SİYASET VE HİSTORİOGRAFİ: MACARİSTAN’DA TÜRK VE BALKAN ÇALIŞMALARININ GELİŞİMİ VE İSTANBUL’DAKİ MACAR ARAŞTIRMA ENSTİTÜSÜ

Prof. Dr. Gabor ÂGOSTON

1848-49’dan Sonra Türk Etütleri

Onbeşinci yüzyılın ortalarından itibaren, Macar diplomatlar, seyyahlar, tercümanlar ve bilim adamları Turcica diye bilinen Türk etütleri yazınına kayda değer katkılarda bulunmuşlar, Türklerin ve Balkan halklarının kültürü ve tarihi hakkında kıymetli eserler vermişlerdir. Macar tarihinin etüt edilmesinde Türk arşivinin ve sözlü kaynaklarının önemi, Macaristan’da daha henüz on dokuzuncu yüzyılın ilk yarısı kadar erken bir tarihte anlaşılmıştır. On dokuzuncu yüzyılın ikinci yarısı ise, Macaristan’daki Türk çalışmalarının altın dönemi olmuştur. 1848-49 Macar Devrimi yüzünden göç edenlerin Osmanlı hükümeti tarafından sıcak bir şekilde karşılanması, ülkede Türk yanlısı çok dostane bir atmosfer yaratmış ve hatta bu durum, on altıncı ve on yedinci yüzyıllarda Osmanlılar yüzünden ülkenin çektiği acıları ve ağır kayıpları unutturmuştur. Her şey önemli ölçüde değişmiştir. On dokuzuncu yüzyılın ortalarında, on altıncı ve on yedinci yüzyıllar boyunca Osmanlı fetihlerine karşı Macar sınırlarının müdafaa sistemini kurmak ve devam ettirmekte inkar edilemez nitelikte müspet bir rol oynayan Habsburglar, Macarların İstiklal Savaşı’nı bastırdıkları için şimdi düşman konumuna geçmişlerdi. 1848-49’dan başlayarak günümüze kadar, Habsburglar (çeşitli sebeplerden dolayı), Macar popüler yazınında ve histografisinde/tarihinde kötü bir damga yemeyi sürdürmüşlerdir. Öte yandan, bir zamanlar doğal düşmanlar -hostis naturalis- olan ve on altıncı yüzyılın ortalarında Ortaçağ Macar Krallığı’nı yıkan Türkler, Macar popüler düşüncesinde dostlara ve hatta kardeşlere dönüşmüşlerdir. Türkler Macarların cömert destekçileri olmuşlar ve Habsburglara karşı giriştikleri İstiklal Savaşı’nda uğradıkları yenilgiden sonra göç etmek zorunda kalan Macarlara koruma ve yeni bir vatan sunmuşlardır. Buna, açık şekilde güçlü bir komşu olan Çarlık Rusyası’nın Balkanlar’daki siyasi arzuları ve nüfuzundan artan şekilde duyulan korku da eklenmiştir. Yetmişli yılların başında, Dışişleri Bakanı Gyula Andrassy’nin döneminde, Osmanlı İmparatorluğu ile Slav karşıtı bir dostluk ve Yarımada’da (Balkanlar-çevirenin notu) Rus nüfuzunu dengelemek için Osmanlı’nın bütünlüğünün savunulması ve statükonun devam ettirilmesi Dual Monarşi’nin (Avusturya-Macaristan İmparatorluğu- çevirenin notu) resmi bir politikası haline gelmiştir. Bütün bu şartlar, 1867 Uzlaşması’ndan sonra kültürel ve bilimsel yaşamında beklenmedik bir gelişme kaydeden bir ülkede, Türk yanlısı güçlü bir popüler atmosferin doğmasına vesile olmuştur. Dual Monarşi’nin bahse konu olan altın çağında, Macar tarihi konusunda hâlâ aşılamayan kaynak yayınlar ve değerli pozitivist sentezlerin üretildiği filoloji ve tarih de, en çok gelişen disiplinler arasındadır. Bu sentezlerden bazıları, yüzyılın sonundaki gelişmelerin Macar bilim adamlarına yüklediği büyük görev ile alakalıdır. Ülke kuruluşunun milenyumuna/bininci yılına hazırlanmaktayken, tarihçiler de bu ulusun orijini konusunda çalışmalar yapmakla meşgul idiler. Basit bir bilimsel tartışmanın çok ötesinde olan “Ugor-Fine karşı Türk” diye bilinen tartışma, kamuoyunun da büyük ilgisini çekmiş ve halk çoğunlukla Macarların Türk ya da Doğu orijinini desteklemiştir; bu da kayda değer şekilde Türk etütlerini geliştirdiği gibi Orta ve Doğu Asya’daki saha çalışmalarını da artırmıştır.

Antal Gevay  ve Janos Repitzky,  büyük gayretlerini Macaristan ile alakalı Türkçe arşiv belgelerinin etüt ve            tercümesine adayan ilk bilim adamları arasındadır. 1850’de, Janos Repitzky (1817-1855) Peşte Üniversitesi Doğu Dilleri ve Edebiyatı Kürsüsü başkanlığına atanmıştır.

Repitzky’nin ölümünden sonra, kürsünün ismi derhal Türk Filolojisi Kürsüsü’ne çevrilmiş ve 40 yıl boyunca bu kürsüye Armin Vambery (1832-1913) başkanlık etmiştir.

Peşte Üniversitesi’nin yanı sıra, Macar Bilimler Akademisi de en başından beri Türk çalışmalarının temel merkezlerinden biri olmuştur. Türk vakiyenamelerinin Jozsef Thury ve Imre Karacson tarafından yapılan tercümeleri ve Antal Velics tarafından yapılan Osmanlı resmi belgelerinin (Osmanlı vergi kayıtları, ödeme listeleri vesaire) tercümeleri Akademi tarafından desteklenmiş ve yayınlanmıştır.[1] Antal Velics ve Imre Karacson, Viyana ve İstanbul arşivlerinde muhafaza olmuş Osmanlı arşivlerinde bol miktarda bulunan kaynak materyallerden faydalanabilmiş olan ilk Macar tarihçiler olarak düşünülmektedir. Jozsef Thury ve Imre Karacson’un “Türk Vakiyenameleri” kadar Antal Velics’in defter tercümeleri de en çok alıntı yapılan ve en çok atıfta bulunulan monograflar olmalarına rağmen, bunlar sadece Osmanlı belgelerini etüt etmek ve onları tercüme etmekle ilgilenmemişlerdir. İlk nesil Macar Şark etütlerinin hemen hemen bütün üyeleri gibi, bunlar da klasik anlamıyla müsteşriklerdi ve değişik Türk halklarının dil, edebiyat/yazın, etnografya ve tarihiyle uğraşmaktaydılar. Mukayese için Avrupa etütleri sahasından bir örnek verecek olursak, bu Alman filolojisi ve edebiyatının yanı sıra İskandinav halklarının etnografyası ve Vikinglerin tarihiyle aynı anda uğraşmaya benzemekteydi, yani anlaşılabileceği gibi bir bilim adamının kapasitesinin çok ötesinde geniş bir alandı ve takip eden yıllarda bu durum değiştirildi.

Kallay ve Thalloczy: Macaristan’da Balkan Etütlerinin Başlaması

Balkan çalışmaları oldukça farklı bir geçmişe sahiptir ve Türk çalışmaları ile mukayese edildiğinde, şaşılacak şekilde, bu çalışmalar Trianon Antlaşması’ndan önce oldukça mütevazı bir bilim adamı grubunun ilgisini çekmiştir, oysa Balkan çalışmalarının başlangıç tarihi bu döneme dayanmaktadır. Bu çalışmalar, kendi kendini yetiştirmiş bir siyasetçi ve Monarşi’deki en iyi Balkan uzmanlarından biri olan Beni Kallay’a (1839-1903) çok şey borçludur.[2] Bir siyasetçi olan Kallay, kariyerinin en başından itibaren kendisini bu göreve hazırlamaktaydı.[3] Üniversitede hukuk, ekonomi, tarih ve bilimler eğitimi gördü, ancak dil çalışmaları için de büyük gayretler sarfetti. Latin ve Batı dillerinin yanı sıra Rusça, Türkçe, Sırpça ve Yunanca bilmekteydi. Daha henüz 26 yaşındayken, Parlamento üyeliği için önemli sayıda Sırp’ın yaşamakta olduğu Szentendre’den aday oldu. Seçimlerde başarısız olmasına rağmen bu tecrübe, genç politikacı için ülke sınırları içinde yaşamakta olan Sırpların problemleri ve fikirleri ile alakalı ilk elden iyi bir bilgi edinme fırsatı oldu. Dual Monarşi’nin başbakanı olan Gyula Andrassy’nin himayesinde, 1868 yılında, yedi yılını geçireceği Belgrat’a başkonsolos olarak atandı. Konsolosluğu sırasında ülke içinde pek çok kez gezilere çıktı ve ülkenin tarihi ve mevcut durumu ile ilgili derin bilgiler edindi, patronunun dış politikasına uygun olarak, bu ülkeyi bütün dış etkilerden kurtulmuş bir bağımsız ülke olarak görmek istemekteydi. Budapeşte’ye dönüp parlamenter siyasete girdikten sonra da, Balkanlar’daki Rus nüfuzunu dengelemeyi amaçlayan Andrassy’nin dış politikasını desteklemeye devam etti.

Rus-Türk savaşının patlak vermesinden sonra Macar Parlamentosu’nda yaptığı (26 Haziran 1877) konuşmalardan birinde, parlamento üyelerinin çoğu Türklerin tarafını tutarak Türkiye’nin bütünlüğünün ve Balkanlar’daki statükonun korunmasını isterlerken, Kallay bunun yapılabilme şansının çok küçük olduğu görüşünü taşımaktaydı. Söz konusu savaş, Türklerin mağlubiyeti ve Rusların büyük toprak kazanımları ile sona erdi. Ayastafanos/Yeşilköy antlaşmasının bir uluslararası revizyonunu amaçlayan Berlin Kongresi, Monarşi’ye Bosna-Hersek’i işgal etme yetkisi verdi. 1882 yılında, Kallay Maliye Bakanı ve işgal altındaki Bosna-Hersek valisi olarak atandı. 1882’den itibaren yaşamının son yirmi yılı boyunca, bütün gayretini yeni toprakların birleştirilmesine adadı. Başarısı 1892’de şöyle özetlenmekteydi:

“Şayet görevimizin mükemmel olduğunu, en azından kamu eğitiminin kötü olmadığını, ulaşım, yollar ve demiryollarının oldukça iyi ve kamu düzeninin Monarşidekinden daha kötü olmadığını düşünüyorsak, sadece hükümetin değil bu işle uğraşan herkesin bu neticelerle tatmin olacağını tahmin etmekteyim.”[4]

Kallay, esas olarak Gyula Andrassy’nin dış politikasını destekleyen bir politikacı olmasına rağmen, Sırpların dil ve tarihine olan aşinalığı, bugün bile temel monograflar olarak kabul edilen eserleri yazmasını mümkün kıldı. The History of the Serbs 1780-1815 (Sırpların Tarihi 1780-1815) adlı eseri 1877’de basıldı ve The History of the Serbian Uprising 1797-1810 (Sırp Başkaldırısının Tarihi 1797-1810) adlı eseri ise çalışma arkadaşlarından daha genç bir bilim adamı ve Balkan etütlerindeki halefi olan Lajos Thalloczy tarafından 1909 yılında basılmıştır ve hâlâ konu hakkındaki çalışmalarda çok sık alıntılanmakta ve onu Macaristan’daki Balkan çalışmalarının babası haline getirmektedir. Kallay’dan farklı olarak, Thalloczy kariyerine bir tarihçi ve arşivci olarak başladı, siyasete ise ancak Dual Monarşi’nin Maliye Bakanı olduğu sıralarda Kallay’ın onun eserlerinde Balkan tarihi hakkındaki bilgilerinin ve yeteneklerinin farkına varmasından sonra bulaşmıştır.[5] Levant’a Seyahatler. Macaristan’da Doğu Ticareti’nin Tarihi adlı eseri 1882 yılında ve Rusya ve Anavatanımız adlı eseri ise 1884 yılında basılmıştır; bu eserlerin her ikisi de onun seyahatlerinden edindiği tecrübeleri yansıtmakta ve bölgenin dil, tarih ve kültürüne ne kadar aşina olduğunu göstermektedir. 1885 yılında Kallay, bu genç tarihçi ve arşivciyi, en yakın çalışma arkadaşlarından biri yaptı ve onu Maliye Bakanlığı’na bağlı Hofkammerarchiv’in direktörlüğüne atadı. Thalloczy Macar bilim çevreleri ile olan güçlü ilişkilerini Viyana’dayken de devam ettirdi ve 1913 yılında Macar Tarih Cemiyeti’nin başkanlığına seçildi. II. Ferenc Rakoczi, Ilona Zrınyi, Imre Thököly ve diğer göçmenlerin ölümünden sonra geriye kalanları anavatanlarına getirmek için bir girişim başlattı ve bunların ülkelerine getirilmesinde önemli bir rol oynadı. Viyana’dayken, hem Collegium Theresianum’da, hem de Konsularakademie’de Macar hukuk tarihi ve anayasası üzerine dersler vermekteydi. Ancak zamanının çoğunu patronu Kâllay’ın yönlendirmesiyle Bosna-Hersek’le uğraşmaya adamaktaydı. Başlangıçta, Bakanı’na Bosna Müzesi’ni geliştirmesinde, Almanca ve Hırvatça yayınlanan dergiler çıkarmasında yardımcı oldu ve bu dergilere düzenli yazılarıyla katkıda bulundu. Çok hızlı bir şekilde Kâllay’ın en güvendiği iş arkadaşı haline gelmesi ve söz konusu bölgedeki özel görevleri Thallóczy’nin yüklenmesi, o dönemde bile Budapeşte’nin kültür çevrelerinde hakkında pek çok dedikodunun dolaşmasına sebep oldu.

Thallóczy’nin siyasi düşünceleri onun tarih çalışmalarında da fark edilebilir. Dual Monarşi’nin kendini bilime adamış bir entelektüeli ve Francis Joseph’in güvenini kazanmış biri olarak, Macaristan ve Monarşi’nin karşılıklı çıkarlarını gözeterek eserlerini meydana getirmiştir. Balkan Savaşı sırasında yazdığı bir müzekkerede, Monarşi’nin gücüne dayanan Macaristan’ın Avrupa ile Balkanlar arasında arabuluculuk rolü oynayabileceği gerçeğine dikkatleri çekmiştir. O, Balkan milletlerinin dil, tarih, kültür ve geleneklerini çalışmanın, bu amaçla Macar üniversitelerinde kürsüler kurmanın ve bölgeden gelen öğrencilere vakıf bursları vermenin sürekli önemini vurgulamıştır.[6]

Macaristan ile Hırvatistan, Sırbistan, Jajca’nın Banat’ı ve diğer ilgili ve ilişkili devletler ve Ortaçağ Macaristanı’nın bölgeleriyle alakalı etkileyici bir kaynakça yayınlar serisi onun tarafından başlatılarak editörlüğü yapılmış ve bunlar Monarşi’nin milletlere yönelik sabırlı politikasının birer ürünleri olmuşlardır. Bu çalışmalar, Macarlarla bir arada varlıklarını sürdürdükleri dönemde Güney Slav milletlerinin tarihi rol ve bu rollerinin sonuçlarını teker teker sayarak onaylamıştır. Bu serilerin ana amacı, Macaristan ile onun Slav komşuları arasında ihtiyaç duyulan tarihi karşılıklı bağımlılığı ispatlamaktır.

İlk cildi (Hırvat Cephesinin Belgeleri), Habsburglardan Ferdinand’ın saltanatı sırasında Macar sınır savunma sistemini kurmada Hırvat Frangepan ve Zrınyi ailelerinin tarihsel rolünü göstermektedir. İkinci cilt (Macaristan ile Sırbistan Arasındaki İlişkiler Hakkında Belgeler, 1198-1526), Ortaçağ Sırbistanı ile Macaristanının ilişkilerini incelemekte ve Türk dehşetinin Sırpları nasıl her geçen gün Macarlara yaklaştırdığını ve ikisi arasındaki ilişkileri güçlendirerek ortak düşmana karşı nasıl işbirliği yaptıklarını ortaya çıkarmayı amaçlamaktadır. Serinin üçüncü cildi (Aşağı Slovenya Belgeleri) Ortaçağ Macaristanı’nın savunmasında Slovenya asillerinin ve halkının Türklere karşı savaşlarını belgelemektedir. Diğer iki cilt ise, Hırvatların Frangepan ve Blagay ailelerinin tarih ve faaliyetlerini inceleyerek, Macaristan’ın ve Slovenya’nın Ortaçağ boyunca karşılıklı bağımlılıklarını göstermeyi amaçlamaktadır.[7] Konuların seçimi, yazarın siyasi görüşüne hizmet etmeyi amaçlayacak şekilde yapılmasına rağmen, onun bilimsel gayretlerinin ürünleri, o ve arkadaşlarının yayınladığı etkileyici kaynak materyaller ve onun monografları hâlâ Macar histografisinin saygın başarıları arasında yer almaktadır. Yayınladığı bütün belge koleksiyonları Latince arşiv malzemeleri içerdiğinden dolayı, bu çalışmalar genel olarak sadece Macarlara atfedilmemekte, bölgenin diğer tarihçilerine de atıflarda bulunulmaktadır. Bu durum Almanca tercümeleri yayınlanan çalışmalarında da böyledir.

Klebelsberg ve İstanbul’daki Macar Araştırma Enstitüsü (1917-1918) [8]

1909 yılında, Lajos Thalloczy’ye gönderdiği mektuplarından birinde Kont Kuno Klebelsberg (1878-1932), Macar tarihini çalışmak için bol miktarda arşivlenmiş kaynak materyalin bulunduğu İstanbul Macar Enstitüsü’nün önemine vurgu yapmaktadır.[9] Imre Karacson’un 1911 yılında İstanbul’da zamansız ölümü, Macar kültür ve siyasi çevrelerinin dikkatlerini yeniden, Lajos Thalloczy’nin 1885 kadar erken bir dönemdeki ifadelerine atıfla Macar tarih araştırmalarının genel sisteminin zaaflarına çekti. 1854 yılında kurulan Macar Akademisi Tarih Komisyonu’nun ve 1867 yılında kurulmuş olan Macar Tarih Birliği’nin ülkedeki tarih araştırmaları üzerinde bir miktar etkisi olmasına rağmen, araştırmaların çoğu bireysel olarak yapılmaktaydı.[10] İlahiyat ve Kamu Eğitimi Bakanlığı’nda müsteşar olarak görev yaparken, Kont Kuno Klebelsberg, hem ülke içinde hem de dışında tarih araştırma enstitüleri tarafından desteklenecek iyi organize edilmiş bir tarih araştırma sistemi için detaylı bir proje üzerinde çalışmalara başlamıştır.[11]

Vilmos Fraknoi’nin mali yardımlarıyla Roma’da kurulan Macar Tarih Enstitüsü, savaşın patlak vermesi yüzünden 1914 yılında faaliyetlerine başlayamadığından, dışarıda faaliyet gösteren ilk Macar araştırma enstitüsü İstanbul’daki Macar Bilim Enstitüsü olmuştur, bu enstitü 1916 yılının sonunda kurulmuş ve bir sonraki yılın başlarında faaliyetlerine başlamıştır. Bu enstitünün İstanbul’da kurulması tesadüfi değildir. Imre Karacson’un Türk kütüphaneleri ve arşivlerinde yaptığı araştırmalar buraların son derece velut olduğunu ve Roma ve Viyana’daki arşivlerin yanı sıra, Türk arşivlerinin de Macar tarihi araştırmaları için çok kıymetli kaynak materyalleri içerebildiğini göstermiştir.

Dönemin siyasi arka planı da İstanbul’da bir enstitü kurmanın lehineydi. Yirminci yüzyılın başlarında, yükselen Pan-Slavizm korkusu ve ülke içindeki Slav halklarının milliyetçi-ayrılıkçı hareketleri, Macaristan’da güçlü bir Pan-Turanist hareket doğurdu, bu da pek çok Pan-Turanist siyasi ve bilimsel örgütün kurulmasına yol açtı. Bu örgütler arasında yer alan Macar Turan Cemiyeti 1910 yılında kurulmuştur ve bu cemiyet, Türklere ve Türk halklarına özel bir vurguda bulunmak suretiyle, kendini sözde Turan halklarının tarih ve kültürü üzerine çalışmalara adayan en prestijli bilimsel cemiyetti. Cemiyet’in resmi yayını Turan, Avusturya-Macaristan ve Almanya’nın önde gelen müsteşrikleri tarafından Macarca, Almanca ve Fransızca pek çok bilimsel çalışmalar ve etütler yayınlamıştır.

Bu bilimsel ve siyasal atmosfer İstanbul’daki Macar Bilim Enstitüsü’nün kurulmasına yardımcı olmuştur. Bu enstitü, daha önce bahsettiğimiz gibi Kont Klebelsber’in girişimi sayesinde, Türk-Macar ve Bizans-Macar ilişkileri, klasik dönem ve Hıristiyan arkeolojisi, Bizans ve İslam sanatları, mukayeseli Macar ve Türk dil bilimi üzerine araştırmaları geliştirmek amacıyla, Macar ve Türk bilim adamları arasında olduğu kadar Macar ve İstanbul’da çalışan yabancı bilim adamları arasındaki ilişkileri güçlendirmek amacıyla da 21 Kasım 1916 yılında kurulmuştur.[12] 1918’den önce, bu devlet tarafından desteklenen ve çalışmalarına kesintisiz devam eden yurt dışındaki tek Macar Araştırma Enstitüsü’dür.

Bu enstitü devlet tarafından finanse edilmekte ve Budapeşte’de bulunan Genel Müdürlük tarafından idare edilmekteydi. Genel Müdürlüğün başında, enstitünün önem ve prestijini göstermek amacıyla Arşidük Joseph Francis bulunmaktaydı. Ancak, günlük meseleler genel müdürlüğün başkan vekili, yani İlahiyat ve Kamu Eğitimi Bakanlığı’nın sanat meselelerinden sorumlu olan müsteşarlarından biri tarafından idare edilmekteydi. O zamanlar, bu görevde Kont Kuno Klebelsberg bulunmaktaydı, Lajos Talloczy’nin ölümünden sonra, yani 4 Aralık 1916 tarihinde Macar Tarih Birliği’nin de başkanı oldu.

Enstitü’ye müdür/direktör olarak, ünlü bir sanat tarihçisi ve arkeolog olan Anton Hekler (1882-1940) atandı. Hekler, beraberinde arkeolog Zoltan Oroszlan, rahip-ilahiyatçı ve arkeolog Ferenc Luttor ile dini kurallar ve Çağdaş Yunan dil uzmanı olan Peter Ralbovszky olduğu halde 5 Şubat 1917’de İstanbul’a ulaştı. Askerlik görevlerini yapmakta olan meşhur Macar mimar Karoly Kos ile Bizansolog Geza Feher de sırasıyla 1917 Şubatı’nın sonunda ve 1918 Mayısı’nda İstanbul’a geldiler.[13]

İkamet ile alakalı birçok zorluğun bulunması yüzünden Enstitü üyelerinin yola çıkmaları ertelendi. Uluslararası Seyahat Şirketi’nin Türkiye Bürosu’nun Şefi ve Pera Palas Oteli’nin Müdürü olan Jozsef (Joseph) Martin[14] ve İstanbul Üniversitesi’nde mukayeseli Macarca-Türkçe linguistik ve tarih dersleri vermek üzere Osmanlı hükümeti tarafından davet edilmiş olan Profesör Gyula Meszaros’un[15] yorulmak bilmeyen çalışmaları sayesinde, Ocak ayı ortalarında Enstitü için uygun bir bina bulundu. Bina, Haliç’in kuzey yakasında, Pera’da Bayram Caddesi 23 numaradaydı. Altı yatak odası, iki oturma odası, hizmetçiler için iki oda, mutfak, banyo, çamaşırhane, teras ve her katta dinlenme odaları olan dört katlı bir binaydı bu. Küçük bir bahçesi ve yakacak odun ve kömür depolamak için de bir kileri vardı. Jozsef Martin, Direktör Anton Hekler’e yazdığı 8 Ocak tarihli mektubunda, evin elektriğinin bulunduğunu ve mobilyalarının da iyi durumda olduğunu yazmaktaydı. Ayrıca evin perdeler, masalar ve mutfak eşyaları ile donatılmış olduğundan bahsetmektedir. Evin kilerinde ise on çeki (yaklaşık 2,500 kilo) civarında çok uygun fiyata yakacak odun bulunmaktadır. Evin yıllık kirası 360 Türk paundudur. Jozsef Martin, İstanbul’da güvenilir hizmetçiler bulunmadığından, hizmetçi ve aşçıyı Macaristan’dan Enstitü üyeleriyle birlikte getirmelerini önermekteydi.[16]

Enstitünün Araştırma Faaliyeti

Enstitü üyeleri arasında Osmanlı/Türk tarihi ve dili konusunda nitelikli herhangi bir araştırmacı bulunmadığından dolayı, Enstitü ilk yıl ağırlığını Osmanlı sanatı ve mimarisine verdi. İstanbul’un 1/5000 ölçeğinde bir haritasını hazırlamak ve Osmanlı camileri, mezarlıklar ve türbeler kadar sivil mimarilerden oluşan Osmanlı mimarisi çalışmalarını yürütmek Karoly Kos’un sorumluluğundaydı. Karoly Kos bu araştırmalara dayanarak, Enstitü’nün yayın serisi için, içinde şehrin manzarasındaki Bizans ve Osmanlı özelliklerini gösteren bir çok orijinal fotoğrafın da bulunduğu İstanbul hakkında bir kitap yazdı. Enstitü’nün diğer üyeleri ise esas olarak klasik arkeoloji, epigrafi ve eski tarihle uğraşmaktaydı. Ferenc Lutter, bahse konu olan İstanbul haritasının çıkarılmasında Karoly Kos’a yardım etti. Aynı zamanda da şehrin topografisi ve Bizans kiliseleri üzerine çalışmalar yaptı. O, Macar Karalı Saint Ladislaus’un kızı (1077-1095) ve loannes II. Comnenus’un (1118-1143) karısı olan İmparatoriçe Irene (Piroska) tarafından kurulan Pantokrator Manastırı, Osmanlıların Zeyrek Camii’ne özel bir önem verdi.[17] Ayrıca, eski bir Bizans kilisesi olan Çora’daki St. Savior kilisesi, Osmanlılar zamanındaki Kariye Camii’nde bulunan ve Hz. İsa’nın hayatını resmeden eşsiz mozaikler üzerinde de araştırmalar yapmıştır. Enstitü’nün sekreteri olan Zoltan Oroszlan ise zamanının büyük çoğunluğunu Osmanlı İmparatorluk Müzesi’nde bulunan Roma mezar taşları üzerine çalışmalar yaparak ve bunları Macaristan’da Pannonia diye bilinen Romalıların bölgesinden kalma kalıntılarla mukayese ederek harcamıştır. Peter Ralbovszky ise, Yunan epigrafi tarihini etüt ettikten sonra, İstanbul’da bulunan Osmanlı İmparatorluk Müzesi’ndeki Yunan epigrafik kalıntılarını toplayarak tamamlamaya başladı.[18] 16 Temmuz 1917 yılında aniden ölümü, onun bilim kariyerini henüz 28 yaşındayken sona erdirdi.[19] Onun yeri Dr. Ferenc Zsinka’ya verildi. Zsinka 10 Eylül 1917 tarihinde İstanbul’a ulaştı ve Enstitü’nün bir üyesi oldu. On altıncı ve on yedinci yüzyıl Osmanlı ve Macar tarihi uzmanı olan Zsinka’nın üyeliği ile birlikte Enstitü’nün orijinal amacı tamamlanmış oldu. Direktör Hekler, dönemin en iyi genç Macar tarihçisi Gyula Szekfu’yu Enstitü’ye davet etmek için harekete geçti. Onun bu çabaları başarısız olsa da, Szekfu 1918 Mayısı’nda Enstitü’de Macaristan’daki Osmanlı yönetimi üzerine bir ders vermiştir. Tableau de la domination Turque en Hongrie başlıklı ders, aynı yıl Turan’da yayınlanmıştır.[20]

Araştırma çalışmaları Enstitü’nün kütüphanesi tarafından desteklenmekteydi. Savaş şartlarının kitap alımında yarattığı tüm zorluk ve engellemelere rağmen, Anton Hekler 5 aylık bir sürede 159 ciltlik temel kaynak ve 5 değişik dergiyi kütüphanede toplamayı başardı.[21] Arkeoloji, eski Bizans tarihi, sanat ve epigrafi hakkında olan kitapların çoğu Leipzig’deki K. W. Hiersemann’ın Kitap Mağazası’ndan getirtilmekteydi.[22] Enstitü 1918 Eylülü civarında kapılarını kapamak zorunda kaldığında, kütüphanede kayda değer miktarda kitap, dergi ve fotoğraf bulunmaktaydı. Enstitü de Macarca ve Almanca dillerinde olmak üzere, Mitteilungen des ungarischen wissenschaftlichen Institutes in Konstantinopel isminde bir yayın serisine başlamıştı. Bir buçuk yıllık varlığı sırasında, Enstitü, Anton Hekler’in s Göttelideale und Porträts in der griechischen Kunst, Henrik Glük’ün Türkische Kunst, J. H. Mordtmann’ın Zur Kapitulation von Buda im Jahre 1526 adlı eserlerini hem Alman, hem de Macar dillerinde yayınlamıştır, bunların yanında, Karoly Kos’un İstanbul üzerine bir çalışması ile birlikte Gyula Moravcsik’in Saint Ladislaus’un kızı hakkında ve Bizans Pantokrator Manastırı üzerine yaptığı bir araştırma da yayınlanmıştır.[23] Enstitü, ayrıca Djelal Essad’ın temel monografı Constantinople de Byzance a Stanbul’un gözden geçirilerek tamamlanmış ikinci baskısını yapmayı planlamış, ancak bunu hiçbir zaman gerçekleştirememiştir.

Enstitü, düzenli bir şekilde bilimsel dersler, toplantılar ve geziler organize etmiştir. Ders verenler arasında Count Teleki, Prof. Cholnoky, Prof. Hekler, Prof. Mordtmann, Prof. Lehmann-Haupt, Prof. Unger, Dr. Paul Mars, Dr. Szekfü, Dr. Zsinka, Dr. Babinger, Kös vb. de bulunmaktadır.[24]

Avusturya-Macaristan Monarşisi’nin dağılmasından dolayı Enstitü 1918 Eylülü’nde kapılarını kapatmak zorunda kalmıştır. Enstitü’nün kütüphanesi bir manastıra teslim edilmiş, mobilyalar satılmış ve üyeler Macaristan’a dönmüşlerdir. Trianon barış anlaşmasından sonra Enstitü’nün yeniden açılması için pek çok girişim olmuş, ancak bütün bu gayretler başarısızlıkla sonuçlanmıştır. 1926 yılında, envanterine göre 1062 cilt kitap ve değerli fotoğraflar koleksiyonu içeren Enstitü Kütüphanesi, enstitü yeniden açılıncaya kadar geçici bir süre için emin ellerde koruma altında tutulması amacıyla Deutsches archeologisches Institut’a verilmiştir.[25]

İstanbul’daki Macar Bilim Enstitüsü, sadece bir buçuk yıl faaliyet göstermiş olmasına rağmen, orijinal amacını başarıyla yerine getirmiştir. Enstitü, Macar araştırmacılar sayesinde antik, Bizans ve Türk etütlerini kayda değer derecede geliştirmişler, Macarlar ile İstanbul’da çalışan yabancı araştırmacılar mesela Macar ve Türk akademik çevreleri arasındaki, bilimsel ilişkilerin sürdürülmesine yardımcı olmuştur.

Osmanlı idaresinin etkinliği/iyi işlemesi sayesinde, fethedilen topraklardaki siyasi, ekonomik ve sosyal yaşamla alakalı, kaynak niteliğinde önemli miktarda materyale (kadastro araştırmaları, merkezi ve yerel hazinelerin mali muhasebe defterleri, yerel görevlilere yönelik talimatlar vesaire) sahip olduk. Bu kaynaklar (Başbakanlık arşivleri, Topkapı Sarayı Arşivi) gibi İstanbul’da bulunan başlıca Türk arşivlerinde muhafaza edilmiştir. Tahminlere göre, sadece Başbakanlık Arşivi’ndeki defterlerin (vergi kayıtları, muhasebe defterleri vesaire) ve tek tek belgelerin toplam sayısı 40 milyonu aşmaktadır. Arşivlere ilaveten, pek çok cami kütüphanesinde, fethedilen ülkeler ile alakalı kıymetli el yazmaları muhafaza edilmektedir. Bunlar, Balkan ya da Macar tarihi, Avrupa diplomasisi, Habsburg-Osmanlı düşmanlığı ve Müslüman-Hıristiyan medeniyetleri üzerine çalışan bilim adamları için çok kıymetli belgelerdir.

Viyana’da bulunan arşivlerin yanı sıra Türk arşivleri ve kütüphaneleri de çağdaş Macar tarihi çalışmaları için en kıymetli kaynakları ve materyalleri içermektedir. Fakat, buna rağmen, Macar Araştırma Enstitüsü’nün 1918 yılında kapanmasından bu yana, Macar araştırmacılar İstanbul’da bir daha sürekli bir araştırma üssüne sahip olmamışlardır. Benzer bir enstitünün yeniden açılması arzu edildiği gibi gereklidir de.

Triannon Anlaşması’nın yarattığı psikolojik şok, Macar tarihçileri bu felaketin sebeplerini daha derinlemesine çalışmaya itmiş ve bu sebepler arasında milliyet problemleri özel bir dikkate mahzar olmuştur. Klebelsberg yönetimindeki Kültür Bakanlığı tarafından kurulan ve cömertçe desteklenen ülke içinde ve dışındaki bir dizi yeni araştırma enstitüsünün de yardımlarıyla Macar histografisi yeni akademik başarılara imza atmıştır. Söz konusu disiplinin yeni yönelimini yansıtan yeni kaynak yayın serileri ve ders kitapları yazılmıştır. Bu yeni seriler, Ortaçağ Macaristanı’nın büyüklüğünden ziyade özellikle Erken Modern ve Modern Dönemler üzerine yoğunlaşmıştır. Sonuç olarak, Doğu Avrupa etütleri eskiye nazaran çok daha fazla bilimsel ilgiye mahzar olmuştur. Önce 1920’lerin başlarında, sonra 1930’larda ve son olarak da 1940’ların başlarında ayrı bir Balkan Çalışmaları Enstitüsü kurmak için teşebbüslerde bulunulmasına rağmen, bu çabalar oldukça mütevazı başarılara vesile olmuş, ancak daha sonraki bir dönemde bölge hakkında en iyi uzmanların çoğu (Lajos Elekes, Lajos Fekete, László Gáldi, Béla Gunda, László Hadrovics, Tibor Kardos, István Kniezsa, Imre Lukinich, László Makkai, Gyula Moravcsik, Béla Pukánszky, Lajos Tamás, József Thim, Péter Váczy vesaire…) böyle bir enstitünün kurulmasına destek vermişlerdir.

Balkan Çalışmaları/Etütleri II. Dünya Savaşı’ndan sonra bile ihmal edilen bir alan olarak kalmıştır. Sosyalist komşularının tarihleri ile alakalı çalışmalar Macar histografisinin bir resmi yönelimi olmasına rağmen, değişik sebeplerden dolayı Balkan Çalışmaları geliştirilememiştir. Her şeyden önce, 1947’den sonra, bu tür projeler için yeterli eğitim ve gerekli kabiliyete sahip olan iyi eğitilmiş tarihçiler üniversitelerden ve Tarih Enstitüsü’nden dışlanmışlardır. İkinci olarak, 1948 yılında Yugoslavya’nın Moskova’dan ve diğer sosyalist ülkelerden tamamen kopmasından sonra hangi açısından olursa olsun Balkan toprakları ile alakalı çalışmalar çok daha şüphe uyandırıcı hale gelmiştir. Türkiye ve Yunanistan’ın NATO’ya üye olmasından sonra Türk ve Bizans çalışmaları da siyasi sebeplerden dolayı engellenmiştir.

Bu katı kurallardan kaçmanın tek yolu kalmıştı: dil bilimi ve paleografiyle uğraşmak. Bu, Türkçe lingusitiği ve defterolojisi üzerine seçkin eserler veren Macar Türkolojisi’nin gelişmesinin de bir kısmi sebebi olabilir. Ancak, tam anlamıyla bilimsel olan bu sahalarda da dogmatik Marksizm’in etkisinden kurtulunulamamıştır. Mesela, Lajos Fekete, 1955 yılında basılan Osmanlı paleogarifisi üzerine yazdığı bir temel ders kitabına Engels’ten alıntılar yapmak zorunda kalmış ve kitabı kırmızı kapakla çıkartmıştır.[26] Ancak, kitabın kırmızı olması, Soğuk Savaş yıllarının bölünmüş dünyasının diğer tarafında şüphelere sebep olmuştur. Hatta 1988 yılında, Fekete’nin bu kitabının bir nüshası Haziran başlarında Macaristan’dan bana, yani İstanbul’a gönderilmişti ve bu kitap bana ulaşamadan derhal sansüre teslim edilmiş ve Türkiye Cumhuriyeti için tehlikeli olup olamayacağı araştırıldıktan sonra bana ancak Kasım ayı içinde teslim edilmişti.

Prof. Dr. Gabor ÂGOSTON

Georgetown Üniversitesi Tarih Bölümü / A.B.D

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 15 Sayfa: 92-98


Dipnotlar:
[1] Németh Gyula, Akadémiank és a keleti filologia. Budapest, 1928.
[2] Macaristan’daki Doğu Avrupa (Balkan etütleri de dahil olmak üzere) etütleri ile alakalı iyi bir genel bakış için bakınız, Steven Bala Vârdy, “The Development of East European Historical Studies in Hungary Prior to 1945”. in: idem, Clio’s Art in Hungary and in Hungarian-America. (Boulder, 1985) ss. 75-119.
[3] Kallay hakkında bakınız, Thalloczy Lajos, “Kâllay Béni tiszt. tag emlékezete” Akadémiai Értesitô 20 (1909) ss. 307-337. Yeniden basımı için Kallay Béni, A szerb felkelés tôrténete 1807-1810 (Budapest, 1909) ss. 346-76.
[4] Lajos Thalloczy bu çalışmasında alıntılanmıştır: Kallay Béni tiszt. tag emlékezete” in: Kallay Béni, A szerb felkelés tôrténete 1807-1810, s. 370.
[5] Thalloczy hakkında bakınız Karolyi Ârpâd, “Thalloczy Lajos élete és mükôdése” (Budapest, 1937); Eckhart Ferenc, Thalloczy Lajos a tôrténetirô (Budapest, 1938) İngilizcesi., Vardy, Clio’s Art, ss. 77-78.
[6] OSZKK Fol. Hung 1990. II. k. Cf. ayrıca Glatz Ferenc, Tôrténetirô és politika (Budapest, 1980) s. 130.
[7] Cf., Glatz, Tôrténetirô és politika, ss. 130-131.
[8] Bu bölüm benim henüz basılmamış bir makalem olan ve 1995 Kasımı’nda Viyana’da düzenlenen “Erinnerung an die 75. Jahreswende der Gründung des Ungarischen Historischen Institutes in Wien” adlı bir sempozyumda, Collegium Hungaricum, Wien 19 October, 1995, sunduğum “The Hungarian Research Institute in Constantinople, 1917-1918” çalışmama dayanmaktadır. Ayrıca bakınız: Üjvâry Gabor, Tudományszervezés-tórténetkutatás-forráskritika. Klebelsberg Kuno és a Bécsi Magyar Töı^neti Intézet (Györ, 1996) ss. 67-70; Tóth Gábor, „Az elsö külföldi magyar tudományos intézet (Konstantinápoly, 1916-1918)” Századok 1995. 6. (1996).
[9] Gábor Újváry tarafından alıntılanmıştır, “Tudományszervezés-tórténetkutatás-forráskritika. Klebelsberg Kuno és a bécsi Magyar ^rténeti Intézet megalapítása” Levéltári Szemle 1994. 3, s. 27.
[10] Cf.: Steven Béla Várdy, “The Foundation of the Hungarian Historical Association and its Impact on Hungarian Historical Studies” in: idem, Clio’s Art, ss. 17-34.
[11] Glatz Ferenc, “Klebelsberg tudománypolitikai programja és a magyar tórténettudomány” in. Glatz Ferenc, Nemzeti kultúra-kulturált nemzet 1867-1987 (Budapest, 1988) and Újváry Gábor, “Klebelsberg Kuno tudománypolitikája” Iskolakultúra 5. (1995) ss. 179-188., idem, Tudományszervezés-tórténetkutatás-forráskritika. Klebelsberg Kuno és a Bécsi Magyar ^rténeti Intézet (Györ, 1996).
[12] József Ferenc fôherceg, “Megnyitó beszéd a Konstantinápolyi Magyar Tudományos Intézet igazgató tanácsának alakuló ülésén” Századok, 1917, ss. 97-98. cf also “A konstantinápolyi magyar tudományos intézet megnyitása” ibid., ss. 200-202.
[13] Magyar Országos Levéltár (Hungarian National Archives, henceforth MOL) P. 436. A Konstantinápolyi Magyar Tudományos Intézet (K. M. T. I) 1917. évi irattára fol. 66-67. (28/917) and MOL P. 436. A K. M. T. I. 1918. évi irattára 3. tétel, fol 21-23. (65/918).
[14] Martin’in faaliyetleri üzerine. Hekler’in Klebelsberg’e mektubu (23 Ağustos, 1917). MOL P. 436. A K. M. T. I. irattára. Bizalmas Akták 1916-1918. 1 tétel, fol 38 r-v (152/917).
[15] Turán 1917, s. 120.
[16] MOL, P. 436. A K. M. T. I. 1917. évi irattára 1. tétel, fol. 5-7. (5/917).
[17] Bunun hakkında bakınız, Gyula Moravcsik, Byzantium and the Magyars (Budapest, 1970) ss. 72-76.
[18] İstanbul’daki Macar Araştırma Enstitüsü’nün faaliyetleri hakkında Cf. Hekler’in Raporları. MOL A K. M. T. I. irattára. Bizalmas Akták. 1916-1918. 1 tétel, fol. 27-33., also published in Századok 1917. 396-403.
[19] MOL P. 436. K. M. T. I. 1917. évi irattára fol 99. (145/917).
[20] Turán 1918, ss. 129-143.
[21] Enstitü’nün faaliyetlerine dair Hekler’in raporu (1 Haziran 1917) MOL P. 436.   AK.M.T.I. irattára. Bizalmas Akták 1916-1918. 1 tétel, fol 32. Cf. also Századok 1917. 401.
[22] MOL P 436. A K. M. T. I. 1917. évi irattára fol. 47-61. (24/917).
[23] Gyula Moravcsik, Szent László leánya és a bizánci Pantokrator-monostor. A Konstantinápolyi Magyar Tudományos Intézet ^zleményei 7-8, (Budapest-Stanbul, 1923).
[24] A Konstantinápolyi Magyar Tudományos Intézet ^zleményei-Mitteilungen des Ungarischen Wissenschaftlichen Instituts in Konstantinopel. Turán 1918. 391-395.
[25] MOL P. 436. A K. M. T. I. tónyvtári leltára.
[26] Lajos Fekete, Die Siyaqat-Schrift in der Türkischen Finazverwaltung (Budapest, 1955) s.14.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.