TARİHTE TÜRK DEVLETLERİ VE HÂKİMİYET ALANLARI

TARİHTE TÜRK DEVLETLERİ VE HÂKİMİYET ALANLARI

Alman Birliği kurmuş olan Prens Bismark’ın; “Dünyada yüz gram akıl varsa, bunun doksan gramı Abdülhamit Han’da, beş gramı bende, kalan beş gramı da diğer dünya siyasilerindedir.” diye büyüklüğünü ve azametini ortaya koyduğu Osmanlı Devleti’nin Ulu Hakanı II. Abdülhamid Han, Merkezi Türk hakimiyetinin en iyi uygulayıcısıdır. 30 yıl süren saltanatı döneminde, devletin yıkılış yılları olmasına rağmen, Devletin sahip olduğu toprakları çok iyi bir şekilde korumayı başarmıştır. Sultan Abdülhamid Han, Osmanlı Devleti’nin bütün dış borçlarını ödeme karşılığında, Filistin’de toprak isteyen Teodor Hertzel’e;

“-Ben Filistin’den bir karış dahi toprak satmam! Zira bu vatan bana değil, milletime aiddir. Milletim ise, oraları kanlarını dökerek kazanmış ve mahsuldar kılmıştır. Şehid kanları ile alınan vatan parçası, para ile satılamaz! Biliniz ki, ben canlı bir beden üzerinde sizin yapmayı planladığınız hain ameliyata asla müsaade etmem!.” diye cevap vermiştir.

Osmanlı İnsanı; toprağı, bir ana, bir yar bilmiş ve ona kavuşmak için, kanını ve canını ortaya koymuştur. Kuruluş yıllarında, Güney Marmara bölgesini kapsayan topraklar, hızlı bir şekilde genişlemiştir. Fatih Sultan Mehmed’in İstanbul’u fethetmesinden sonra, gelişme Avrupa’ya doğru olmuş ve Fatih Sultan Mehmed Han ölümü sırasında, Anadolu’yu, Kırım’ı ve Balkanlar’ın büyük bir bölümünü devlet sınırları içine dahil etmiştir. Kanuni Sultan Süleyman’ın padişah olduğu yıllarda ise, Cihan Devleti’nin sınırları, doğuda İran içlerine, güneyde Mısır ve Hicaz bölgesine kadar uzanmıştır.

Üç eski kıtanın birbirleriyle kaynaştığı, okyanusların farklı sularının üç dev çiçek gibi içinde açıldığı ve dünya coğrafyasının kalbinin attığı topraklar, öteden beri birbirinden büyük ve güçlü medeniyetlere beşiklik yapmıştır. Sözü edilen bu bölge; Avrupa’nın güneybatısını yani Balkanlar’ı, Afrika’nın kuzeyini yani Arap Afrikası’nı ve Asya’nın güneybatısını yani tüm Ortadoğu’yu içine almaktadır. Bölge üzerinde kurulan en son ve en uzun ömürlü medeniyet ise, Osmanlı Devleti’nin kurmuş olduğu medeniyettir. Bu medeniyetin topraklarının tümüne, Memalik-i Osmaniye, diğer adıyla Osmanlı ülkeleri denir.

1299 yılında, Bilecik’in Söğüt kasabası civarında, Anadolu Selçuklu beyliklerinden olan Kayı aşiretinin kurmuş olduğu beylik, kısa sürede gelişmiş ve çağının en önemli devleti olmuştur. Büyük medeniyetlerin kuruluşları, gelişmeleri, duraklamaları ve yıkılışları da büyük zaman dilimlerini kapsar. İşte Osmanlı Devleti’nin da hayat çizgisi 600 yıllık bir süreyi içine almaktadır. Öyle ki, Cihan Devleti unvanını alan bu devlet, en geniş sınırlarını 400 yıl elinde tuttuğu bilinmektedir. Gerileme dönemi dediğimiz son 200 yıl içinde bile fazla toprak kaybetmemiş, topraklarının büyük bölümünü, yıkılış dönemlerini oluşturan 20. yüzyılın başlarına kadar koruyabilmiştir. Bu özellikleri ile Osmanlı, dünya medeniyetleri arasında ilk sıralarda yerini almaktadır.

Memalik-i Osmaniye diye adlandırılan bu koskoca devletin üzerinde yer alan ülkelerin sayılarını bile tespit etmekte güçlük çektiğimizi söylersek, sanırız Osmanlı’nın büyüklüğünü ve ihtişamını kavramış oluruz. Tarih, daima bu koca Devletin şerefli sayfalarıyla ve zaferleriyle doludur. İşte bizler de, bu şanlı tarihimizle övünür dururuz. Övünürken, göğsümüzü göklere değdirmeye çalıştığımız bu koca devletin coğrafyasının nerelere kadar uzandığını, etkilediği alanları ve bu coğrafya üzerinde bugün neler olduğunu düşünmek zorundayız.

Evet, 21. Yüzyıla adım adım ilerlerken, Balkanlarda, Kuzey Afrika’da, Ortadoğu’da, Kafkasya’da ve tüm İslam dünyasında, kıpırdanmalar görülüyor. Kıpırdanmaların kökeninde, hep Osmanlı ruhu yatıyor. Düşman, hep Osmanlı torunu diye saldırıyor. Osmanlı coğrafyası 21.yüzyıla çok şeylere gebe olduğunu gösteriyor. Bakalım, olaylar nasıl sonuçlanacak. Ancak sonucunun iyi olması için, mutlaka Osmanlı coğrafyasını iyi tahlil etmek gerekiyor. Söz konusu bu koca devletin, yüzölçümünü, doğal şartlarını ve bu doğal şartlar üzerinde oynadığı rolü, insanlarını ve oldukça farklı insanların bir arada uzun yıllar birlik içinde yaşamalarının sırrını, yönetim şeklini, tarımını, sanayisini ve dünya ticaretindeki yerini, iyi bir şekilde araştırmak ve araştırmalardan gelecek için bazı sonuçlar çıkarmak lüzumu vardır. Bunun için de, tarih-coğrafya-gelecek üçlüsünü kaynaştırmak gerekmektedir.

Ertuğrul Gazi’nin beyliğini kurduğu yıllarda sahip olduğu topraklar 4800 km2 idi. Ertuğrul Gazi’nin ölümü sırasında (1299) beyliğin sahip olduğu topraklar 5.631 km2’ye ulaşmıştır. Osman Gazi, beyliğinin topraklarını yaklaşık üç katına çıkarmış ve ölümü sırasında (1326) Osmanlı Beyliği’nin toprakları 16.000 km2 olmuştur. Beyliğin topraklarındaki genişleme kuruluş yıllarında çok hızlı olmuş ve Orhan Gazi döneminde (1326) 95.000 km2’ye, Yıldırım Bayezid döneminde (1402) 430.407 km2’ye, Murad Hüdavendigâr döneminde (1389) 500.000 km2’ye varmıştır. II. Murat Han, Osmanlı Devleti’nin yüzölçümünü (1451), 880.000 km2’ye ulaştırmıştır.

Genişleme sürekli olarak devam etmiş ve Fatih Sultan Mehmed Han döneminde (1481) devletin yüzölçümü 2.214.000 km2’yi aşmıştır. II. Bayezid döneminde (1512) 2.375.000 km2’ye ulaşan devletin yüzölçümü, Yavuz Sultan Selim Han döneminde çok hızlı bir şekilde genişlemiştir. Yavuz Sultan Selim Han 8 yıl süren kısa saltanatı döneminde yüce devletin topraklarını tam üç kat genişletmiş ve devletin toplam yüzölçümü 6.557.000 km2’yi bulmuştur. Kanuni Sultan Süleyman Han 46 yıl süren saltanatı döneminde (1566) devletin yüzölçümünü 14.983.000 km2’ye çıkarmıştır. Genişleme çok hızlı olmasa da bundan sonra da devam etmiş ve II. Selim Han döneminde (1574) 15.162.000 III. Murat döneminde (1595) 19.902.000 km2’yi aşmıştır.

Osmanlı Devleti’nin en geniş sınırlarına ulaştığı 1699 yılında, Devletin yüzölçümü, etki alanları ile birlikte 24 milyon km2’yi buluyordu. Çünkü, İslam âleminin halifesi, Osmanlı padişahı olduğu için, devletin etki alanı, hemen hemen tüm İslam dünyasını kapsıyordu. Gerçekten o dönemlerde, Üç kıta topraklarında, Osmanlı padişahları adına hutbeler okunuyordu. Bu yönüyle düşünüldüğünde, Devletin etki altında kalan topraklar, Afrika kıtasının ortalarına, Asya kıtasının en doğu ucuna kadar uzanıyordu.

Osmanlı Devleti ilk olarak toprak kaybı, Sultan II. Mustafa döneminde, yapılan Avusturya seferinin yenilgisinin ardından imzalanan Karlofça Antlaşması’yla (26 Ocak 1699) olmuştur. Gerileme döneminin başlangıcı olan bu tarihten itibaren 200 yıl içinde, devletin yüzölçümü peyderpey küçülmüş, ancak bu küçülme; çok yavaş gerçekleşmiştir. 1913 yılına gelindiğinde, Osmanlı Devleti’nin yüzölçümü; 180.000 km2’si Avrupa-i Osmaniye’de, 1.800.000 km2’si Asya-i Osmaniye’de, 3.000.000 km2’si Afrika-i Osmaniye’de olmak üzere, toplam 4.980.000 km2’yi buluyordu. Görülüyor ki, 4 milyon km2’den fazla bir toprak, 1913 ile 1923 yılları arasını kapsayan sadece 10 yıl içinde kaybedilmiştir. Bu yönüyle, Cihan hakimiyetine sahip olan Osmanlı Devleti, azametini ve ihtişamını yıkıldığı yıllara kadar koruduğu görülür.

Osmanlı Devleti, hakkında istatistiki bilgiler oldukça çeşitlidir. Her şeyden evvel, yüce devlet kurmak, cihana hükmetmek, o kadar kolay değildir. Asırlar boyu süren savaşlar ezbere yapılmamıştır. Savaş hazırlıklarının başında, Devletin ne kadar askeri gücünün olduğunun tespit edilmesi gerekiyordu. Bu yönüyle, Osmanlı Devleti’nin nüfus sayımları, farklı boyutlarda yapılmıştır. Örneğin, Kanuni Sultan Süleyman döneminde, hazırlanan Tapu Tahrir defterlerinde, çok ayrıntılı bilgilere yer verilmektedir. Ancak, Osmanlı Arşivleri’nin tümü henüz incelenmediği için, yıllara göre kesin bilgiler vermek güçtür. Buna rağmen, ilk dönemlerden bugüne kadar, gerçeğe yakın aydınlatıcı bilgiler vermek mümkündür. Örneğin, İstanbul şehrinin nüfusu, fethedilmeden önce, yaklaşık 40.000 kadardı. Ancak fetihten sonra, bu şehirin nüfusu; devletin başkenti olması hasebiyle devamlı bir şekilde artmıştır. 1477 Nüfus sayımında 100.000 insanı barındıran İstanbul’un nüfusu; 1530’lu yıllarda 400.000, 1680’li yıllarda ise 800.000’e ulaştığı bilinir.

Osmanlı Devleti’nin toplam nüfusu hakkında, 1800-1914 yıllarını kapsayan devrede, oldukça ayrıntılı bilgiler vardır. Ancak bu dönemde, Devletin sürekli toprak kaybedişi ve kaybedilen topraklardan Anadolu’ya olan göçler nedeniyle, toplam nüfuslarda, farklı artışlar kaydedilmiştir.

1800’lü yıllarda, Devletin toplam nüfusu 26 milyonu aşıyordu.

Osmanlı-Rus Savaşı’nın sona ermesinden sonra, 1831 yılında, Devlet genelinde çok ayrıntılı bir Genel Nüfus sayımı yapılmıştır. Söz konusu bu sayıma göre; 4.839.000’i Rumeli’de, 6.700.000’i Anadolu’da, 3.800.000’i Ortadoğu ve Kuzey Afrika’da olmak üzere, toplam 15.339.000 nüfus tespit edilmiştir.

Osmanlı istatistiklerine göre, devletin toplam nüfusu; 1884’de 17.134.000, 1893’de 17.381.670, 1897’de 19.050.000, 1910’da 28.652.000, 1913’de ise 29.357.000’e ulaşmıştır. Ancak bu tarihten itibaren, önce Rumeli mıntıkasında kaybedilen topraklarla birlikte 5,5 milyon nüfus, sonra işgaller sonucu Ortadoğu ve Kuzey Afrika’daki kopmalar sonucunda 8,5 milyon nüfus, Osmanlı Devleti’nden ayrılmış ve geriye 757.340 km2 alanı içeren Anadolu toprakları üzerinde yaşayan 15.254.000 nüfus kalmıştır. Daha sonra Türkiye Cumhuriyeti kurulduktan sonra, yeni devletin nüfusu 1927’de 13 milyon olduğu belirlenmiştir.

Osmanlı Devleti’nin nüfus sayımları, genelde hane sayımlarına dayanmaktadır. Devletin nüfusu ortaya konurken, hane sayıları esas alınarak hesaplamalar yapılır. Bugün yerli ve yabancı tarihçiler, bu hesaplamalarda, aile büyüklüğünü yani bir hanenin toplam nüfusunu 5 olarak kabul etmektedirler. Bu değer son derece hatalıdır. Çünkü, Osmanlı aile sistemi, ataerkil bir yapı göstermektedir. Bir hane içinde, büyükbaba, büyükanne, anne, baba, çocukları, hatta kardeş ve kardeş çocukları bulunmaktadır. Çok geniş ölçekli böyle bir aile, tek bir hane sayılmıştır. Hal böyle olunca, hane büyüklükleri, en az 10’un üzerindedir. O halde, yukarıda verdiğimiz, Osmanlı Devleti’nin toplam nüfus değerleri yanıltıcıdır. Gerçek nüfus, yukarıdaki değerlerin, en az 2 ile çarpımı sonuçlarıdır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 10 YORUM
  1. leventk dedi ki:

    Babürler, altınorda , timur devletlerinin hanedan soyu moğollardır, cengiz soyudur, sonradan müslüman olmuşlardır, ama Türk olmuşlar mıdır, bu devletlere Türk devleti denebilirmi, ahali. Türk moğal ve diğer halklardır
    ama yönetim tamamen cengizin soyundandı ve öncelikli olarak cengiz kanunları., eski Türk kanunları ve islam kanunları da uygulanmaktaydı.

  2. Ercan dedi ki:

    Bos bos konusuyorsunu arkadas kafamıda boZuyorsunuz hıcmı tarıh okumassinizz az okuyun oyle bıse yaZın yorum yapın bıse bıldınız yok konusursunuz kara cahıller

    1. KAZİM dedi ki:

      kardeş sen okuyonda nolmuş biz asil kandan gelen asil bir milletiz BİZ TÜRK’ÜZ

      CcC

  3. Oğuz dedi ki:

    Müslüman devlet Türk devleti değildir. Arap baskısına ve zulüme göz yummuş devlet Türk devleti değildir. Buna inanmayanlar Talkan ve Curcan savaşlarını araştırsın.

    1. Orhan dedi ki:

      oğlum bi bitmediniz o zaman ingilizler katolik onlarda ingiliz devleti değil sizi herhalde seçip gidin bunları böle böle uyutun islamdan soğutun diyolar müslüman devlette türk devletiydi tengrici devletde o dönemde

  4. Mehmet dedi ki:

    Türkiye Cumhuriyeti küçük devlet mi ?size göre

  5. bilyal kiray dedi ki:

    tarihte olan toprak lar bolgeler sehirler bu gyunun isimleri de olsa daha kolay anlasilacak

  6. Talıbzadə Ağadadaş dedi ki:

    Şah İsmailin qurduğu Səfəvilər dövləti niyə göstərilmiyib?

  7. Bayney dedi ki:

    Bazı devletlerin kuruluş ve çöküş tarihleri belirtilmemiş, bunun nedeni de belirtilmemiş, emeğinize değmiş, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

  8. Hakan dedi ki:

    Çok güzel yazılmış. En büyük isteğim bu devletlerin haritalarının güzel bir şekilde çizilip paylaşılmaya başlanmasıdır. Medya üzerinde Türk tarihi konusunda görseller epey yetersizdir. Türk büyüklerinin resimlerinin ve Türk devletlerinin haritalarının çizilmesi gerekmektedir. Yazı olarak çok bilgi var fakat görsel yetersiz.

BİR YORUM YAZ