Ekler – TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI https://www.altayli.net Türk Tarihi ve Kültür Araştırmaları Fri, 05 Mar 2021 09:58:47 +0000 tr hourly 1 https://www.altayli.net/wp-content/uploads/2021/02/cropped-logo3-32x32.png Ekler – TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI https://www.altayli.net 32 32 TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL https://www.altayli.net/turk-inanislari-ile-milli-geleneklerinde-renkler-ve-sari-kirmizi-yesil.html https://www.altayli.net/turk-inanislari-ile-milli-geleneklerinde-renkler-ve-sari-kirmizi-yesil.html#respond Sun, 10 Nov 2013 13:19:04 +0000 http://www.Altayli.Net/?p=15526

Türk soylu topluluklar, Türk köküne bağlı halklar iki ana kolda gelişip yayıldılar: Oğuz ve Kıpçak.. Oğuz grubu yirmi dört boy olup, Kaşgarlı Mahmud’dan başlayarak bu konuda haklarında epeyce milli kaynak bulunan bir dünyadır. Diğer taraftan Asya’nın kuzey doğusundan kuzey batısına, Doğu Avrupa’ya- hatta Batı Avrupa’ya – Kafkaslara yerleşmiş olan Kıpçak kökenli halklar da yirmidört boydur. […]

The post TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL first appeared on TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI.

]]>

Türk soylu topluluklar, Türk köküne bağlı halklar iki ana kolda gelişip yayıldılar: Oğuz ve Kıpçak.. Oğuz grubu yirmi dört boy olup, Kaşgarlı Mahmud’dan başlayarak bu konuda haklarında epeyce milli kaynak bulunan bir dünyadır. Diğer taraftan Asya’nın kuzey doğusundan kuzey batısına, Doğu Avrupa’ya- hatta Batı Avrupa’ya – Kafkaslara yerleşmiş olan Kıpçak kökenli halklar da yirmidört boydur. Oğuzlarda olduğu gibi Kıpçak kökenli toplulukların da yirmi dört ayrı damga/tamga/tamka sahibi olduklarını biliyoruz; ancak Türkiye’de bu konularla ilgili bilimlik kamuoyu sayılacak birikime sahip değiliz, ne yazık ki…

Anadolu’da yaşayan Türk topluluklarının Türk dünyasındaki soydaşlarıyla ilgili bağlar açısından, tarihi,sosyolojik ve etnografik verilerinin yeniden araştırılıp değerlendirilmesi gerekmektedir.

Biz merasimlerde, ayinlere yatkın olmayan, sadece ve samimi Müslüman Anadolu Türkleriyiz. Anadolu’da bin yılık bir geçmişimiz var; bu geçmişin oluşturduğu zengin tarih ve zengin sosyokültürel hayat, dostlarımızın hayranlık duyup övüneceği, düşmanlarımızın haset edip dövüneceği kadar “özel” bir dünyadır.

Sosyo kültürel hayat alanındaki inanmalara bağlı merasimlerin büyük bir kısmı, Atayurt’tan, “Eski yurt’tan taşıyıp getirdiklerimizdir. Anadolu Türklüğü bin yıldan fazla bir zamandır buraya göçen soydaşlarımızdan oluşuyor. Pek az kısmı 1070 öncesinde, yüzde yetmişlik bölümü 1070’ten sonraki   225 yıl içinde, geri kalan kısmı ise, 1300’den sonra Anadolu’ya gelen Türk soylu halklar, hemen geldikleri Atayurt bakımından, hem izledikleri göç yolu açısından farklılıklar taşıyorlar. Bu farklılıklara yollarda karşılaştıkları, etkileyip etkilendikleri kültürler ile burada vatandıştırdıkları yerlerin bölgesi yüzünden oluşan farklılaşmaları da ilave etmek gerekir. Bu farklılıkların benzeşmezlik ölçüsünde olmadığını özelikle vurgulamalıyız . Bu yüzden, yaşayan kültürümüz içindeki inanmalara bağlı merasimlerin ve bu merasimlere ait ” gerekçe” lerin Türk duyuş, düşünüş ve kabulleniş ortak paydasına bağlı olması tabidir.

Türk duyuş, düşünüş, kabulleniş ve davranış dünyasının ortak paydasında yer alan merasimler konusunda ” Türk Adet ve İnanmalarına Bağlı Törenleri esas alan derli toplu bir araştırma veya ansiklopedik sözlüğümüz de ne yazıyor ki yoktur. Anadolu ölçeğine böyle bir kaynak esere ihtiyaç olduğu gibi, Türk soylu halklar arasındaki ortaklıklar göstermek açısından da aynı konuyu ihtiva eden kitaplar yazılması gerektiğini kimse reddedemez.

Bu ortaklıklardan biri, Nevruz’dur . Nevruz, Gök Tanrı (Şamanlık, Kamlık) dini çevresinde, tabiat, Tanrı, insan münasebetlerinin işaretlerini toplayan en eski törenimizdir.

Tabiat, zaman unsuruna göre, insana yiyecek, giyecek, hayat sunan bir ortamdır. Zaman, önce mevsimlere bağlı olarak canlıları ve cansızları da farklılaştıran bir oluşumdur.

İnsan, tabiattan ve zamandan, çalıştığı ölçüde, hakkını ve hissesini alan, Tanrısına teşekkür eden, başka insanlarla bir düzen kuran, düşünen ve inanan bir canlı.

Tanrı ise, yaratan, yaratığını yargılayan, esirgeyen, bağışlayan, koruyan, varlıklar üstü bir özel varlık…

Yeni Kün/ Yeni Gün Bayramı, işte bu çerçevede, Türklerin tabiatın dirilişini alkışladığı, yıl esaslı zaman değişiminin başlangıcı saydığı; değişmeler için Tanrı’ya şükrünü ifade ettiği özel bir törendir.

Bir taraftan destan ve efsanelere dayanarak yaşayan, diğer taraftan her yılın İlkbaharı’nda tabiat hadiseleriyle birlikte Türk Dünyası’nda yeniden diriliş, canlanış şenliği olarak yaşatılan Sultan Nevruz.. Zamanın Sultanı…

Nevruz’un; Navroz, Novruz, Sultan-ı Navrız, Sultan Nevruz, Navrez, Nevris, Naurus, Noruz, Norus, Ulustın Ulu Küni, Ulusun Ulu Günü, Ulı Kün, Ergenekon, Egen (Erkin) kün, Bozkurt, Yeni Gün, Mart Dokuzu, Mereke, Mevris ve Meyram olmak üzere Türk Dünyası’nda yirmibeşi aşkın ismi vardır.

Bu kutlama, sarı, kırmızı, yeşil yan yana gelmesiyle oluşan sembolleşmeyle tamamlanır gibidir. Kırgızlar’ın Manas kutlamalarında, Türkmenler’in ” Su Bayramı’nda sarı, kırmızı, yeşil bayraklarla geçişini o ülkelerde görünce, rahatlamıştım: Türkiye’deki bir takım insanlar da bir gün bunları görür, öğrenir, diye sevinmiştim.

Bu kavramı, ideolojinin, ideolojik-politik militanlığının elinde oradan oraya savrulan bir fitne malzemesi, bir slogan olmaktan kurtarıp, bilimin ölçüleriyle aydınlatmak gerekir. Atatürk Kültür Merkezi olarak biz, 1995 yılın bu konuda gösterilmekte biraz da geç kalınan idrakin ve hassasiyetin bir örneğini sergilemiş, Nevruz Bilgi Şöleni’nin bildirilerini kitaplaştırmıştık. 1996 yılın da, renkler konusun da meselemizin içine alarak, ilkine oranla bir hayli genişletilmiş ” Türk Dünyasın da Nevruz ve Renkler İkinci Bilgi Şöleni’mizi gerçekleştirdik. Bu bilgi şöleninin birbirinden değerli bildirilerini de bir cilt halinde yayınladık.

Türk Dünyasının gün ışığıyla yıkanmayı bekleyen nice ortak değerlerinden biri olan Nevruz’u , Türk dünyası olarak değerlerinden biri olan Nevruz’u, Türk dünyası olarak hepimizin atalarımızdan miras aldığımız hoşgörüyü, temizliği, saflığı, sevgiyi, birleşmeyi, bütünleşmeyi yeniden tesis edip aleme duyurduğumuz bu güzel bayramı, Özbek, Kırgız, Tatar, Türkmen, Kumuk, Azeri soydaşlarımızla bir araya gelip aydınlığa çıkarmaya katkıda bulunmakla, atalarımızı gülümsettiğimize inanıyoruz.

Renk veya don/ton, yahut boyag/boyah kelimeleri güneş ışığının varlıklardaki emilmesiyle ilgili bir durum. Tabiattaki bu ana renkler ki yedi tane olduğu kabul edilir- yanındaki bugün bilgisayar aracılığıyla üç bini aşkın renk elde edilebilmektedir.

Halkaların ve kültürlerin renklere yaklaşımı birbirinden farklıdır; ancak, asıl farklılık renkleri bir araya getirişleri sırasındadır. Sarı, kırmızı ve yeşil bir inanış ve varlık dünyasını yorumlayış sonucunda, yeşili, dirilik, tazelik, gençlik; sarıyı, merkeze, hükümranlık; kırmızıyı, Tanrı, koruyucu ruh, ocak (ev), dirlik, bağımsızlık, hürriyet anlamlarının sembolü halinde yorumlayan sadece Türk kökenli halklardır.

Bu konularda ilgili bir tebliğini geliştirmesini istirham ettiğim Atatürk Yüksek Kurumu’nun değerli başkanı kültür tarihimizin seçkin araştırıcılarından, aziz Prof. Dr. Reşat Genç beni kırmadı. Genişletilmiş tebliğlerini kitap düzeninde bastırırken, ilgili resimleri de ilave ettik.

Bayramlarımız, bütünlüğümüz, renklerimiz konusundaki fitnenin bitmesine vesile olmak arzu ve dileğiyle bu kitapçığı basarken, dostluk ve destekleri için Sayın Reşat Genç’e, Sayın Selahattin Yücel’e ve Tanıtma Fonu üyeleri ile Mehmet Biler’e alenen teşekkürler ediyorum.

Prof. Dr. Sadık TURAL

Atatürk Kültür Merkezi Başkanı

The post TÜRK İNANIŞLARI İLE MİLLİ GELENEKLERİNDE RENKLER VE SARI KIRMIZI YEŞİL first appeared on TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI.

]]>
https://www.altayli.net/turk-inanislari-ile-milli-geleneklerinde-renkler-ve-sari-kirmizi-yesil.html/feed 0
TÜRK DİLİNDE EKLER VE KÖKLER https://www.altayli.net/turk-dilinde-ekler-ve-kokler.html https://www.altayli.net/turk-dilinde-ekler-ve-kokler.html#respond Thu, 01 Oct 2009 12:26:10 +0000 http://altayli.net/?p=1764

Eski Türkçü ve dilcilerden Besim Atalay Bey “Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerinde Bir Deneme” adında 380 sayfalık mühim bir eser neşretti. Dîvânü Lûgat it-Türk müterciminin bu eseri yeni bir dil kurultayının toplanacağı şu haftalarda herhalde Türk dilinin gücüne ve gelişme kabiliyetine inananların elinde kuvvetli bir silâh olacaktır. Çünkü bir dil, kelimeleri ve tasrifleri çoğaldıkça […]

The post TÜRK DİLİNDE EKLER VE KÖKLER first appeared on TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI.

]]>

Hüseyin Nihâl ATSIZ

Eski Türkçü ve dilcilerden Besim Atalay Bey “Türk Dilinde Ekler ve Kökler Üzerinde Bir Deneme” adında 380 sayfalık mühim bir eser neşretti. Dîvânü Lûgat it-Türk müterciminin bu eseri yeni bir dil kurultayının toplanacağı şu haftalarda herhalde Türk dilinin gücüne ve gelişme kabiliyetine inananların elinde kuvvetli bir silâh olacaktır. Çünkü bir dil, kelimeleri ve tasrifleri çoğaldıkça enginleşir. Kelime yapmak için bir tek yol da ekleri ve kökleri kullanarak yeni şekiller icat etmektir. Eski dil kurultayları ilmî hareket etmemişlerdi. Şimdi ise elde basılmış birçok eserler bulunduğu için her halde pek ilmî ve ciddi münakaşalar olacak ve bundan, umarız ki, Türk dili için hayırlı sonuçlar doğacaktır.

Besim Atalay Bey, kitabın başlangıcında Türk dilinin, âdeta felsefî diyebileceğimiz bazı meselelerini kısa ve açık sözlerle anlatıyor. Türkçe’de “önek” olup olmadığını soruşturan bilgin, bir takım dilcilerin Türkçe’de önek olduğunu iddia ederek örnekler verdiklerini söylüyor ve sonunda “bu davayı kabul taraflısı değilim. Fakat büsbütün bir yana atmak a istemiyorum. Bu bir ihtiyatsızlık olabilir. Her hangi bir mesele için etraflıca araştırılmadan hüküm vermek doğru değildir” diyor.

Besim Atalay Bey’in bu hususta hakkı vardır. Meselâ bugünkü Türkçe’de tekit sıfatları yapılırken ekler öne geliyor; “kıp-kızıl, yem-yeşil, sır-sıklam, kas-katı” gibi. Gerçi bu tekit sıfatı şekli, Türkçe’nin sonraki bir çağına aittir. Gök Türkçe’de yoktur. Fakat acaba bu, yabancı dilerin tesiriyle mi doğmuştur? Yoksa doğrudan doğruya Türkçe’nin yapısına ait bir mesele midir? Türkçe’nin Gök Türkler’den daha önceki çağına ait metinler elde yoktur. Belki Çin kütüphanelerinin incelenmesi neticesinde böyle böyle metinler ele geçecek ve ihtimal bunlardan, eski Türkçe’de örnek olduğu meydana çıkacaktır. Siyenpilerin bir kolu olup Şimalî Çin’de devlet kurmuş olan Tabgaç” (Çince’si-“Topa”)lar medenî bir unsur olduğu için belki kendi dillerinin kamuslarını meydana getirmişlerdir ve ihtimal bunlar bir gün meydana çıkacaktır.

Türkçe’de yüzlerce ek olduğunu Besim Atalay Bey bu kitabıyla bize gösteriyor. Hele fiilden çıkan ekler bakımından Türkçe’nin ne kadar zengin olduğunu övünç ve sevinçle görüyoruz.

Acaba bu bine yakın ekin bugün hepsini kullanarak yeni kelimeler yapmak mümkün müdür? Bugün unutulmuş, ölü hale gelmiş eklerin bir faydası olur mu? Bunları çıkarınca da geriye kalan ekler bakımından Türkçe zengin bir dil midir?

Zaten bugünkü dil münakaşalarının da ruhu buradadır. Bir kısım ölü eklerin ve kelimelerin dirilmeyeceğini söyleyerek başka dillerden kelime almak taraflısı oluyorlar. Bir kısım ise eski sözlerin diriltilerek Türkçe’nin saf Türkçe haline gelmesini, yabancı hiç bir unsura muhtaç olmamasını istiyorlar. Ben ikinci fikre taraftarım ve ölü İbrani dili bile dirildikten sonra, kahraman bir ırkın dili olarak yaşayan Türkçe’deki ölü kelimelerin biz istersek, dirilebileceğine inancım var. Yalnız şunu da derhal söyleyeyim ki yeni kelimeler yapılırken bunların Türk dili kaidelerine uygun olmasını isterim. Uydurma “üçgen” bana uydurma olmayan “müselles”ten daha yakın geliyor. Fakat “yardirektör”ü veya “işyar”ı, dünya yerinden yıkılsa, Türkçe diye kabul etmem. Besim Atalay Bey esasen en ifrata gittiği yerlerde bile ilme aykırı bir iddiada bulunmamıştır. O “reis” yerine “başkan” kelimesine ileri sürerken bu kelimeyi bazı bilginimsiler gibi uydurmuyor, bunu Dîvânü Lügat it-Türk’ten alıyor. Hattâ Dîvân ü Lügat it-Türk’ün bir kelime endeksini yapmış olan C. Brockelmann “budun başganı” terkibini “halkın führeri” diye tercüme etmektedir. (Mittel Türkischer Wortschatz nach Mabmud al Kaşgris Divan Lügat at-Türk, s. 32). Şimdi Türkçülük adına çıkıp da Türkiye’nin devlet reislerini reisicumhur veya şef gibi Türkçe olmayan isimler yerine kısaca ve Türkçe “başkan” desek diye bir teklifte bulunsak bu makul mudur, değil midir? İlmî midir, bilgisizce bir iddia mıdır? İşte meydan, isteyen buyursun, münakaşa edelim…

İmanlı Türkçü Besim Atalay, kitabında mukadder sorulara cevap vererek Türkçe’de bir ekin bazen birkaç ayrı mâna ifade etmesinin bir mahzur olmadığını; Arapça, Farsça, Yunanca, İngilizce ve Fransızca’da da bunun böyle olduğunu gösteriyor.

Değerli bilgin bu kitabı yazmak için 85 kaynağa başvurmuştur. Kitabın sonunda gösterilen bu kaynakların bir kısmı tek nüsha, bir kısmı da yabancı dillerden tercümesi Dil Kurumunda bulunan eserlerdir. Muhakkak ki Dil Kurumunun en verimli azası Besim Atalay’dır. Dîvânü Lügat it-Türk tercümesinden, “Türkçe’de Men-Man Lâhikası”ndan ve bahsettiğimiz bu eserden sonra iki mühim eseri daha çıkacaktır ki biri Et-Tuhfet-üz-Zekiyye tercümesi, biri de Kuran, tercümesidir, Türkçü ilim erbabına, düşen vazife bu eserleri iyi niyetle ve ilmî olarak tenkit etmek, böylelikle Türk diline hizmet etmektir.

(7 Hazinin 1942), Çınaraltı, 1942, Sayı: 38

The post TÜRK DİLİNDE EKLER VE KÖKLER first appeared on TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI.

]]>
https://www.altayli.net/turk-dilinde-ekler-ve-kokler.html/feed 0