TATARİSTAN CUMHURİYETİ

Prof. Dr. Nadir DEVLET

Tatar Adı

Bu Türkî cumhuriyetin siyasî konumu hakkında bilgi vermeden önce, “Tatar” adını açıklamakta fayda vardır. Bugün Tatar adı ancak iki Türkî boy için: Genelde Volga boyunda yaşayan Kazanlılar (Kazan Tatarı) ve başlıca Özbekistan’daki sürgün yerinde yaşayan Kırımlılar (Kırım Tatarı) için resmî ad olarak kullanılmaktadır. Çarlık Rusyası devrinde hemen hemen bütün Türkîler için Tatar adı kullanılmışsa da, şimdi bundan vazgeçilmiştir. “Tatar” adının esasta bir Moğul boyunun adı olduğu için bilhassa Türkîye’de bu isme karşı bir antipati mevcut olmakla birlikte, bu mesele bir ilmî münakaşa konusudur. Fakat gerçek şudur ki, bugün Kazanlılar ve Kırımlılar kendilerine Tatar demekte ve Tatar milletinin mensubu olarak saymaktadır. Ancak Kırımlılar kendilerini Kazanlılardan ayırmak için “Kırım Tatarı” tabirini kullanmaktalarsa da, sayıca çok üstün olan Kazanlılar Kazan Tatarı demeyi gerek görmeden ancak kendilerini Tatar diye adlandırmaktadırlar.

Mişer: Çiştopal, Spassk rayonlarında (bölge-mahalle) ve batıda Ryazan oblastında yaşarlar. Volga-Fin ve Çuvaş tiplerini andırırlar. Etnograflar onları eski “Meşçera”ların devamı olarak kabul ederler. Mişerler ise kendilerine Tatar derler. 1897’de 64.000, 1926’da ise 242.000 Mişer mevcuttu. Konuşmaları Kazan Tatarcasından bazı ağız farklılıkları gösterir.

Tipter: Başkurdistan’a göç etmiş olanlara (“Defter” sözünden bozulmuş bir tabirdir) verilen addır. 1926’da 27.400 Tipter mevcuttu.

Karagaş (Kundur Tatarları): Astırahan bölgesinde yaşarlar. Nayman, As, Mangut gibi kolları vardır. Takriben 6.000 civarındadırlar.

Kasım Tatarları: Eski Kasım Hanlığı’nın sakinleridir. Konuşmalarında Kazan Tatarlarından bazı ağız farklılıları gösterirler.

Kreşin: XVI. yy.’da zorla Hıristiyanlaştırılan (eski Kreşin) ve XVIII. yy.’da Hıristiyanlaştırılan (yeni Kreşin) olmak üzere iki gurupta mütalaa edilirler. Büyük kısmı XIX. yy. ikinci yarısında İslamiyet’e dönmüştür. 1926’da 100.000 civarında idiler. Dillerinde bir hayli otantik Tatar kelimeleri muhafaza etmişlerdir.

Nagaybak: Çelyabinsk Masti’de (yukarı Ural rayonu) yaşayan 10 bin civarında Hıristiyan Tatarlardır. Nagaybak köyünde (Ik nehri yanında) yaşadıklarından bu adla anılırdı.

Kısa Tarihçe

Bugünkü Kazan (veya İdil) Tatarları İdil-Kama Bulgarları ile XIII. yy.’da Orta Asya’dan bu bölgeye gelen Kıpçak (Kuman) Türklerinin torunlarıdır. Bir Türk boyu olan Bulgarlar VII. yy.’da bu bölgeye yerleşmeye başlayıp, IX. yy.’da bir devlet kurmuşlardı. 922 yılında resmen İslamiyet’i kabul ettiler. 1220’lerde Cengiz Han’ın torunu Batu Han’ın istilası neticesinde Bulgar Devleti burada kurulan Altınordu (1236-1502) devletinin himayesi altına girdi. Altınordu’da çoğunluğu teşkil eden Türkler, Moğol unsurdan fazla olduklarından gene idareyi ellerine aldılar. XV. yy’ın ikinci yarısında Altınordu Devleti’nin çözülme devrinde İdil-Ural ve Altınordu’nun hakim olduğu bölgelerde Kazan (1437-1552), Kırım (1460-1783), Kasım (1445-1681), Astırahan (1466-1556), Sibir (1220-1598) Hanlıkları ve bağımsız Nogay uruğları meydana geldi. Kazan Hanlığı’nın sınırları içinde gene bir Türkî Çuvaşlar, batıda yaşayan Başkurtlar, Fin kavimleri Udmurt (Vot veya Votiak), Mari (Çirmiş) ve Modrvinler bulunuyordu. Bu halklar aynı şekilde eski Bulgar Devleti’nin de sakinleri idi. Uzun mücadelelerden sonra Moskova Knezliği’nin güçlenmesi neticesinde Kazan Hanlığı (1552) düştü. Böylece Rusların doğuya doğru ilerlemesi için herhangi bir tabii engel kalmamış oldu.

Kazan Hanlığı’nın sükûtundan sonraki iki yüzyılda Müslüman Tatarlar büyük siyasî, iktisadî ve dinî takibatların kurbanı oldular ve yerlerini yurtlarını terk ederek daha doğuya bugünkü Başkurdistan’a, Urallara ve ötesine göç etmek zorunda kaldılar. Bir kısmı ise güneyde aşağı İdil bölgesine hicret ettiler. Durumları 1774’teki Pugaçev isyanından sonra bir nebze düzelmeye başladı. Pugaçev’in komutasındaki isyan ordularının ekseriyetini Tatar, Başkurt ve Çuvaşların teşkil etmesine ve isyanın sonunda bastırılmış olmasına rağmen, bu isyan Tatarlara Rus hükümetinin bir takım dinî ve iktisadî tavizler vermesine yol açtı. 1789’da ilan edilen bir kararname ile Orenburg’da müftülük kuruldu ve İslamiyet resmen tanınmış oldu ve 1792’de Tatar tüccarlarına Türkîstan, İran ve Çin’le ticaret yapma müsaadesi verildi. Tatarlar, bilhassa Orta Asya’daki tüccarlarla aynı dinden olduklarından ve aynı Türk dilini konuştuklarından kısa zamanda Rusya’nın doğu ile olan ticaretini kendi kontrolleri altına aldılar. Bu şekilde bir Rus-Tatar işbirliği ancak yarım yüzyıl sürdü ve 1860’larda Tatarlar tekrar devletin desteğindeki Hıristiyanlaştırma ve Ruslaştırmanın kurbanı oldular. Tatarlar, Rus hükümetinin bu keyfi hareketine ufak çaptaki isyanlarla cevap verdiler, bir kısmı yeniden başka bölgelere ve Türkîye’ye göçtüler, fakat İslamiyet’ten vazgeçmediler.

Aynı zamanda Rusya’nın Türkîstan’ı istila faaliyeti tamamlanmış ve Tatarlar hasıl olan bu yeni politik duruma kendilerini uydurma gereğini sezmeye başladılar. Neticede Ruslarla eşit duruma gelmenin ancak Batılılaşma ile mümkün olacağını kavrayan Şihabeddin Mercanî (1818-1889), Hüseyin Feyizhanî (1821-1866) ve Kayyum Nasırî (1825-1902) gibi şahıslar dinde ve eğitimde reform fikrini ortaya attılar ve bunu yaymaya başladılar. Bundan sonra Paris’te de bulunan Bahçesaray’lı Kırım Tatarı İsmail Gaspıralı’nın (1851-1914) “Dilde, fikirde, işte birlik” şiarını ortaya atarak Rusya İmparatorluğu’ndaki Türkleri birleştirme ve onları Avrupai metotlarla eğitmeyi propagandalardı.

1905 Rus İhtilali söz, toplantı vb. gibi hürriyetler getirince başta Kazan, Kırım Tatarları ve Azerbaycanlılar siyasî ve kültürel faaliyetlere giriştiler. Tatar aydınlarının teşebbüsü ile 1906’da “Müslüman ittifakı” adlı bir siyasî teşekkül kuruldu. Bu arada Tatar gazete ve dergileri mantar gibi yerden bitmeye başladı. Bunlar başlıca Kazan, Ufa, Orenburg, Astırahan, Troisk ve Uralsk gibi merkezlerde yayınlanıyordu. Rusya Müslümanlarının şahsî ve siyasî hürriyet ile sosyal ve iktisadî değişiklikler için yapılan mücadelesinde Tatarlar başı çektiler.

1917 Şubat İhtilali (Ekim İhtilali ile karıştırılmasın) Rusya’da çarlığın devrilmesine ve geniş politik faaliyetlere yol açmıştı. İşte bu atmosferde Moskova’da 1-11 Mayıs 1917 tarihleri arasında “Bütün Rusya Müslümanlarının Kurultayı” düzenlendi ve ilk defa Çar’ın tayin etmediği bir müftü seçildi (Alimcan Barudî). Bunun dışında bu kongre siyasî, askerî, işçi hakları ve maarifle ilgili bir takım kararlar aldı.

1917 Haziranı’nda Kazan’da toplanan kurultay ise “İç Rusya ve Sibirya Müslüman Türk- Tatarlarının” medenî muhtariyetini ilan etti. Bu siyasî teşkilatın başına Paris’te yüksek eğitim görmüş olan Sadri Maksudî (Arsal) getirildi. Kasım ayında bu teşkilat Ufa’ya taşındı ve çeşitli görüşteki insanların katıldığı serbest seçimlerle 120 kişi adı geçen Millet Meclisi’ne seçildi. Bu meclis 29 Kasım 1917’de İdil-Ural Devleti projesini ilan etti. Bu devlet 1918’e kadar, yani Bolşeviklerin Millet Meclisi’ni dağıtmalarına kadar hükümranlığını korudu. 23 Mart 1918’de ise Bolşevikler Sovyet Sosyalist Tatar- Başkurt Cumhuriyeti’ni (İdil-Ural Devleti’nin Sovyet şeklini) kurduklarını ilan etmişlerdi. Bu kararname bir hayli Tatar aydınını Bolşeviklerin safına çekmeye yararlı oldu, fakat Rus komünistleri bu kararnameye karşı çıktılar. Tatar-Başkurt Cumhuriyeti, bu bölgede süren iç savaş sebebiyle gecikti ve Bolşevikler iç savaşı kendi lehlerine bitirince, bu plandan vazgeçerek, 23 Mart 1919’da Başkurt ve 27 Mayıs 1920’de de Tatar Muhtar Cumhuriyetlerini ilan ettiler. Böylece İdil-Ural ufak idarî bölgelere parçalanmış oldu. Vaat edilen Sovyet Sosyalist Tatar-Başkurt Cumhuriyeti yerine iki ufak muhtar cumhuriyetin kurulması Türk birliğinin parçalanmasına sebep oldu. SSCB’deki nüfus oranına göre altıncı sıradaki bir etnik grup olan Tatarlara bu şekilde siyasî-idarî statü verilmesi, sayıca kendilerinden ufak olan etnik gruplardan bile daha az haklara sahip olmalarına yol açtı.

Bu durum 1917’de Bolşevikler safına katılan Tatar-Başkurt aydınlarında ve hatta en ön saftaki komünist liderlerinde huzursuzluk yarattı. Bunun üzerine Tatar-Başkurt komünistlerinin lideri Mirsait Sultangali (ev) kaybedilmiş hakları geri olmak için faaliyete girişti. Bu faaliyetlerinden dolayı 1923’te Komünist Partisi’nden atıldı. O bunun üzerine Tatar, Başkurt, Kazak, Kırgız, Özbek, Türkmen, Tacik, Çuvaş, Azeri gibi bütün, Türk Müslümanları içine alan “Turan Sosyalist Cumhuriyetini” kurma faaliyetlerine girişti. Fakat kısa bir süre sonra ortadan kaldırıldı ve 1930’larda Bolşeviklerle işbirliği yapmış olan hemen hemen bütün aydınlar Stalin’in temizliklerinin kurbanı oldular.

Tatar-Başkurt millî hayali ancak Stalin’in ölümünden ve 1956’da 20. Parti kongresinden sonra bir parça liberalleşti. Tatar klasik eserlerinin baskısına müsaade edildi. Tatar MSSC’de mühim pozisyonlara Tatarlar getirilmeye başlandı. Tataristan Cumhuriyeti muhtar olduğundan ittifak cumhuriyeti statüsüne sahip olan başka milletlerden daha az millî hukuklara sahiptirler. Mesela 6 milyonluk Tatarlar, Milletler Sovyeti’ne (Şurasına) ancak 11 milletvekili yollama hakkına sahipken, l milyon Eston veya l milyon Kırgız 32 milletvekili yollayabilmekteydiler. Bu ise SSCB’deki halklar arasındaki eşitsizliğin bariz bir simgesi olmaktaydı.

Coğrafya

İşte bu Tatarların Rusya Federasyonu içinde Tataristan adlı bir cumhuriyetleri bulunmakta olup, başkenti Kazan’dır. 27 Mayıs 1920’de Bütün Rusya İcra Komitesi ile Halk Komiserleri Heyeti tarafından Rusya Federasyonu’na dahil olarak ilan edilen Tatar MSSC, Orta İdil’in kuzeyinde, Avrupa’da ve BDT, Avrupa bölümünde Kama ve İdil nehirlerinin birleştiği yerde kurulmuştur. Sınırları Çuvaşıstan, Mari, Udmurt, Başkurdistan cumhuriyetleri, Ulyanovsk (Simbir), Kirov, Orenburg, Samara (Kuybişev) ülkeleri (oblast) ile çevrilidir. 53° 58’-56° 39’ kuzey enlemleri ile 47° 15’-54° 18° boylamı arasındadır. Yüzölçümü 68 bin km2 olup komşusu Başkurdistan’dan küçüktür. Ahalisi 3,5 milyondan fazladır. Tasarlanan İdil-Ural millî Devleti’nin yüzölçümü 220 bin km2 iken ufak bir Tataristan yaratılarak, Tatarların büyük bir çoğunluğu bu cumhuriyetin sınırları dışında bırakılmış oldu.

Nüfus

Türkî halklar arasında demografik yapışı en karmaşık olan toplulukların başında Kazan Tatarları gelir. Bunun tarihî, siyasî ve ekonomik sebepleri vardır. Tarihî açıdan bakıldığında Rus hakimiyeti altına giren ilk Türkî topluluk (1552 yılında Kazan Hanlığı’nın yıkılması ile) Tatarlar olmuştur. Bu durum, daha sonra Moskova knezliği ile çarlığın uyguladığı politikalar bir hayli Tatar’ı göçe zorlamıştır. Tarihî topraklarda yerli Türkî nüfusun azalmasının ilk sebebi budur. Siyasî faktör olarak ise 1917 İhtilali’ni müteakip Tatarları parçalamaya yönelik uygulamalar gösterilebilir. Buna göre 1919’da Başkurdistan, 1920’de Tataristan muhtar cumhuriyetleri ve oblastlar tesis ederek, Tatarların ancak %25’i kendilerine tahsis edilen cumhuriyetlerde bırakılmışlardır. Bundan dolayı 1920’lerdeki açlık yıllarında bir hayli Tatar Orta Asya cumhuriyetlerine göç etmişti. Ayrıca bu yörelerde Bolşevik hakimiyetini yerleştirmek için rejim, bir hayli Tatar öğretmeni, yöneticiyi, zanaatkarı, mütehassısı ve hatta askerini de bu yörelere sevk etmişti. 1950’li yıllarda Tataristan’ı endüstri ülkesine döndürürken buraya bir hayli yabancı (Rus) işçi getirilerek, nüfus dengesi Tatarlar aleyhine bozulmuştu.

Yukarıdaki ve başka faktörler (mesela ikamet ve çalışma izinlerinin verilmesinde alınan tedbirler) siyasî, ekonomik ve sosyal tedbirlerin neticesinde Tataristan’daki Tatar nüfusunun %50’nin üzerine çıkmaması, yani salt çoğunluk kazanmamasına dikkat edilmiştir. Bu uygulama aşağıdaki tablodan daha açık anlaşılmaktadır.

Tatar ve Ruslar
Yıllar              Tatarların %             Rusların %
1920               50                               Belli değil
1924               51,1                            40.9
1926               45                               43
1939               50,4                            41,8
1956               49,0                            43
1959               47                               43,9
1970               49.0                            42.4
1979               47,6                            44

1989               48,47                         43,25

1989 nüfus sayımına göre (eski SSCB) BDT’deki Tatarların toplam nüfusu 6.645.588 idi ve yıllık 0.74’lük bir nüfus artışı öngörüldüğünde 1992’de bu nüfus 6.794.214’e ulaşmış ve iki bin yılında ise 7.207.005 olacaktır.

1989 nüfus sayımına göre; Tataristan’ın genel nüfusu 3.641.742 olup, %71,7’sini şehir, %28.3’ünü kırsal nüfus veya başka bir ifade ile 2.611.098’ini şehir, 1.030.644’ünü köy halkı teşkil eder. Milletlere göre nüfus dağılımı ise aşağıdaki gibidir.

Cumhuriyetteki Topluğun adı      Nüfusu (1989)         Oranı (%)
Tatar                                                  1.765.404                  48,47
Rus                                                   1.575.404                  43,25
Çuvaş                                                 134.221                     3.68
Ukrain                                                   32.822                      0.9
Mordva                                             28.859                       0,79
Udmurt                                             24.796                       0,71
Mari                                                   19.446                      0,53
Başkurt                                             19.106                       0,52
Diğer. Türkîler-Müs.                           10.300                     0,28

Diğerler                                            31.384                       0,87

Yukarıdaki tablodan görüleceği üzere Tatarlar, Çuvaş, Başkurt ve diğer Türkî azınlıklarla, cumhuriyetteki genel nüfusun %52,95’lik oranına yaklaşabilmektedirler. Fakat Rusların etkili bir etnik unsur olarak varlıklarını sürdürdüklerini görmekteyiz. Yukarıdaki rakamlar

dan Tataristan Cumhuriyeti’nde BDT’de Tatarların ancak %26.56’nın kendi cumhuriyetlerinde, %73,44’ü veya 4.880.184’ü kendilerine tahsis edilen milli bölgelerin dışında kalmaktadırlar. 1989 nüfus sayımına göre Tatarların 5.519.605 (%83,05) Rusya Federasyonu’nda kalanları ise (%16,95) 1.125.983 BDT’nin değişik cumhuriyetlerinde yaşamaktadır. Bunların dağılımı aşağıdaki gibidir.

BDT’nin Değişik Cumhuriyetlerindeki Tatarlar
Cumhuriyet              1979 Nüfusu            %                   1989 Nüfusu %
Özbekistan               531.205         8,6                  467.676         7,0
Kazakistan               312.626         5,1                  327.871         4,9
Ukrayna                    83.906           1.4                  86.789           1,3 
Tacikistan                 78.179           1,3                  72.168           1,1
Kırgızistan                71.744           1.2                  70.068           1,1
Türkmenistan           40.321           0.7                  39.243           0,6
Azerbaycan              31.204           0,5                  28.019           0.4
Belarusya                 10.851           0.2                  12.352           0,2
Litvanya                    3.984              0,1                  5.107              0,1
Letonya                     3.761              0.1                  4.828              0,1
Estonya                     3.195              0,1                  4.058              0,1
Gürcistan                  5.089              0,1                  3.999              0,1

Moldova                    2.618              0,04                3.335              0,05

1979 ile 1989 nüfus sayımlarının neticeleri karşılaştırıldığında Tatarlarda bir göç eğiliminin başladığı anlaşılmaktadır. Yukarıdaki tablo incelendiğinde Türkî Cumhuriyetlerdeki Tatar nüfusunun (Kazakistan hariç) azaldığı görülmektedir. Bunlar arasında Özbekistan’dan Tatar göçünün oranı son on yılda %12 civarına (63.529) ulaşması bu ülkede yabancılara (bunlar Türkî asıllı olsa dahi) karşı reaksiyonunun artması ile izah edilebilir.

SSCB henüz mevcutken iç göçler kontrol altında tutulmaya çalışılmasına rağmen insanlar siyasî ve ekonomik baskılara dayanamayarak daha emin gördükleri bölgelere göçe başlamışlardı. Bu hemen her milli topluluk için geçerlidir. Ancak bu Orta Asya cumhuriyetlerinden göçen Tatarların ancak 50-60 bininin Tataristan’a, kalanlarının ise Tatarların yoğun bulunduğu komşu bölgelere yerleştikleri anlaşılmaktadır.

BTD’de Tatarların Cumhuriyet ve Şehirlere Göre Dağılımı
Rusya                        5.005.757                  5.519.605                  83,1
Tataristan                  1.641.603                  1.765,404                  26,6
Başkurdistan                940.436                  1.120.702                  16,9
Umdurt                      99.139                       110.847
Mordva                      45.765                       47.328
Mari                            40.917                       43.747
Çuvaş                         37.573                       35.689
Komi                           17.836                       25.980
Çelyabinsk ob.                                            219.744                     3,3
Yekaterinabur                                             179.347                     2.7
Orenburg                                                     151.384                     2,5
Perm                                                             157.756                     2,5
Ulyanovsk                                                    134.767                     2.0
Tümen                                                          136.757                     2,1
Samara                                                         103.605                     1,6
Kirov                                                              44.900
Penza                                                           78.236
Gurev                                                            68.637
Kemero                                                         64.821
Astrahan                                                      70.781
Krasnodarsk                                                49.896
Saratov                                                         47.948
Omsk                                                             46.714
Volgarad                                                      25.531
Kurgan                                                         23.507
Tomsk                                                           17.630
İrkutsk                                                           41.474
Novosibirsk                                                  28.549
Primor                                                           19.464
Krasnoyarsk                                                26.072
Rostov                                                          16.106
Moskova                                                       161.444                     2,5
St. Petersburg                                             32.861
Hantı-Mansi M. Ok.             36.898           97.639                       1,4

Yamola-Nenets M. Ok.       8.556              26.431

Tataristan Muhtar Cumhuriyeti kurulurken Tatarların yoğun şekilde yaşadıkları havalileri bu yeni cumhuriyetin sınırları içine katılsaydı mutlaka değişik bir nüfus oranı ile karşılaşacaktı. Şöyle ki, bugünkü Tataristan’a sınırdaş olan Tatarların yoğun olduğu Başkurt, Udmurt, Mari, Çuvaş muhtar cumhuriyetleri, Ulyanovsk, Orenburg, Kuybişev (Samara) ve Kirov ülkeleri katılsa idi Tatarların toplam sayısı 3.493.278 ortak bir Tatar-Başkurt Cumhuriyeti kurulduğu halde ise bugünkü Başkurdistan’ın komşusu ve Tatarların yoğun bulunduğu Çelyabinsk, Sverdlovsk ve Perm ülkeleri de bu ortak cumhuriyete katılacağından Tatar nüfusu 4.050.095’e yükselecekti. Bir adım daha ileri gidilerek, yani Tatarların yoğunluk derecesi göz önünde tutularak sınırlan belirlenecek bir cumhuriyette yukarıda adı geçen Ulyanovsk ülkesine komşu olan Penza ile Kuybişev (Samara) ülkesine komşu Saratov’un Tatar nüfusu da dahil edildiği takdirde bu cumhuriyetteki Tatarların sayısı 4.098.043’e ulaşacaktı. Böylece Rusya’daki Tatarların %74,2’si yani büyük bir çoğunluğu kendi cumhuriyetlerinin sınırlan içinde yaşama şansına bunun sağladığı imkanlardan faydalanma imkanına kavuşmuş olacaktı. Bunun gerçekleşmesi için başta herhangi bir tabiî engel olmayan, teorimizi geliştirir ve 1917 yıllarında gerek milliyetçiler daha sonra yerli Bolşevikler tarafından planlanan İdil- Ural devleti veya Tatar-Başkurt Cumhuriyeti kurulabilse idi, o zaman bu yöre Türkîlerinin (Çuvaşlar hariç) toplam sayışı 5 milyona ulaşmış olacaktı. Bu durumda adı geçen İdil-Ural Devleti sınırlarına Başkurtlarla Tatarların müştereken bulundukları (Başkurt MSSC, Çelyabinsk, Perm, Orenburg, Yekaterinaburg, Kurgan ve Samara ülkeleri) yöreler ve bu yörelerin yerli halkı, olan Türkler ortak bir çatı altında toplanmış olacaklardı. Fakat bir takım siyasî kaygılarla asırlar boyunca birlikte yaşayan, çok az bir şive farkı ile aynı dili konuşan, aynı kültür ve edebiyatın varisi Tatar ve Başkurtları birbirlerinden kopardılar. Bolşevikler bununla da yetinmeyip bilhassa Tatarları değişik ufak cumhuriyet ve idarî bölgelerde bölünmüş bir vaziyette bırakarak onları parçalamayı yeğlediler.

Fakat bugünkü gerçek şudur ki BTD’nin 12 cumhuriyetinin en büyüğü olan Rusya Federasyonu’na dahil Tataristan, toplam Tatar balkının ancak %25’ini içine alan, yüzölçümü yönünden de, BDT’ndeki başka Türk cumhuriyetleri ile mukayese edildiğinde hukuken de ikinci- üçüncü plana atılmış bir kuruluş manzarasını arz etmektedir, işte bu %25’lik nüfusa sahip Tataristan gerek kendine sınırdaş bölgelerde yaşayan, gerek başlıca Orta Asya cumhuriyetlerinde bulunan %75’lik Tatar nüfusu adım da millî kültürü yaşatma gibi zor bir görevi yüklenmiş bulunmaktadır.

Siyasi Yapı

1991 öncesi Tataristan Muhtar Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nde bir anayasası mevcut olup, bu anayasadaki SSCB ve RSFSC anayasalarının örneğine göre hazırlanmış ve harfiyen kopya edilmiştir. Tataristan Cumhuriyeti’nin anayasasına göre en yüksek iktidar ve tek yasama organı Yüksek Sovyet (Şura) idi. Bu yüksek kurula seçilen mebuslar iki yılda bir kere Kazan’da 3-4 günlük bir oturuma davet edilir ve oturumlar Rusça yapılırdı. Tatarca yapılan konuşmalar Rusçaya çevrilir fakat tersi olmazdı. Herkesin Rusça bildiği kabul edilirdi. Bu şura Yüksek Şura Prezidiumunu seçer. Bakanlar Kurulu’nu kurar. Yüksek Mahkemeyi tayin eder, bütçeyi tasdik ederdi. Aslında anayasanın öngördüğü bu görevleri fiiliyatta SBKP’ye doğrudan doğruya bağlı olan Komünist Partileri bulunduğu halde muhtar cumhuriyetler bu haktan da yoksun edilmişlerdi. Tataristan Yüksek Şura Prezidiumu bir başkan, iki başkan yardımcısı ve 11 üyeden müteşekkildi. Tataristan Bakanlar Kurulu (Şurası) bir başkan, yardımcıları, kamu, içişleri, bayındırlık, sağlık, kültür, toprak ıslahı ve su ekonomisi, mahalli endüstri, gıda endüstrisi, eğitim, tarım, sosyal güvenlik, yakıt endüstrisi, ticaret, maliye ve adalet bakanlarından ibaretti. Görüleceği üzere millî savunma, dışişleri, dış ticaret gibi millî bağımsızlığın ölçüsü olan bakanlıklar mevcut değildi. Tataristan Bakanlar Kurulu fonksiyonlarını SSCB-RSFSC ve kendi kanunlarına, SSCB ile RSFSC Bakanlar Kurulları’nın kararnamelerine göre gerçekleştirmek zorunda idi. Fakat daha önce de gördüğümüz üzere, ne Tataristan Yüksek Sovyeti Prezidiumunun ne de Tataristan Bakanlar Kurulu’nun SBKP’nin uzantısı olan SKKP Tataristan ülke komitesinin emir ve talimatının dışında kendi başlarına hareket kabiliyeti yoktu. Başka şekilde ifade edersek, parti ülke komitesi otoritesini, hukuk ve kanunlardan değil, SBKP Merkez Komitesi Politbürosunun ona verdiği yetkiden alırdı.

1986’dan sonra Gorbaçev döneminde başlayan siyasî çokseslilik Tataristan’a ulaştı, çok çeşitli gayr-ı resmi kuruluşlar ortaya çıktı. Bunlar şimdiye kadar yasaklanan dinî, millî, siyasî ve hatta çevre konularını sahiplendiler. En belli başlıları olarak Şihabeddin Mercani Medeniyet Cemiyeti, Halk Frontı (Halk cephesi), Tugan Yak (Anavatan), Bulgar el-Cedid, Saf İslam, Memorial Cemiyet, Ekoloji, Şefkat vb. dikkati çektiler.

1988 yılının Haziran’ında ise bilhassa talebelerin baskısı ile ilimler Akademisi ve Kazan Devlet Üniversitesi’ne mensup 100 kadar ilmi adamı bir teşkilat kurma karan aldılar ve 11 şahıs “kurucu üyelik” görevini üstlendiler. Ekim 1988’da 800-900 kişinin katılımında “Tatar İçtimaî Üzeği (Merkezi)” kurma kararı alındı. Bu yeni teşkilat 17-18 Şubat 1989’da Kamal Akademik tiyatrosunda ilk kuruluş toplantısını yaptı. Kazan’daki bu toplantıya 586 delege katıldı, delegelerin 225’i Komünist Partisi, 36’sı Komünist üyesi idi ve 149’u ise SSCB’nin diğer cumhuriyet veya oblastlarından katılmışlardı. TİÜ’i bütün bağımsız teşkilatları içine alan bu şekliyle Tatar Cumhuriyeti ile 25 değişik şehirde takriben 100 bin üyeli dev bir kuruluşa dönüşmüş oldu. TİÜ bu kuruluş toplantısında aşağıda belirtilen bazı kararları aldı. Buna göre;

  1. Tataristan egemen bir devlet olmalıdır.
  2. Tataristan SSCB’de eşit şartlara kavuşturulmalıdır.
  3. Tataristan üyeleri Sovyet devletlerinin merkezi teşkilatlarında da temsil edilmelidir.
  4. Ülke ekonomik yönden de egemen olmalıdır.
  5. Ülke dışındaki Tatarlarla da münasebetler tesis edilmelidir.
  6. Tatar okulları açılmalıdır ve anaokullarında ana dili kullanılmalıdır.
  7. Dinî hürriyet sağlanmalıdır.
  8. Kırım Tatarları vatanlarına döndürülmelidir.

TİÜ’nün ikinci kongresi ise 17 Şubat 1991’de toplandı ve üç gün sürdü. Kongreye 637 delege ve 300 gözetmen katıldı. Bu arada resmi Tataristan parlamentosu 30 Ağustos 1990’da ülkenin egemenliğim ve SSCB’nin 16. cumhuriyeti olduğunu ilan etmiş bulunuyordu. Bu gelişmede TİÜ ve diğer müteşebbislerin rolü olduğu şüphesizdir. Tataristan Yüksek Sovyeti (Parlamentosu) 26 Aralık 1991’de Bağımsız Devletler Topluluğu’na kurucu olarak katıldığını bildirdiği halde 30 Ağustos 1990’da ilan ettiği egemenlik kararı gibi Moskova bunu da kabul etmedi.

Resmî yöneticilerin bağımsızlık kararında ciddî adımlar atamayacağı görüşü kuvvet kazanınca “İttifak-Tatar Beysizlik (Bağımsızlık) Partisi”nin de inisiyatifî ile Tatar Millî Kurultayı toplandı, bu kurultay “Millî Meclisi” kurdu ve l Şubat 1992’de Tataristan’ın bağımsızlığını ilan etti. Bunun üzerine baskı altında kalan Tataristan Yüksek Sovyeti ülkenin bağımsızlığı konusunda referandum kararı aldı. Neticede Rusya Federasyonu organları ve Cumhurbaşkanı Boris Yeltsin’in başta, tehdit ve engelleme çabalarına rağmen 21 Mart 1992’de yapılan referanduma %80 üzerinde katılım olup seçmenlerin %61,5’i bağımsızlığı desteklediklerini bildirdiler. Bu referandumdan sonra Tataristan 31 Mart 1992’de yeni Rusya Federasyonu antlaşmasını da, kendisinin hukuklarını sınırladığı gerekçesiyle imzalamadı. Rusya Federasyonu’na bağlı 16 muhtar cumhuriyetin ancak ikisi (Tataristan ile Çeçen cumhuriyetleri) bu antlaşmayı imzalamayı reddetme gücünü göstermiş oldular. Kısacası bu gelişmeler tam anlamda bağımsızlık kazanılana kadar devam edeceğe benzemektedir. 1993 yılında Moskova ile Tataristan arasında “hakimiyeti paylaşma” anlaşması imzalandı. Buna göre Tataristan bazı siyasi, ekonomik ve kültürel haklar elde etti. Ancak Putin’in iktidara gelmesi ile birlikte (2000) Putin cumhuriyetlerin haklarını kısıtlamak için 89 idari birim ve 21 cumhuriyetten oluşan Rusya Federasyonu’nu yedi idari bölgeye böldü. Bundan sonra ise 2001 yılında resmen Latin harflerinin kullanma kararı alan Tataristan’a baskı uygulanmaya başladı. Bu baskı o derecede arttı ki Rusya Federasyonu Duması’nda (meclis) Rusya’da ancak Rus Kril harfleri kullanılır şeklinde bir karar çıkarıldı. Moskova’nın baskısı bununla da sonuçlanmadı, Tataristan Cumhuriyeti’nin anayasasını Rusya Federasyonu anayasası ile uyumlu hale getirmesi talep edildi. Bu talepte Tatar parlamentosu tarafından çar naçar kabul edildi ve böylece Tataristan egemenlik haklarından vazgeçmiş oldu. En son olarak da bu sene Rusya’da yapılması planlanan nüfus sayımında Tatarları değişik boylara (Kazan Tatarı, Mişer, Tipter, Sibirya Tatarı ve Kreşin) göre kaydetme kararı çerçevesinde büyük bir tartışma çıkmış bulunuyor. Kısacası dış ülkelere açılma gayreti içinde bulunan Tataristan tam anlamda Moskova’nın güdümüne girdi. Ancak Moskova’nın kendine göre haklı, fakat Tatarlara göre keyfi davranışlarına karşı tepkiler süreceğe benzemektedir. Başkent Kazan’da Türkiye’nin bir başkonsolosluğu bulunmaktadır.

Ekonomi

Tataristan, Başkurdistan ve Samara ülkesi ile beraber Orta İdil ekonomik bölgesine girer. Tataristan hem tarım hem de endüstri ülkesidir. Tataristan’ın en büyük tabiî zenginliğini petrol ve yeraltı tabiî gazı teşkil eder. Ortalama olarak 100 milyon ton petrol istihsal edilmekte olup 1975 ve 1976 yıllarında 103 milyon ton petrol çıkarılmıştır. Ancak bu üretim her yıl azalarak 1991’de 35 milyon tona düşmüştür.

Petrol ve tabiî gaz merkezleri Tataristan’ın Elmet, Leninogorsk, Alabuga, Mendelyevsk gibi şehirlerindedir. Burada çıkarılan petrol Başkurdistan, Kuybişev, Gortdy, Yaroslav, Rezan, Moskova ve Perm’deki rafinerilere ve “Dostluk Petrol Hattı” ile Polonya, eski Doğu Almanya, Macaristan ve Çekoslovakya’ya yollanmaktadır. Tataristan’da petrol toprağa basınçlı su verme metodu ile çıkarılmakta olup, bu metod istihsalin Sovyetler Birliği genelinden iki misli daha ucuza mal olmasına sebep olmaktadır. Tataristan’da 4 milyar metreküp tabiî gaz çıkarılmaktadır. Tabiî ki, daha fazla petrol çıkartma, Sovyetler Birliği’ni daha fazla zenginleştirme kaygısı, çevrenin kirlenmesine, tarıma elverişli yerlerin de tahribine, yok olmasına yol açmaktadır. Tataristan’da bu petrol ve tabiî gaz endüstrisinin yanında en mühim üçüncü endüstriyi kimya ve petro-kimya endüstrileri teşkil etmektedir. Kimya endüstrileri başlıca Kazan ile Tüben (aşağı) Kama şehirlerinde bulunmaktadır. Bu kimya fabrikalarının imalatı SSCB genelinde de mühim yer tutmaktaydı. Bu fabrikalarda polietilen, aseton, sentetik, kauçuk, film gibi 4 binden fazla kimyevî madde imal edilmektedir. Kazan Uçak Fabrikasında İL-62 tipindeki uçaklar imal edilmektedir. Tataristan’ın başkenti Kazan’da BDT’nin en büyük bilgisayar ve optik aletler fabrikaları bulunmaktadır.

Amerikan ve Avrupa teknolojisi ile Naberejini Çelni’de (Tüben Çallı) kurulan eski SSCB’nin en büyük kamyon fabrikası (KAMAZ) 1976’da imalata geçmiş olup, 150 bin ağır evsaflı kamyon ve 250 bin dizel motoru imal etmektedir. Bu büyük endüstri kompleksinde 120 bin kişi çalışmakta olup, işçilerin %46’sını Tatarlar, %44’ünü Ruslar teşkil etmektedir. Bunun dışında hafif endüstri dalında dericilik ve kürkçülük mühim yer tutar.

Tataristan’da tarım faaliyetleri eski SSCB’nin başka bölümlerinde de olduğu gibi sovhoz (devlet çiftliği) ve kolhozlar (kollektif çiftlik) tarafından yürütülür. Tataristan’da başlıca çavdar, buğday, mısır, burçak, keten, şeker pancarı yetiştirilir. Bunun dışında sebzecilik ve meyvecilik de gelişmiştir. Tataristan’ın eski SSCB genelinde iktisadî rolünü bariz şekilde göstermek için aşağıdaki istatistiki rakamları vermeyi uygun bulduk.

Üretilenin cinsi                                Tataristan’da                        Eski SSCB’de
Elektrik enerjisi       
(milyar KV-saat)                              18.8                            357
Petrol (milyon ton)                          103,3                          449.4
Tabii gaz (milyon m3)                     4,236                          221,286
Kol saati (milyon adet)                   3,3                              24,6
Tahıl (1000 ton)                               2,558                          13,633

Süt (1000 ton)                                 1.089,5                      15,023

Tataristan ancak 68 bin kilometrekarelik bir yüzölçümüne sahip olmasına rağmen endüstri ve köy ekonomisi yönünden BDT genelinde (yüzölçümü: 22.402.000 km) ağırlığını hissettirmekte, en ileri ve zengin ülkelerinden biri derecesindedir. Bütün bunlara rağmen asıl zenginlik cumhuriyette kalmamakta merkeze akmakta idi. Buna da Tataristan ekonomisinin üçlü kategoriye bölünmesi sebep olmuştu. Ekonomi:

  1. SSCB merkez hükümetine bağlı iktisadî kuruluşlar
  2. RSFSC hükümetine bağlı iktisadî kuruluşlar
  3. Tataristan’a bağlı iktisadî kuruluşlar olmak üzere bir bölünmeye tabi tutulmuştu.

Böylece l. ve 2. kategoriye giren iktisadî kuruluşlar doğrudan doğruya Sovyet Devleti’nin mülkü sayılmakta idi. Tataristan’ın petrol, tabiî gaz ve rafineleri, kimya, petro-kimya gibi mühim sanayi kolları eski SSCB veya RSFSC’ye bağlı idi. Buna göre, bu nevî endüstri projeleri için Moskova yatırım yapmakta ve bu projelerden sağlanan bütün geliri kendisi almakta idi. Başka bir ifade ile yeraltı ve yerüstü zenginlikleri Tataristan’ın olduğu halde bundan buranın yerli ahalisi yararlanamamakta ve GSMH’da az bir pay, SSCB ortalamasından da düşük bir pay kalmakta, endüstri yönünden gelişmiş olmasına rağmen bundan faydalanamamakta idi. 1993 yılında Rusya ile antlaşma imzalandıktan sonra Tataristan’ın ekonomiden aldığı pay artırıldı. Ancak 2001’de getirilen kısıtlamalar dolaysıyla bu haklarını kaybedeceğe benzemektedir. Gene de Tataristan İdil-Ural bölgesinde merkeze en fazla pay veren ülke konumundadır. Bazı Türk inşaat firmaları burada faaliyet göstermektedirler.

Kültür ve Eğitim

Tataristan’da eğitim Rusça ve Tatarca yapılmaktadır. Fakat Tatarca eğitim ancak ilk ve orta öğretimde kullanılmakta olup, bütün yüksek okullarda eğitim dili Rusça’dır. Genelde BDT’de okuma- yazma problemi çözülmüş olup, Tataristan’da da okuma-yazma bilmeyen kalmamıştır. 1917 ihtilalinden önce Tatarlar genelde ana dilinde eğitim yapan mektep ve medreselerde eğitim görmekteler idi. Bolşevik hakimiyetinden sonra bu sistem tamamen değiştirildi. Okul sisteminin dışında iki defa alfabenin değiştirilmesi de nesiller arasında bir hayli zorluk yarattı. 1925-26 yıllarına kadar Arap harfleri kullanılırken bu tarihten sonra Latin harflerine geçildi. Latin harfleri 15 sene kadar kullanıldı kullanılmadı, 1940’ta Kril (Rus) harfleri kullanma mecburiyeti getirildi. Bu kadar kısa sürelerle yapılan alfabe değişikliği, bir nesli üç alfabeyi öğrenmeye veya öğrenmemeye itti. Değişik alfabelerle okuma yazma öğrenenler kendilerinden önceki alfabelerle, yazılan eserleri okuyamaz duruma geldiler ve ister istemez bir kültür kopukluğu meydana geldi.

Tataristan’da üç çeşit ilk (orta) okul bulunmaktadır:

  1. Millî (Tatar)
  2. Karma (Rus-Tatar)
  3. Rus okulları

Tatar MSSC’de 1970’te 3236 ilk (orta) okul mevcut olup, bunların 1480’i millî ve karma 130’u Çuvaş ve karma (Rus Çuvaş), 36 Udmurt, 20 Mari ve 2 Mordva okulu idi. Tatar MSSC’nin dışındaki Tatarlar içinde başta Başkurdistan olmak üzere (1225) takriben 2 bin Millî (Tatar) okulu mevcuttu. Fakat RSFSC’nin dışındaki cumhuriyetlerdeki Tatarlar için millî okullar açılamamaktadır. Burada Rusçanın eğitimdeki ağırlığını belirtmek yönünden şu hususu da açıklamakta fayda vardır. Millî okullar denilen Tatar okullarında dahi Rusça dil eğitimi yapılmakta olup, bu okullarda Rus dili ve edebiyatına ayrılan ders saatleri ana dili ve edebiyatına ayrılan saatlerden daha fazla idi. Rus dilinde eğitim yapan okullarda yerli halkın çocuklarına ana dili derslerinin okutulması şartı ancak 1957/58 ders yılında konulmuş olup, uygulaması ihtiyarî idi. Bu durumda Rus okulunun müdürü kendi okulunda ana dili dersleri koyup koymamakta serbest bırakılmıştı. Şehirlerde yaşayan Türk çocuklarının %90-95’nin Rus veya karma okulların Rusça sınıflarına gittikleri düşünülürse bu problemin ciddiyeti bariz olarak ortaya çıkmaktadır. Çocuklarının yüksek tahsil yapmasını arzulayan ebeveynler oğul veya kızlarını Rus okullarına verme eğilimindeydiler, çünkü yüksek tahsil Rusça yapılmakta olup, millî okullardan gelenler Rusçada yeterlilik imtihanına girme mecburiyetinde kalmaktaydılar.

1970 yılında Tataristan’daki 3236 okulda 732.000 talebe bulunmakta idi. 420 bini ilk ve orta okullarda, 52 bini liselerde, 47 bini özel orta okul denilen teknik okullarda okumakta idi. Tataristan’da 12 yüksek okul bulunmakta olup, bunun 60 bin küsur talebesi mevcuttu. 1804’te kurulan Kazan Üniversitesi’nin 8 fakültesi, 60 bölümü ve 10 bine yakın talebesi mevcuttur. Tataristan Cumhuriyeti’nde toplam olarak 11.600 Tatar öğretmeni bulunmaktadır. Üniversite ve yüksek okullardaki 3028 öğretim üyesinin 121’i ilimler doktoru ve 867’si ilimler doktoru adayıydı. Kazan’daki havacılık, kimya-teknoloji ve jeoloji enstitüleri Sovyetler Birliği çapında enstitüler sayılmaktaydı. Kazan Üniversitesi ise eskiden beri Şarkiyat ve Türkoloji araştırmalarının mühim merkezlerinden biri sayılmaktadır. Millî kültür hayatında G. İbrahimov Dil Edebiyat ve Sanat Enstitüsü ile Tarih enstitüsünün ve Tataristan İlimler Akademisi’nin faaliyetleri kayda değer. Bunun dışında tarihi Kazan Üniversitesi ile RF’ye bağlı başka eğitim ve araştırma kurumları da bulunmaktadır.

Tatar alimleri kendi cumhuriyetlerinde çalışmayı tercih etmektedirler. Ancak imkanlar kısıtlı olduğu için Rusya’nın değişik bölgelerine de dağılmış bulunmaktadırlar. Böylece BDT’nin değişik yerlerinde dünya çapında başarıya ulaşmış olan alimlerle karşılaşmaktayız. Mesela fizik-matematik doktoru Sağdi (yev) Novosbirsk ilimler Akademisi’nin üyesi ve plazma teorisinin mütehassısı idi. Şimdi ABD’de bulunmaktadır. Aynı şekilde fizik-matematik doktoru Şerif Şeref, Leningrad Üniversitesi’nde “teorik astronomi” kürsüsünün başkanı olarak görev yapmaktadır. O 1965 yılında “Plüton’un hareket teorisini” ortaya atarak dünya alimlerinin dikkatini çekti. Daha sonra onun teorisinden hareketle Amerikan alimleri “güneş sistemi teorisini” geliştirdiler. Bunların dışında gene Tatar alimlerinden fîzik-matematik doktoru Rakip(ov), uzay fiziği ve fizik-matematik doktoru Müşteri, tümler doktoru Ahmer(ov), astronom Habibull(in), biolog Gizatull(in), geolog Yusup(ov), arkeolog Halik(ov) gibi isim yapmış şahıslara rastlamaktayız.

Millî kültürün, daha doğrusu ana dilin, edebiyatın yaşaması, tanıtılması, canlanması ve geliştirilmesi için edebiyatçı (şair ve yazar) tarihçi, tenkitçi vb. gibi sosyal ilim ve sanatlarla uğraşan bir kadronun mevcudiyeti ve en mühimi de bunların eser ve çalışmalarım neşredecekleri bir organın gazete, dergi, kitap, film vb. araçlara ihtiyaç vardı. Eski Sovyetler Birliği’nde merkeziyetçi, totaliter, hür teşebbüse yer verilmeyen bir rejimde bütün bu ihtiyaçlar devlet tarafından karşılanıyordu. Bunun için de biz eski Sovyetler Birliği’nin “millî politikası” diye bir tabir kullanmak imkanını bulmaktayız. Bu tabirin ışığında incelediğimizde Tatarların millî kültür hayatını yaşatmak için sağlanan imkanları kısaca söyle izah edebiliriz:

Kazan Tatarları bazı kısıtlamalara rağmen nispeten basın yayma izin verilen 1905-1917 yılları arası dönemde değişik görüş ve eğilimleri temsil eden, çıkarmak istediklerinin 20 tanesi yasaklanmış olmasına rağmen, ana dilde 36 gazete ve 31 dergi ayrıca Rusça ve Arapça olmak üzere de 13 gazete neşir etmişlerdi.

1920’den 1991’e kadar süren Sovyet döneminde güdümlü bir basın yayın politikası yürütülmüştü. Bu dönemde Tataristan Muhtar Cumhuriyeti’nde Rusça çıkan Sovetski Tataristan adlı gazetesinin Tatarca şekli olan Sovyet Tataristan’ı en etkili gazete olarak kabul ediliyordu. Tataristan’da irili-ufaklı, ekserisi mahalli yüz kadar gazete neşredildiği istatistiklerde belirtilmesine rağmen bunların hiç bir etkisi yoktu.

Son yıllarda ise Vatanım Tataristan, Tataristan Yeşleri (Gençler), Yeş Leninci (Genç Leninci) gibi gazeteler etkili olmaya başladılar. 1990’dan itibaren ise liberal ve milli eğilimde Şehr-i Kazan yayınlanmaya başladı. Bu gazetelerin cumhuriyet dışında yayılmasına müsaade edilmemesi de mühim bir sorun teşkil ediyordu. Yani Tataristan dışında Tatarlar, yani Tatarların %75’i kendi dilinde çıkan gazeteden mahrum edilmişlerdi. Ancak 1990’dan itibaren bu uygulama gevşedi ve Tataristan’ın dışında da bu gazetelere abone olma imkanı sağlandı.

Eskiye nispeten daha özgür bir siyasî hava esmeye başlayınca değişik kuruluşlar tirajları fazla olmamakla birlikte çeşitli haftalık gazeteler yayınlamaya başladılar. Bunlar Tatarca olarak çıkan parlamento milletvekillerinin organı Tataristan Haberleri, sendikalar yayın organı Yonga Avaz (Yeni Ses), yüksek öğrenim gençliğinin Megrifet (Marifet), TİÜ’nün Millet, Vatan demeğinin Dönya, Samara vilayeti halkı vekillerinin Birdemlik (Beraberlik), Rusça olarak ise Egemenlik komitesinin Suverinitet (Egemenlik), “Tatar-inform” ajanslığının Tatar İli (Tatar ülkesi), Leningrad Tatar Kültür Merkezi’nin Nur gibi gazetelerinden meydana gelmektedir. Bunların bazıları son yıllarda gerek okuyucu sayısının azalması, gerekse sübvanse edilmedikleri için yayın hayatından çekildiler.

Dergilere geldiğimizde ise Tataristan Yazarlar Birliği’nden yayın organı olan Kazan Utları (Alevleri) en etkili yayın organı olarak temayüz etmişti. Son yıllarda tirajının oldukça azalmasına rağmen mühim dergiler arasındadır. Kazan Utları edebî, ilmî ve genel kültürel gelişmede büyük katkıları olmuştu. Genelde yazar ve şairlerin eserlerim yayınlayan bu dergi 1974 ile 1979 yılları arasında 11 roman, 46 uzun hikaye ve 11 manzum eser neşretmişti. 1982 yılında zirveye çıkan bu dergi 135 bin nüsha basarken, bugün 30-40 bin nüsha dağıtılmaktadır. Tataristan’da etkili ikinci dergi olarak ise 1990’da yayın hayatına başlayan, daha ziyade gençlere hitap etmeyi ön planda tutan İdil dergisidir. Bu Tatarca ve Rusça olarak yayınlanmaktadır.

Tirajı bir aralar 300 bin dolayında idi. Bunun dışında 1991 basından itibaren Süyümbike adıyla yayınlanmaya başlayan yüksek tirajlı (eski adı Azat Hatın) kadın dergisi, Rusça ve Tatarca çıkan Çayan adlı mizah dergisi, Yatkın adlı çocuk dergisi, bir zamanların ideoloji dergisi Tataristan (eski Komünist partisi organı Tataristan Komünisti) ve milli eğitim dergisi Maarif (eski adı Sovyet Mektebi) kayda değer yayın organları arasındadır. Görüleceği üzere komünizm ideolojisinin çökmesi ve milli baskıların artması ile dergilerin hemen hepsi adlarını değiştirmişlerdir. Bu arada Miras, Argamak gibi bazı dergiler yayınlanmaya başlamıştır. Ancak herhangi bir kuruluş veya hükümet desteği bulamayan, hatta bu desteği bulunlar da ekonomik şartların bozulması nedeniyle tirajlarını azaltmak zorunda kalmışlardır. Bazılarının yayın hayatından çekilmeleri beklenebilir. Çünkü okuyucunun alım gücü azalmış, (eskiden gazete, dergi ve kitaplarda devlet sübvansiyonu olup, yayınlar çok ucuz idi), basılı yayınların fiyatları çok artmış, basım masrafları çoğalmış ve kağıt sıkıntısı başlamıştır.

Ana dilinde kitap neşriyatında da Tatarlar, diğer Türkî boylar ile mukayese edildiğinde diskriminasyona (aşağılanmaya) tabi tutulmaktaydılar. 1910 yılında İdil-Ural bölgesinde toplam tirajı 2.586.810 adet 418 kitap ve 13.851.365 değişik ebat ve sayfada kitapçık (broşür) yayınlanmış olup bunların %70’ini Kazan Türkçesinde olan yayınlar teşkil ediyordu. Sovyet devrinde ise Tatarca kitap neşriyatına büyük darbe vuruldu. 1965’te 230. 1970’te 195. 1975’te 179. 1980’de ise baskı adedi 2.156.800 olan ancak 183 kitap ve broşür basılmıştı. Başka bir ifade ile 70 yıl önce Tatarlar kendi kısıtlı imkanları ile yılda takriben 600 kitap neşir edebilirken ve Sovyet iddiasına göre, tahsil oranının çok yükseldiği bu devirde, devletin geniş imkanlarına rağmen yılda 180 civarında yani %65 daha az kitap yayınlanmaktadır. Zaten ana dilinde yayın adı altında rejimin ilk 40 yılında yayınlanan kitapların %63’ünü Rusçadan, %4,5’ni diğer dillerden yapılan tercümeler teşkil ediyordu. Ancak %32,5’i telif eserlerdi.

Din

Bir insanı, insanlar topluluğu olan milleti incelerken onun manevî desteği olan inancına gereken ehemmiyeti vermez isek yapacağımız tahlilde hatalı oluruz. Milleti millet yapan faktörler arasında dil faktörü başta gelmekle beraber, din faktörü de mühim yer tutar, işte bu noktadan baktığımızda genelde eski Sovyetler Birliği’nde inanç hürriyetinin kısıtlanmış olduğunu görürüz. Tatarların asırlar boyu Ruslaşmasına büyük engel teşkil eden İslamiyet 1917 ihtilalinden sonra büyük darbeye uğradı. Gerçi eski Sovyet anayasasında dindar olmak bir suç unsuru olarak kabul edilmemekle beraber, ateist ideoloji ve politikası, ateizm propagandası için her türlü imkanı sağladığı halde dini yaşatma ve yaymayı tamamen kısıtlamıştı. 1917 yılında Tataristan’da 2.223 cami ve 3.683 resmi imam mevcuttu. 1931’de camilerin sayışı 2.000’e ve imamlar 3.600’e, 1941’de camilerin sayışı 220’ye ve imamların sayışı 250’e indirildi. Daha sonra ise bütün Tataristan’da ancak 17 cami mevcudiyetini korudu. Milyonluk başkent Kazan’da ise (bunların takriben %50’sini Tatarlar teşkil eder) ancak bir cami ibadete açıktı. Rus yönetimi dört asır boyunca Kazan Tatar Cemiyeti’nin ana dayanağı olan İslamiyet’i ortadan kaldırmak için akla gelen her türlü baskıyı uygulamasına rağmen Tatarlar Müslüman olarak kalmak için olağanüstü bir kabiliyet geliştirdiler. Çarlık Rusyası’nın Tatarları Hıristiyanlaştırmak için yaptığı son teşebbüse (III. Aleksandr döneminde) Tatar aydınları “cedid”çilik (modernleştirme) hareketi ile cevap verdiler. Bu İslamiyet’i muhafaza için Müslüman liderlerinin dinî ve teknik gelişmeyi desteklemeleri modern dünyada örneğine rastlanmayan bir hareketti. 1917 ihtilalinden önce Tatarlar İslam dünyasında eğitim ve ilahiyat sahasında en ileri durumda idiler. Bu liberal islamî cereyan 1930’lu yıllara kadar hayatiyetini muhafaza edebildi, ancak bundan sonra baskılara dayanamadı.

Gene de bugün İdil-Ural bölgesi halkları (Tatar-Başkurtlar) İslamiyet’e bağlı kalmışlardır. 1970’lerde halkın %50’si şöyle veya böyle İslamiyet’e olan inancını belirtmişti. Bunların %20’sini dinlerine çok sıkı bağlı olanlar teşkil ediyordu. İdil-Ural’da İslamiyet Orta Asya’ya nazaran daha az şekilcidir, fakat şehirlerde bilhassa Slav üstünlüğünün olduğu yerlerde, İslamiyet kaybolmaya yüz tutmuştur.

İslamiyet resmî olarak “Sovyetler Birliği Avrupa Bölümü ve Sibirya Müslümanları Ruhanî İdaresi” kontrolü altındadır. Bu dinî idarenin merkezi Ufa olup, müftülüğünü Talat Taceddin yapmakta idi. (1980’den beri), muavini Faizurrahman Sattar (ov)’du. Yayın faaliyeti yoktu. Ancak 1984’te ihtilalden sonra ilk defa olarak bir Kur’an basılabilmiştir (İhtilalden önce genelde dinî yayınların hemen hepsi Kazan’da basılırdı). İbadete açık olan cami ve mescitlerin sayısı yüz civarında olması gerekir. Fakat ekserisi küçük köy mescitleridir. Müftülüğün idaresi altında bölgede 20’nin üstünde cami olduğu tahmin edilmektedir. Tesbit edilebilenler şunlardır: (1980’de) Moskova, St. Petersburg, (Leningrad), Rostov, Kazan, Ufa, Nijni Novgorod (Gorkiy), Orenburg, Çilebi, Astrahan, Saratov, Omsk, Çistapol, İjevsk, İşimbay, Novosibirsk, Bügülme, İrkutsk, Magnitogorsk, Samara (Kuybişev), Tatarsk (Novosibirsk Oblast), Kargalı (Orenburg Oblast), Zelenodolsk (Tataristan), Starye Urgan (Tatar MC), Sterlitamak (Başkurt MC), Zagitiak (Başkurdistan) ve Oktyabirski köyü (Başkurdistan) camileri. Son yıllarda ise camilerin sayısı çok artmıştır. Tataristan’ın kendi müftülük teşkilatı mevcut olup, İslam Üniversitesi de açılmış bulunmaktadır.

Din eğitimi için Tatarlar, Özbekistan’daki medreselere gitmek zorundaydılar. Buradaki talebelerin sayısı 15-20 arasındadır diye tahmin edilmekteydi.

İhtilalden önce Nakşibendi tarikatı mühim rol oynamışsa da 1924’ten sonra kaybolmuşa benzemektedir. 1948 ile 1970 arasında Tatarca 65 din aleyhtarı kitap yayınlanmıştır. SSCB’nin her yerinde olduğu gibi burada da her yıl çok sayıda din aleyhtarı konferanslar verilerek ateizm faaliyetleri yürütülmekteydi.

Tabii ki, 70 yıllık Sovyet rejimi döneminde devlet dine karşı mücadelesinde başarılı olmuş, dindarların sayısını bir hayli azalmıştır. Fakat her şeye rağmen din faktörü Tatarlarda mühim bir unsur olarak yaşamaktadır. Yuvalardan başlayarak ta üniversite sıralarına kadar yapılan yoğun ateizm propagandası kendisini Müslüman olarak belirtenlerin sayısını azaltmakla mühim başarılara ulaşmıştır. Fakat gene de, halkın %40-50’si İslami şartlara göre yaşamasalar da, bütün farzları yerine getirmeseler de kendilerini Müslüman olarak kabul etmektedirler.

İdil-Ural bölgesinde İslamiyet’in tekrar güçlenmeye başladığını gösteren bir takım emarelere Sovyet döneminde de rastlamaktaydık. Mesela, 1973 yılında Tataristan’da ancak 13 cami ibadete açıkken bu rakam 1986’da 20’yi geçmişti. Sovyet döneminde ilk defa olarak Kuran’ın Kazan’da basılması da rejimin İdil-Ural’daki dindarlara bir jesti olarak kabul edilebilirdi. Bundan önce Kur’an altı kere basılmış (1957, 1960, 1969, 1970, 1976 ve 1977), fakat baskılar hiçbir zaman Kazan’da gerçekleşmemişti. İslamiyet’in tesirinin veya dindarların sessiz baskılarının arttığını gösteren diğer bir husus da belki şimdiye kadar bahsi edilmeyen son Müftü Rizaeddin Fahreddin (1B59-1936) hakkında yeniden neşriyata başlanması oldu.

Dinî serbetinin artması neticesinde 1990 yılının sonlarında Tataristan’da 80 dinî mahalle oluşmuş ve Kazan’da 7 cami ibadete açılmıştı. Ufa’da bir medrese dinî eğitime başlamıştı. Halkın dinî ihtiyaçları artmakla birlikte İslam dinini gereği gibi bilen, imamlara ihtiyaç vardır. Halkın belli bir kesiminde 60-70 yıl yasaklanmış olan dine ilgi artmıştır. Yeni kurulan dinî mahallelerin gayreti ile açılan mescit ve camilerde din dersleri verilmeye başlanmıştır. 11 Haziran 1992’de Kurban Bayramı 70 yıldan sonra ilk defa resmi bayram ilan edilmiştir. Dinî yayınlar üzerinden yasaklar kalkmış ve serbestçe dağıtılmaya başlamıştır.

20 Temmuz 1992’de Tataristan’ın Yar Çallı şehrinde, üç yıldan beri inşa edilmekte olan, BDT’nin en büyük camii ibadete açılmıştı. Son yıllarda dördü Tataristan, dördü Başkurdistan ve biri Moskova’da olmak üzere dokuz medrese faaliyete geçmiştir. Son zamanlarda 250 ‘den fazla yeni cami ibadete açılmış bulunmaktadır. Cumhurbaşkanı Mintimir Şeymiyev’in inisiyatifi ile Kazan Kreml’inde (yani Süyümbike minaresinin bulunduğu tarihi surlar içinde) çarlık döneminde inşa edilen kiliselere nazire olmak üzere, Kazan Hanlığı’nın işgali esnasında Ruslar tarafından yıkıldığı var sayılan Kul Şerif Camii yeniden inşa ettirilmiş bulunmaktadır. Kısacası Tataristan’da dini hayatta bir canlanma söz konusudur.

Prof. Dr. Nadir DEVLET

Yeditepe Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi /Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 20 Sayfa: 48-57

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.