SAMSUN’A TÜRK YERLEŞİMİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

0 6.947

Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU

Samsun, bugünkü coğrafi tasnifle Orta Karadeniz bölgesi içerisinde yer almaktadır. Ancak tarihî coğrafya bakımdan böyle bir sınırlama pek doğru sayılmaz. Samsun esas itibariyle Doğu Karadeniz bölgesinin bir parçasıdır. Samsun’dan doğuda Hopa’ya hatta günümüzdeki sınırları aşarak Batum’a ulaşan sahada gerçekleşen hadiseler birbiriyle yakından ilgilidir. Haliyle Samsun, Doğu Karadeniz’in batıdaki en uç noktası olarak görülmelidir. Samsun’dan daha batıya gidilirse hem tarihî bakımdan ve hem ulaşım yolları ağı itibariyle başka bir sahaya intikal edilmiş olur. Eski Çağ kaynaklarında genel olarak Bithynia ve Paflagonya ismiyle tanımlanan Batı Karadeniz’in, Sinop ve batısından başlaması bu zeminde ortaya çıkmıştır.[1]

Sahildeki coğrafi konumu bu şekilde gelişirken İç Anadolu sınırında Canik dağlarının hemen güneyine düşen bölge Samsun’un etki alanında kabul edilse de esas itibariyle bu sahayı Hitit uygarlığının merkezi olan yöreye kadar genişletmek mümkündür. İlk Çağdan itibaren sahilden İç Anadolu’ya ulaşan yolun bu hat üzerinden güneye ilerlemesi[2] Çorum-Samsun bağlantısını güçlendirmiştir. İlk Çağdan itibaren Karadeniz sahil şeridini iç kesime bağlayan yollar arasında ulaşımın en kolay olduğu[3] hattın bu güzergâh olması yolun önemini ve işlerliğini artırmıştır. Buranın hemen doğusundaki Yeşilırmak-Kelkit havzaları da Samsun’un güney doğudaki uç noktalarıdır. Terme-Çarşamba-Salıpazarı-Ayvacık üzerinden çok kestirme yollarla Kelkit vadisine çıkan antik yolların varlığı bu hattın Eski Çağdan beri kullanıldığının delilidir.[4] Canik dağlarının güneyi ve kuzeyi farklı devletlerin denetimi altında olduğu zamanlarda bu hatların stratejik önemi oldukça artmaktaydı. İkinci olarak büyük kervan yollarına oranla çok kısa sürede ulaşım sağlandığı için bu bölgelerden Kelkit vadisine çıkan yolların ticari önemini yakın zamana kadar koruduğu söylenebilir. Kuzeydoğudaki Vezirköprü-Durağan-Boyabat hattı ise Kızılırmak havzasından kuzeye çıkmak isteyen topluluklar için hayati öneme sahiptir ve birbirinden ayrılamaz.[5] İstanbul’dan çıkan ve Karadeniz sahil şeridine paralel olarak doğuda Fırat boylarına ulaşan[6] yolun kuzeye çıkan kesitleri olan bu yerler Samsun tarihinde önem kazanır.

Samsun tarih boyunca pek çok topluluğa ev sahipliği yapmış bir yerdir. Tekkeköy’deki mağara yerleşiminden itibaren bölgede yaşayan unsurların izleri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu topluluklardan bir tanesi de Türklerdir.

Samsun’a Türk yerleşimi yakın döneme kadar Selçuklularla birlikte başlatılmaktaydı. Ancak son yıllarda ele geçen buluntular gerçeğin böyle olmadığını ortaya koydu. Hititler devrinden itibaren aydınlığa kavuşan iskân tarihine bakılırsa Samsun, İlk Çağdan itibaren Türkler tarafından bilinen bir bölgedir. Günümüze ulaşan arkeolojik delillerden hareketle bölgeye Türk yerleşmesinin ilk safhasını MÖ VIII. yüzyılla birlikte başlatmak mümkündür.

İlk Çağda bazı topluluklar vardır ki tarihçiler onların kökeni ile ilgili olarak uzun zaman süren tartışmalar yapmışlardır. XX. yüzyıl boyunca devam eden bu tartışmalar aynı asrın sonlarında ulaşılan ilmî kanaatler sonucunda nihayete ermeye başlamıştır. Samsun’a ilk yerleştiği düşünülen topluluklar olan Kimmer ve İskitler de bu tartışmalara konu olan gruplar içerisinde yer alır. Bugün gelinen noktada hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan çalışmalar neticesinde itibarlı bilim çevrelerinde İskitlerin Türk olduğu konusunda genel bir kanaat oluşmuştur.[7] Böylece XX. yüzyıla hâkim olan İskitlerin İranî ya da Hind-Avrupaî bir topluluk olduğu görüşü çürümeye yüz tutmuştur. Kimmerlerle alakalı çalışmalar ise İskit araştırmaları kadar gelişmemiştir. Dünyadaki Kimmer araştırmaları belirli bir seviyeye ulaştığında onların Orta Asya kökenli olduğu kabul edilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte Kimmerlerin menşei hakkında görüş ayrılıkları yakın döneme kadar devam etmiştir. Ancak Eskiçağ’da Kimmer Problemi konulu tez[8] ile dünyadaki algıyı önemli ölçüde değişmiştir. İlim çevrelerinde büyük itibar gören bu teze göre arkeolojik, tarihî, sosyo-kültürel ve dinî bakımdan Kimmerler, Türklüğün öncülerinden birisi olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Samsun’daki Türk yerleşimi, yukarıda sözü edilen varsayımlardan hareket edilirse MÖ VIII. yüzyılla birlikte başlatılabilir. Hun baskısı sebebiyle Orta Asya’dan göç etmek zorunda kalan Kimmerler, Karadeniz’in kuzeyine ulaştıklarında buradan bugünkü Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu’ya gelmiş, Urartu ve Asur devletlerine büyük darbeler vurduktan sonra İç Anadolu’ya yönelmişti. İç Anadolu’daki Frig devletini yıkan Kimmerler, bölgede, bozkır-göçebe geleneklerinin Anadolu’daki ilk örneği sayılan bir hâkimiyet tesis etmişlerdir. Bu arada bazı Kimmer boyları kuzeye yönelerek Karadeniz sahiline yayılmaya başlamıştır. Eski Çağ Yunan kaynaklarından açıkça takip edilebileceği üzere Kimmerlerin bu dönemde yerleştiği yerler arasında Samsun da bulunmaktadır. Yaklaşık bir asır boyunca devam eden Kimmer hâkimiyetinden bölgede bir arkeolojik delil kaldığını söylemek en azından şimdilik mümkün değildir. Amasya/Gümüşhacıköy ve Ordu/Ünye’de yüzey araştırmaları sırasında ele geçen buluntular Samsun ve çevresinde Kimmerlere ait tek arkeolojik delil olarak envantere geçmiştir.[9]

Samsun’daki Kimmer yerleşimi İskitlerin bölgeye gelmesi ile sona ermiştir. Orta Asya’dan Kimmerleri takip ederek aynı güzergâh üzerinden Anadolu’ya ulaşan İskitler, Samsun’un da dâhil olduğu bölgedeki Kimmerleri kuzeye, Kırım bölgesine sürmüşlerdir.[10] Bu yer değişiminden sonra bölgedeki ikinci Türk iskânı da ortaya çıkmıştır.

İskitlerin Samsun’daki varlığına dair kayıtlar Kimmerlere ait olanlardan fazladır. Bu dönem kolonicilerin bölgeye yöneldiği zamana rastladığı için bilhassa Batı Anadolu ve Yunan kaynaklarında Samsun’daki İskitlere ait pek çok bilgiye rastlamak mümkündür. Koloniciler bölgede ticaret merkezleri kurmak için geldiklerinde İskitlerin buna müsaade etmemesi ve taraflar arasındaki mücadele kaynaklarda fazlasıyla yer bulur. Hatta hiçbir başarı kazanamadıkları İskitler karşısında Yunanlıların uydurduğu Amazon efsanesi sebebiyle Samsun büyük ün kazanmıştır. Yunan mitolojisine girmiş hayali karakterlerden birisi olan kadınlar topluluğu Amazonların başkenti Themiskyra’nın Samsun’un Terme ilçesinde olduğuna yönelik tahminler bir anda bölgeyi ilgi odağı yapmıştır.[11] Amazon varlığı, mitolojiye dayanarak tarih yazanlar için Samsun’u öne çıkarsa da arkeolojik olarak doğrulanamayan bu algının tarihî bakımdan da kıymeti yoktur.

Samsun’a ilk Türk yerleşiminin kıyıdaki dar şeridin yaslandığı dağlık alandan itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Terme/Ambartepe ve Salıpazarı’ndan elde edilen arkeolojik malzemeler[12] İskitlerin Canik dağlarının denize bakan yamaçlarına yerleştiğine işaret ederken Ladik’te ele geçen buluntular[13] da dağlık alanın güneyinde bulunan düzlükteki İskit varlığına dalalet eder. Her iki bölge de iklim ve bitki örtüsü itibariyle Türklerin yerleşim tercihlerine uygun, konar-göçer hayatın sürdürebileceği, hayvancılık yapmaya müsait yerler olması sebebiyle İskitlerin yerleşimine müsaitti. Kimmerlere ait bölgede arkeolojik malzeme günümüze kadar ele geçmemiş olsa da bahsi geçen ekonomik ve sosyal faktörlerden dolayı onların da aynı yerlere yerleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sahildeki dar kıyı şeridi hem nemli olması, hem de hayvancılık yapmaya müsait olmaması sebebiyle iki topluluk açısından elverişli bir yer değildi. Bu bölge ticaretle geçimini temin eden topluluklar açısından büyük kıymet taşımaktaydı. İskit hâkimiyetinin birinci asrında bölgeye gelen kolonicilerin sahil şeridinde genellikle ulaşım yolları üzerinde bulunan merkezlere yerleşmesi bunun açık bir delilidir.

Samsun’a ilk Türk yerleşiminin nasıl sonuçlandığı bazı yönleri ile karanlıkta kalmaktadır. Kimmerler’in İskit baskısı sebebiyle bölgeyi terk ederek Karadeniz’in kuzeyine çıkarak özellikle Kırım ve çevresinde yoğunlaştıkları bilinmektedir. Ancak onların yerini alarak Samsun’un yeni sakinleri olan İskitlerin akıbeti belirsizdir. Zira kolonileşme çağında antik Yunan kaynakları bölgedeki İskit varlığına atıfta bulunmakla birlikte bir süre sonra onlardan söz etmemeye başlar. Ancak miladın başlarından itibaren Samsun’dan bahseden kaynaklar buradaki İskitler yerine Grek kökenli olmayan başka isimlerdeki topluluklardan bahis açar.[14] Dönemin kaynaklarında İskitlerin bölgeden ayrıldığına dair bir bilgi bulunmaması, bu toplulukların İskit bakiyeleri olma ihtimalini ortaya çıkarır. Ticaret kolonilerinin etrafında hayatını sürdüren bu topluluklar Bizans devrinin sonlarında Ortodoksluğun etkisiyle kimliklerini yitirdiler[15] ki bu da XI. yüzyılın sonlarına denk gelir.

Samsun’a Türk yerleşiminin ikinci aşaması Selçuklular zamanında ortaya çıkar. 1048‘de kazanılan Pasinler Zaferinden sonra Selçuklular kalabalık kitlelerle Anadolu’ya yönelmeye başlamıştı. 1054’te Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey başında bulunduğu büyük bir orduyla Doğu Anadolu’ya girdiğinde ülkedeki askerî vaziyeti görmek maksadıyla Malazgirt’ten kuzeye doğru üç keşif kolu yollamıştı. Bu keşif kollarından birisi ciddî bir direnişle karşılaşmadan kuzeybatıda Kelkit vadisini takip ederek Canik ormanları bölgesine kadar ulaşmıştı.[16] Bu bölge Samsun’un güneyine düşmekteydi. O tarihten itibaren Selçuklular, Karadeniz sahilinin hemen ardındaki dağlık alanın güneyinde Bizans İmparatorluğu’nun savunma gücünün oldukça zayıf olduğunu görmüşlerdi. Malazgirt Zaferi’nden kısa süre sonra Türklerin eline geçen yerler arasında bu bölge de bulunmaktaydı.

1071’den sonra Samsun ve çevresine Türk yerleşimi ile ilk dönemdeki yerleşim tipi arasında neredeyse hiç fark yoktur. Selçuklular da İlk Çağda bölgeye yerleşen Türk toplulukları gibi hayvancılığa dayalı bir ekonomik model içerisinde geçimini temin etmekteydi. Konar-göçer hayat tarzına sahiplerdi. Bu iki sebepten dolayı Canik Dağlarının güneyindeki bölge Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından Türkmenlerin eline geçti. Vezirköprü, Havza, Ladik ile Çarşamba ve Terme’nin sırtını yasladığı dağlık bölgenin güneyini içine alan bu saha 1071’den sonra Türklerin denetiminde kalmıştır. Konar-göçerlik yapmaya elverişli bu arazide iklim ve bitki örtüsü hem hayvancılık yapmaya hem de tarımla uğraşmaya müsaitti. Böylece Doğu Karadeniz’in diğer yerlerinde olduğu gibi sahil kesiminin iç kısımla bağlantısı kopmuştu. Sahildeki dar kıyı şeridi ise Bizans’ın hâkimiyetinde bulunmaktaydı. Bölgenin tarihî coğrafya gelişimine uygun olarak o dar kıyı şeridi ancak ticaretle uğraşanlar için kıymetliydi, hayvancılık ve tarıma müsait değildi. Bu yüzden Karadeniz’de Türk yayılması devam ederken sahildeki bu yerler ilgi görmemekteydi. Danişmend Gazi bölgenin ilk fatihi olarak Amasya ve Çorum’u ele geçirerek kuzeye doğru ilerlerken Canik’teki bir kaleyi fethederken hayatını kaybetmişti.[17] Danişmendnâme’deki bu bilgiden hareketle Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından Türklerin sahile kadar indiği ancak tıpkı Marmara kıyılarında olduğu gibi bir süre sonra geriye çekildiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ancak 1158’de Yağıbasan’ın Bafra’yı ele geçirmesiyle[18] Danişmendliler sahile de açılmış oldu.

Danişmendliler devrinde Samsun’daki Türk yerleşimi bu sınırlar üzerine şekillenirken sahildeki Bizans varlığı ciddi bir tehdit altına girmişti. Amisos kolonisi üzerinden ipek yolundan gelen malları Avrupa pazarlarına satan tüccarlar güneydeki saha Türklerin denetimine girince bu imkândan mahrum kaldılar. Ancak kayıtlarda bölgenin ticari değerinin azaldığına dair kayıt bulunmamasından, Danişmendlilerden itibaren sahildeki Bizans denetimindeki bölgenin Türklere haraç vererek faaliyetlerini sürdürdüğü düşünülebilir.

Samsun’daki Türk yerleşiminin bu ikinci safhasında Türklere ait yeni yerleşim birimleri oluşturulmaya başlanmıştır. Ladik, Kavak ve Çarşamba bunun en çarpıcı örnekleridir. Her üç bölgedeki en eski köy isimlerine bakıldığında Türkçe adlar taşıdığı görülecektir. Bazen bir Oğuz boyundan isim alan bu yerler, bazen de bir Türk beyinden ya da oymağından kaynaklanan adlarla anılacaktır.[19] Bafra, Vezirköprü, Terme gibi yerler Eski Çağdan beri yerleşim izlerinin görüldüğü ve Bizans devrinde de canlı merkezler iken bahsi geçen yerler Selçuklularla birlikte hareketlenmeye başlamıştır. Buralara daha sonra büyüyüp gelişmeye başlayacak Asarcık, Ayvacık, Salıpazarı da dâhil edilebilir. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin eline geçen bu bölgeler bir daha başka bir gücün eline geçmeyecek, Türk devlet ve beylikleri arasında el değiştirecektir.

Türkiye Selçukluları dönemi, Samsun tarihinde çok önemli değişikliklere yol açtığı gibi bölgeye Türk yerleşiminin şeklini değiştirmesi açısından da farklılık arz eden bir devirdir. XII. yüzyılın sonlarına ait Bizans kaynaklarına bakılırsa Samsun’daki hâkimiyet el değiştirmiş ve Danişmendlilerden Selçuklulara geçmiştir. 1178’te Amisos’un Selçuklu hâkimiyetine girdiğine dair kayıttan[20] anlaşıldığı kadarıyla Türk idaresi II. Kılıç Arslan zamanında Samsun’un sahil kesimine ulaşmıştı. Aynı devrin bir diğer Bizans kaynağına göre 1186’da Kılıç Arslan ülkesini oğulları arasında pay ettiğinde Amisos da Selçuklu ülkesine dâhil olan yerler arasındaydı.[21]

Sultan II. Kılıç Arslan’ın oğlu Rükneddin Süleymanşah, Tokat meliki olarak görev yaptığı sırada Selçukluların mutlaka Karadeniz kıyısında var olması gerektiğini görmüştü. Onun 1194’te şehri yeniden ele geçirmesinden[22] 1186’dan sonra kentin el değiştirdiği belli olmaktadır. İktidara geldiğinde yukarıdaki düşüncesini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Karadeniz kıyılarında Selçuklulara merkez olacak en uygun yer Samsun idi. O da 1194’te Bizans’a ait Kalkancı’daki şehir-ticaret merkezinin doğusuna, Saathane çevresine bir kale inşa ettirmeye başladı. Böylece Selçuklular daimi olarak Karadeniz kıyısında güç bulundurabilecekti. Bu kalenin etrafında yerleşim yerlerinin kurulmasıyla tarihe Müslüman Samsun olarak geçecek şehir oluşmaya başladı. XIII. yüzyılın başlarından itibaren Amisos ve Müslüman Samsun olmak üzere iki merkezli bir şehir haline gelen Samsun’un Selçuklu denetimindeki kısmı büyümeye başlarken Bizans’a ait kısım yerinde kalmıştır. Müslüman Samsun’un ortaya çıkmasıyla birlikte Samsun’un sahil kesimi de ilk kez Türkmen yerleşimine açılmıştır. Bununla birlikte hala Türk nüfusun önemli bir kısmının güneydeki kırlık bölgede olduğunu söylemek gerekir.

1194’ten sonra Türkler açısından Samsun’un iç kesimi ile sahil arasındaki bağlantı daha da güçlenmiştir. 1204’te Komnenoslar, Trabzon’dan Karadeniz Ereğlisi’ne kadar olan yerleri ele geçirdiğinde Samsun bundan etkilenmemiştir. Devrin bir tarihçisi, şehirdeki Bizans valisi Sabbas’ın Türk emiriyle ittifak yaparak Trabzon Rumlarını bölgeye sokmadıklarını yazar.[23] Hal böyle olunca sahildeki Türk ve Rumlar arasında bölgedeki ticari faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi açısından bir uzlaşma oluştuğu açıktır.

Selçuklular zamanında Samsun’un demografik yapısı Malazgirt Savaşı’ndan sonraki duruma paralel olarak gelişmiş, Türkler esas itibariyle güneydeki kırlık bölgede yoğunlaşırken daha öncekinden farklı olarak Müslüman Samsun’un kurulmasıyla sahilde de varlığını hissettirmeye başlamıştır. Moğol hâkimiyeti sonrasında bölgede çıkan bağımsız Türk beylikleri bu gelişmenin en somut göstergesidir.

XIV. yüzyıl başlarında Anadolu’daki Moğol hâkimiyeti zayıflayınca Samsun’da ve çevresinde genel itibariyle Canik beylikleri olarak bilinen beylikler ortaya çıktı. Türkiye’de fazla ilgi görmeyen ve tarihî bakımdan hak ettiği yerde bulunmayan bu beylikler aslında Karadeniz bölgesindeki Türk nüfusunu ve gücünü göstermesi açısından büyük kıymete sahipti. Moğol hâkimiyeti zayıfladığı zamanlarda Samsun şehri Eretnalıların eline geçmişti. Son İlhanlı valisi Eretna 1335-36’dan itibaren bağımsız hareket etmiş ve büyük ölçüde Danişmendlilerin hâkimiyetindeki sahayı ele geçirmişti. Onun devletinin sınırları içerisinde Samsun da bulunmaktaydı.[24] XIV. yüzyıl başlarında bağımsızlığını kazanan Taceddinoğulları 1379’da Çarşamba-Terme arasını ele geçirmişti. XIII. yüzyılın başlarından itibaren Türklere yurt olmuş bu yerlerde Taceddinoğlu varlığı o kadar etkili olmuştur ki bu dönemde 12.000 asker çıkarabilecek güce ulaşmışlardır.[25] Komnenosların başkenti Trabzon’da aynı tarihlerde bu ordudan daha az insan yaşıyor olması,[26] Taceddinoğullarının bölgenin nüfus yapısında ne kadar önemli bir yer tuttuğunu gösterir. Samsun’un güvenliği için hayati öneme sahip Ladik-Kavak hattı ise Moğollardan sonra Kubadoğulları’nın hakimiyetine geçmiştir. 1419’da ortadan kalkana kadar hâkim oldukları stratejik mevkilerin başka gücün denetimine geçmesine mani olmuştu. Aynı dönemde Samsun, Kavak ve Ladik bölgelerinde hüküm süren Kubadoğulları, Vezirköprü-Havza bölgesi 1334’ten sonra Taşanoğullarının kontrolüne girmiştir. 1.000 asker çıkarabilecek güce sahip olan Taşanoğulları’nın 5.000’den fazla nüfusu olduğunu söylemek mümkündür. 1380 civarında bağımsız hareket etmeye başlayan Bafra beyleri de, Taşanoğulları kadar asker çıkarabilecek bir güçle Bafra ve çevresine hâkimdi.[27]

Osmanlı Devleti’nin Samsun’u ele geçirmesi Yıldırım Bayezid (1389-1402) dönemiyle birlikte başlamıştır. 1398’de Osmanlı hükümdarı Müslüman Samsun önlerine geldiğinde şehir Kubadoğlu Cüneyt Bey’in elindeydi. Osmanlı ordusuyla çatışmayı göze alamayan Cüneyd Bey çekildiği için herhangi bir çatışma olmaksızın Osmanlı ordusu kente girdi.[28] Ancak Ankara savaşından sonra bölgenin siyasi vaziyeti değişti. Müslüman Samsun, Candaroğulları tarafından ele geçirildi. Çelebi Mehmed (1413-1421) 1419’da bölgede hâkimiyeti yeniden tesis etmek üzere Samsun’a sefere çıktı. Osmanlı ordusu şehre girdiğinde onlara karşı duramayacaklarını anlayan Gâvur Samsun’dakiler, kentin bu kesimini yakarak sahilde bekleyen gemilerine binerek bölgeden ayrılmışlardır. Buradan Müslüman Samsun’a yönelen Osmanlı kuvvetleri karşısında kenti elde bulunduran Candaroğlu kuvvetleri yılgınlığa düştü. Osmanlı kuvvetleri ani hücumlarla kaleyi savunmakta olan Candaroğlu güçlerine baskınlar yapmaya başlamışlardı. Candaroğlu lideri İsfendiyar Bey’in oğlu Hızır Bey, Osmanlı sultanının otağını Merzifon’da kurduğunu öğrendiğinde direnmenin faydasız olacağını anlamış ve Çelebi Mehmed gelmeden Müslüman Samsun’u boşaltarak çekilmiştir. Böylece Osmanlı ordusu herhangi bir çatışma olmaksızın Müslüman Samsun’a girmiştir.[29] Muhtemelen Bafra da bu tarihte Osmanlı sınırlarına katılmıştır.[30] 1419’da Kubadoğulları, 1427-1428’de Taceddinoğulları, 1430’da ise Taşanoğulları beyliğinin ortadan kaldırılması[31] ile Samsun, tamamen Osmanlı Devleti’nin kontrolü altına girmiştir.

1419’da başlayıp 1430’da biten seferler neticesinde Samsun’da Osmanlı hâkimiyetinin kurulmasıyla birlikte ilk kez bir Türk devleti şehrin tamamına hâkim oldu. Bu yerlerden Gâvur Samsun dışındaki yerlerin tamamının Türk beyliklerinden alınmış olması, XI. yüzyılın sonlarından itibaren şehre hâkim olan Türk unsuruna işaret eder. Dört asırdan fazla bir süredir Türklerin yerleştiği kırlık bölge büyük ölçüde aynı kimliğini korurken ticari faaliyetlerin yoğunlaştığı sahildeki merkezler tüccar ve zanaatkâr unsurların yerleşmesiyle kozmopolit bir yapıya bürünmüştür.

Osmanlı hâkimiyeti sırasında Samsun’un nüfus yapısı incelendiğinde Türklerin sahildeki kesime yerleşme konusunda geçmişteki tavrını devam ettirdiği dikkat çeker. Güneydeki kırlık alanda geleneksel yaşantısını devam ettiren Türkmenler ticaretle ilgilenmedikleri için sahile fazla itibar göstermemişlerdir. Osmanlı devrinin sonlarında bile Samsun şehir merkezinin nüfusunda Türk oranının düşük olmasının[32] sebebi budur. Diğer yandan aynı dönemlerde şehir merkezinde ticaretle uğraşan kesimin yoğun olması sebebiyle kentte şehzade sancakları olan Trabzon ya da Amasya ile kıyaslanabilecek ölçüde bir canlılık görülmemektedir.

Samsun’a Türk yerleşmesinin üçüncü ve son aşaması Cumhuriyet devrinde olmuştur. İlk olarak mübadele ile Yunanistan’dan gelenlerin yerleşmesi ile bölgedeki Türk nüfus önemli ölçüde artmıştır. Rum Ortodoksların boşalttığı yerler başta olmak üzere Samsun’un çeşitli bölgelerine yerleştirilen mübadiller ile birlikte XI. yüzyılın son çeyreğinden sonra ikinci bir göç dalgası ile şehrin Türk nüfusu canlandı.

Mübadelenin başlangıcından sona ermekte olduğu Kasım 1924’e kadar Samsun ve çevresine 38.076 kişi iskân edildi. 25 Ağustos 1924 itibariyle Samsun merkez ve civarındaki köylere 10.000, Bafra ve Alaçam’a 9.000, Çarşamba’ya ise 1.200 mübadil yerleştirilmişti. Bu dağılım özellikle Samsun’un merkezindeki Türk nüfusun büyük oranda yükselmesine sebep oldu. Bilhassa ticaretle uğraşan mübadillerin merkezdeki varlığı sayesinde Rum ve Ermenilerin terk ettiği yerlerde ticari hayat yeniden canlanmaya başladı. Diğer taraftan yerleştirildikleri köyleri şenlendiren mübadillerin üretime katkıları sebebiyle tarım ürünleri ve hayvan sayısında büyük artış oldu.[33]

1923’te Samsun-Sivas demiryolu inşaatına yeniden başlanması kentin kaderini değiştiren olayların başında yer alır. O zamana kadar Karadeniz şehirleri içerisinde önemli bir yere sahip olan Samsun bu projenin 1932’de tamamlanmasından sonra bölgenin en büyük kenti olma yolunda ilerlemeye başlamıştır. Şehrin ticari hayatına büyük katkı sağlayan bu projeye paralel olarak Samsun önemli bir cazibe merkezi haline gelmiştir. 1926’da Fransızların elindeki sigara fabrikasının Tekel’e devredilmesi ile birlikte önemli bir istihdam alanı ortaya çıkmış ve bu tesislerde çalışmak üzere gelenlerle Cumhuriyet dönemindeki ikinci göç dalgası meydana gelmiştir. 1968’de Karadeniz Bakır İşletmeleri’nin, iki yıl sonra da Azot Fabrikası’nın üretime başlaması ile birlikte şehre iç göç artmış, Karadeniz bölgesinin tamamı başta olmak üzere çeşitli yerlerden bu kurumlarda çalışmak üzere gelenlerle Samsun’un şehir merkezi nüfusunda gözle görülür bir artış olmuştur. 1959’da havalimanının, 1960’da da limanın hizmete açılmasıyla birlikte Samsun Karadeniz bölgesinde hava, deniz ve demiryolu ağına sahip tek şehir konumuna yükselmiştir. Tüm bu gelişmeler Karadeniz bölgesinin en büyük istihdam alanı olarak Samsun kent nüfusunun hiç olmadığı kadar artmasına zemin hazırlamıştır.[34]

Sonuç olarak Samsun’a Türk yerleşimi üç aşamada ele alınabilir. İlk devrede Türkistan’dan bölgeye göç ederek yerleşen Kimmer ve İskitler yer alır. MÖ VII. yüzyıldan itibaren Samsun’da izleri görülen bu iki topluluk bölgeye Türk yerleşiminin öncüleri olmuşlardır. İskitlerden kalma Terme, Salıpazarı ve Ladik buluntuları dönemin hatırası olarak günümüze kadar yaşamaktadır. Kimmerler İskit baskısı ile Samsun ve çevresini boşaltarak Kırım civarına çekilirken İskitlerin bölgeden ayrıldığına dair herhangi bir kayıt yoktur. Kolonicilik faaliyetlerinin başlamasından sonra Eski Çağ kaynaklarının İskit adını anmamasından yola çıkarak, aynı dönemde bilhassa Yunanlı ve Batı Anadolulu tarihçilerin bahsettiği Yunan kökenli olmayan çeşitli toplulukları İskit kabileleri olarak kabul etmek mümkündür. Bölgede Hıristiyanlığın yayılmasından sonra artık bu toplulukların da isminin kayıtlardan çıkarılması onların Ortodoksluk potasında eriyip gittiklerinin işaretçisidir. XI. yüzyılın sonlarına kadar devam eden bu süreçte İskitlerin ve farklı isimlerle anılan bakiyelerinin on yedi asırdan fazla bir süre bölgede varlığını sürdürdüğünü söylemek mümkündür.

Samsun’a Türklerin ikinci kez yerleşimi Malazgirt Zaferinden sonraki dönemde olmuştur. Bu dönemin bir öncekinden farkı Selçuklularla birlikte başlayan iskân sürecinin günümüze kadar devam etmesidir. 1071’den sonra Samsun’a yerleşmeye başlayanlar o kadar kalabalık bir nüfusla bölgeyi vatan edinmeye gelmişlerdir ki o tarihten bu zamana yurt tuttukları yerleri bir başka gücün eline bırakmamışlardır. Selçuklular zamanından beri Türkler Samsun’un siyasi, sosyo-kültürel, ekonomik ve dini çehresini değiştirecek bir insan potansiyeli ile bölgeye yerleşmiş ve günümüze kadar da varlığını korumasını bilmiştir. Danişmendlilerden Selçuklulara, oradan da Canik beylikleri ve Osmanlılara uzanan güç devrinde Samsun’un hâkimiyeti, Türk beylik ve devletleri arasında el değiştirmiştir.

Türk yerleşiminin ikinci safhasında Samsun’un güneyindeki kırlık alan XI. yüzyılın sonlarına ulaşmadan Türkmenlerin eline geçmiş ve bu tarihten günümüze de bu haliyle varlığını devam ettirmiştir. Geleneksel hayvancılığa dayalı konar-göçer yaşantılarını bu bölgede rahatlıkla devam ettirebilen Türkmenler sahildeki dar kıyı şeridine yerleşmekten imtina etmişlerdir. Ancak sahildeki ticaret merkezinin iç kesimle bağlantısı kesildiği için bölgedeki ticari akışı devam ettirmekten başka çaresi olmayan Danişmendliler devrinden itibaren kıyı şeridindeki tüccar unsurların Türklere vergi verdiği açıktır. Selçuklular zamanında 1194’ten itibaren Saathane çevresinde yükselmeye başlayan Müslüman kale-şehir ile birlikte Samsun şehir halini almaya başladı. Moğol hâkimiyetinden sonra ortaya çıkan Canik beylikleri sayesinde Samsun ve çevresinde iki asırdan fazla bir süredir var olan Türkmenlerin ne kadar güce sahip oldukları da görüldü. Bölgedeki siyasî hâkimiyeti Selçuklulardan Osmanlılara taşıyan bu beylikler sayesinde Samsun’da başka bir gücün egemen olma ihtimalinin yok olduğu da anlaşıldı. 1419-1430 arasında Osmanlı Devleti Samsun’a hâkim olduğunda şehrin tamamı ilk kez bir Türk siyasî unsurunun bayrağı altında birleşti.

Samsun’a Türk yerleşiminin üçüncü safhası Cumhuriyet döneminde oldu. İki yönde gelişen bu yerleşimin birinci evresi mübadele ile bölgeye gelen Türklerin Samsun’u şenlendirmesidir. Bilhassa Samsun şehir merkezi ve çevredeki köyler bu göç sayesinde gözle görülür bir şekilde Türk nüfusun canlandığı yerler oldu. Aynı şekilde mübadillerin iskân edildiği yerler ekonomik bakımdan da büyük ilerleme kaydetti. Cumhuriyet’in ilk yıllarından itibaren Samsun’a yapılan devlet yatırımları ise özellikle Karadeniz bölgesindeki diğer şehirlerden gelen nüfusun şehirde toplanmasına zemin hazırladı. 1970’li yılların başında yaşanan nüfus patlaması bunun en açık örneğidir. 1980’li yıllara gelindiğinde ise Samsun Karadeniz bölgesinin en büyük metropolü haline geldi.

Prof. Dr. İbrahim TELLİOĞLU

Ondokuz Mayıs Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi Tarih Bölümü,

El-mek: telliogluibrahim@hotmail.com

Alıntı Kaynak: Turkish Studies – International Periodical For The Languages, Literatüre and History of Turkish or Turkic Volume 9/4 Spring 2014, ANKARA-TURKEY


KAYNAKÇA
♦ Abdî-zâde Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, III, İstanbul 1927.
♦ Anderson, J. G. C., “Pontica”, The Journal of Hellenic Studies, 20 (1900), s. 151-158.
♦ Aristakes Lastivertc’i’s History (nşr. R. Bedrosian), New York 1985.
♦ ATASOY, Sümer, Amisos Karadeniz Kıyısında Antik Bir Kent, Samsun 1997.
♦ BEHAR, Cem, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin Nüfusu, Ankara 1996.
♦ BRYER, Anthony, “A Byzantine Family: The Gabrates, c. 979-c. 1653”, University of Birmingham Historical Journal, XII (1970), s. 164-187.
♦ David Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos, I, Washington 1985.
♦ David Winfield, “The Tourkokratia in the Pontos”,Neo-Hellenika, I (1970), s. 30-54.
♦ CUİNET, Vital, La Turquie D’Asie, I, Paris 1892.
♦ Dânişmend-Nâme (nşr. N. Demir), Ankara 2004.
♦ DİLCİMEN, Kâzım, Canik Beyleri, Samsun 1940.
♦ DURMUŞ, İlhami, İskitler (Sakalar), Ankara 1993.
♦ FALLMERAYER, Jakop Philip, Trabzon İmparatorluğu’nun Tarihi (nşr. A. C. Eren), Ankara 2011.
♦ GÖDE, Kemal, Eratnalılar, Ankara 1994.
♦ HERODOTUS, Herodot Tarihi (nşr. M. Özmen), İstanbul 1991.
♦ Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevarih, II (nşr. İ. Parmaksızoğlu), Ankara 1992.
♦ İPEK, Nedim, Mübadele ve Samsun, Ankara 2000.
♦ Lebeau, Histoire du Bas Empire, XX, Paris 1836.
♦ Les Turcs au Moyen-Age (nşr. X. Jacob), Ankara 1990.
♦ Mehmet Neşri, Kitâb-ı Cihan-nümâ, I-II (nşr. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987.
♦ MEMİŞ, Ekrem, İskit’lerin Tarihi, Konya 1987.
♦ MUNRO, J. Arthur R., “Roads in Pontus, Royal and Roman”, The Journal of Hellenic Studies, 21 (1901), s. 52-66.
♦ Niketas Khoniates’in Historia’sı (1195-1206) (nşr. I. Demirkent), İstanbul 2004.
♦ ÖZ, Mehmet, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Ankara 1999.
♦ Pliny, Natural History, II (nşr. H. Rackham), London 1947.
♦ ROSTOVTSEF, M., “Pontus, Bithynia and the Bosporus”, TheAnnual of the British School at Athens, 22 (1916/1917-1917/1918), s. 1-22.
♦ Solak-zâde Mehmed Hemdemî Çelebi, Solak-zâde Tarihi, I (nşr. V. Çabuk), Ankara 1989.
♦ TARHAN, M. Taner, “Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü I. Araştırma Sonuçları Toplantısı ( İstanbul 23-26 Mayıs 1983), Ankara 1984, s. 111-118.
♦ TARHAN, M. Taner, “Eskiçağ’da Kimmerler Problemi”, TTK. Kongresi (11-15 Ekim 1976) Kongreye Sunulan Bildiriler, III, Ankara 1979, s. 355-369.
♦ TELLİOĞLU, İbrahim, İlk Çağdan Osmanlılara Samsun, Samsun 2012.
♦ VRYONİS, Speros, The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century, London 1971.
♦ WINFIELD, David, “The Northern Routes Across Anatolia”, Anatolian Studies, 27 (1977), s. 151-166.
♦ YILMAZ, Emine, “Samsun’da Kaya Yosunlarının Sakladığı Sır ‘Tamgalar”, muzeder.org/img/makaleler/tamgalar.pdf
Dipnotlar:
[1] Bu konuda ayrıntılı bir değerlendirme için bkz. M. Rostovtsef, “Pontus, Bithynia and the Bosporus”, The Annual of the British School at Athens, 22 (1916/1917-1917/1918), s. 1-22.
[2] Anthony Bryer-David Winfield,The Byzantine Monuments and Topography of thePontos, I, Washington 1985, s.92.
[3] David Winfield, “The Northern Routes Across Anatolia”, Anatolian Studies, 27 (1977), s. 155.
[4] Bu yollar Eski Çağdan itibaren Karadeniz bölgesindeki ulaşım ağını gösteren eserlerde yer almaz. Günümüze kadar bahsi geçen yerlerde bulunan kalelerde çeşitli araştırmalar yapılarak bölgenin sahille Kelkit vadisi arasındaki bağlantısına dair çeşitli izler ortaya konsa da konuyla ilgili kapsamlı bir çalışma hazırlanmamıştır.
[5] Bkz. J. Arthur R. Munro, “Roads in Pontus, Royal and Roman”, The Journal of Hellenic Studies, 21 (1901), s. 54 vd.
[6] Bkz. Anderson, J. G. C., “Pontica”, The Journal of Hellenic Studies, 20 (1900), s. 151.
[7] İskitlerin Türklükle bağlantısı konusundaki görüşler için bkz. Ekrem Memiş, İskit’lerin Tarihi, Konya 1987; İlhami Durmuş, İskitler (Sakalar), Ankara 1993
[8] M. Taner Tarhan, “Eskiçağ’da Kimmerler Problemi”, VII. TTK. Kongresi (11-15 Ekim 1976) Kongreye Sunulan Bildiriler, III, Ankara 1979, s. 355-369
[9] M. Taner Tarhan, “Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, Eski Eserler ve Müzeler Genel Müdürlüğü I. Araştırma Sonuçları Toplantısı ( İstanbul 23-26 Mayıs 1983), Ankara 1984, s. 111-118.
[10] Herodotus, Herodot Tarihi (nşr. M. Özmen), İstanbul 1991, s. 196.
[11] Bölgedeki İskit hâkimiyeti ile ilgili olarak bkz. İbrahim Tellioğlu, İlk Çağdan Osmanlılara Samsun, Samsun 2012, s. 52-57.
[12] Emine Yılmaz, “Samsun’da Kaya Yosunlarının Sakladığı Sır ‘Tamgalar’”, www.muzeder.org/img/ makaleler/tamgalar.pdf
[13] Sümer Atasoy, Amisos Karadeniz Kıyısında Antik Bir Kent, Samsun            1997, s. 19, nu. 24.
[14] Pliny, Natural History, II (nşr. H. Rackham), London 1947, s. 119 vd., 343 vd.
[15] Speros Vryonis, The Decline of Medieval Hellenism in Asia Minor and the Process of Islamization from the Eleventh through the Fifteenth Century, London 1971, s. 43 vd.
[16] Aristakes Lastivertc’i’s History (nşr. R. Bedrosian), New York 1985, s. 93 vd.
[17] Danişmend Gazi döneminde Danişmendlilerin Karadeniz bölgesi ve Samsun’daki faaliyetleri için bkz. Dânişmend- Nâme (nşr. N. Demir), Ankara 2004.
[18] Les Turcs au Moyen-Age (nşr. X. Jacob), Ankara 1990, s. 165.
[19] Bu bölgelerdeki yer isimlerinin Türk oymak ve boyları ile karşılaştırılması için bkz. Cevdet Türkay, Başbakanlık Arşivi Belgeleri’ne Göre Osmanlı İmparatorluğu’nda Oymak, Aşiret ve Cemaâtlar, İstanbul 1979.
[20] Anthony Bryer, “A Byzantine Family: The Gabrates, c. 979-c. 1653”, University of Birmingham Historical Journal, XII (1970), s. 170.
[21] Niketas Khoniates’in Historia’sı (1195-1206) (nşr. I. Demirkent), İstanbul 2004, s. 81.
[22] A. Bryer-D. Winfield, The Byzantine Monuments and Topography of the Pontos, I, s.93.
[23] Jakop Philip Fallmerayer, Trabzon İmparatorluğu’nun Tarihi (nşr. A. C. Eren), Ankara 2011, s.56.
[24] Kemal Göde, Eratnalılar, Ankara 1994, s. 65 vd.
[25] Lebeau, Histoire du Bas Empire, XX, Paris 1836, s. 505.
[26] Anthony Bryer, “The Tourkokratia in the Pontos”, Neo-Hellenika, I (1970), s. 37.
[27] Bu beylikler hakkında ayrıntılı bilgi için bkz. Abdî-zâde Hüseyin Hüsameddin, Amasya Tarihi, III, İstanbul 1927, s. 8, 23, 52, 68 vd; Kâzım Dilcimen, Canik Beyleri, Samsun 1940.
[28] Mehmet Neşri, Kitâb-ı Cihan-nümâ, I (nşr. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 323.
[29] Hoca Sadettin Efendi, Tacü’t-Tevarih, II (nşr. İ. Parmaksızoğlu), Ankara 1992, s. 96 vd.
[30] Mehmet Öz, XV-XVI. Yüzyıllarda Canik Sancağı, Ankara 1999, s. 20.
[31] Solak-zâde Mehmed Hemdemî Çelebi, Solak-zâde Tarihi, I (nşr. V.Çabuk), Ankara 1989, s. 217 vd; Mehmet Neşrî, Kitâb-ı Cihan-Nüma, II (nşr. F. R. Unat-M. A. Köymen), Ankara 1987, s. 601 vd
[32] Vital Cuinet, La Turquie D’Asie, I, Paris 1892, s. 107 vd.
[33] Nedim İpek, Mübadele ve Samsun, Ankara 2000, s. 67, 83, 165.
[34] 1830-1840 civarında Samsun’da 4.000 kişinin yaşadığı tahmin edilmektedir. 1890’da bu sayı 11.000’e, 1912’de 25.000’e yükselmişti. [Bkz. Cem Behar, Osmanlı İmparatorluğu’nun ve Türkiye’nin Nüfusu, Ankara 1996, s. 33.] Cumhuriyet devrinde şehrin nüfusunda daha önceki dönemle kıyaslanmayacak ölçüde büyük bir artış ortaya çıkmıştır. 1927’de toplam 58.372 kişinin yaşadığı Samsun’da 30.372 kişi şehir merkezinde 28.478 kişi de köylerde yaşamaktaydı. 1935’te toplam 62.939 yaşayanın 32.482’si, 1940’da 72.112 kişinin 37.216’sı, 1945’te 81.803 kişinin 38.725’i, 1950’de 95.515 kişinin 44.019’u, 1955’te 122.675 kişinin 62.629’u, 1960’da 157.880 kişinin 87.688’i, 1965’te 192.672 kişinin 107.510’si, 1970’de 223.122 kişinin 134.061’i, 1975’te 263.413 kişinin 168.378’i, 1980’de 310.870 kişinin 198.749’u, 1985’te 333.393 kişinin 275.480’i, 1990’da da 368.574 kişinin 303.979’u şehir merkezinde yaşamaktadır. Bkz. http://tuikapp.tuik.gov.tr

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.