TARİHTE TÜRK DEVLETLERİ VE HÂKİMİYET ALANLARI

TARİHTE TÜRK DEVLETLERİ VE HÂKİMİYET ALANLARI

Tarihte yaşamış olan Türk devletlerinin yaşamış oldukları coğrafi mekânlar üzerinde çok sayıda devlet bulunmaktadır. Ancak bunların bir kısmı, Türk devleti değildir. Bugün için (1997), dünya üzerinde, 7 bağımsız Türk Cumhuriyeti (Türkiye, Kıbrıs, Azerbaycan, Türkmenistan, Özbekistan, Kazakistan, Kırgızistan) bulunuyor. Ayrıca bağımsızlık mücadelesi içinde olan Türk cumhuriyetleri de bağımsız olurlarsa, bu sayı hayli artacaktır.

Tarihteki Türk devletlerinin sayısı ne olursa olsun, tarihin her döneminde Türkler, devlet geleneklerini korumuşlardır. Zaten burada amaç, bir tarih araştırması yapmak değildir. Amaç, tarih içinde bir seyir halinde yaşamış olan Türk devletlerinin zaman ve mekan ilişkisi içinde, dünya üzerindeki sınırlarını çizmek ve bazı iddialara cevap vermektir. Yaşadıkları zaman dilimi ile coğrafi mekanları açısından ele alındığında, Türk dünyasının yayılış sahası, Asya ve Avrupa’nın büyük bir bölümü ile Afrika’nın kuzey bölümünü kapsadığı görülür.

Bugün dünya kamuoyunda, Batı Dünyası tarafından işlenen bir teze göre, “Türklerin esas memleketi Orta Asya’dır, o halde bütün Türkler Orta Asya’ya gitmelidir.” gibi bir safsata görüş vardır. Bu da milattan önce gerçekleşmiş olan, göç hareketine dayandırılmaktadır.

Öte yandan, Türk medeniyetinin tekrar kurulmaması için, sanki tüm dünya elbirliği yapmış gibidir. Bugünün süper güçlerinin ideallerinde, hep parçalanmış ve ezilmiş bir Türk dünyası yatmaktadır. Bu vesileyle, görüşlerini ve düşüncelerini açıklamaktan hiçbir zaman çekinmemektedirler. Bu bağlamda, atasözleri bile icat etmektedirler. Bir Yahudi atasözü şöyledir; “Tanrım, Türklerin ayakkabılarını dar yap. Ayağındaki yaraların acısından başka bir şey düşünmesinler.” ki, düşünmeye fırsat bulurlarsa, hemen medeniyet kurarlar ve dünyaya hükmederler.

Tarih içinde yaşamış Türk devletlerinin yaşadıkları zaman ve mekana bakılırsa Türkler, Batı Hunları ile 434’den itibaren Avrupa’da yaşamaya başlamışlardır. Oysa bugünün Amerika Birleşik Devletleri’nin Amerika kıtasındaki tarihi geçmişi 200 yıl öncesine ancak dayanır. Anadolu’da çeşitli arkeolojik kazılar yaparak, Anadolu’nun Türklere ait olmadığını ispatlamaya çalışanlar, Amerika ve Avustralya’da da araştırma yapmalıdırlar.

Dünya ölçeğinde, zaman ve mekan ilişkisi kurularak ve siyasi coğrafyanın süzgecinden geçirilerek denilebilir ki; Japon Denizi’nden Adriyatik Denizi’ne kadar uzanan geniş topraklar, Türk dünyası olarak kabul edilmelidir. Ve bugün Türk dünyası, Batı Avrupa ve Sovyet Rusya’yı güneyden bir hilâl şeklinde çevirmektedir. 19 ve 20. yüzyılda aralıksız süren Türk soykırımına rağmen, bu hilâl dimdik ayaktadır.

Osmanlı Devleti Tarafından Merkezi Türk Hakimiyet Teorisinin Uygulamaya Konulması

Selçuklu Devleti’nin ardından ortaya çıkan Anadolu beyliklerinden biri, Bilecik’in Söğüt kasabası ve yakın çevresinde, 1299 tarihinde, Kayı aşiretinin kurmuş olduğu Osmanlı Beyliği’dir. Bu beylik, kısa sürede gelişmiş ve çağının en önemli devleti olmuştur. Büyük medeniyetlerin kuruluşları, gelişmeleri, duraklamaları ve yıkılışları da büyük zaman dilimlerini kapsar. İşte Osmanlı Devleti’nin de hayat çizgisi 600 yıllık bir süreyi içine almaktadır. Öyle ki, Cihan Devleti unvanını alan bu devlet, en geniş sınırlarını 400 yıl elinde tuttuğu bilinmektedir. Gerileme dönemi dediğimiz son 200 yıl içinde bile fazla toprak kaybetmemiş, topraklarının büyük bölümünü, yıkılış dönemlerini oluşturan 20. yüzyılın başlarına kadar koruyabilmiştir. Bu özellikleri ile Osmanlı, dünya medeniyetleri arasında ilk sıralarda yerini almaktadır.

Cihan Devleti’nin kurulması ve uzun ömürlü olmasında önemli sırlar yatmaktadır. Her şeyden önce koskoca bir dünya devletinin ortaya çıkmasındaki sırları, devletin kurucusu Osman Gazi’nin kayınpederi olan Şeyh Edebali’nin damadına vermiş olduğu nasihatinde aramak gerekir. Şeyh Edebali, Osman Gazi’ye verdiği nasihatin bir bölümünde şu sözleri söyler;

“-Oğul,

Dünya senin gözlerinin gördüğü gibi büyük değildir. Bütün fethedilmemiş gizemler, bilinmeyenler, görülmeyenler, ancak; senin fazilet ve erdemlerinle gün ışığına çıkacaktır…”

Bu nasihat sözlerinden de anlaşılacağı üzere, koskoca devletin temelleri; dünyayı tanımak ve onu gözünde fazla büyütmeden, gizemlerini, bilinmeyenlerini ve görünmeyenlerini fethetme idealleri ile atılmıştır.

Dünya hakimiyeti, Osmanlı için daima en büyük ideal olmuş ve bu ideali bütün padişahlar taşımıştır. Dünya hakimiyeti ideallerini de zaman zaman dile getirmişlerdir. Osman Gazi Bursa önlerine kadar gelerek, ölüm döşeğinde iken, oğlu Orhan Gazi’ye dönmüş ve uzaktan parıldayan bir manastırın kubbesini işaret ederek;

“-Beni şol gümüşlü kubbenin altına gömünüz.” demiştir. Böylece Osman Gazi ölüm döşeğinde iken bile, Bursa’nın fethedilmesi için hedef göstermiştir.

Hedef belirleme ve gösterilen hedefe ulaşmak, Osmanlı Hanedanı için en büyük ideal olduğu görülür. Orhan Gazi, oğlu Murad Bey’e yaptığı nasihatinde şu cümleler dikkat çekicidir;

“-Oğul! Rumeli Hıristiyanları rahat durmayacaktır! Sen o yöne doğru yürü! Kostantiniyye’yi ya fethet ya da fethe hazırla! Diğer Türk beyleri ile iyi geçinmeye çalış!.

Osmanlı’ya iki kıt’a üzerinde hükmetmek yetmez! Zira Allah’ın azmi iki kıtaya sığmayacak kadar büyük bir davadır!. Selçukluların vârisi biz olduğumuz gibi, Roma’nın da vârisi biziz!”

Murad Hüdavendigâr, Kosova Meydan Savaşı’nda, askerlerine karşı yaptığı konuşmanın şu cümleleri, bir başka hedef belirlemedir;

“-Yiğitlerim, bugün sizin sevginizle titreyen şu Kosova meydanı, Allah’ın izni ile muzaffer bir şekilde dalgalanacak olan şanlı sancağımızın Macaristan içlerine doğru gitmesini, bundan sonra hiçbir düşman hamlesi durduramayacaktır.”

Yıldırım Bâyezid Han’a, cülusu için tebrik etmeye gelen yabancı ülkelerin elçileri, Osmanlı’nın ilerlemesinin devam edip etmeyeceği sorulmuş ve Padişah elçilere şu cevabı vermiştir;

“-Roma’ya kadar ilerleyeceğim!”

Çelebi Mehmed, yaptırmış olduğu eserlerin kitabelerine “Şarkın ve garbın padişahı, Arap ve Acemini hakanı” diye yazdırmış ve hakimiyet alanının nereler olabileceğini belirlemiştir.

Sultan II. Murad Han, tahta çıktıktan sonra Yeniçeri kışlalarının merkez binasına gelmiş ve Yeniçeri Ağası, Padişah’a;

“-Asker kullarının siz Padişah Hazretleri’nden niyazı oldur ki, ilk seferiniz Batı Roma üzerine ola!” demiş ve Padişah da;

“-İnşââllâh!…” diye cevap vermiştir.

Hacı Bayram Veli, Sultan II. Murad Han’a;

“-Siz, büyük dedenizin buyurduğu “cihadı terk etmeyiniz!” düsturuna uyduğunuz takdirde, fetihleriniz genişleyecek, bir gün Roma toprağını da tamamen ele geçireceksiniz!”

Sultan II. Murat Han vefatı sırasında, oğlu II. Mehmet’e;

“-Oğlum, Kostantiniyye’yi fetheyleyesin!” diye vasiyet etmiştir. Ve bu vasiyet üzerine II. Mehmet Han, padişah olur olmaz; “- Ya Bizans bizi alır, ya da biz Bizans’ı alırız!.” diyerek Kostantiniyye’yi fethedip, İstanbul yapmış, Cihan Padişahı ve Fatih unvanlarını haklı olarak almış, gerçek cihan hakimiyetini kurmuştur.

Yavuz Sultan Selim Han Mısır’ın fethinden sonra, 10 Eylül 1517’de Kâhire’den İstanbul’a dönerken söylediği şu sözler, Osmanlı Türk hakimiyetinin ne denli geniş ufuklara yöneldiğini açıkça ortaya koyar.

” -Gönül ister ki, Afrika’nın kuzeyinden Endülüs’e çıkayım ve sonra Balkanlar üzerinden tekrar İstanbul’a döneyim!” Bu söz, Afrika’nın ve Avrupa’nın ve dolayısıyla tüm dünyanın hakimiyeti demektir.

Yine Yavuz Sultan Selim Han, bir gün sadrazamı Piri Mehmed Paşa’yı yanına çağırmış ve harita üzerinde, yüzyıllar sonra açılmış olan Suveyş kanalının olduğu yeri işaret ederek;

“-Şuradan Akdeniz’i Kızıldeniz’e bağlar ve deryâdan Hindistan’a giderim.” demiştir. Yavuz’un bu sözü, dünya hakimiyeti için gerçekten büyük bir hedef belirlemesidir.

Kânuni Sultan Süleyman Han, Fransuva’ya yazdığı cevabi mektubun giriş cümleleri, Merkezi Türk Hakimiyeti’nin tam olarak uygulandığının açık bir vesikasıdır.

“-Ben ki, Azerbaycan’ın, Anadolu’nun, Rumeli’nin, Balkanlar’ın, Karaman’ın, Irak’ın, Arabistan’ın, Mısır’ın, karaların ve denizlerin sultanı Yavuz Sultan Selim Han oğlu Sultan Süleyman Han’ım.”

Osmanlı çöküş dönemlerinde bile büyük idealleri olan bir devlettir. Çöküş yıllarında, her bir yenilginin, devrin padişahını derinden üzdüğü ve çoğunun kederden öldüğü, tarihi bir gerçektir. Sultan Abdülaziz Han, İngiltere ve Fransa’ya yönelik yapmış olduğu diplomatik seyahat esnasında;

“-Atalarımız batıya at sırtında fethetmek için giderlerdi. Bizler ise, şimdi tren ve vapurla, ancak diplomatik seyahat için gidebiliyoruz.” diye serzenişte bulunmuş ve geçmişteki dünya hakimiyeti özlemini açığa vurmuştur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 10 YORUM
  1. leventk dedi ki:

    Babürler, altınorda , timur devletlerinin hanedan soyu moğollardır, cengiz soyudur, sonradan müslüman olmuşlardır, ama Türk olmuşlar mıdır, bu devletlere Türk devleti denebilirmi, ahali. Türk moğal ve diğer halklardır
    ama yönetim tamamen cengizin soyundandı ve öncelikli olarak cengiz kanunları., eski Türk kanunları ve islam kanunları da uygulanmaktaydı.

  2. Ercan dedi ki:

    Bos bos konusuyorsunu arkadas kafamıda boZuyorsunuz hıcmı tarıh okumassinizz az okuyun oyle bıse yaZın yorum yapın bıse bıldınız yok konusursunuz kara cahıller

    1. KAZİM dedi ki:

      kardeş sen okuyonda nolmuş biz asil kandan gelen asil bir milletiz BİZ TÜRK’ÜZ

      CcC

  3. Oğuz dedi ki:

    Müslüman devlet Türk devleti değildir. Arap baskısına ve zulüme göz yummuş devlet Türk devleti değildir. Buna inanmayanlar Talkan ve Curcan savaşlarını araştırsın.

    1. Orhan dedi ki:

      oğlum bi bitmediniz o zaman ingilizler katolik onlarda ingiliz devleti değil sizi herhalde seçip gidin bunları böle böle uyutun islamdan soğutun diyolar müslüman devlette türk devletiydi tengrici devletde o dönemde

  4. Mehmet dedi ki:

    Türkiye Cumhuriyeti küçük devlet mi ?size göre

  5. bilyal kiray dedi ki:

    tarihte olan toprak lar bolgeler sehirler bu gyunun isimleri de olsa daha kolay anlasilacak

  6. Talıbzadə Ağadadaş dedi ki:

    Şah İsmailin qurduğu Səfəvilər dövləti niyə göstərilmiyib?

  7. Bayney dedi ki:

    Bazı devletlerin kuruluş ve çöküş tarihleri belirtilmemiş, bunun nedeni de belirtilmemiş, emeğinize değmiş, çalışmalarınızda başarılar dilerim.

  8. Hakan dedi ki:

    Çok güzel yazılmış. En büyük isteğim bu devletlerin haritalarının güzel bir şekilde çizilip paylaşılmaya başlanmasıdır. Medya üzerinde Türk tarihi konusunda görseller epey yetersizdir. Türk büyüklerinin resimlerinin ve Türk devletlerinin haritalarının çizilmesi gerekmektedir. Yazı olarak çok bilgi var fakat görsel yetersiz.

BİR YORUM YAZ