SAMSUN’A TÜRK YERLEŞİMİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

SAMSUN’A TÜRK YERLEŞİMİNİN TARİHÎ GELİŞİMİ

Samsun, bugünkü coğrafi tasnifle Orta Karadeniz bölgesi içerisinde yer almaktadır. Ancak tarihî coğrafya bakımdan böyle bir sınırlama pek doğru sayılmaz. Samsun esas itibariyle Doğu Karadeniz bölgesinin bir parçasıdır. Samsun’dan doğuda Hopa’ya hatta günümüzdeki sınırları aşarak Batum’a ulaşan sahada gerçekleşen hadiseler birbiriyle yakından ilgilidir. Haliyle Samsun, Doğu Karadeniz’in batıdaki en uç noktası olarak görülmelidir. Samsun’dan daha batıya gidilirse hem tarihî bakımdan ve hem ulaşım yolları ağı itibariyle başka bir sahaya intikal edilmiş olur. Eski Çağ kaynaklarında genel olarak Bithynia ve Paflagonya ismiyle tanımlanan Batı Karadeniz’in, Sinop ve batısından başlaması bu zeminde ortaya çıkmıştır.[1]

Sahildeki coğrafi konumu bu şekilde gelişirken İç Anadolu sınırında Canik dağlarının hemen güneyine düşen bölge Samsun’un etki alanında kabul edilse de esas itibariyle bu sahayı Hitit uygarlığının merkezi olan yöreye kadar genişletmek mümkündür. İlk Çağdan itibaren sahilden İç Anadolu’ya ulaşan yolun bu hat üzerinden güneye ilerlemesi[2] Çorum-Samsun bağlantısını güçlendirmiştir. İlk Çağdan itibaren Karadeniz sahil şeridini iç kesime bağlayan yollar arasında ulaşımın en kolay olduğu[3] hattın bu güzergâh olması yolun önemini ve işlerliğini artırmıştır. Buranın hemen doğusundaki Yeşilırmak-Kelkit havzaları da Samsun’un güney doğudaki uç noktalarıdır. Terme-Çarşamba-Salıpazarı-Ayvacık üzerinden çok kestirme yollarla Kelkit vadisine çıkan antik yolların varlığı bu hattın Eski Çağdan beri kullanıldığının delilidir.[4] Canik dağlarının güneyi ve kuzeyi farklı devletlerin denetimi altında olduğu zamanlarda bu hatların stratejik önemi oldukça artmaktaydı. İkinci olarak büyük kervan yollarına oranla çok kısa sürede ulaşım sağlandığı için bu bölgelerden Kelkit vadisine çıkan yolların ticari önemini yakın zamana kadar koruduğu söylenebilir. Kuzeydoğudaki Vezirköprü-Durağan-Boyabat hattı ise Kızılırmak havzasından kuzeye çıkmak isteyen topluluklar için hayati öneme sahiptir ve birbirinden ayrılamaz.[5] İstanbul’dan çıkan ve Karadeniz sahil şeridine paralel olarak doğuda Fırat boylarına ulaşan[6] yolun kuzeye çıkan kesitleri olan bu yerler Samsun tarihinde önem kazanır.

Samsun tarih boyunca pek çok topluluğa ev sahipliği yapmış bir yerdir. Tekkeköy’deki mağara yerleşiminden itibaren bölgede yaşayan unsurların izleri günümüze kadar ulaşmıştır. Bu topluluklardan bir tanesi de Türklerdir.

Samsun’a Türk yerleşimi yakın döneme kadar Selçuklularla birlikte başlatılmaktaydı. Ancak son yıllarda ele geçen buluntular gerçeğin böyle olmadığını ortaya koydu. Hititler devrinden itibaren aydınlığa kavuşan iskân tarihine bakılırsa Samsun, İlk Çağdan itibaren Türkler tarafından bilinen bir bölgedir. Günümüze ulaşan arkeolojik delillerden hareketle bölgeye Türk yerleşmesinin ilk safhasını MÖ VIII. yüzyılla birlikte başlatmak mümkündür.

İlk Çağda bazı topluluklar vardır ki tarihçiler onların kökeni ile ilgili olarak uzun zaman süren tartışmalar yapmışlardır. XX. yüzyıl boyunca devam eden bu tartışmalar aynı asrın sonlarında ulaşılan ilmî kanaatler sonucunda nihayete ermeye başlamıştır. Samsun’a ilk yerleştiği düşünülen topluluklar olan Kimmer ve İskitler de bu tartışmalara konu olan gruplar içerisinde yer alır. Bugün gelinen noktada hem Türkiye’de hem de dünyada yapılan çalışmalar neticesinde itibarlı bilim çevrelerinde İskitlerin Türk olduğu konusunda genel bir kanaat oluşmuştur.[7] Böylece XX. yüzyıla hâkim olan İskitlerin İranî ya da Hind-Avrupaî bir topluluk olduğu görüşü çürümeye yüz tutmuştur. Kimmerlerle alakalı çalışmalar ise İskit araştırmaları kadar gelişmemiştir. Dünyadaki Kimmer araştırmaları belirli bir seviyeye ulaştığında onların Orta Asya kökenli olduğu kabul edilmeye başlanmıştır. Bununla birlikte Kimmerlerin menşei hakkında görüş ayrılıkları yakın döneme kadar devam etmiştir. Ancak Eskiçağ’da Kimmer Problemi konulu tez[8] ile dünyadaki algıyı önemli ölçüde değişmiştir. İlim çevrelerinde büyük itibar gören bu teze göre arkeolojik, tarihî, sosyo-kültürel ve dinî bakımdan Kimmerler, Türklüğün öncülerinden birisi olarak kabul edilmeye başlanmıştır.

Samsun’daki Türk yerleşimi, yukarıda sözü edilen varsayımlardan hareket edilirse MÖ VIII. yüzyılla birlikte başlatılabilir. Hun baskısı sebebiyle Orta Asya’dan göç etmek zorunda kalan Kimmerler, Karadeniz’in kuzeyine ulaştıklarında buradan bugünkü Gürcistan üzerinden Doğu Anadolu’ya gelmiş, Urartu ve Asur devletlerine büyük darbeler vurduktan sonra İç Anadolu’ya yönelmişti. İç Anadolu’daki Frig devletini yıkan Kimmerler, bölgede, bozkır-göçebe geleneklerinin Anadolu’daki ilk örneği sayılan bir hâkimiyet tesis etmişlerdir. Bu arada bazı Kimmer boyları kuzeye yönelerek Karadeniz sahiline yayılmaya başlamıştır. Eski Çağ Yunan kaynaklarından açıkça takip edilebileceği üzere Kimmerlerin bu dönemde yerleştiği yerler arasında Samsun da bulunmaktadır. Yaklaşık bir asır boyunca devam eden Kimmer hâkimiyetinden bölgede bir arkeolojik delil kaldığını söylemek en azından şimdilik mümkün değildir. Amasya/Gümüşhacıköy ve Ordu/Ünye’de yüzey araştırmaları sırasında ele geçen buluntular Samsun ve çevresinde Kimmerlere ait tek arkeolojik delil olarak envantere geçmiştir.[9]

Samsun’daki Kimmer yerleşimi İskitlerin bölgeye gelmesi ile sona ermiştir. Orta Asya’dan Kimmerleri takip ederek aynı güzergâh üzerinden Anadolu’ya ulaşan İskitler, Samsun’un da dâhil olduğu bölgedeki Kimmerleri kuzeye, Kırım bölgesine sürmüşlerdir.[10] Bu yer değişiminden sonra bölgedeki ikinci Türk iskânı da ortaya çıkmıştır.

İskitlerin Samsun’daki varlığına dair kayıtlar Kimmerlere ait olanlardan fazladır. Bu dönem kolonicilerin bölgeye yöneldiği zamana rastladığı için bilhassa Batı Anadolu ve Yunan kaynaklarında Samsun’daki İskitlere ait pek çok bilgiye rastlamak mümkündür. Koloniciler bölgede ticaret merkezleri kurmak için geldiklerinde İskitlerin buna müsaade etmemesi ve taraflar arasındaki mücadele kaynaklarda fazlasıyla yer bulur. Hatta hiçbir başarı kazanamadıkları İskitler karşısında Yunanlıların uydurduğu Amazon efsanesi sebebiyle Samsun büyük ün kazanmıştır. Yunan mitolojisine girmiş hayali karakterlerden birisi olan kadınlar topluluğu Amazonların başkenti Themiskyra’nın Samsun’un Terme ilçesinde olduğuna yönelik tahminler bir anda bölgeyi ilgi odağı yapmıştır.[11] Amazon varlığı, mitolojiye dayanarak tarih yazanlar için Samsun’u öne çıkarsa da arkeolojik olarak doğrulanamayan bu algının tarihî bakımdan da kıymeti yoktur.

Samsun’a ilk Türk yerleşiminin kıyıdaki dar şeridin yaslandığı dağlık alandan itibaren başladığı anlaşılmaktadır. Terme/Ambartepe ve Salıpazarı’ndan elde edilen arkeolojik malzemeler[12] İskitlerin Canik dağlarının denize bakan yamaçlarına yerleştiğine işaret ederken Ladik’te ele geçen buluntular[13] da dağlık alanın güneyinde bulunan düzlükteki İskit varlığına dalalet eder. Her iki bölge de iklim ve bitki örtüsü itibariyle Türklerin yerleşim tercihlerine uygun, konar-göçer hayatın sürdürebileceği, hayvancılık yapmaya müsait yerler olması sebebiyle İskitlerin yerleşimine müsaitti. Kimmerlere ait bölgede arkeolojik malzeme günümüze kadar ele geçmemiş olsa da bahsi geçen ekonomik ve sosyal faktörlerden dolayı onların da aynı yerlere yerleşmiş olması kuvvetle muhtemeldir. Sahildeki dar kıyı şeridi hem nemli olması, hem de hayvancılık yapmaya müsait olmaması sebebiyle iki topluluk açısından elverişli bir yer değildi. Bu bölge ticaretle geçimini temin eden topluluklar açısından büyük kıymet taşımaktaydı. İskit hâkimiyetinin birinci asrında bölgeye gelen kolonicilerin sahil şeridinde genellikle ulaşım yolları üzerinde bulunan merkezlere yerleşmesi bunun açık bir delilidir.

Samsun’a ilk Türk yerleşiminin nasıl sonuçlandığı bazı yönleri ile karanlıkta kalmaktadır. Kimmerler’in İskit baskısı sebebiyle bölgeyi terk ederek Karadeniz’in kuzeyine çıkarak özellikle Kırım ve çevresinde yoğunlaştıkları bilinmektedir. Ancak onların yerini alarak Samsun’un yeni sakinleri olan İskitlerin akıbeti belirsizdir. Zira kolonileşme çağında antik Yunan kaynakları bölgedeki İskit varlığına atıfta bulunmakla birlikte bir süre sonra onlardan söz etmemeye başlar. Ancak miladın başlarından itibaren Samsun’dan bahseden kaynaklar buradaki İskitler yerine Grek kökenli olmayan başka isimlerdeki topluluklardan bahis açar.[14] Dönemin kaynaklarında İskitlerin bölgeden ayrıldığına dair bir bilgi bulunmaması, bu toplulukların İskit bakiyeleri olma ihtimalini ortaya çıkarır. Ticaret kolonilerinin etrafında hayatını sürdüren bu topluluklar Bizans devrinin sonlarında Ortodoksluğun etkisiyle kimliklerini yitirdiler[15] ki bu da XI. yüzyılın sonlarına denk gelir.

Samsun’a Türk yerleşiminin ikinci aşaması Selçuklular zamanında ortaya çıkar. 1048‘de kazanılan Pasinler Zaferinden sonra Selçuklular kalabalık kitlelerle Anadolu’ya yönelmeye başlamıştı. 1054’te Büyük Selçuklu hükümdarı Tuğrul Bey başında bulunduğu büyük bir orduyla Doğu Anadolu’ya girdiğinde ülkedeki askerî vaziyeti görmek maksadıyla Malazgirt’ten kuzeye doğru üç keşif kolu yollamıştı. Bu keşif kollarından birisi ciddî bir direnişle karşılaşmadan kuzeybatıda Kelkit vadisini takip ederek Canik ormanları bölgesine kadar ulaşmıştı.[16] Bu bölge Samsun’un güneyine düşmekteydi. O tarihten itibaren Selçuklular, Karadeniz sahilinin hemen ardındaki dağlık alanın güneyinde Bizans İmparatorluğu’nun savunma gücünün oldukça zayıf olduğunu görmüşlerdi. Malazgirt Zaferi’nden kısa süre sonra Türklerin eline geçen yerler arasında bu bölge de bulunmaktaydı.

1071’den sonra Samsun ve çevresine Türk yerleşimi ile ilk dönemdeki yerleşim tipi arasında neredeyse hiç fark yoktur. Selçuklular da İlk Çağda bölgeye yerleşen Türk toplulukları gibi hayvancılığa dayalı bir ekonomik model içerisinde geçimini temin etmekteydi. Konar-göçer hayat tarzına sahiplerdi. Bu iki sebepten dolayı Canik Dağlarının güneyindeki bölge Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından Türkmenlerin eline geçti. Vezirköprü, Havza, Ladik ile Çarşamba ve Terme’nin sırtını yasladığı dağlık bölgenin güneyini içine alan bu saha 1071’den sonra Türklerin denetiminde kalmıştır. Konar-göçerlik yapmaya elverişli bu arazide iklim ve bitki örtüsü hem hayvancılık yapmaya hem de tarımla uğraşmaya müsaitti. Böylece Doğu Karadeniz’in diğer yerlerinde olduğu gibi sahil kesiminin iç kısımla bağlantısı kopmuştu. Sahildeki dar kıyı şeridi ise Bizans’ın hâkimiyetinde bulunmaktaydı. Bölgenin tarihî coğrafya gelişimine uygun olarak o dar kıyı şeridi ancak ticaretle uğraşanlar için kıymetliydi, hayvancılık ve tarıma müsait değildi. Bu yüzden Karadeniz’de Türk yayılması devam ederken sahildeki bu yerler ilgi görmemekteydi. Danişmend Gazi bölgenin ilk fatihi olarak Amasya ve Çorum’u ele geçirerek kuzeye doğru ilerlerken Canik’teki bir kaleyi fethederken hayatını kaybetmişti.[17] Danişmendnâme’deki bu bilgiden hareketle Malazgirt Zaferi’nin hemen ardından Türklerin sahile kadar indiği ancak tıpkı Marmara kıyılarında olduğu gibi bir süre sonra geriye çekildiği sonucunu çıkarmak mümkündür. Ancak 1158’de Yağıbasan’ın Bafra’yı ele geçirmesiyle[18] Danişmendliler sahile de açılmış oldu.

Danişmendliler devrinde Samsun’daki Türk yerleşimi bu sınırlar üzerine şekillenirken sahildeki Bizans varlığı ciddi bir tehdit altına girmişti. Amisos kolonisi üzerinden ipek yolundan gelen malları Avrupa pazarlarına satan tüccarlar güneydeki saha Türklerin denetimine girince bu imkândan mahrum kaldılar. Ancak kayıtlarda bölgenin ticari değerinin azaldığına dair kayıt bulunmamasından, Danişmendlilerden itibaren sahildeki Bizans denetimindeki bölgenin Türklere haraç vererek faaliyetlerini sürdürdüğü düşünülebilir.

Samsun’daki Türk yerleşiminin bu ikinci safhasında Türklere ait yeni yerleşim birimleri oluşturulmaya başlanmıştır. Ladik, Kavak ve Çarşamba bunun en çarpıcı örnekleridir. Her üç bölgedeki en eski köy isimlerine bakıldığında Türkçe adlar taşıdığı görülecektir. Bazen bir Oğuz boyundan isim alan bu yerler, bazen de bir Türk beyinden ya da oymağından kaynaklanan adlarla anılacaktır.[19] Bafra, Vezirköprü, Terme gibi yerler Eski Çağdan beri yerleşim izlerinin görüldüğü ve Bizans devrinde de canlı merkezler iken bahsi geçen yerler Selçuklularla birlikte hareketlenmeye başlamıştır. Buralara daha sonra büyüyüp gelişmeye başlayacak Asarcık, Ayvacık, Salıpazarı da dâhil edilebilir. Malazgirt Zaferi’nden sonra Türklerin eline geçen bu bölgeler bir daha başka bir gücün eline geçmeyecek, Türk devlet ve beylikleri arasında el değiştirecektir.

Türkiye Selçukluları dönemi, Samsun tarihinde çok önemli değişikliklere yol açtığı gibi bölgeye Türk yerleşiminin şeklini değiştirmesi açısından da farklılık arz eden bir devirdir. XII. yüzyılın sonlarına ait Bizans kaynaklarına bakılırsa Samsun’daki hâkimiyet el değiştirmiş ve Danişmendlilerden Selçuklulara geçmiştir. 1178’te Amisos’un Selçuklu hâkimiyetine girdiğine dair kayıttan[20] anlaşıldığı kadarıyla Türk idaresi II. Kılıç Arslan zamanında Samsun’un sahil kesimine ulaşmıştı. Aynı devrin bir diğer Bizans kaynağına göre 1186’da Kılıç Arslan ülkesini oğulları arasında pay ettiğinde Amisos da Selçuklu ülkesine dâhil olan yerler arasındaydı.[21]

Sultan II. Kılıç Arslan’ın oğlu Rükneddin Süleymanşah, Tokat meliki olarak görev yaptığı sırada Selçukluların mutlaka Karadeniz kıyısında var olması gerektiğini görmüştü. Onun 1194’te şehri yeniden ele geçirmesinden[22] 1186’dan sonra kentin el değiştirdiği belli olmaktadır. İktidara geldiğinde yukarıdaki düşüncesini gerçekleştirmek üzere harekete geçti. Karadeniz kıyılarında Selçuklulara merkez olacak en uygun yer Samsun idi. O da 1194’te Bizans’a ait Kalkancı’daki şehir-ticaret merkezinin doğusuna, Saathane çevresine bir kale inşa ettirmeye başladı. Böylece Selçuklular daimi olarak Karadeniz kıyısında güç bulundurabilecekti. Bu kalenin etrafında yerleşim yerlerinin kurulmasıyla tarihe Müslüman Samsun olarak geçecek şehir oluşmaya başladı. XIII. yüzyılın başlarından itibaren Amisos ve Müslüman Samsun olmak üzere iki merkezli bir şehir haline gelen Samsun’un Selçuklu denetimindeki kısmı büyümeye başlarken Bizans’a ait kısım yerinde kalmıştır. Müslüman Samsun’un ortaya çıkmasıyla birlikte Samsun’un sahil kesimi de ilk kez Türkmen yerleşimine açılmıştır. Bununla birlikte hala Türk nüfusun önemli bir kısmının güneydeki kırlık bölgede olduğunu söylemek gerekir.

1194’ten sonra Türkler açısından Samsun’un iç kesimi ile sahil arasındaki bağlantı daha da güçlenmiştir. 1204’te Komnenoslar, Trabzon’dan Karadeniz Ereğlisi’ne kadar olan yerleri ele geçirdiğinde Samsun bundan etkilenmemiştir. Devrin bir tarihçisi, şehirdeki Bizans valisi Sabbas’ın Türk emiriyle ittifak yaparak Trabzon Rumlarını bölgeye sokmadıklarını yazar.[23] Hal böyle olunca sahildeki Türk ve Rumlar arasında bölgedeki ticari faaliyetlerin sağlıklı bir şekilde yürütülmesi açısından bir uzlaşma oluştuğu açıktır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ