TANZİMAT NE ZAMAN BAŞLADI?

TANZİMAT NE ZAMAN BAŞLADI?

Doç. Dr. Mümtaz’er TÜRKÖNE

Gazi Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi / Türkiye

Tanzimat Dönemi’nin ne zaman sona erdiği tartışmalıdır, ancak ne zaman başladığı konusunda herhangi bir ihtilaf yoktur. Mustafa Reşid Paşa’nın Gülhane’de meşhur fermanı okuduğu tarih olan 3 Kasım 1839 başlangıç tarihi olarak kabul edilir. Aslında, başlangıç olarak verdiğimiz tarihten de o kadar emin olmamamız gerekiyor.

3 Kasım 1839’da, Mustafa Reşid Paşa’nın Gülhane’de okuduğu Fermanla Tanzimat Dönemi’ni başlatmak, akla ve mantığa çok uygun düşüyor. Ancak, Tanzimat öncesine uzanıp, II. Mahmud’un uzun süren saltanatının son yılındaki gelişmelere baktığımız zaman bu tarihi değiştirmemiz ve yaklaşık birbuçuk yıl önceye almamız elzem görünüyor.

Tanzimat, bir dönem olarak modern anlamda bir kanunlaştırma hareketini ifade eder. Devletin merkezileştirilmesi, yani merkezin taşra üzerindeki gücünün modern araçlarla pekiştirilmesi bu kanunlaştırma hareketinin temel amacıdır. Teba ile devlet arasındaki ilişkinin, temel haklara riayet esasına uygun olarak yeniden tanımlanması yine bu kanunlaştırma hareketinin Batı evreninden alıp kurumlaştırmaya çalıştığı bireyi ilgilendiren cephesidir. Yeni düzeni hayata geçirecek yeni kurumların ihdası, yine bu perspektifin mantıki sonucudur. Tanzimat’ı bir bütün olarak bu nitelikleriyle tanımladığımız zaman, bu hareketi 3 Kasım 1839’dan, keskin hatlarla daha eski bir tarihe taşımamız gerekir.

Öbür yandan, Tanzimat Fermanı’nın bir yıl önce ilan edilmesinin tasarlandığı şeklinde, iki muteber kaynaktan -Lütfi Efendi ve Abdurrahman Şeref- harcıalem bilgiye sahibiz. Lütfi Efendi: “Bir sene evvel Tanzimat’ın ilanı kuvve-i karibeye gelmiş iken, Akif Paşa ‘hukuk-ı şahaneniz tahdid olunacak’ sözü ile Sultan Mahmud’un zihnini tağlit eyleyip bi’zzarure tehir olunmuştu” demektedir.[1] Bu bilginin izini sürdüğümüz zaman karşımıza çıkan tablo, Ferman dışında bir bütün olarak Tanzimat reformlarının birbuçuk yıl önce, hem de “Tanzimat-ı Hayriyye” ismi verilerek başlatıldığını gösteriyor. Önümüze çıkan tarih Mart 1838’dir. Bu tarih, 3 Kasım 1839 Fermanı’ndan sonra da Tanzimat reformlarının karargahı olan Meclis-i Vâlâ-yı Ahkâm-ı Adliye’nin kurulduğu tarihtir.

Tanzimat-ı Hayriyye

11 Muharrem 1254 tarihli ve 163 sayılı Takvim-i Vekayi’de “Sadaret”in “Başvekalet”e “tebdil” edildiğine ve Meclis-i Ahkam-ı Adliye’nin kurulduğuna dair uzun bir haber ve hatt-ı hümayun yer alıyor. Hatt’ta, Meclis’in kuruluş gayesi son derece dikkatli ifadelerle açıklanıyor: Padişah “imar-ı mülk ve millet ve nizam-ı ahval-i ahali ve raiyet” için bu Meclis’i ihdas etmiştir. Görevi: “tecdid-i usul ve kavanin ve icra-yı nizamat-ı cedide”dir. Bu Meclis: “adalet ve hakkaniyet ve intizam-ı ahval-i mülk ve millet kaziyesi için” kurulmuştur ve “Tanzimat-ı Hayriyye ve umur-ı cariyye”nin icrasına bakacaktır.

İşaret ettiğimiz husus salt “tanzimat” lafzının yer almasından ibaret değildir; metinde bu meclisin kuruluş gerekçeleri ile Gülhane Hattı’nda yer alan lafızlar arasında da, bire bir benzerlikler vardır.

Metinde alışılmadık bir ibare var: Meclis “cüzi ve külli kaffe-i mesalihi saltanat-ı seniyyenin hak ve hukukuna ıttıla’-ı hakayık olmak üzere” görüşüp icra edecektir. Bu ibare, Lütfi Efendi’nin verdiği bilgide yer alan ve bir Ferman ilanına engel olan “hukuk-ı şahaneniz tahdit olacak” itirazına atıfta bulunmaktadır. Padişah, muhtemelen kendisinin koydurduğu “hak ve hukuku” ibaresi ile işi sağlama almaktadır. Diğer yandan Gülhane Hatt’ında yer alan aynı Meclis’in kararlarının “balası hatt-ı hümayunumuzla tasdik ve tevşik olunmak üzere taraf-ı hümayunumuza arz olunsun” ibaresinde formüle edildiği gibi, Meclis-i Vala’ya tanınan özerklikten uzak olmakla birlikte sadece “ıttıla”sına emir verilmesi de bir orta yol tutulduğunu göstermektedir.

Tanzimat-ı Hayriyye ibaresinin bu hatta yer alan bir istisna olmadığı, Gülhane Hattı’na varana kadar 1253 ve 54 tarihlerinde kararlı ve istikrarlı bir şekilde kullanıldığını belirtmeliyiz. Tabir tıpkı Gülhane Hattı gibi temel hakların güvence altına alınması ve merkeziyetçi reformların gerçekleştirilmesi yolunda bir miladı ifade eder şekilde kullanılmaktadır.

“Tanzimat-ı Hayriyye’ye nümune olarak” mükerrer rüsumların lağvedilmesine dair 1254 tarihli bir vesika,[2] yine aynı tarihli “Tanzimat-ı Hayriyye mucibince” yoksullara mahsus bazı eşyanın rüsumunun ilgasına dair bir başka vesika[3] bu tabirin somut bir atıf olarak kullanıldığını göstermektedir. 1253 yılına ait yine vergi düzeni ile ilgili bir başka vesikada da görülen “Tanzimat-ı Hayriyye mucibince” ibaresi, tabirin bir karara referans olarak kullanıldığını ifade etmektedir.[4] Şu ibare bir kurumlaşmaya atıf yapıldığına daha açık bir delildir: “İstihsal-i esbab-ı asayiş ve rafah-ı ibad için derdest-i tasavvur ve tasmim olan Tanzimat-ı Hayriyye’nin kuvveden fiile ihracına numune olarak.” Hüdavendigar ve Gelibolu sancaklarında yapılan nüfus ve vergi tahririnden bahsedilmektedir.[5]

Sadece bir ibareye takılarak, Tanzimat Dönemi’ni geriye götürmeye çalışmıyoruz. İbare, bizim değil doğrudan bu tabiri icad edip kullananların bir dönem başlattıklarını anlatıyor. Meclis-i Vala ve yanı başındaki diğer Meclislerin, zaten kuruluş amacı budur. Yine 1254 senesine ait bir telhis bize Tanzimat-ı Hayriyye’nin bu Meclislerin kurulması ile başlatıldığını açıkça gösteriyor: “İrade-i seniyye vechile Meclis-i Ahkam-ı Adliye ve Dar-ı Şuraya memur zevatın suret-i memuriyetleri icra ve ilan” edildiğine, gerekli merasimlerin yapıldığına ve “irade edilecek vakitte Tanzimat-ı Hayriyye müzakeratına başlayacakları” beyan olunuyor.[6]

Tanzimat-ı Hayriyye eskiyi lağvetmiş ve fakat yeniyi de henüz kuramadığı için bazı alanlarda işler aksamıştır. Maliye Nezaretinden Sadarete yazılan 1253 tarihli bir tezkerede yeni nizam sorulmaktadır: “Her sene Eylülünde sene-i cedide hayriyye iltizamatının ibka ve ihalelerine başlanması hazine usul-i icabı ise de, mucibince bazı yerlerin intisapları hakkında nasıl muamele yapılacağı bilinemediğinden bu babda bir talimatname yazılması.”[7] istenmektedir.

Tanzimat-ı Hayriyye Nedir?

Meclis-i Ahkam-ı Adliye’nin kurulması ile başlayan Tanzimat-ı Hayriyye’nin Gülhane Hattı’nda zikredilen esasların büyük bir kısmını içerdiği, bu tarihten Gülhane’ye kadar geçen zamanda Tanzimat meclislerinin gündem ve icraatlarını aktaran kaynaklardan takip edilebilir. Bunun için elimizde arşiv vesikaları, Takvim-i Vekayi nüshaları ve Lütfi Efendi’nin Tarih’inin bu tarih kesitine ayrılan ciltleri var.

Gülhane Hattı’nda getirilen esasları hatırlayalım: Can, mal ve namus güvencesi; vergi ve askerlik konusunda adil bir düzenin tesisi ve devletin her alandaki tasarrufunun kanunlara uygun hale getirilmesi ve bunun için yukarıdaki esasları hayata geçirecek kanunların çıkartılması.

Meclis-i Vala’nın kuruluş amacı olan Tanzimat-ı Hayriyye, tam olarak Gülhane’de vazedilen esaslara göre tarif ediliyor: “herkesin mal ve menallerinden huzur-ı kalb ile emin olması”[8]

“hiç kimsenin, taraf-ı miriden muhallefatına taarruz olunmaması” yani mal emniyeti “cümlenin refah-ı hal ve ferağ-ı balleri”, “herkes (in) mal-ü menal ve huzur-ı bal ile emin ve müsterih olma (sı)” Tanzimat-ı Hayriyye’yi tarif etmek için kullanılan deyimler cümlesindendir. Bir çok yerde de Tanzimat-ı Hayriye’nin amacı: “adalet ve hakkaniyet ve intizam-ı ahval-i mülk ve millet kaziyesi”, “ıslah-ı ahval-i ümem”, “istihsal-i asayiş-i beni adem” ve “istihsal-i esbab-ı asayiş ve refah-ı ibad” olarak tanımlanmaktadır.

Meclis-i Vala’nın kurulmasından sonra, Tanzimat-ı Hayriyye müzekeratına memur bu meclisin ve yanı başında iş gören diğer meclislerin süratle görüşüp karara bağladıkları ve icrasına geçtikleri reformlar bize somut karşılıkları ile Tanzimat döneminin başladığını gösteriyor. Bu reformların menzil alanı tıpkı Gülhane sonrasında olduğu gibi oldukça geniştir. Bu düzenlemeleri üç kısma ayırmak mümkündür. İlki bireyin devlet karşısında güvencelerine, özellikle vergi adaleti ve angaryanın kaldırılmasına dairdir. İkincisi, ekonomik ve sosyal bir kalkınma hamlesini hedeflemektedir: Eğitim seferberliği ve bir nevi kalkınma komisyonu olarak tasarlanan Meclis-i Nafıa’nın kurulması bu çerçevededir. Üçüncüsü, merkezi devlet teşkilatına kuvvetlendirmeyi, işleyişini rasyonel esaslara bağlamayı amaç edinen reformlardır.

Reformlar içinde halkı en yakından ilgilendirmesi lazım gelen teşebbüs vergi alanındaki yeni düzenlemelerdir. Düzenlemeler vergi işinde keyfiliği ortadan kaldırmayı ve zulme dönüşen uygulamaları yasaklamayı hedeflemektedir. Takvim-i Vekayi’nin 169. sayısı (16 Cemaziyelevvel 1254) neredeyse bütünüyle bu meseleye hasredilmiştir.

Metin, devletin vergi konusunda özeleştirisi, iyi niyeti ve adaletin sağlanması için getirilen düzenlemeleri anlatmaktadır. Kısaca özetleyelim:

Yolların güvenliği ve asayişin sağlanması halka huzur ve rahatlık vermiş ise de, vergi meselesi bir türlü yoluna girmemiştir. Bunun için ısrarlı ve şiddetli emirler gönderilmesine rağmen, hatta her kazanın defterleri merkeze getirtilip incelenmesine rağmen yine mahallinde yapılan hilelerin önü alınamamıştır. Vergi zenginlerden değil fakir halktan toplanmaktadır. Padişahın emeli bütün halk ve fukara üzerinden bu “mezâlim ve taaddiyatı” tamamiyle kaldırmaktır. Devletin masrafları için vergi toplanması zaruridir. Ancak bu zaruret artık herkesin hali ve kaldıracağı yük gözetilerek adil bir şekilde yerine getirilecektir. Bu mesele Dar-ı Şûra-yı Bab-ı Âlî’de gündeme getirilmiş, hem şer’î hem de mülkî cihetleri dikkate alınarak bazı kararlara varılmıştır. Bu kararlara göre önce bir nüfus ve mal sayımına gidilecektir. Bundan sonra “binde” hesabiyle herkese düşen vergi miktarı hakkaniyetle belirlenecektir. Mahkeme siciline her sene Mart ayında kaydedilecek servetten, senede bir defa ve iki taksitte “hisse-i tekâlif” namıyla vergi alınacaktır.

Kimse, ücretsiz çalıştırılmayacak, yani kim adına olursa olsun “angarya”ya koşulmayacaktır. Kısaca, “usûl-ı meşrûha” üzere belirlenen dışında kimseden para alınmayacak ve “herkes mâl ü menâl ve huzur-ı bâl ile emin ve müsterih” yaşayacaktır. Bunun için her yere tahrir memurları gönderilecek, numune olmak üzere Anadolu’da Hüdavendigâr, Rumeli’de Gelibolu sancaklarından işe başlanacaktır.

Karar, müsaderenin tamamiyle kaldırıldığını da etraflıca anlatmaktadır: Bundan böyle ülkede “bila varis vefat edenlerden mâ’ada gerek vüzerâ ve rical ve hademe-i saltanat-ı seniyyeden ve gerek taşralarda bulunan mütesellimîn ve voyvoda ve a’yân ve vücûh ve tüccar ve saireden herkim olur ise olsun ve zuhur eden eşyası az veya çok bulunsun hiç ferdin muhallefatına cânib-i mîrîden ve taraf-ı âhardan kat’â dahl ü taarruz vuku bulmaması” temin edilecektir.

174 no ve 14 Ramazan 1254 tarihli Takvim-i Vekâyi işe hemen başlandığını aktarmakta, hatta zikredilen sancaklarda mal saklayıp yazdırmayanların akibetlerine örnek verilmekte böylelikle, halkın katılımı özendirilmektedir. Güya, bu sancaklardan birinde biri iki hanesinden birini yazdırmış, sonra yazdırmadığı evi yıkılınca güya hiçbir hak talep edememiş.

Ancak bu iddialı teşebbüs akamete uğrar. Gerekçe tahrir çalışmalarının zaman alması, bu yüzden verginin yeni usule göre toplanamamasıdır. Yeni usul, gelecek yıla ertelenir ve vergi kadim usule uygun olarak iltizama verilir. Öbür yandan tahrir memurları “layıkıyla tahrir ve tedkik eylemek üzere” acele etmeden ama ara da vermeden işlerine devam edeceklerdir.[9]

İlginç bir ilavede bulunalım. II. Mahmud öldükten sonra, henüz Reşid Paşa Londra’dan avdet etmeden önce, yeni tahta geçen genç Abdülmecid’in ilk hatt-ı hümayunlarından biri, yine bu mesele ile ilgilidir. Hatta, vergi zulmünden şikayet olunduktan sonra, usulsüz iltizam yapanların cezalandırılması emrediliyor. Gerekçe, yine Gülhane Fermanı’nı çağrıştırmaktadır: “Bilcümle reaya ve berayanın refahiyet ahvalleri celb-i kulüb ile hasıl olacağından.” iltizam zulmü sona erdirilmelidir.[10]

Meclis-i Nafıa

Gülhane Hattı’na kadar geçen dönemin reform perspektifini göstermek için, yine II. Mahmud’un emriyle kurdurulan Meclis-i Nafıa’dan bahsetmemiz gerekir. İlginçtir ki bu Meclis, adeta Hariciye Nezareti’nin bir uzantısı olarak tasarlanmıştır. Başlangıçta adı Meclis-i Ziraat ve Ticaret olan, sonra Meclis-i Nafıa adını alan bu Meclis, bir kalkınma komisyonu olarak tasarlanmış, başına Hariciye Müsteşarı Nuri Efendi getirilmiş ve kararların önce Reşid Paşa’ya, oradan Padişah’a arzı talimat olarak verilmiştir. Recep 1254 tarihli (No 167) Takvim-i Vekâyi beş kişiden oluşan Meclis’in görevini: “Devlet-i Aliyyenin vesâili tabiiyye ve arziyye ve hırefiyye tedkik ve münazarası ve felâhat ve ziraatın ve emr-i ticaretin ve enva’-ı sanayi ve hirefin tervici” olarak tarif ediyor. Metinde “nizamat-ı hayriyye”nin kararlaştırılması ibaresi yer alıyor. 13 C. ahir 1254 tarihli Takvim-i Vekâyi (No. 170) bu meclise Meclis-i Nafıa ismi verildiğini söylüyor; 173 nolu nüsha ise (Şaban 1254) bu Meclis’in bir Layiha’sını yayımlıyor. Layiha’nın, Reşid Paşa’nın Londra Sefareti’ne gitmesinden sonra yayımlandığını yani Reşid Paşa olmadan da çalışmaların sürdüğünü kaydedelim. Bu Layiha’nın konusu “ıskat-ı cenin”in önlenmesidir. Anlaşılan Meclis, öncelikle nüfus artışını sağlayacak tedbirleri gündemine almıştır.

Rüşdiye mekteplerinin kurulmasına da, Gülhane öncesi reformlar cümlesinden temas etmemiz gerekir. Eğitim alanındaki bu önemli başlangıç, klasik medrese eğitiminden modern kitlesel eğitime geçişi ifade etmektedir. Bu mekteplerin mimarı da Meclis-i Nafıa’dır.

Meclis-i Nafıa’nın “ıslah ve tanzim-i mekâtib-i sıbyaniye” konusunda kaleme aldığı layiha önce Dar-ı Şûra-yı Bab-ı Âlî’de görüşülüp, sonra Meclis-i Ahkâm-ı Adliye’ye sunuluyor. Akabinde Padişah’a arz edilen layiha, “Bu husus umur-ı diniyeden olmakla, dünya ve mülke envaî fevaidi bedihî olduğundan” müzakere edildiği şekilde tanzimine bakılması için hemen bir nazır tayinine dair hatt-ı hümayun sadır oluyor.[11] Hatt’taki ibareler Padişah’ın konuyla ilgili heyecanını ve detaylarına kadar yakından takibini aksettiriyor.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ