika’da 1929 Dünya Ekonomik Krizi ve 1950 sonrası SSCB ile rekabet neticesinde olmuştur.

Bu etki kendisini, Türkiye’ye gecikmeli olarak 1970’li yıllar tarih programlarında hissettirdi, fakat kalıcı olmadı. 1970 ortaokul tarih programı, problem merkezli tarih dersi işlenmesini öngörmekteydi. Buna göre, öğretmen her konu için öğrencilere bir çalışma plânı verecekti. Bu çalışma plânı bir muhtıra şeklinde olmayıp, öğrencileri kendi kendine çalışmaya yöneltici nitelikte olacak ve başlıca şu kısımları içerecekti:

  1. Öğrenciler tarafından incelenecek ders konusunun bir problem halinde ortaya konması,
  2. Belirtilen problemin ana hatları,
  3. Her ana fikri açıklayıcı sorular.

1970’li yıllarda Türkiye’de tarih öğretmenlerinin tarih konularını bu şekilde işlediğini düşünmek oldukça zor görünüyor.

I. Dünya Savaşı ve II. Dünya Savaşı sonrası kurulan örgütler, daha barışçı bir dünyanın inşası için tarih öğretiminin amaçları ve içeriğine el atmıştır. Karal’ın da ifade ettiği gibi böylece tarih öğretiminde dördüncü bir merhale yaşanmaya başlamıştır. Bu merhalede tarih öğretiminin millîyetçi karakteri reddedilmemekle birlikte, bireyleri dünya vatandaşlığı gibi daha üst kimliklere hazırlayıcı amaçları benimseme önem kazanmıştır. Örneğin, günümüzde Avrupa’da tarih öğretimi ile “Avrupalılık kimliğinin” kazandırılması öncelikli ideolojik amaç olarak karşımıza çıkmaktadır.

Bugün artık, çağdaş ülkelerde tarih öğretimi, problem çözme becerisinin geliştirilmesi, yaratıcı düşünme, empati gibi kavramlar ile birlikte anılmaktır. Buralarda tarih, ezberlenecek bir konu alanı olmaktan çok, bir araştırma ve soruşturma tarzı olarak sunulur olmuştur. Dilek’in de ifade ettiği gibi, Avrupa’da tarih öğretiminin disiplin içi amaçlarının mı yoksa geleneksel amaçlarının mı önemli olduğuna ilişkin tartışmada birincisi daha ağırlık kazanmıştır.

  1. Tarih Müfredatının İçeriği Meselesi

Türk tarihi öğretiminin en önemli meselelerinden biri programın içeriği etrafında yaşanmaktadır. Atsız’ın ve Karal’ın da belirttiği gibi, okullarda tarih öğretiminin içerik açısından geniş bir sahaya yayılması, millî tarihimizin yapısından kaynaklanmaktadır. Gerçekten bazen Çin’de, bazen Mısır’da ve bazen de Avrupa’da görülen Türklerin tarihini anlamlı bir bütün içinde öğrencilere sunmak oldukça zordur. Bu da tarih öğretiminde müfredat programlarının ağır olmasına neden olmaktadır.

Tarih konularının seçimi ve oranlarının belirlenmesi günümüzde hâlâ önemini korumaktadır. Bir kısım tarihçi ve aydın, Avrupa ve Dünya tarihinin nitelik ve nicelik açısından yeterli olmadığını ileri sürerken, bir kısmı da Türk tarihinin benzer bir kaderi yaşadığını savunmaktadır. Osmanlı döneminde ortaöğretimde tarih dersleri, Tarih-i Osmanî ve Tarih-i Umumî olarak iki ayrı ders olarak okutulmuştur. Tarih-i Umumî dersi kitapları Fransızca kitaplardan tercüme edilmişti. Bugün Dünya tarihi ve Türk tarihi birer ünite olarak aynı programda toplanma yoluna gidildi. Aslında geçmişte olduğu gibi ortaöğretimde yeterince geniş olan Türk tarihi ile Dünya tarihini ayrı dersler olarak okutmakta yarar vardır. Türk tarihi, Avrupa tarihi olmaksızın okutulamayacağı gibi, Avrupa tarihi de Türk tarihi olmaksızın okutulamaz. İyi bir tarih öğretmeni, derslerinde senkronik bakış açısını sergileyebilir, ama bu yeterli değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ