TANZİMAT FERMANI SONRASI HUKUKİ DÜZENLEMELER VE HUKUK DUALİZMİ

TANZİMAT FERMANI SONRASI HUKUKİ DÜZENLEMELER VE HUKUK DUALİZMİ

Tanzimat, alttan gelen bir halk hareketi değildi. Dış baskı ile elde edilen hak ve özgürlükler, gayrimüslimlere verilmiş, bu onların palazlanmasına neden olmuş, Osmanlı ülkesinde var olan hak ve yetkileri artmış, bu da onların karşı çıkışlarına olumlu yönde katkıda bulunmuştur. Bu senaryoyu baştan beri oynayan dış güçler, İmparatorluğun çözülmesini amaçlamışlardır.[73] Gerçekte, gayrimüslimler Tanzimat’tan sonra eşitlik değil, üstünlük istiyorlardı.[74] Tanzimat Fermanı, özellikle Bulgaristan’da Bulgar reaya arasında milli hisleri kamçılamıştı.[75]

Tanzimat’ın sonuçlarından biri de, bürokrasinin, saltanata ortak olmak isteğinin gerçekleşmiş olmasıdır. Tanzimat aydınları ve bürokratlar, iyi niyetli olmakla birlikte, Padişahtan aldıkları yetkileri, ülkenin koşulları karşısında halka vermeyi denememişlerdir. Bu nedenle Tanzimat bürokratlarının çabası, bir bakıma, halk için değil, aksine otoriter yönetimleri içindir; ama bu durum, Tanzimat bürokratlarının değerini inkar anlamına alınmamalıdır; yapılan mücadele bürokrasi ile saltanat arasında olup, halk bu mücadelenin uzağındadır.

Tanzimatla birlikte, geleneksel devletten, Tanzimat bürokratlarının diktatörlüğüne oradan İttihat Terakki otoriterizmine kayılmıştır. Tanzimat aydın ve bürokratlarının hareketi sonucunda Osmanlı İmparatorluğu, bürokrat despotluğu dönemini yaşamış, haklar daha da kısıtlanmış, kimi halk geleneksel devleti aramıştır. Onar’a göre, Sened-i İttifak’tan Tanzimat dönemine gelinceye kadar Osmanlı’da, polis-devlet anlayışı devam etmiş, hukuka bağlı devlet sistemine geçişin ikinci aşaması sayılabilen Gülhane Hatt-ı Hümayunu ile, hükümdar, kendi kendisini sınırlamayı kabul etmiştir. Bu metinle, hükümdar ve onun adına hareket edenler bir dereceye kadar sınırlanmakta ise de, tam bir hukuk devleti meydana getirecek mahiyet ve güçte değildir.[76]

İttihat Terakki, ülkenin geçirdiği kriz nedeniyle çözümü sertlikte bulmuş, tam bir diktatörlük kurmuş ve Enver Paşa,[77] Cemal Paşa ve Talat Paşa’nın yönetimi altında devleti yok yere Birinci Dünya Savaşı’na sokmuş, buz gibi erimesine neden olmuşlardır. Halk perişan olmuş, ayakkabısı- elbisesi ve teçhizatı olmayan askerler, bir gün Yemen’de, gelen bir emirle Kafkasya’ya, görülen lüzum üzerine Balkanlar’a intikal etmiş, ulaşım imkanlarının yetersizliği, yoksulluk, 10 yıl-20 yıl süren askerlik halkı canından bezdirmiştir. İktidar savaşında figüran olanlar, savaşın asıl zorluğunu çekmişlerdir.

Tanzimat süreci içerisinde Osmanlı İmparatorluğu, geleneksel değerlerine bağlıdır. Geleneksel değerler yerine Batı değerleri ve normlarına uygun bir devlet; ancak Cumhuriyet’le birlikte var olabilmiştir. Gülhane Hattının getirdiği “devrimci modern prensipler”,[78] din ve devlet yanında mülk ve milleti ihya, kanun önünde eşitlik, yargılamanın aleniliği, vergi mükellefiyetinin ve askerlik hizmetinin adil yasalarla yapılmasıdır.

Tanzimat dönemi, adeta bir yasama dönemi gibi çalışmıştır. Tanzimat’ta, gerçekte Şura Meclisi de kurulamamıştır. Bu dönemde temsililik esasına bağlı, halka dayalı doğu deyişiyle Şura Meclisi, batı deyişiyle bir Parlamento oluşumu gerçekleştirilememiştir. Kapitülasyonlar gereği verilen adli imtiyazlar sonucu, Konsolosluk Mahkemeleri kurulmuştur[79] ki Tanzimat bu açıdan başarılı değildir.

Gülhane Hattı ile “aydın despotluk” devam etmiş, kurtuluşun Kanuni dönemine dönüşte olduğu Tanzimat fermanında belirtilmiştir. Tanzimat fermanını, “Türklerin ilk haklar beyannamesi” olarak niteleyenler bu fermana önem vermek istemektedirler. Bu fermanla, halkın can ve mal, ırz ve namus güvenliği sağlanacak, vergi toplama yöntemi düzeltilecek, askerlik süreli olacak, kimse açık veya gizli öldürülmeyecek, cezaları mahkemeler tespit edecek, müsadere yöntemi kaldırılacak, yeni yasalar çıkarılacak, siyaseten katl ve keyfi öldürmeler kaldırılacak, Meclis-i Ahkam-ı Adliye (MAA) yasa tasarısı hazırlayacak padişahın onaması ile bu kanun olacaktır. Padişah, bu ilkelere aykırı davranmayacak, herkes kurullarda fikrini açıkça söyleyecektir. “Bu şer’i yasalar sadece, din, devlet, mülk ve milletin ihyası için va’z olunacaktır. Tarafımızdan bunlara aykırı hareket olmayacağına ahdü misak alunup, hırkai şerif odasında bütün ulema ve vekiller huzurunda yemin edilmiştir.”[80]

Tanzimat Fermanı’nda mantıki usul yoktur. Hukuki program tertipsizdir ama dünyada anayasal gelişmeler genelde böyle olmaktadır. Tanzimat Fermanı anayasal gelişmemizin başlangıcıdır. Tanzimat Fermanı hukuk devleti olma yolundaki ilk manifesto olup, laik uygulamaya da adım atılmıştır.

Gülhane Hattı’nın Osmanlı Devleti’nin “ilk reform programı” sayılması gerektiği, yabancı kaynaklar tarafından da gözlemlenmektedir.[81] Hukuki açıdan, Osmanlı Devleti’ni, askeri bir temel üzerine kurulmuş, “Asyaî-Ortaçağ” devlet biçiminden “Modern-Avrupai” bir biçime değiştirme amacı nedeniyle de, devlet varlığımızda çok esaslı anlam ve önem taşıdığı kuşkusuzdur. Devlet işlerinin “hikmet-i hükûmet” deyip saklanamadığı, “siyasal insan” ve bireyin doğuşunda (insana değer verme) Tanzimat döneminin katkıda bulunduğu kabul edilebilir.[82] Ferman’ın hak ve özgürlük amacıyla çıkarıldığı açıktır.[83] Dünyada can, mal ve namus en değer verilen şeylerdendir. Mal-mülk emniyeti olmazsa, vatan ve ulusa bağlılık ve bu değerlere hizmet nasıl yürüyecektir? Bu haklar, doğal hukukun önem verdiği haklardır ve Ferman üzerinde doğal hukukun etkisini benimsemek gerekir. Bu haklar din ayırımı yapılmadan herkese verilmiştir. Liberalizmin kökleşmemiş olması nedeniyle sosyal ve ekonomik haklara, Tanzimat Fermanı’nda dokunulmamıştır.[84] Tanzimat fermanı, padişahın emirleri olup herkesi bağlar. Gülhane Hatt-ı Hümayunu, “charte” (hükümdarın verdiği yazılı imtiyaz) mahiyetinde olup, padişah, iradesi ile, bazı esaslara uymayı taahhüt etmiştir. Bu fermanın gerçek bir “charte constitutionelle” (Anayasal Şart) olduğunu diyenler haklıdır. İlk kez bir padişah kendi isteğiyle yetkilerini sınırladığından dolayı, buna “temel haklar fermanı” veya beratı da denilebilir ama anayasa olarak benimsemek mümkün değildir; çünkü anayasa bir yasadır ve meclis tarafından yapılır. 1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi’nin 16. maddesine göre, hakların garanti edilmediği ve kuvvetler ayırımının teminat altına alınmadığı bir toplumda anayasadan bahsedilmez. Fermandaki ilkelerin güvencesi de yetersizdir, padişah yemin etmiştir. Bu, sonraki padişahı bağlamaz ama ahlâksal bağı da inkâr edilemez. Tanzimat Fermanı Sened-i İttifak için söylendiği gibi, bir anayasa değildir, sözleşme özelliği yoktur, sadece padişahı sınırlamaktadır. 1845 ve 1856 tarihli Islahat fermanları da Anayasa mahiyetinde değildir. Ama temel haklar ve özgürlüğün sayılması Tanzimat Fermanı’na anayasal nitelik vermekte olup, Batı hukukunun girişi bu Fermanla başlamaktadır. Sorun şurada çıkmaktaydı; Müslümanlara şeri hukuk uygulanacak ama gayrimüslimlere hangi yasa uygulanacaktı; zaten kapitülasyonlar gereği Devlet, azınlıklara karışamıyordu.[85]

Tanzimat Fermanı, Osmanlı İmparatorluğu’nun modernleşmesinin ve toplumun siyasal ve kültürel gelişmesinin manifestosu sayılabilir.[86] Restorasyon değil, yeniden düzenlemeyi isteyen; yenilikçi ve ilericidir. 1826’daki Yeniçeri kanı dökülmesine Vaka-i Hayriye denildiği gibi Tanzimat Fermanı’na da Tanzimat-ı Hayriye denildi. Tanzimat Fermanı sayesinde, 1833 Hünkar İskelesi Antlaşması ile Rusya’ya verilen, “Ortodokslar üzerindeki himaye hakkı” kaldırıldı.

Tanzimat dönemi konusunda yapılan değerlendirmeler çok ve çeşitlidir; Engelhardt’a göre, Avrupa’nın daha ılımlı davranması için Avrupa’yı razı etme hareketi olup, Tanzimat’ta yabancı etkisi oldukça fazladır. Cevat Eren’e göre, Osmanlı’da meşruti bir idare kurulmasına, İslam-Hıristiyan dünyasının yaklaşmasına ve barışmasına zemin hazırlayan bir kültür ve reform hareketidir. Namık Kemal’e göre Tanzimat, devletin bekası için şarttı; çöküşü durdurmak için Tanzimat Fermanı’nın ilanı gerekliydi. A. H. Ongunsu’ya göre, Tanzimat, gayrimilli bir hareketin adıdır. Hıfzı Veldet’e göre, Tanzimat asla bir devrim veya esaslı bir hareket değildir. Yavuz Abadan’a göre, Tanzimat, bir irade-i seniye olup, devletin modernleşmesini amacını güden ilk reform fermanı, ırz, mal, namus, mal ve canın korunmasını temin etmeye yönelik, Avrupa’dan mülhem bir reform hareketi olup, Cumhuriyet’ten farklı olarak, temelinde halk egemenliği bulunmayan bir metindir.[87] Mümtaz Turhan’a göre, zorunlu bir kültür değişmeleri devridir. Tunaya’ya göre, Tanzimat borçlanmalar dönemidir. Atilla İlhan’a göre, Batı güdümündeki Batılılaşma hareketi olduğundan, sanayileşmeyi engelleyen bir tutum olup, Osmanlı için sonun başlangıcıdır. Doğan Avcıoğlu’na göre, Avrupa dışı ülkelerde görülen sömürge veya yarı sömürgeleşme, uydulaşma dönemidir. Bernard Lewis’e göre, aciz ve zayıf Osmanlı hükümeti emrinde başarısızlık, çöküş ve yoksullaşma ile sonuçlanan bir merkantilizmdir. Tanzimat, Türkiye için bir Rönesans olmamıştır.[88] İlber Ortaylı’ya göre, Tanzimat Fermanı ile ancak devletin bağımsızlığı sürdürülebildi; toprak kayıpları durmadı, ekonomik bağımsızlık söz konusu değildi ama gelişen Türk ulusçuluğuna bir zemin hazırladı.[89] Hilmi Ziya Ülken’e göre, Tanzimat, azınlıkların işine yarayan bir (1839-1871) dönem olup devleti parçalamıştır. Ayverdi’ye göre, Tanzimat kötü bir Fransız İhtilalidir.

Bilsel’e göre, Tanzimat, kapsamlı bir reform hareketi olup, bir yanıyla keyfiliğe karşı kanuniliği getirmek isteyen, ilerici-batıcı, ihtiyaç üzere yapılmış, faydalı, ama diğer yandan kusurlu, eksik, arızalı ve tereddütlü bir harekettir.[90] Çünkü Tanzimat hilafetçi, saltanatçı, Osmanlıcı, mutlakiyetçi, telifçi, ikici, tedriççi, kapitülasyon vermekle atıfetçi, Batı’dan medet umucudur. 1839’da bir bütün olan İmparatorluk, 1856’da Batı tarafından garanti ve tekeffül edilmiş, 1878’de bu temin ve tekeffülden Batı vazgeçmiş, 1878-1908 arası her gün parçalanmak tehlikesiyle geçilmiş, 1908-1918 arasındaki 10 yılda İmparatorluk parçalanmış ve çökmüştür.[91] Eren’e göre, Türkiye’de meşruti bir idarenin kurulmasına, İslam ve Hıristiyan dünyalarının yakınlaşmasına ve barışmasına zemin hazırlayan bir kültür ve reform hareketidir.[92] İnalcık’a göre, Tanzimat hareketine karşı, özellikle yeni vergi rejiminin getirdiği değişiklikler nedeniyle, Müslüman ve gayrimüslim tebaa tarafından iki farklı tepki meydana gelmiştir. Rumeli’deki Hıristiyan tebaa, milli-siyasi bir ayaklanmaya ve devletler umumi hukukunun ilgilendiği bir kaynaşmaya yönelmiştir. Anadolu’da ise, Osmanlı İmparatorluğu’nun geleneksel kurumlarının temsilcileri, reformlara mukavemet etmekte ve halkı peşlerinden sürüklemekteydiler. Taşraya egemen olan ayan ve ağaların gelenekçiliği ile, merkezdeki bürokratların modernleşme çabaları arasındaki çatışma, bu dönemi etkisi altında bulundurmuştur.[93]

Tanzimat Fermanı, bir bakıma, asi Vali Kavalalı Mehmet Ali ve Rusya’ya karşı İngiltere’nin Osmanlı’yı korumasıdır. Çünkü 1838 Ticaret Antlaşması kabul edildikten sonra Tanzimat Fermanı ilan edilmiştir. 1838 Antlaşması imzalanırken, Osmanlı’ya “çağdaşlaşıyorsunuz” denilmişti.[94]

XIX. yüzyılda Osmanlı Devleti, üç süper güç olan İngiltere, Fransa ve Rusya’nın elinde bir oyuncak gibiydi. Halk ise reformlardan habersizdi; zaten Tanzimat halkın tepkisi değildi. Tanzimat’ta kimi devlet adamlarımız rotasız, pusulasız ve düzensizdir. Tanzimat bir bakıma teslimiyet psikolojisidir, ümitle başlayan bir yenilgidir. Tanzimatçılar üretimi modernleştirmeden, tüketimi modernleştirince ulusal ekonomi çökmeye başlamıştır. Yeni Osmanlılar, İmparatorluğu ekonomik açıdan çöküşe götürmüşlerdi. Tanzimat, ekonomik açıdan kesinlikle başarısızdır. Ekonomi tamamen devleti yıkmak isteyen gayrimüslimlerin eline geçmiştir. 1839 tarihli Tanzimat ile 1856 tarihli Islahat fermanları aslında emperyalizmin yayılmasının birer aracı işlevini görmektedir. Özellikle 1856 fermanının amacı, kapitalizmin çıkarlarına uygun üst yapı kurumlarını Osmanlı Devletinde kurmaktı.[95] Bunda başarılı olunmuş, geniş Osmanlı ülkesi, Batı sanayiinin mallarını tüketmek üzere bir pazar ve adeta talan edilecek bir hammadde alanı gibi algılanmıştır. XIX. yüzyılın bitimine doğru keşfedilen petrol alanları Batı’nın iştahını kabartmış, üç kıtaya yayılmış bu imparatorluğun parçalara bölünmesine ve paylaştırılmasına karar verilmiştir. İktisadi olaylar ferman dinlememektedir. Bu yönüyle 1839 ve 1856 fermanları, palazlanan Batı sanayiine uygun bir ortamın oluşumuna katkıda bulunmuştur.

Yabancı mallar gümrükten muaf olduğundan yerli malların ticareti ölmüş, “tedavüldeki yabancı paranın çokluğu” karşısında Osmanlı sikkesi oldukça azalmıştı. Tanzimat tipi, içi Doğulu, dışı Batılı bir bürokrat tipidir; şeklen Batı ruhen Doğulu bir tip. Tanzimat’la birlikte Saray’ın karşısına, bir “Tanzimat Bürokrasisi” doğmuştur.

Türk müziği ile Batı müziği yan yanaydı; iki tür kanun, iki tür vergi, iki tür öğretim, iki tür mahkeme ve iki tür bütçe vardı. Tanzimat döneminde maneviyat ile pozitivizm yan yanaydı; aşağılık duygusuyla İmparatorluk coşkusu, Viyana kuşatmasıyla Ordu, Tanzimat’la da sonuçta, İmparatorluğun kültür ve uygarlığı bozguna uğradı. Tabanında halk olmadığı için tepeden inme bir hareket olarak nitelenen Tanzimat’ın Ali ve Fuat Paşaları, XIX. yüzyılın ikinci yarısında Osmanlı Devleti’nde modernleşme sürecini etkilemişler,[96] ama istediklerini yapamamışlardı.

Tanzimat dönemi ile I. ve II. Meşrutiyet, hep Devletin Klasik dönemine dönmek için yapılmıştır. Tanzimat halkla, kendisini besleyen ana kültür damarlarıyla bütünleşseydi, halka mal olsaydı belki daha da başarılı olurdu.[97] Tanzimat Fermanı, özgün değil, rutin bir belgedir, adaletnamedir. Ferman üzerinde dış etki kesinlikle vardı ama İngiliz Elçisi Lort Canning, M. Reşit Paşaya -herhalde- emir vermiyordu.[98]

Tanzimat’ın temelinde halk iradesi yoktur ama padişah, hakları tebaaya bağışlamıştır. Padişah kendi yasama ve yargı yetkisini sınırlıyordu (auto-limitation). Vergi, askerlik, suç ve cezanın yasallığı Tanzimat Fermanı ile benimsendi.[99] Memurlara ait 1838/1254 tarihli Ceza Kanunnamesi, kanun tekniği açısından ilkel olsa da ileri hükümler getirdi. Ulema için de Ceza Kanunnamesi çıkarıldı ise de bu kanunnamenin tam metni elimizde bulunmamaktadır. Belirsiz zulüm kavramı, 1256/1840 tarihli Ceza Kanunu ile ortadan kaldırıldı.[100]

Tanzimat Fermanı, ırz, mal ve can güvenliğinden söz etmekte ama sanayileşme ve eğitim reformundan söz etmemektedir. Oysa demokrasi, endüstrileşme ve modernleşme ile mümkündür. Batı Osmanlı’yı eşit şartlarda olan bir müttefiki olarak görmemiş, yarı sömürge, sömürülmesi gereken bir büyük hammadde ülkesi olarak değerlendirmiş, bilgi ve teknolojiyi kıskanmış, bütün bunları Osmanlı’nın ezeli rakibi olan Rusya’ya vermiştir. Batı, Osmanlı İmparatorluğunu zayıflatabilsin diye Rusya’ya verdiği teknolojiyi Mısır’ın son Firavunu sayılabilen Kavalalı Mehmet Ali Paşa’ya da sunmuştur. İngiliz Büyükelçisi Lort Palmerston’un (1834-1840) bir görevi de, Osmanlı’da sanayileşmeyi önlemekti.[101]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ