“TEREKE DEFTERLERİ”

Yrd. Doç. Dr. Alpay BİZBİRLİK

Osmanlı Devleti’nin ekonomik, sosyal ve şehircilik tarihine dair araştırmalar için özellikle XVI. yüzyılın ikinci yarısından itibaren başlatılan çalışmalarda içerdiği malzemelerden dolayı kullanılması elzem olan kaynakların biri Şer’iyye Sicilleri, mahkeme kararları, zabıtlar, hüccetler, borç senetleri, emir suretleri, avarız kayıtları, mülk satışları ve narh fiyatları gibi belgelerin yanında, dağınık olarak tereke kayıtlarını da içermektedir. Bu kayıtların dışında devletin büyük merkezlerinde görülen Tereke Defterleri ve yüksek dereceli memurların tereke dökümünün yer aldığı müstakil defterler de bulunmaktadır.[1]

Tereke Defterleri, ölenlerin sosyal konumuna, medenî haline ve aile yapılarına ait bilgiler yanında, hayattaki tasarruflarındaki her türlü giyim ve kullanım eşyaları ile diğer mallarının (menkul- gayri menkul) dökümünü içerir. Bu bilgiler kaydedilirken, ölenin mallarının tahmini veya satışları sonunda gerçekleşen fiyatları da verilmektedir. Bu durum devletin yayıldığı geniş coğrafyada resmî narh ile reel fiyatların farkı ve zümreler arasındaki servet dağılımını izleyebilmek açısından önemlidir.[2] Defterlerde mallar bu şekilde fiyatları kaydedilerek verilirken, bir şey daha vurgulanmaktaydı. Bu, nerelerde üretildiklerine dair ülke, şehir veya kasaba isimlerinin de yazılmasıydı. Bu durum Osmanlı iç ve dış ticareti ile ilgili fikir vermenin yanında, ülke içi üretim merkezleri hakkında da yorum yapabilmek için bu defterlerin başvurulabilecek kaynaklar olabileceğini göstermektedir.

Tereke Defterleri bu çalışmada öncelikle kaydedilen mallar ve üretim yerlerinin değerlendirilmesi açısından incelenecek, bu konular üzerinde ortaya çıkacak tereddütler ve problemler giderilmeye çalışılacaktır. Bu çerçevede en büyük problem, aslında belgelerde tam manasıyla açıklayıcı bir bilgi bulunmayan malların üretim yerlerine göre teşhisi, dökümü, muayenesi ve fiyatlandırılması işini kimlerin ne şekilde yaptığı, dolayısıyla mallar hakkındaki tüm kayıtların güvenilirliğidir. Bu problem hakkında kaynaklarda tam manası ile açıklayıcı bir ibare maalesef yer almamaktadır. Ancak şimdiye kadar yapılan bazı araştırmalarda kadıların muhallefatı kassamlar vasıtasıyla sayıma tâbi tutup, malları yetkili bilirkişiler (ehl-i hibre) veya dellaller vasıtasıyla değerlendirme işlemine tâbi tuttuğu, böylece teferruatlı listelerin ortaya çıktığı belirtilmiştir.[3] Bu duruma benzer bir değerlendirme de mahkemedeki şahitlerin bir tür bilirkişilik yaptıkları, duruma göre bu kişilerin kimliklerinin değiştiği, yapılan işte ihtiyaç olursa ehl-i hırfetten de kişilerin şahitler arasında bulunduğu şeklindedir.[4]

Müstakil Muhallefat ve Tereke Defterleri incelendiğinde de, ölenin muhallefatının tasnifi sırasında görev alanlar arasında dellal şeklinde genel bir kayıt olduğu gibi, dellal-ı esvab, dellal-ı sarraf, dellal-ı ganem, dellal-ı cariye, dellal-ı hayvanat, dellal-ı kereste ve dellal-ı hane gibi çeşitli hallerde uzmanlaşmış kişiler malların muayenesi ve fiyatların takdiri işlerini yaparlarken, dellal-ı halli adı verilen ve sadece tasnif ve tanımlama işini yapan dellallar da vardı[5] ve bunlar mümkün olduğu kadar malların üretim yerlerini ve cinsini belirlemekteydiler. Malların tasnifi, üretim yerlerinin ve fiyatlarının belirtilmesi vs. işleri ile uğraşan bir bilirkişinin varlığının tespiti ve bütün bu işlerin herhangi bir kişi tarafından tesadüfi olarak yapılmadığını gördükten sonra belgeler üzerinde incelememize başlayabiliriz:

İlk olarak yapılan iş incelediğimiz belgelerde konumuz çerçevesin de özellikle üretim yerleri belirtilen, çoğunlukla gündelik hayatta kullanılan eşyaları listeler arasından seçerek, bu malların ilk önce Osmanlı ülkesi içinde üretilip üretilmediği ya da dışarıdan gelip gelmediğinin kayıtlar yardımı ile tespiti işlemidir.

İkinci işlemse, Osmanlı ülkesinde ve ülke dışında üretilen malların neler olduğu ve üretim merkezlerinin tespiti işlemidir ki, bu işlem sonucunda, gerek ülke dışında gerekse içinde nerelerde ne tür malların üretildiği, hangi üretim merkezlerinin daha çok tercih edildiği, ülke dışından ne tür malların geldiği vb. sorulara cevap verilmiş olunacaktır.

Bu işlemler yapılırken kullanılan belgeler Edirne’ye ait bir Tereke Defterinden seçilmiş olup,[6] 5 S. 953/7 Nisan 1546-5 B. 1033/17 Kasım 1659 arasına ait 72 adet muhallefat listesinden oluşmaktadır.

Belgelerin Değerlendirilmesi

I. Ticarete Dair Veriler

Tereke kayıtları incelendiği zaman ilk anda dikkati çeken şey, çok fazla kullanım eşyası ismi, üretim yerleri ve diğer etnografik malzemenin alt alta listelendiğidir. Bu zengin malzeme, dönemin halk ve yönetici sınıfının kültürüne, ekonomik durumuna dair yorum yapabilecek veriler sunmanın yanında, aynı zamanda ticarî hareketlilik hakkında da fikir verebilecek durumdadır. Şöyle ki, vefat edenin yaşadığı kentte üretilen mallar dışındaki malzemenin üretim yerinin belirtilmesi durumu, o malın aynı zamanda bir şekilde bulunulan yere gelmiş olduğunu, ya da tereke sahibinin üretim yerine giderek o malı aldığını, bunun yanında üretim yeri belirtilen malın orada üretilmenin yanında satılacak kadar arza sahip olduğunu da göstermektedir. İşte bu durum belgelere, Osmanlı ülkesinde kentler arası sıkı bir ticaret bağının mevcudiyetini, ülke dışında üretilen malların dış ticaret (ithalat) yoluyla ülkeye girdiğini ve satıldığını bildiren diğer verilere destekçi olma özelliği de kazandırmaktadır.

a) Dış Ticaret: yüzyıl başlarından itibaren Osmanlı Devleti peyderpey genişlemeye başlamış ve yüzyılın sonlarına doğru en geniş topraklarına ulaşmış bir devlet olmasına rağmen, Batıda özellikle XV. yüzyılın sonları, XVI. yüzyılın başlarından itibaren coğrafî keşiflerin de etkili olduğu zenginlik ve takiben uluslararası yeni bir ticaret anlayışının gelişmesi durumuna ayak uyduramamış ve bu durum Osmanlı ülkesini iyi bir pazar pozisyonuna sokmuştur.

Gelişen dünya ticareti içinde iyi bir yer tutamayan devlet, sınırları dahilinde yürüyen iç ticaret ile yetinmek zorunda kalmış, dış ticarette ise hammadde ihraç etmek, karşılığında mamul madde ithal etmekten öteye bir atılımda bulunamamıştır.[7] Bu dönem dış ticaretinde devlet Batılılardan aldığı karşılığında onlara da bir şeyler sattığı için ticaret açığı o kadar vahim olmamakla beraber, doğu ile yapılan ticarette açık çok büyüktü. Çünkü oradan hep alım yapılmakta, satım o oranda büyük olmadığı için açık her zaman Osmanlı Devleti aleyhine büyümektedir.[8]

İncelediğimiz yöre ve bu yöreye ait muhallefat listeleri de yukarıda değinilen kanaatları doğrular mahiyettedir. Belgelere göre Osmanlı Devleti’nin önemli kentlerinden biri olan Edirne’ye dış ticaret yoluyla daha çok mamul malzemeler gelmiştir. Kayıtlara göre şehre ülke dışından 13 üretim merkezi mal vermektedir. Bunların çoğu Avrupa ülkeleri olup, içlerinden 4’ü Doğu Avrupa, 4’ü Güney Avrupa, 1’i Doğu Akdeniz, 1’i Batı Avrupa kent ve ülkelerindendir. Bu dönemde bazı malların menşei de “Freng” şeklinde genel bir ifade ile verilmiştir. Bu tür kayıt dışında, doğu ülkelerinden de oldukça fazla mal alındığını tereke kayıtlarındaki sayılardan anlamaktayız. Doğu ülkelerinden Edirne şehrine mal verenler İran (Acem) ve Hindistan olup, bu iki ülkeden alınan mal miktarı ve mallardaki çeşit zenginliği aşağı yukarı tüm Avrupa ülkelerine eşittir. (Bkz. Tablo II) Bu durumda Edirne örneği de tüm devlet için söylenenleri doğrular mahiyettedir. Şöyle ki XVI. yüzyılda Osmanlı dış ticaretinde Orta ve Batı Avrupa’nın payı sınırlı olup, daha çok Doğu Akdeniz, Doğu Avrupa ve Orta Doğu bölgelerinden gelen mallara yöneliş söz konusuydu.[9] Bu dönemde Osmanlı ülkesine dışardan giren işlenmiş malların büyük bir çoğunluğu henüz doğudan, özellikle Hindistan’dan geliyordu.[10] Gerçekten bu dönemde yeni güzergah keşiflerinin ve Portekiz baskısının etkisiyle doğudan mal akışı zorlaşmış ve azalmışsa da, eski güzergah hâlâ önemli ölçüde iş yapmaktaydı[11] ve bu durum ithalattaki tercihleri de etkilemekteydi.

b) İç Ticaret: Osmanlı Devleti XVI. yüzyılda Karadeniz ve çevresi, Akdeniz dünyasının büyük bir bölümü ve Orta Avrupa’ya kadar geniş coğrafyalara hükmeden geniş bir devlet görünümünde olup, aynı zamanda önemli kara ve deniz yollarını kontrol etmekteydi. Bu dönemde devlet aslında geniş ölçüde üretim yapan bir endüstriye de sahipti, hatta özellikle önemli ticaret güzergahlarında olan bölgelerde, yörenin ticaret kapasitesinin üstünde üretim yapabilen ve dışarıya mal satabilen çeşitli sanayi kuruluşları da vardı.[12]

Klasik dönem ve onu takip eden yıllarda Osmanlı Devleti’nde özellikle pahada ağır olan, işçilik ve kalitede ön sıralarda yer alan, tanınmış, ülke içinde ve dışında üretilen mallar için, kırsal alanda büyük toprak sahipleri veya bunları işletme hakkını sağlamış kimseler ile bürokrasi ve saray mensupları gibi yüksek düzeyde tüketim yaşantısına sahip müşteriler de vardı.[13] Bu parasal olarak

güçlü ancak talep olarak daha seçici müşteri kitlesi yanında kırsal alanda yaşayan köylü ve şehirlerdeki orta tabaka halk ve görevliler topluluğunun oluşturduğu daha geniş bir kitlenin varlığı daha büyük bir talep ve arz ilişkisi oluşturmakta, bu da ülke içi ticarette hareketliliğe sebep olmaktaydı.

Edirne örneğinde, tereke listelerine göre, şehre, ülke içinde 37 farklı bölgeden mal gelmiş, bunlar alınıp satılmıştır. Bu üretim merkezlerinin çoğu, Anadolu kent ve kasabalarından olup, İstanbul dahil toplam 14 olan üretim yerlerinin 6’sı Marmara, 2’si Orta Anadolu, 3’ü Ege, 2’si Karadeniz ve 1’i Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yer almaktadır. Bu grubu Cezayir’den Suriye’ye kadar olan Orta Doğu-Arap bölgelerine ait kent ve kasabalar takip ederler. Bunların sayısı 10’dur. Üçüncü olarak Rumeli ve Doğu Avrupa’daki Osmanlı kent ve kasabaları gelir. Sayıları 9’dur. Dördüncü grup olarak Osmanlı hakimiyetindeki adalar gelir. Sayıları 2’dir. Son olarak 1 üretim merkezi ile Karadeniz’in kuzeyi ve yine 1 üretim merkezi ile Kafkasya bölgeleri bu grupları takip etmektedirler.

İncelediğimiz dönemde Edirne kentine gelmiş ve muhallefat listelerine girmiş olan malların fiyatlarına ve çeşitliliğine göre bir ayrıma gidildiğinde de, Anadolu’daki Bursa dışında Orta Doğu ve Mısır’daki üretim merkezlerinin açık bir üstünlüğü söz konusudur. En azından Edirne kentinde tüketim tercihi açısından, Anadolu, Orta Doğu ve diğer geleneksel üretim merkezlerinin tercih edilmediği görülür. Ayrıca kent Rumeli bölgesinde olmasına ve taşıma ücretlerinin yakın üretim merkezlerinden mal getirilince daha ucuz olmasına rağmen Selanik hariç çevre üretim merkezlerinden fazla mal gelmediği, üretim merkezlerinin Anadolu ve Orta Doğu bölgelerindekilere göre sayıca az ve üretim çeşitliliği açısından zayıf olduğu görülmektedir.

II. Terekelerde Geçen Mallar (Üretilenler-Üretim Kolları)

a) Dış Ticaretle Gelenler (İthal Edilenler) ve Üretim Kolları: Yukarıda değinildiği gibi Edirne kentine gelen ve alışverişe sunulmuş olan mallardan bazıları da dış ticaret yoluyla ülkeye girmekteydi. Bu mallardan çoğu genel kanaate uygun olarak mamul mallardan oluşmaktadır. Bu mallar dışında pahalı bir ihtiyaç olan baharat ve gıda (tuz) maddeleri de ülkeye girmekteydi. Doğu ülkeleri ile Batı ülkelerinden gelen mallara bakıldığında, bir iki istisna dışında pek büyük fark görülmemektedir. Gerek doğudan, gerekse batıdan Osmanlı Devleti’ne gelen malları üreten üretim kolları ülke içinde de oldukça güçlü dokuma, tekstil, toprak sanayi ve dokuma sanayiine bağlı boya sanayi olduğu görülmektedir. Bunların dışında ülke içinde bir öncekiler kadar yaygın olmasa da faaliyet gösteren değerli maden işletmeciği (kuyumculuk), silah sanayi, kağıt sanayi ve optik malzeme üretim kollarının ürettiği mallar da muhallefat listelerinde ithal edilen mallar arasında kaydedilmektedir. Üretilen ve ticarete konu olan mallara gelince, bunların başında çeşitli renk, kalite ve fiyatta olan kumaşlar gelmektedir. En çok zikredilen mal olan kumaşlarda bu dönemde Batının Doğuya yavaş yavaş üstünlük kurmaya başladığını Edirne kayıtlarından da anlamaktayız.[14]

Bu dönemde Edirne örneğinde, İtalyan devletlerinin Osmanlı Devleti’ne mal verenler arasında sayısal olarak üstünlüğü varsa da, mal çeşitliliği açısından üstünlük söz konusu değildir. Bu devletlerden dokuma mamulleri[15] ve Venedik’ten olmak üzere ayna alınmaktaydı. (Bkz. Tablo II)

b) Yerli Üretim ve Üretim Kolları: Belgelerin ait olduğu dönemde Osmanlı Devleti’nin çağın koşullarına göre ileri bir sanayie sahip olduğu bilinmektedir. Geleneksel özelliğini kaybetmemiş çoğunlukla el emeği temelli üretim ülkenin ihtiyaçlarına cevap vermekte, hatta fazlalık vererek ihraç edilmekte idi. Özellikle dokuma sanayii epeyce büyümüştü. Bu sanayi kolu halkın bütün giyim ihtiyaçlarını karşıladığı gibi mamulleri Avrupa’da da talep edilmekte idi.[16] Muhallefat kayıtlarına bakıldığında Edirne kentine dokumacılık dışında mal veren üretim kolları, giyim sanayi, toprak sanayi, demircilik, silah sanayi, dericilik, kuyumculuk ve kumaş boyama sanayiidir.

Dokuma sanayiinin ülke çapında belli başlı merkezleri, Isparta, Afyon, Denizli, Bursa, Balıkesir, Konya, Ankara, Halep, Trabzon, Şam, Anteb, Malatya, Mardin, İstanbul ve Selanik’tir.[17] Mardin, Musul ve Bağdad pamuklularıyla; Halep, astar, işleme, yazma, ipekli, altın ve gümüş sırmalı kumaşlarıyla; Şam, ipeklileriyle; Bursa, ipekli, kadife, alaca, fitil, ibrişim, çatma gibi dokuma çeşitleriyle; İstanbul, diba, kadife, alaca, kemha, ibrişim, aba ve soflarıyla;[18] Kastamonu, ketenleriyle;[19] Edirne, çuha dokumasıyla; Şam, Menemen ve Sakız, çeşitli dokumalarıyla;[20] Filibe, Tırnova ve Balıkesir, aba dokumacılığı ile;[21] Ankara soflarıyla;[22] Manisa, Denizli, Borlu, Diyarbakır, Tokat, Kastamonu, Musul, Kayseri, Beyşehir, boğası, astarlık ve alaca gibi pamuklu dokumalarıyla[23] ünlü olan Osmanlı kentleriydiler. Dokuma sanayiine bağlı olarak gelişmiş ve dünyaca ün kazanmış bir başka üretim kolu daha vardır ki, o da boyacılıktır. Anadolu’da ki boyahaneler XVI. yüzyıldan başlayarak Tokat, Çorum, Merzifon, Ankara, Kayseri, Adana, Urfa, Malatya, Maraş, Anteb gibi belli başlı şehirlerde toplanmıştır.[24]

Tereke kayıtlarına bakıldığında, yapılan karşılaştırma sonucunda çoğu benzeşmelerin yanında, bazı farklılıkların olduğu da görülmektedir. Listelere göre; Yanbolu, İmroz, Selanik ve Tırnova önemli kebe üretim merkezi, Bursa, Mısır, Şam, Bağdad, Tire, Haleb ve yine Selanik ise ipekli ve pamuklu olmak üzere çeşitli kumaşların üretildiği, bunlar kadar çeşitli olmasa da, İmroz, Tokat, Göynük, Ermenek, Tire, Musul, Kıbrıs, Hicaz, Cezayir, Çine, Şirvan, Gazze, Humus, Bilecik, İzladi, Muğla ve Urfa dokumacılık sektörünün kuvvetli olduğu üretim bölgeleridir. Bunlar dışında Kütahya ve İznik’de toprak sanayiinin gelişmiş olduğu görülmektedir. Selanik, Bursa, Bağdad, İstanbul ve Haleb kentleri dokumacılıkta öncü üretim merkezleri olmak yanında, aynı zamanda önemli boyacılık merkezleridir ve bu merkezlerde üretilen çeşitli renklerdeki kumaşlar devletin diğer kentlerinde olduğu gibi Edirne pazarlarında da satılmaktadır.

Yrd. Doç. Dr. Alpay BİZBİRLİK

Celal Bayar Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 10 Sayfa: 731-735

Osmanlı Devleti’nde Ticaret ve Üretime Dair Değerlendirilebilir Bir Kaynak: “Tereke Defterleri” ve Edirne Tereke Defterleri Üzerine Bir Deneme


Dipnotlar:
[1] Bu konuda bkz. BOA, EV. HMH, 4485 nolu defter; C. Telci, “Aydın Muhassılı Abdullah Paşa ve 1148 (1735) Senesinde Zaptedilen Muhallefatı”, Tarih İncelemeleri Dergisi, XV, İzmir 2000, s. 199-220, bu makalede müstakil defter kullanılmış olup, buna dair örnekleri arttırmak mümkündür. Tereke Defterleri için en iyi örnek Ö. Lütfi Barkan, “Edirne Askerî Kassamına Ait Tereke Defterleri”, Belgeler, III, S. 5-6, Ankara 1966 isimli çalışmadır.
[2] Ö. Lütfi Barkan, a.g.e., s. 1, 2.
[3] Ö. Lütfi Barkan, a.g.e., s. 2. Buna ek olarak yazar sayfa 75’de bu işleme ait görüşlerini şu şekilde aktarmaktadır: “Dellaller vasıtasıyla ve arttırma usulüyle satışa çıkartılarak veya bilirkişiler tarafından tahmin ve takdir yoluyla kıymeti tayin edilen ve bazen hakikaten paraya çevrilmiş olan bu malların bilhassa kullanılmış olanlarının, her zaman hakiki kıymetleri ile kaydedildiği söylenemez ise de, miras taksiminde alakalı olanların dikkat ve kontrolleri(nin) onların hakikate yakın bir şekilde değerlendirildiklerini kabul etmemize müsaittir” demektedir.
[4] İlber Ortaylı, Hukuk ve İdare Adamı Olarak Osmanlı Devleti’nde Kadı, Ankara 1994, s. 63 ve 55 numaralı dipnot.
[5] Ö. Lütfi Barkan, a.g.e., s. 97, 106, 204, 350, 364 vd.
[6] Bu belgeler daha önce listeler halinde Ö. Lütfi Barkan tarafından neşredilen 93 adet belge arasından seçilmiştir.
[7] Bkz. Halime Doğru, 18. Yüzyıl’a Kadar Osmanlı Kentlerinin Sosyal ve Ekonomik Görüntüsü, Eskişehir 1995, s. 145, 146 vd.
[8] Gilles Veinstein, “Büyüklüğü İçinde İmparatorluk”, Osmanlı İmparatorluğu Tarihi, I, (Editör: R. Mantran), İstanbul 1995, s. 272; M. Akdağ, Türk Halkının Dirlik ve Düzenlik Kavgası, İstanbul 1975, s. 84-86.
[9] Bilgi için bkz. Şevket Pamuk, 100 Soruda Osmanlı-Türkiye İktisadi Tarihi (1500-1914), İstanbul 1993.
[10] Mustafa Akdağ, a.g.e., s. 85-86.
[11] Albert Howe Lybyer, “Osmanlı Türkleri ve Doğu Ticaret Yolları”, (Çev. Necmi Ülker), Tarih İncelemeleri Dergisi, III, İzmir 1987, s. 151; Robert Mantran, “XVIII. Yüzyılda Osmanlı İmparatorluğu’nda Ticaretin Değişmesi”, (Çev. Zeki Arıkan), Tarih İncelemeleri Dergisi, III, İzmir 1987, s. 159.
[12] Haydar Kazgan, Sanayi Tarihi, İstanbul 1982, s. 5-37; Ayrıca bkz. Halime Doğru, Osmanlı Kentlerinin Ekonomik Görüntüsü, Eskişehir 1995.
[13] Haydar Kazgan, a.g.e., s. 5, 37.
[14] Bu veriyi doğrulayıcı bilgi için bkz. Bruce Mac Gowan, Economic Life in Ottoman Europe, Taxation, Trade and Struggle for Land, 1600-1800, Cambridge-Sydney 1981, s. 21. Şevket Pamuk, Osmanlı Ekonomisinde Bağımlılık ve Büyüme, İstanbul 1994, s. 124;.
[15] Tablo II’de yer alan en önemli dokuma türü çuha olup, daha çok Venedik, Fransız ve en çokta İngiliz ve Hollanda malı olanlar kullanılıyordu. Bkz. Osmanlı Devleti Tarihi, (Editör: E. İhsanoğlu), II, İstanbul 1999, s. 627-628.
[16] M. Akdağ, Türkiye’nin İktisadi ve İçtimai Tarihi, II, İstanbul 1995, s. 147-149.
[17] N. Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı, İstanbul 1978, s. 35-42.
[18] N. Sevinç, Osmanlı Sosyal ve Ekonomik Düzeni, İstanbul 1985, s. 70-72.
[19] N. Sevinç, Osmanlılarda Sosyo-Ekonomik Yapı, İstanbul 1978, s. 35-42.
[20] E. Diez, O. Aslanapa, Türk Sanatı, İstanbul 1955, s. 110,116.
[21] Osmanlı Devleti Tarihi, (Editör: E. İhsanoğlu), II, s. 628, 629.
[22] Daha geniş bilgi için bkz. Özer Ergenç, XVI. Yüzyılda Ankara ve Konya, Ankara 1995.
[23] Osmanlı Devleti Tarihi, (Editör: E. İhsanoğlu), II, s. 632.
[24] Osmanlı Devleti Tarihi, (Editör: E. İhsanoğlu), II, s. 634.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.