SELÇUKLU VE BEYLİKLER DÖNEMİNDE AKSARAY ŞEHRİ

SELÇUKLU VE BEYLİKLER DÖNEMİNDE AKSARAY ŞEHRİ

Konumu itibariyle doğudan batıya, kuzeyden güneye uzanan askeri ve ticari yolların kavşağında yer alan Aksaray hemen her dönemde önemli bir yerleşim merkezi olmuştur. Bu nedenle sık sık el değiştirdiği için de pek çok kez harap olmuş ve yeniden kurulmuştur.

Aksaray ve çevresinin tarihi, çevresindeki höyüklerde yapılan kazılar ve buluntulara göre Neolitik Dönem’e kadar inmektedir.[1] Antik Dönem’de Garsaura adıyla tanınan şehrin, M.Ö. 3000 yıllarında önemli Hitit merkezlerinden Karşaura ile aynı yer olduğu kabul edilmektedir. Son Kapadokya Kralı Archelaos tarafından yeniden kurularak krallığın başkenti yapıldıktan sonra Archelais adı ile anılmaya başlamıştır.[2]

Şehir hakkındaki en erken tarihli kaynak olan “Coğrafya” isimli kitabında Strabon; şehrin büyük fakat özelliği olmayan bir kasaba olduğunu söyler.[3] Strabon zamanında Garsaura eski parlaklığını kaybetmiş olabilir. Ancak Konya’dan Kayseri’ye giden yolda önemli bir durak noktası olması açısından hiç kuşkusuz önemini korumuştur. Ayrıca Strabon, Archelaos’un krallığının sonlarına doğru burasını Archelais olarak adlandırdığını bilmemektedir. Buraya sülale adının verilmesi, şehrin konumunu ve önemini ortaya koymaktadır. Bu da bize, Strabon’un (M.S. 19) şehir hakkındaki bilgilerinin zamanına göre oldukça eski olduğunu düşündürtmektedir.

M.S. 17 yılında Kapadokya Roma’ya bağlı bir eyalet durumuna geldikten sonra, İmparator Claudius Dönemi’nde (M.S. 41-54) Aksaray’a Roma kolonistleri yerleştirilerek Clonia Archelais ismi verilmiştir.[4] Leake 1844 tarihli kitabında bugünkü Aksaray’ın kaynaklarda Ankara-Bor arasındaki konumu ile uyum içinde olmasından ve Archelais’in bir su ile beslendiği yolundaki bilgilerinden yola çıkarak antik Archelais olduğunu belirtir. Ancak hiçbir seyyahın Aksaray’ı tanıtmamasından şikayet ederek, eski koloninin tam olarak bugünkü Aksaray’ın neresinde kurulduğunun belirlenemediğini söylemektedir.[5] Bugün Ulu Irmağ’ın kuzeydoğusunda çok az bir kısmı görülen duvar parçalarından yola çıkarak, önemli askeri ve ticari yollar üzerinde ve düz bir alanda kurulmuş olan şehrin sur ile çevrili olduğunu ve bu kalıntıların da surlardan kalan parçalar olmalıdır (Fotoğraf 1).

Roma İmparatorluğu 395 yılında Doğu ve Batı Roma İmparatorluğu olarak ikiye ayrıldığı zaman Aksaray, Doğu Roma (Bizans) İmparatorluğu idaresine geçmiştir. Roma İmparatorluğu Dönemi’nde Colonia Archelais olarak adlandırılan Aksaray, Bizans İmparatorluğu Dönemi’nde Coloneia olarak karşımıza çıkıyor. Romalılar ve Bizanslılar askeri yolların tutulması ve ticari hayatın güvenliğine büyük önem veriyorlardı, Aksaray da yolların kavşak noktasında yer aldığı için konumu itibariyle özel ilgi görmüştür. Bugün şehri keserek kuzeybatı-güneydoğu istikametinde Konya üzerinden Aksaray’a, oradanda Kayseri ve Sivas’a giden yolların kavşak noktasındaydı.[6]

Bizans Dönemi’nde de konumu itibariyle önemli bir merkez olan şehrin, kilise kayıtlarında 14. yüzyıla kadar ismi geçmektedir.[7] Dönem kaynak ve haritalarında piskoposluk merkezi olarak gösterilen şehrin en eski piskoposu Erythrica 325’deki İznik Konsili’ne katılmıştır.[8]

Bu dönemdeki şehir dokusu hakkında elimizde çok az veri vardır. Bunlar da, Ulu Irmağ’ın kuzeydoğusunda çok az bir kısmı görülen duvar parçaları ile özellikle 1925 ve daha sonraki yıllarda şehir içinde yapılan hafriyatlar sırasında ortaya çıkarılan kalıntılardır. Bunlar da üzerinde yeterince araştırma ve inceleme yapılmadan ya kapatılmış ya da üzerlerine yol, okul vb. yapılmıştır. Sadece yerel yayınlarda birkaç kelime ile anlatılmışlardır. Bilinen ilk veriler, 1925 yılında bugünkü Aksaray Lisesi temel hafriyatı sırasında ortaya çıkan ve Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen hamam kalıntısıdır.[9]

İkinci veri, yine aynı yıl içinde Ulu Cami’ye yeni minare yapımı sırasında, temel hafriyatında çıkan yer mozaikleridir. Ayrıca, bugünkü Turizm Caddesi’nde Emlak Bankası inşaatı sırasında Roma Dönemi’ne ait olduğu düşünülen su kanalları ortaya çıkarılmıştır.[10] Bu verilerden hareketle, konumu itibariyle önemli bir merkez olan şehrin, Bizans ve daha önceki dönemlerdeki şehir dokusunu ortaya çıkaramıyoruz. Fakat dönem kaynak ve haritalarında Piskoposluk merkezi olarak gösterilen şehrin, 3. yüzyıldan önce bir sur ile çevrili olduğunu, iç kalede bugünkü Ulu Cami’nin yerinde olduğu düşünülen en az bir büyük kiliseye sahip olduğunu ve bugünkü Aksaray Lisesi’nin yerinde de bir hamam bulunduğunu söyleyebiliriz. Şehir merkezine ve çevresine yapılan diğer yapılarda Bizans Dönemi şehir dokusunun oluşturulduğu görüşündeyiz.

Bu yüzyıldan sonra şehir etrafında yerleşim nüvelerinin oluştuğunu, büyük olasılıkla sur dışında zirai faaliyetler gösteren halkının tehlike anında kaleye sığındığını söyleyebiliriz.

Bizans Dönemi şehir dokusunu oluşturan ulaşım şebekesinin en azından doğu-batı ve kuzey- güney doğrultusunda yer alan iki ana yolu, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de kapılarla bağlantılı olduğu için muhafaza edilmiş olmalıdır. Bunu dışında şehir içinde dolaşan su kanalları ile de şehrin su ihtiyacının sağlandığı ileri sürülebilir. Bu görüşümüzü, Turizm Caddesi’nde hafriyatlarda ortaya çıkan su kanalları da desteklemektedir.

Ulu Cami’nin güneyinde yer alan meydanında Bizans Dönemi’nden kalmış olduğu düşünülebilir. Ayrıca. Selçuklu, Beylikler ve Osmanlı döneminde hatta günümüzde de çarşının ve ticaretin yapıldığı bölgelerin, Bizans Dönemi’nde de Selçuklu ve Beylikler dönemlerindeki yoğunlukta olmasa bile ticari işleve yönelik kullanılmış olması gerektiğini düşünüyoruz. Bunun tersini düşünmek, askeri ve ticari yolların kavşağında kurulmuş olan Aksaray için mümkün değildir.

Şehir 7. yüzyılı izleyen üç yüzyıl boyunca aralıklarla süren Bizans-Arap savaşlarında konumu itibariyle tampon bölge olmuştur. Ereğli askeri teşkilatına bağlı Aksaray’a ilk İslam ordusu Mervanoğlu Abdulmelik komutasında 699 yılında gelmiştir. Bizanslıların tekrar Aksaray’ı ele geçirmeleri üzerine Mervanoğlu Abdülmelik askerlerini bu havaliye göndererek Ereğli, Aksaray, Karaman ve Konya bölgelerini tekrar ele geçirmiştir. Aksaray, Arapların eline geçtiği zaman Qulonia adını taşıdığı bilinmektedir.[11]

Bu tarihten sonra sık sık el değiştiren şehir, 944 yılından itibaren güçlenerek karşı saldırılara başlayan ve sınırlarını Malatya’ya kadar genişleten Bizans İmparatorluğu’nun egemenliğine girmiştir. Türkler tarafından fethedilene kadar da Bizans idaresinde kalmıştır.[12]

1071 yılındaki Malazgirt Zaferi’nden sonra Selçuklu emir ve komutanları Anadolu’da fetihlerine devam ederlerken, 1072 yılında Kutalmışoğlu Süleymanşah kardeşleri Mansur, Alpilik ve Donat ile Anadolu’ya gelip Fırat ırmağı boylarında ve Urfa çevresinde fetihlere başlamıştır. Daha sonra Orta Anadolu’ya yönelerek, Anadolu üzerinden Marmara Denizi yönüne hareketle 1075 yılında İznik’i fethettiği ve kurduğu Anadolu Selçuklu Devleti’nin başkenti yaptı. Bunun üzerine Selçuklu Sultanı Melihşah kendisine Anadolu Selçuklu Hükümdarı fermanını, Bağdat Abbasi Halifesi Kaaim Biemrillah da Hil’at ve ferman ile birlikte Nasırr’üd-devle, Ebu’l Fevaris ve Rükneddin unvan ve lakaplarını göndermiştir.[13]

Aksaray’da 1077 yılında Anadolu Selçuklu Devleti topraklarına katılmıştır. 1080 olayları sırasında Kutalmışoğlu Süleymanşah’ın Konya ve Aksaray hükümdarı olarak adı geçmektedir.[14]

Sultan Mesut Dönemi’nde Aksaray, doğuya yapılacak seferler sırasında üs olarak kullanılmıştır. Sultan Mesut, burada cami vb. ibadet ve sosyal yardım müesseseleri yaptırtmıştır.[15] Bugün Aksaray Ulu Camii’nde bulunan minber üzerindeki tarihsiz kitabede Anadolu Selçuklu Sultanı olarak adı geçmektedir.[16]

Sultan Mesud’un 1155 yılında ölümü üzerine oğlu II. Izzeddin Kılıçarslan Anadolu Selçuklu tahtına oturdu.[17] II. İzzeddin Kılıçarslan 1170’de yeniden kurduğu Aksaray’da kendisine bir saray, askerlerine meskenler inşa ettirirken, şehirde camiler, medreseler, hamamlar, zaviyeler, han ve çarşılar yaptırtmış; Azerbaycan’dan buraya gaziler, alimler ve tüccarlar getirterek yerleştirmiştir. Bir odugah ve gaza üssü haline getirdiği Aksaray’a Rum ve Ermenilerin girmelerine müsaade etmemiştir. Çok defa burada oturduğu ve seferlerine buradan başladığı için diğer Ortaçağ Anadolu şehirlerinden her biri hususiyetine göre bir unvan taşırken; Aksaray’da bu hüviyeti dolayısıyla Dar’ür-Zafer, Dar’ül- Cihad ve Dar’ür-Ribat ünvanlarını almıştır.[18]

Selçuklulardan sonra sırasıyla İlhanlı, Eretna, Karamanoğulları, Kadı Burhaneddin, Karamanoğulları, Osmanlılar ve Karamanoğullarının eline geçen şehir, bu çekişmeler sırasında oldukça tahrip olmuştur.

11. yüzyılın sonlarında kesin olarak Selçuklu idaresine geçen Aksaray’a Selçuklu ve Beyliklerin neler getirip götürdüklerini, şehrin fiziksel dokusu yoluyla ortaya koymaya çalışacağız. Aksaray’ın zengin tarihi, kısa aralıklarla pek çok yönetim değiştirmesi, siyasi, kültürel ve ekonomik olayların zaman zaman odak noktasını teşkil edişi; geçirdiği doğal afetler ve savaşların yanı sıra günümüzde eski eserlerin bilinçli veya bilinçsiz olarak diğer Anadolu kentlerinden daha çok tahribe uğraması ve plansız kentleşme sonucunda eski dokusunun hızla yitirmektedir. Burada Anadolu Selçuklu sultanları ve beyleri ile çeşitli beylik ve devletlerin Aksaray şehrine katkılarını, yaptırdıkları eserlerle ortaya çıkarmaya çalışacağız.

Şehir içindeki dini, ticari, eğitim ve sosyal içerikli yapılarla surlar ve evler yolların kenarlarına sıralanarak günümüze çok azı gelmiş olan Selçuklu ve Beylikler Dönemi şehir dokusunu oluşturmuşlardır.

Şehir tarihinde her yeni yönetime devredilen ana fiziksel elemanın yollar olduğu dikkate alındığında, böylesi önemli bir konuma sahip Aksaray’ın şehirler ve hatta ülkelerarası yollar üzerinde bulunuşu fiziki gelişiminde de etkili olmuştur.

Şehrin bilinen beş kapısından güneydeki Ereğli Kapı ve doğudaki Kiçi Kapı dışında üç kapısından (Küçük Kapı, Meydan Kapısı ve Konya Kapısı) kuzey, güney ve batıya açılan ticaret yolları başlar. (Harita 1) Kiçi Kapı doğuda Ervah Mezarlığı ile bağ ve bahçelere açılırken, güneyde yer alan Ereğli Kapısı İç Kale’ye açıldığı için ticaretten çok devlet adamları, saray halkı ve askerler tarafından kullanılmış olmalıdır. Buna karşın şehrin diğer üç kapısı, şehir içi yolların şehirlerarası yollara açıldığı önemli kavşak noktalarını oluşturmaktadır (Çizim 1).

Şehirlerarası ticarette Aksaray’ın oynadığı önemli rol, bugünde pek çoğu bilinen Hanlara bakılarak söylenebilir. Özellikle Konya-Aksaray ve Aksaray-Kayseri arasındaki yolun bu dönemde oldukça önemli ve işlek bir yol olduğu, şehirlerarasındaki hanların birbirine çok yakın, diğer bölgelere ve yollara nazaran daha sıklıkla yapılmış olması da bu görüşümüzü desteklemektedir. Bunlardan bazıları Konya-Aksaray arasında Sultan Han (1229), Zazadin Han (1236), Akhan (13. yüzyıl), Obruk Han (13. yüzyılın ortaları); Aksaray-Kayseri arasında Alay Han (12. yüzyıl), Sarı Han (13. yüzyılın ilk yarısı), Ağzıkarahan (Hoca Mesud Hanı) (1238-43), Öresun Han’dır. (13. yüzyılın 2. yarısı)

Anadolu’nun Suriye, İran ve diğer ülkelerle ticari ve askeri ilişkilerini sağlayan önemli yollar üzerinde yer alan Aksaray’ın kuzey-güney ve doğu-batı doğrultusunda uzanan ana yolları şehirlerarası ulaşım ağıyla birleşir. Küçük Kapı ile Kiçi Kapı ve Meydan Kapısı ile İç Kale’yi birleştiren yolların şehir merkezine gidildikçe yoğunlaşan geniş ticaret alanlarına ve çarşılara açıldığı görülür. Bugün olduğu gibi o dönemde de yollar boyunca karşılıklı sıralanmış dükkanların bulunduğunu söylersek, bu yolların ticari önemini ortaya koymuş oluruz.

Yine şehrin güneybatısındaki Konya Kapısı ile merkez arasındaki yolun ticari ağırlığa sahip olduğu ileri sürülebilir. Beylikler Dönemi’nde de şehirler ve milletlerarası yolların değişikliğe uğramadan kullanılmıştır. Bu yollar üzerinde Selçuklu Dönemi’nde 12 ve 13. yüzyıllarda inşa edilmiş olan hanların ihtiyaca cevap vermesi nedeniyle yenileri yapılmamıştır. Yine bu dönemde kuzey, güney ve batı yönlerindeki askeri ve ticari yollar ile şehrin doğu-batı, kuzey-güney doğrultusunda uzanan ana yolların birleştiklerini söyleyebiliriz. Bizans Dönemi’nde de kullanıldığını düşündüğümüz, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de bazı eklemelerin yapıldığı, zaman zaman sönükleşip canlandığı merkezde yer alan çarşı kısmı, bugünkü Minare Mahallesi’nde ızgara planlı yollarıyla, şehrin bu kesiminde eski dokunun görünüş açısından da olsa korunduğunu göstermektedir (Harita 1).

Bugünkü yol ağından hareketle, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de şehrin diğer kısımlarına giden yol ağının ızgara planından ayrılarak, merkezden uzaklaştıkça düzensizleşip daralıp kıvrılarak ilerlediğini söyleyebiliriz. Yine bugünkü yol ağından hareketle, Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de şehir merkezinde çıkmaz sokak bulunmadığını söyleyebiliriz. Bugün şehrin güneyinde Taşpazar Mahallesi 4 no’lu sokak ile kuzeydoğu Şeyh Hamit Mahallesi Güzel Baba ve Güzel Baba 2 sokaklarının kesiştikleri yerde bulunan çıkmaz Sokakların, o dönemlerdeki şehir ve surların dışında yer alması nedeniyle Selçuklu ve Beylikler Dönemi’nde de bulunup bulunmadıkları honusuda kesin bir şey söyleyemiyoruz. (Harita 1)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ