REJİ UYGULAMALARINA BİR TEPKİ: TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI

REJİ UYGULAMALARINA BİR TEPKİ: TÜTÜN KAÇAKÇILIĞI

Dünyanın en yaygın alışkanlığı olan tütün tüm dünyada olduğu için Osmanlı İmparatorluğunda da kısa süre içersinde yaygın bir tutku haline dönüşmüştü. Ülkede değişik grupların farklı tepkileriyle karşılanan tütün uzun yıllar imparatorluk idarecileri tarafından ekonomik yönden değerlendirilememiştir.

1883 yılında tütün geliri Osmanlı dış borçlarına karşılık olmak üzere, Duyun-u Umumiye’yle yapılan anlaşmalarla tekel işletmesi olarak kurulan Reji İdaresi’ne (Müşterek Menfaa İnhisar-ı Duhan-ı Devlet-i Aliyye-i Osmaniyye) verilmiştir. Reji’nin gelirinden Duyun-u Umumiye’ye sabit bir pay aktarıldıktan sonra Osmanlı Devleti ile belirlenen oranlarda kârının paylaşılması esaslarında anlaşılmıştır. Kâr payının paylaşımı esasına dayandırılmış olması, Osmanlı hükümeti tarafından da destekleneceği kanısını ortaya çıkarmıştı. Ancak, Reji’nin tütün ekim alanlarına kısıtlama getirmesi, çiftçinin tütününü koyacağı depoları yeterli sayıda inşaa ettirememesi, iç piyasaya kalitesiz tütün sunması, Reji çalışanlarının çoğunluğunun gayr-i müslim oluşu ve üreticiye iyi davranmaması, fiyatlandırma ve tartı işlemlerinde üreticiyi tatmin etmemesi Reji’nin tartışılmasına yol açmıştır.

Reji Şirketi zamanla Osmanlı hükümetinin olduğu kadar tütün üreticisini, tüccar ve kullanıcısı da rahatsız etmeye başlamıştır. Tütün üretiminin serbest olduğu dönemde çiftçi ürününü istediği şekilde değerlendirme olanağına sahipti. Osmanlı Devleti tarafından tütün tekelinin kurulmasına kadar geçen uzun süre içerisinde, üretici kendi metotları içerisinde bir üretim ve pazarlama düzeni kurmuştu. Devlet kurduğu tekel sistemiyle tütüncülüğe bir şekil vermeye çalışmışsa da bu düzenleme üreticiyi etkilememiştir.

Reji idaresinin kurulmasından sonra tütüncü üretiminin her aşamasına müdahaleyle karşılaşmıştır. Reji, tütün çiftçilerini dış borçlara karşılık, sömürülecek bir alan olarak görmeye başlamıştır. Her ne kadar Reji’yle yapılan anlaşmayla şirketin çalışma şartları ve yetkileri belirlenmişse de bu anlaşma kağıt üzerinde kalmıştır. Uygulamada Reji’nin ülke kaynaklarını daha iyi sömürme yollarını arama şeklinde ortaya çıkmıştır. Şirketin kuruluşuna kadar rahat bir üretim ve pazarlama ortamı bulan üreticilerin serbestçe ürün yetiştirme ve pazarlama hakları ellerinden alınmıştı. Ürünlerin Reji’ye satılma zorunluluğu yanında, ürüne yeterli fiyatın ödenmemesi, tütün alım merkezlerinde eksik tartımlar sonucu üreticinin mağdur edilmesi, ruhsat ve depolama zorlukları, Reji çalışanlarının üreticiye iyi davranmaması, üreticiyi Reji’ye düşman yapmıştır.

Bütün bu olumsuzluklara kalitesiz tütünün iç piyasaya sunulması ve iç piyasadaki tütünlerin eksik gramajlı oluşu üretici, tüccar ve tüketiciyi yeni arayışlara yöneltmiştir.

Tütün fiyatlarının düşük belirlenmesinin yanında, eksik tartımlar ve halkın anlamayacağı dilde (Fransızca olarak) hesaplamaların yapılması, rüşvet ve yolsuzluklar halkı bezdirmişti.[1]

Meşru yollardan ürününü Reji kontrolü dışında pazarlama imkanı olmayan üretici, kendi metodlarıyla çözüm yolları aramaya başlamıştır. Halkın Reji Şirketi’ne karşı başvurduğu en önemli direnme ve çözüm yolu olarak da kaçakçılığı seçmiştir.[2]

Tütünün üreticileri kendilerini birden bire geçim kaynaklarını denetleyen ve vergi toplayan yabancı bir şirkete karşı sorumlu olmayı kabullenmemekteydi.

Reji’nin kalitesiz tütün imal ederek iç piyasaya sürmesi tüketiciyi daha kaliteli ve ucuz olan kaçak tütün kullanmaya itmiştir. Basın yoluyla tüketici şikayetlerini dile getirmeye çalışmışsa da şirket bu isteklere karşı duyarsız kalmayı sürdürmüştür. Dünyanın en iyi tütünlerinin üretildiği ülkede yaşayan tüketiciler en kalitesiz tütün kullanmaya mecbur bırakılmıştır.[3]

Halep’te tütün kaçakçılığının önlenmesi konusunda jandarma ve polis memurlarının kolculara yardımcı olmadığı şikayet konusu olması üzerine Maliye Nezareti’nden Dahiliye Nezareti’ne 15 Şubat 1913 tarihli bir belgede; “…Tahrirat-ı Mezkürenin bir fıkrasında Reji İdaresi zürranın tütününü değerinden on kat noksanına satın almak ve bilhassa aşağı nevi tütünleri içilmeyecek derecede fena ihzar etmek keyfiyetinde bulunduğu”na işaret edilerek bu durumun kaçakçılığa sebep olduğu ve durumun Reji komiserliğine yazıldığı ifade edilmiştir.

Reji İdaresi Halep’te tütünleri değerinden on kat noksanına satın almakta ve halka içilmeyecek derecede fena tütün satmaktadır. Bu durum, bir taraftan üreticiyi ürününü kaçak satmaya zorlamakta, diğer taraftan halkı kaçak tütün içmeye yöneltmektedir. Bu böyle devam ettiği sürece kaçakçılığın men’i için ne kadar sıkı tedbir alınırsa alınsın başarılı olunamayacağı ifade edilmekteydi.[4]

Dünyanın en kaliteli tütünlerinin yetiştirildiği bir ülkede üretilen tütünlerin onda ikisi iç piyasada tüketilirken onda sekizi dış piyasaya satılarak iyi tütünden mahrum bırakılmaktaydı. Pek tabidir ki kaliteli tütünü yetiştirenler ondan yararlanmak istemekteydiler. Çok ucuz bir fiyata kaliteli tütün içmeye alışmış olan Osmanlı halkı, gayet yüksek bir fiyatla en kötü cinsten yapılmış Reji tütününü içmek istememekteydi.[5]

Kalitesiz tütünlerin iç piyasaya arzından kaynaklanan şikayetlerin, zaman zaman basına da yansıdığı görülmektedir ki, Aydın vilayetinde yayınlanan Hizmet gazetesinde, bu konuda birçok örneğe rastlamak mümkündür. Reji İdaresi sigara kağıdından kâr edebilmek için kaba kağıt denilebilecek kadar adi kağıt kullanmakta olduğu, bu da zaten kötü olan sigaraları daha da içilmez hale düşürmekteydi. Yine başka bir yazıda üretilen tütünlerin içinde içilebilir şeyler olmadığı, içinde uzun çöplere, yapraklara, hatta demir parçalarına rastlanıldığı dile getirilmekteydi.

Kaliteli tütün yetiştiren ve imal eden ülke içinde kalitesiz tütünlerin iç piyasaya sürülmesi şikayetlerini önlemek için, kaliteli sigara paketlerine adi sigaralar konulmaktaydı. Hatta Ramazan ayında Müslümanların inançları istismar edilerek kötü tütünden üretilen paketlerin üzerine “Ramazan-ı Şerif’e Mahsus” yazarak piyasaya sürmekteydiler.

Reji idaresi halkın tepkisi karşısında üretilen tütünün kalitesinin artacağına söz vermesine rağmen bozuk paketlerde küflenmiş ve kokmuş tütünleri satmaya devam etmiştir.

Şirketin halkı aldatması bununla da kalmamış, piyasaya eksik gramajlı tütün sunmaya başlamıştır. Bu aldatma o kadar ileri gitmiştir ki bazen paketlere konulması gereken sigara sayısı, eksik konulmuş, bazen ise boş paketler bile piyasada satışa çıkarılmıştır.[6] Bu durum o kadar yaygınlaşmıştır ki, tüketicinin ısrarlı şikayetleri üzerine tütün bayilerinin Reji İdaresi’nden alıp sattıkları tütün paketlerinin noksan çıkması üzerine Reji İdaresi’nden bir memur ile tütüncü esnafından birkaç kişi alınarak bu konuda etraflıca araştırma yapılmak zorunda kalınmıştır.[7]

Daha önce değinmiş olduğumuz Reji’nin devlet, üretici ve tüccarla olan sorunları ve haksız uygulamalar, karşısında halk adeta kaçakçılığa itilmiştir.

Artık üretici ya ürününü düşük fiyata satacak, tüketici kalitesiz tütünleri yüksek fiyata satın alacak, ya da yakalanması durumunda kanuni cezayı göze alıp kaçakçılık yolu ile ürününü değerlendirecek ve kaliteli tütün içebilecekti. Hatta kaçakçılık sırasında silahlı çatışmaları, yani ölümü göze alarak bu mücadeleye girecektir. Bu arayışlar dışında kalanların bir bölümü ise tütün üretiminden vazgeçmiş, hatta geçim sıkıntısıyla göçe mecbur kalmıştır.

Bu olumsuz tablo içinde ülkede gün geçtikçe artan bir kaçakçılık sektörü oluşmuştur.

Reji şirketinin Osmanlı ülkesinin her kesimini farklı şekilde de olsa etkilediği kesindir. Ülke halkı temelde kendi ülkelerinde yabancı bir kuruluşa karşı sorumlu olmaktan rahatsızlık duymaktaydılar. Devlet çaresizlik karşısında yetkilerinin bir bölümünü devrettiği Reji’ye karşı olumlu duygularla yaklaşmadığı kesindir. Ancak uluslararası sorumluluklar nedeniyle açık bir mücadeleye girememiştir. Tepkisini daha çok Reji’ye karşı meydana gelen olumsuzluklara göz yumarak göstermiştir.

Devlet Duyun-u Umumiye ile Avrupa devletlerinin ekonomik bağımlılığına girmiştir. Bu bağımlılıktan kurtulmak için önce ülkenin ekonomik yönden düzelmesi, iç ve dış barışın sağlanması gerekiyorsa da bunlar sağlanamamıştır. Bu olumsuzluklar devleti ekonomik yönden daha da bağımlı kılacak yükümlülükler altına sokmuştur.

Osmanlı ülkesinde yaşayan birçok kimse Reji’nin mümkünse kaldırılmasını istemekte, hoşnutsuzluğunu etkin bir biçimde şirkete direnme şeklinde göstermekteydi. Bu direnmenin en etkin ve yaygın biçimi olarak kaçakçılığa yönelmişlerdir. Osmanlı hükümeti ise bu direnmeye Reji’nin anlaşmalarla elde ettiği yetkisini kullanması sırasında engeller çıkarak ve kaçakçılığa göz yumarak yardımcı olmaya çalışmaktaydı. Kısaca Devlet, Kaçakçılığın önlenmesi için Reji’nin işbirliği tekliflerine sıcak bakmamış, kaçakçıları koruyan bir politika izlenmiştir.

Merkezi hükümeti bu tutumu özellikle II. Meşrutiyet’e kadar etkili olmuş ve tütün kaçakçılığı etkili bir şekilde yaygınlaşıp sektörleşmiştir. Öyle ki kaçakçılık bireysel bir faaliyet olmaktan çıkıp teşkilatlı bir organizasyona dönüşmüştür. Reji idaresi çiftçilerin direnişinin şirketin imparatorluğun çoğu bölgelerindeki işleyişini engelleyecek şekilde güçlü olduğunu ve organize olmuş silahlı çetelerce yürütülmekte olduğunu kabul etmek zorunda kalmıştır.

Reji’ye karşı direnme ülkede yaşayan her kesimce farklı metod ve anlayışla da destek görmüştür. Öteden beri Avrupa Hıristiyan topluluklarının üstünlüğüne karşı çıkan Müslüman halk Reji ve uygulamalarına şiddetle karşı çıkmıştır. Camilerde din görevlileri Reji’nin uygulamalarından doğan haksızlıklara vaaz ederek halkı şirkete karşı bilinçlendirmeye çalışmıştır. Nitekim ülkenin değişik bölgelerindeki üreticiler Reji’ye protesto mitingleri yapmaya başlamışlardır.

Reji memurlarının üreticiyle olan diyologlarındaki olumsuz tavırları da halkın Reji’ye karşı düşmanlığını artırmıştır. Tütüncülükle ilgili birçok konuda olduğu gibi bu konuda da Trabzon basınında yazılar yer almıştı. Örneğin yayımlanan bir makalede; “Devlet-i aliyemizin lisan-ı resmiyesi olan Türkçeyi tekellüm edemeyen Reji Nazırı haftada iki defa hem ziyaret, hem ticaret kabilinde olarak Pulathane’ya (Akçaabat) gelir. İdarenin karşısındaki Millet bahçesinde 30 kadar kolcularını yanına çağırarak kolcuların layikiyla görevlerini yapmalarını isteyerek bunun sonucunda ayrıca idareden de mükafat almaları yolunda vaadlerde bulunuyordu… Ayrıca külli miktarda harcırah alarak buradan ayrılır. Nazır Efendi’nin şu hareketi elbette takip edilir. Yaptıklarının keyfiyetten olduğu tabiidir” şeklindeki ifadeyle halkın Reji çalışanlarına olan güvensizliği açıkça dile getirilmiştir.[8]

Tüm bu olumsuzlukların ortaya çıkarmış olduğu tütün kaçakçılığını göstermemek için Reji idaresi, verdiği istatistiklerde tarlada tahmin edilen tütün nizamname gereği icra edilen 1. ve 2. tahrirde tespit edilen tütünler fazla görülmekteydi.[9]

Bu hesaplara bakıldığında tütün kaçakçılığı yapılmadığı gibi bir sonuç ortaya çıkmış olmasına rağmen Osmanlı ülkesi nüfusuna ve Reji’nin satışına baktığımızda kişi başına ülkede 250 gram türün tüketiminin olduğu görülür.[10]0 Oysa ki Amerika, Hollanda, Belçika gibi gelişmiş ülkelerde tütün tüketimi 2-3 kilogram; diğer memleketlerde ise ortalama kişi başına bir kilogram tütün tüketimi olduğu gerçeği ortadadır.[11]

Osmanlı Devleti’nde II. Meşrutiyet döneminde 60000 köyde ortalama 11.000 köylü tütün yetiştirmekte olup üretilen tütün 35.0000 kilogramdan fazladır. Hatta 1. Dünya Savaşı öncesi yıllarda yetiştirilen tütün miktarı ortalama yedi milyon kilo civarındadır. Reji tarafından bu kadar üretici ve ürünün kontrol altına alınması mümkün değildir. Ülkede yetiştirilen tütün %35’inin kaçakçılık yoluyla satıldığı görülür.[12]

Ülkede kaçak yollarla satılan tütünlerin küçümsenemeyecek bir oranda olduğu bu yolla sarf edilen tütünlerden en büyük zararı da Reji’nin gördüğü ortadadır. Kaçakçılığın önlenmesi durumunda ülkede üretilen tütün miktarının 10.000.000 kilograma ulaşacağı düşünülürse şirketin gelirinde üç kat bir artış olacağı gibi devletin de 20.000.000 Türk Lirası civarında bir gelir elde etmesi mümkün olacağı anlaşılır.[13]

1. Dünya Savaşı öncesi 11.700 köyde, 114.000 çiftçi 424.000 dönüm arazide tütün üretiminin 325.000.000 kilogram seviyesine kadar çıkmış olduğu düşünülürse, Reji’nin zararı daha da açık ortaya çıkar. I. Dünya Savaşı’nda bu oran düşmüşse de 1924 yılında tütün üretimi serbest bırakılınca ortalama yılda 500.000.000 kilogram tütün yetiştirildiği muhakkaktır.[14]

1990 yılında sadece Sivas’ta tütünün %60’ı Reji’den kaçırılmıştır. İzmit’te ise nüfusun yine %60 kadarının kaçak tütün içtiğine bakılırsa tütün kaçakçılığının boyutu daha iyi anlaşılır.[15]

Tütün kaçakçılığı, riskli bir iş olduğu kadar kârlı bir iş olunca her kesimden insan birçok bölgede bu sektöre yönelmiştir. Bunun sonucu olarak kaçakçılığın önlenmesi konusunda sürekli yazışmalar ve suçlamalar olmuştur. Örneğin Bitlis’te tütün kaçakçılığının çok ileri bir aşamaya ulaştığından bahisle, memurların kaçakçılığı önlemede isteksiz davrandıklarından bahsedilmiştir.[16]

Dahiliye Nezareti, Sivas Valiliği’ne yazmış olduğu bir yazıda, kaçak tütün sevkiyatında bulunanların bir nevi şirket olduklarından bahisle on iki kuruşluk komisyon alınarak tütün kaçakçılığı yapıldığı belirtil mekteydi.[17]


ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ