ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

‘Kent’ kelimesinin aslı, Soğdça şehir anlamındaki ‘kanth’ kelimesi olup Türkçe’ye de geçmişti.[123] Ötüken adının manasının çözümünde bize Soğd dilinden başka, Türk kavimlerinin kültürlerini çok iyi bilen büyük dilci Kaşgarlı Mahmut yardım ediyor. Müellifimiz ‘ken’ kelimesinin doğu ülkelerinde şehir demek olduğunu, bu Türk ülkelerinde her şehrin adının ‘ken’ ile yapıldığını, bu ‘ken’ kelimesinin batı Türklerinde şehir adı yapımında kullanılan ‘kend’ kelimesinin kısaltılmışı olduğunu söylüyor.[124] ‘Ötüken’ gibi ‘Iduk’ olan bir başkentin kült olduğunu kabul etmek gerekir. Şehir hakkında ‘kent’ tabirinin önce Türk olmayan kavimlerde görünmesi, Türklerin bu anlamda ‘balık/balığ’ tabirini kullan­ması, Ötüken gibi mukaddes bir beldenin ‘balık’ gibi genel bir tabirden ayrılmasını zorunlu kılmış, bu mukaddes şehre ‘ken/kent’ denilmişti.[125] Burada taaccüp edilecek bir durum yoktur. Nitekim bu anlayışı tersinden, ‘kağan’[126] ve ‘katun’[127] unvanı yerine bu unvanları daha alt seviyedeki toplumlar kullandığından Türklerin, ‘Tan-hu=Şan-yü’ ve ‘Yen-Shih’ unvanlarını kullanılmasında görmek mümkündür.[128]

XI. asırda Kara Hanlı Türkleri ile Oğuz Türklerinin ‘balık’ kelimesi ye­rine ‘kend’ sözünü kullandıkları görülüyor. Bunlarda, şehir ismi yapılır­ken, şehrin özelliğini ifade eden kelimeye Soğdça şehir anlamındaki ‘kanth’ kelimesinden gelen ‘kend’ kelimesi ilâve ediliyor.[129] Kaşgarlı Sogdça olan ‘kent’ kelimesini benimsemiş ve Türkçe’ye mâl etmiştir. Mü­ellif, öz vatanı ve ordu merkezi Kaşgar’a, eski Uygur geleneğine göre Ordu-balık değil, Soğdca ‘kent’ kelimesini kullanarak, ‘Ordu-kent’[130] diyor. Müellifimiz ilâve ederek, Yenikend’den doğuya kadar Türk ülkesidir. Semer-kand’a ‘Semiz-kend’ denir. ‘Şaş/Taş’ şehrine ‘Taş-kent’ denildiği gi­bi, Öz-kent, Tün-kent adları da vardır. Bu şehirlerin hepsinin adı, Türk­çe olan ‘kend’ ile yapılmıştır. Bu şehirleri Türkler yaparak adlarını ken­dileri koymuşlardır[131] diyor.

Orhun0071

Sonuçta, Ötüken adındaki ‘ötü’ kelimesi Türkçe ‘dua, rica, talep, ni­yaz v.b.’ anlamındaki kelime, ‘ken’ ise Kaşgarlı’nın Doğu Türk ülkelerin­de her şehir için kullanıldığını söylediği ‘ken’ kelimesidir. Dolayısıyla ‘Ötüken’ adı ‘dua şehri, dua edilen şehir’ anlamındadır. İslâmiyet’ten çok önceleri Türkler, Ötüken’de yıllık ‘hac’ ve ‘dualarını’ Tamug Iduk Baş’da kurban sunma vazifelerini ifa etmişlerdir.

Türkler, ata ruhlarının iktidar ve kuvvetlerine göre büyük su kenarla­rında, yüksek dağlarda, sık ormanlıklar ile gölgesi bol olan ağaç altların­da ikâmet ettiğine inanmışlardır. Bu inancın bir sonucu olarak da insa­na huzur veren el-ayak sürülmemiş ağaçlık alanları kutsal kabul ederek buraları takdis etmişlerdir.[132] Gök Türk ve Şine Usu yazıtlarında Ötüken’den ‘Ötüken Yış’ diye söz edilir. Kağan Ötüken halkına hitap eder­ken, ‘Iduk Ötüken Yış budun’ diye hitap ediyor. Bu ‘Ötüken Yış’ ile ilgili çok şeyler söylenmiş, çok şeyler yazılmıştır.[133] Gök Türklere orman kültü selefleri olan Tobalar’dan[134] geçmişe benziyor. Rivayette, bir Toba impa­ratorunun mezarından bir ormanın vücuda geldiği söylenir. Bir başka defa bir Toba imparatoru yeni doğduğu zaman annesinin sonunun gö­müldüğü yerde bir karaağaç ormanı yetişiyor. Yine başka bir rivayete gö­re bir Toba imparatorunun tükürdüğü yerde bir orman oluşmuş. Böyle bir orman kültü Tobalardan önceki Türklerde de mevcuttur.[135] Bu ba­kımdan en azından VII.-VIII. asırlarda Ötüken çevresinin geniş orman­larla kaplı olduğu çok şüphelidir. ‘Yış’ aslında ‘otlak, yayla, mera’ de­mektir. Burası belki Türklerde daha sonra da görülen ve kutsal tanınan[136] bir korudur.[137] Çu ırmağının kırk ‘li’ (20 km kadar) kuzeyinde, Sarı Su nehri yakınlarındaki Kie-Tan dağı denilen yer de herhalde Ötüken çevresindeki koruluk gibi bir yer olmalıdır. Batı Gök Türk hakanı 635 yıllarında burada on boyun beylerine birer ok vererek onları bey ilân etmiş.[138] XI. asrın Gazneli müelliflerinden Gerdizî, eski kaynaklara daya­narak aşağı Çu ırmağının sol kıyısındaki köylerden bahsederken, bu köylerin yanındaki dağı Türklerin uğur saydıklarını, bu dağın üzerine ant içtiklerini ve Ulu Yaradan’ın orada oturduğuna inandıklarını bildirir.[139] Gerdizî’nin bahsettiği dağ ile önceki dağ aynı olup bu dağ veya bu dağın bir kısmı Türgiş kağanı Su-lu Kağan’ın korusuydu.[140] Şine-Usu yazıtının doğu yüzü 7. satırında ‘Ötüken irin,’[141], aynı yüzün 9. satırında ‘Ötüken yış başı’ sözleri geçiyor.[142] Bu ifadeler Ötüken ormanının öyle uçsuz bucaksız bir orman, bir yeşillik olmadığını, buranın çok mahdut bir koru olduğunu veya ‘Ötüken Yış’ ifadesindeki maksadın, Ötüken Or­manının mahdut bir kesimi olduğunu ortaya koymaktadır. Kaşgarlı’nın dediğine göre, Türkler, şehrin dört yanında bulunan bağlara bostanlara ‘kent kökü’ diyorlardı. Bu şehrin karartısı demekti. Bundan şehrin çevre­sindeki ağaçların yeşilliği murat ediliyordu.[143]

Orhun0081

Bugünkü Türkçemizdeki ‘yaş’ ve ‘yeşil’ sözleri de kök ve anlamlarını bu ‘yış’ sözünden alır.[144] Bu bakımdan Semerkant’ın 100 km kadar gü­neyindeki[145] Keş şehrine, civarının yeşilliği sebebiyle ‘Şehr-i Sebz’ yani ‘Yeşil Şehir’[146] denildiği gibi, Bursa şehrimize bugün dahi ‘Yeşil Bursa’ denir.[147] Demek ki Keş şehri ve Bursa şehri birer ‘yış’tır. Öyleyse ‘Ötüken Yış’, ‘Ötüken Ormanı’ değil ‘Yeşil Ötüken’, ‘Iduk Ötüken Yış’ ise ‘Kutsal Yeşil Ötüken’ demektir. Sonuçta ‘Ruhu’l-Kudüs’te ‘Mescid-i Aksa’, ‘Mekke-i Mükerreme’de ‘Kabe-i Muazama’ ne ise, Orhun’da ‘Ötüken Yış’ odur.

Gök Türk devleti, Bilge Kağan’ın 25 Kasım 734 yılında Buyruk Çur tarafından zehirlenerek öldürülmesiyle birlikte mezara girmişti. Hanedan mensuplarından birçoğu gidip Çin İmparatoru Hsüan Tsung’a teslim ol­muşlardı. Son Gök Türk kağanı Wu-su-mi-şi (Ozamış)[148] 744 yılında Basmıl, Karluk ve Uygur boyları tarafından mağlup edilerek öldürülmüş[149], zavallı Ozamış Kağan’ın bahtsız başını mutantan bir törenle Çin’e gönderip İmparatora takdim edilmişti.[150]

745’de Gök Türklerin kudretini kıran Uygurlar bu andan itibaren bü­tün Orta Asya’nın hâkimi olmuşlardı. Gerek menşe efsanesindeki paralel zıtlık, gerekse Mani dininin kabulüyle, Uygur hanedan ve yüksek aris­tokrasisinin Ötüken’in kutsiyeti ve burasının muhafazasının önemi konusunda Gök Türkler kadar hassas davranmamışlardı.

Ötüken’deki Uygur devleti ancak 840 yılına kadar varlığını sürdürebildi. 840 yılından önce kendisi de bir Türk olan Kırgız reisi A-je; “Uygur­ların altın çadırını alacağım ve önüne bayrağımı dikerek, atlarına geçit resmi yaptıracağım” demişti.[151] Gerçekten Kırgızlar, 840 yılında Uygur devletine son vermişler, Uygurlar korku ve panik ile sağa-sola dağılmış­lardı.[152] Uygurlar, Tarihi Türk yurdu Ötüken’i ellerinde tutamayarak, buraların yabancı kavimlerin eline geçmesine sebep oldular ve Türk tari­hinin seyrini değiştirdiler.[153] Kırgızların 840 etrafında Ordu-Balığ’ı alma­sının ardından, Uygurlar güneye doğru, evvelden de yayılmış oldukları Türkistan ve Kansu bölgelerine göç ettiler. Kırgızların Uygur baskını ve katliamı Türk tarihinin büyük katliamlarından kabul edilir.[154] Bu yüz­den Kırgızlar Orhun bölgesine ‘barbarlığı’ getiren bir kavim olarak vasıf­landırılır.[155] Eski Orta Asya halklarının en yüksek vatan sevgisini en iç­ten duygularla aksettiren[156] ve kahramanlığın büyük bir timsalî olan gü­zel şiirleri vardır.[157] Kırgız katliamından sonra Uygur halkının Ötüken’i terk etmek zorunda kalmalarını anlatan; ‘Veğ-vu Irğlar eski vatanın has­retini çekiyor’[158] şarkısının ne gibi bir hissiyata tercüman olduğu şimdi daha iyi anlaşılıyor.

Cengiz Han 1207 yılında Moğol birliğini kurduğunda, onlara tâbi du­ruma düşen ilk Türk kavmi Kırgızlar olmuş ve Moğollara vergi verir hale gelmişlerdi.[159] Dahası, eski adamların resimlerinin hayattaki insanlara zarar vereceği inancında olan Moğollar Orhun bölgesindeki heykellerin kafalarını kırmışlar, etrafı talan etmişlerdi.[160] Kırgız kavminin Uygur ha­kanlığını yıkarak işgal ettiği ‘Ötügen’de tutunamayıp, buranın Moğollara geçmesine, tam idrak ve intibak edemedikleri anlaşılan[161] ‘Orhun Kültü­rünün’ ortadan kalkmasına ve eski Türk hakanlar yurdunu bir daha geri gelmemek üzere Moğollara kaptırmak suretiyle, Türk tarihinde oynadık­ları menfi rol dikkatlerden uzak değildir.

Orhun0091

Dost ya da düşman, kim olursa olsun Orhun’a gelen kişilerin gördü­ğü ilk şeyler Orhun abideleridir. Onları sadece bir balbal olarak hayâl etmek doğru değildir. Bu balballar buraya dosta güven, düşmana korku vermek için sıralanmışlardır. Orhun Havzasına giren bir kişi eğer dost ise, böyle güçlü bir milletin topraklarına geldiği için güven duyar. Çünkü yüzlerce krala, beye, komutana baş eğdirmiş, kılıçlarının darbeleriyle yok olmuş, düşmanlarına aman vermeyen bir milletin arazisine ulaşmış­tır. Eğer iyi niyetli değil ise de, o yüzlerce düşmanın başına gelen âkıbetin kendi başına da geleceğini, bu taşları görünce hatırlayacaktır. Bazı araştırmacılar, eski Türk yazıtlarının taşlara hakkedilmesinin en büyük sebebinin kağıdın bilinmemesinden değil, kağıdın bulunamamasından kaynaklandığını iddia etmişlerdir.[162] Ancak bu yazıtlar gerçekte, ‘İl ben-güsü’ olup, araziye vurulan bir damga, bir bakıma arazinin tapu senedi durumunda idi. Yani Çin Seddi’nin inşasının bir de psikolojik sebebi olması[163] gibi, dosta düşmana ‘bu arazi benim, işte arazinin tapusu’ denil­mek istenmiştir.[164]

II. Gök Türk Kağanlığı döneminin bilge/akıllı kağan ve kumandanları tara­fından ‘Kutsal Ötüken Bölgesi’ne diktirilen, Orhun yazıtları aynı zamanda İpek Yolu’nun kuzey kolu üzerinde bulunmaktadır.[165] Kaşgarlı’nın naklettiği eski bir Türk atasözü, “Yırak yer sabin arkış keldürür”[166] diyor. Bu balbalları ve yazıtları İpek Yolu üzerine dikenler herhalde buranın ve sahiplerinin namı­nın cihana yayılmasını istemiş. Dediklerine göre, doğu Türk ellerinin coğrafî vaziyeti, dolayısıyla kültürel rolü biraz Anadolu’yu okşarmış.[167]

Sonuç olarak bu makalede, Ötüken’in yeri belirlendikten sonra, bura­sının kutsiyeti ve bu kutsiyetin sebepleri üzerinde durulmuştur. Ötüken adının Moğollarda Yer Tanrısı ve kadın Şaman demek olan ‘Etugen’ ile il­gili olmadığı, bu adın, Türkçe’de ‘dua, rica, talep’ anlamlarına gelen ‘ötü’ kelimesine, Doğu Türklerinde ‘şehir’ anlamına gelen ‘ken’ ekinin ilâve edilmesiyle oluştuğu, bunun manasının da ‘dua şehri/dua edilen şehir’ anlamında olduğu, ‘Ötüken Yış’ın ise ‘Yeşil Ötüken’ demek olduğu savu­nulmuş ve önerilmiştir.

Âdem AYDEMİR

Balıkesir Merkez-Ticaret Meslek Lisesi Tarih Öğretmeni.

Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi Sayı: 187 Ağustos 2010

Orhun0101


Kaynakçalar ve Kısaltmalar
♦ Akkaya, M. Şükrü, “Uygur Türklerini ve Kültürlerini Tanıyalım”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, Sayı: 3, 1943.
♦ Alyılmaz, Cengiz, “Bugut Yazıtı ve Anıt Mezar Külliyesi Üzerine”, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 13, Bahar 2003.
♦ Alyılmaz, Cengiz, “İpek Yolu ve Orhun Yazıtları”, A.Ü. Türkiyat Araştır­maları Dergisi, Sayı: 24, Erzurum 2004.
♦ Arat, R. R., Eski Türk Şiiri, Ankara, 1991.
♦ Arısoy, Ömer, “Orhun Abideleri ve Türk Tarihindeki Önemi”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 153, 1999.
♦ Arslan, Mustafa, “Türk Destanlarında Evren Tasarımı”, Prof. Dr. Fikret Türkmen Armağanı, s. 65-75, İzmir, 2005.
♦ Ay, Tansu, “Bilge Kağan (683-734)”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergi­si, Sayı: 13, 1988.
♦ Aydemir, Adem, “Türk Folklorunda Nişanlanma ve Evlilik Sembolü Olarak; ‘Gerdanlık, Küpe ve Yüzük”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 282, Haziran 2010.
♦ Aydın, Erhan, “Bay-Balık Kentinin Yeri, Yapılış Tarihi ve Amacı Üzeri­ne Değerlendirmeler”, Turkish Studies, c. 3-4, yaz 2008.
♦ Aydın, Erhan, “Eski Türk Yazıtlarının Yazılış ve Dikilişleri Üzerine”, Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, G.Ü. Türkiyat Araştırma ve Uygula­ma Merkezi, güz 2007/1.
♦ Aydın, Erhan, “Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler”, Turkish Stu­dies, c. 2-4, güz 2007.
♦ Barthold, V.V., Moğol İstilâsına Kadar Türkistan, (haz. H. Dursun Yıl­dız), Ankara, 1990.
♦ Barthold, V.V., Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, (haz. İ. Aka- K.Y. Kopraman), Ankara, 2006.
♦ Bayat, Fuzuli, Türk Mitolojik Sistemi I-II, İstanbul, 2007.
♦ Bayat, Fuzuli, Türk Mitolojisine Giriş, İstanbul, 2007.
♦ Bayat, Fuzuli, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor/Edebiyat Der­gisi, c. 12, Sayı: 46, 2006-2.
♦ Caferoğlu, Ahmet, Eski Uygur Türkçesi Sözlüğü, İstanbul, 1993.
♦ Çağatay, Saadet, “Türkçe Dini Tâbirler”, Necati Lugal Armağanı, s. 197, Ankara, 1968.
♦ Eberhard, Wolfram, Çin Tarihi, Ankara, 1995.
♦ Eberhard, Wolfram, Çin’in Şimal Komşuları, (çev. N. Uluğtuğ), Ankara, 1996.
♦ Eberhard, Wolfram, “Toba’lar Etnik Bakımından Hangi Zümreye Gi­rer? İlk Araştırmalar”; A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, c. 1, Sayı: 2, 1943.
♦ Ekincikli, Mustafa., Tarih Araştırmaları Dergisi, TDAV Yayını, “Türk İnanç ve Dini Hayatın Tarihi Seyri”, sayı 74 27-46 yıl, Ekim 1991
♦ Eliade, Mircea, Dinler Tarihine Giriş, (çev. Lale Arslan), İstanbul, 2003.
♦ Ergin, Muharrem, Gök Türk Abideleri, İstanbul, 2005.
♦ Erkoç, H. İhsan, “Askeri Tarih Açısından Köl Tigin”, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, c. 26, Sayı: 1, 2006.
♦ Esin, Emel, Türk Kültür Tarihi (İç Asya’daki Erken Safhalar), Ankara, 1985.
♦ Esin, Emel, Türkistan Seyâhatnâmesi, Ankara, 1997.
♦ Esin, Emel, “Orduğ-Başlangıçtan Selçuklulara Kadar Türk Hakan Şehri”, A.Ü. D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 10, 1968.
♦ Esin, Emel, “Ötüken Yış (Türk Sanatında Ağaçlı Dağ Hakkında Not­lar)”, Atsız Armağanı, İstanbul, 1976.
♦ Gabain, A. Von, Eski Türkçe’nin Grameri, (çev. M. Akalın) Ankara, 2007.
♦ Gabain, A. Von, “Kök-Türklerin Tarihine Bir Bakış I. Stepte Yaşayan Kök-Türkler 682-742”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, (çev: Saadet Ş. Çağatay), c. 2, Sayı: 5, 1944.
♦ Gömeç, Sadettin, “Ergenekun”, Orkun, Sayı: 79, 2004.
♦ Gömeç, Sadettin, “Terhin Yazıtı’nın Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi”, A.Ü. D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 28, c. 17.
♦ Gömeç, Sadettin, “Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi Çalışmaları”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 202, 2003.
♦ Gömeç, Sadettin, “ORKUN”, Orkun Dergisi, Sayı: 46, 2001.
♦ Gömeç, Sadettin, “Ergenekon”, Orkun Dergisi, Sayı: 79, 2004.
♦ Gömeç, Sadettin, “Oğuz Kağan’ın Kimliği, Oğuzlar ve Oğuz Kağan Destanları Üzerine Bir-İki Söz”, A.Ü. D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 35, c. 22.
♦ Gömeç, Sadettin, “Şamanizm ve Eski Türk Dini”, PAÜ Eğitim Fak. Der­gisi, Sayı: 4, 1998.
♦ Gömeç, Sadettin, “Uygur Kağan Soyunun Problemleri”, H.Ü. Türkiyat Araştırmaları (Prof. Dr. Cihat Özönder’in Anısına), Sayı: 8, Ankara, 2008’- den ayrı basım.
♦ Gömeç, Sadettin, “VII. ve VIII. Yüzyıl Yazıtlarına Göre Türklerde Or­du”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 141, 1998.
♦ Grousset, Rene, Bozkır İmparatorluğu, (çev. R. Uzmen), İstanbul, 2006.
♦ Gumilev, Lev Nikolayeviç, Eski Türkler, (çev. A. Batur), İstanbul, 2004.
♦ Hannâme’ Necati Lugal Armağanı, Ankara, 1968.
♦ Hoppal, Mihaly, “Sibirya Şamanizminde Doğa Tapınımı”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, (çev. Gürbüz Erginer), c. 41-1, 2001.
♦ Işık, Ramazan, “Türklerde Ağaçla İlgili İnanışlar ve Bunlara Bağlı Kültler”, Fırat Ü. İlahiyat Fakültesi Dergisi, Sayı: 9-2, 2004.
♦ İbrahim, Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, İstanbul, 2005.
♦ İnan, Abdülkadir, Eski Türk Dini Tarihi, Ankara, 1976.
♦ İnan, Abdülkadir, Makaleler ve İncelemeler, c. I-II, Ankara, 1998.
♦ İnan, Abdülkadir, Tarihte ve Bugün Şamanizm, Ankara, 1986.
♦ İslâm Ansiklopedisi, M.E.B. Yayınları.
♦ İzgi, Özkan, Yen-Te Seyahatnâmesi, Ankara, 1989.
♦ Kafesoğlu, İbrahim, Eski Türk Dini, Ankara, 1980.
♦ Kafesoğlu, İbrahim, Türk Millî Kültürü, İstanbul, 2005.
♦ Karatay, Osman, “Ötüken Yış Bahsine İlave: Varenglerin Yolundaki Rusya Dağları”, Aradeniz Araştırmaları Dergisi, Sayı: 2G, kış 2GG9.
♦ Karatay, Osman, “Ötüken Yış: Dağ, Orman ve Ülke”, Omeljan Pritsak Armağanı, 2GG7.
♦ Kırcı, Emine, “Türk Kültüründe Ateşle İlgili İnanışlar”, Dursun Yıldı­rım Armağanı, Ankara, 1998.
♦ Koçu, Reşat Ekrem, “Dağ Başındaki Garip Mezarlar”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 14G, Ağustos 1998.
♦ Korkmaz, Zeynep, “Eski Türkçe’deki Oğuzca Belirtiler”, A.Ü. D.T.C.F. Türkoloji Dergisi, c. 4, 1974.
♦ Korkmaz, Zeynep, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, c. I, Ankara, 2005.
♦ Kutadgu Bilig, (çev. R.R. Arat), İstanbul, 2GG6.
♦ Kutlu, Özen, “Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 74, Ekim 1991.
♦ Mahmut, Kaşgarlı, Divanü Lûgat-it-Türk, (çev. Besim Atalay), Ankara, 2006.
♦ Mert, Osman, “Şaahar Tepesi ve Bölgede Bulunan Kaya Üstü Tasvir, Damga, Yazıt ve Kurganlar”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergi­si, Sayı: 4G, Erzurum 2GG9.
♦ Mirşan, Kâzım, “Erken Türk Tarihi Türk Takvimi ve Orhun Yazıtları”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 138, 2GG2.
♦ Mirşan, Kâzım, “Erken Türkçe Yazıtlar”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 212, 2GG4.
♦ Okay, Bülent, “Çin Seddi’nin Yapılış Nedeni Hakkında Değişik Bir Gö­rüş”, AÜ. D.T.C.F. Dergisi, c. 36, Sayı: 1-2, 1993.
♦ Orazbay, Muhtarhan, “Tarihte Türkler ve İpek Yolu”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 92, Ekim 1994.
♦ Ögel, Bahaeddin, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, c. I-II, Ankara, 1981.
♦ Ögel, Bahaeddin, Türk Kültür Tarihi, Ankara, 1984.
♦ Ögel, Bahaeddin, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, Ankara, 1979.
♦ Ögel, Bahaeddin, Türk Mitolojisi, c. I-II, Ankara, 1988.
♦ Ögel, Bahaeddin, Türklerde Devlet Anlayışı, Ankara, 1982.
♦ Özcan, Koray, “Orta Asya Türk Kent Modelleri Üzerine Bir Tipoloji De- nemesi-VIII. Yüzyıldan XIII. Yüzyıla Kadar”, Gazi Ü. Müh. Mim. Fak. Der­gisi, c. 20, no 2, 2005.
♦ Özdemir, Hasan, “Dede Korkut’un Kişiliği İle İlgili Efsaneler”, A.Ü. D.T.C.F. Türkoloji Dergisi, c. 16, Sayı: 2, 2003.
♦ Özerdim, Muhadderen, (V. Eberhard nezaretinde), “M.S. 4-5.nci Asır­larda Çin’in Şimalinde Hanedan Kuran Türklerin Şiirleri”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, c. 2, Sayı: IX, 1943.
♦ Özerdim, Muhadderen, “Uygurlar Devrinde Turfan-Karahoco Şehrin­de Evler”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, Sayı: 3-4, c. 16, 1958.
♦ Pamir, Aybars, “Türklerin Geleneksel Dini Şamanizm’in Orta Asya Es­ki Türk Kamu Hukukuna Etkisi”, A.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, c. 52, Sayı: 4, s. 155-186, 2003.
♦ Rasonyi, Laszlo, Tarihte Türklük, 4. baskı, Ankara, 1996.
♦ Sertkaya, Osman F., “Yıs (Yış?)/Yisi/Yis/Yiş Kelimesi ve Akrabaları Üzerine”, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Dergisi (A.B. Ercilasun Armağanı), No: 13, Bahar 2003.
♦ Seyidov, M.A., “Eski Türk Kitabelerinde Yer-Sub Meselesi”, A.Ü. D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, (çev. Sadettin Gömeç), c. 18, Sayı: 29, 1996.
♦ Shiratori, Kurakichi, “Kanghan Unvanının Menşeî”, T.T.K. Belleten, (çev. İ. Gökbakar), c. IX, Sayı: 36, 1945.
♦ Sümer, Faruk, Eski Türklerde Şehircilik, Ankara, 1993.
♦ Sümer, Faruk, Oğuzlar, TDAV Yay., İstanbul, 1999.
♦ Sümer, Faruk, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) I”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 32, 1989.
♦ Sümer, Faruk, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) II”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 33, 1989.
♦ Sümer, Faruk, “Türk Destanları IV Ergenekon Destanı”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 64, 1992.
♦ Şeşen, Ramazan, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkeleri, Ankara, 2001.
♦ Tarama Sözlüğü, T.D.K Yay., c. I-VII.
♦ Taşağıl, Ahmet, Çin Kaynaklarına Göre Eski Türk Boyları, Ankara, 2004.
♦ Taşağıl, Ahmet, Gök Türkler I, Ankara, 1995.
♦ Taşağıl, Ahmet, “Kapgan Kağan Devrinde Gök-Türk-Çin Münasebetle­ri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 65, Nisan 1990.
♦ Togan, Zeki Velidî, Umumî Türk Tarihine Giriş, İstanbul, 1981.
♦ Turan, Osman, On İki Hayvanlı Türk Takvimi, İstanbul, 2004.
♦ Turan, Osman, “Eski Türklerde Okun Hukukî Bir Sembol Olarak Kul­lanılması”, Belleten, IX/35, s. 305-318, Temmuz 1945.
♦ Yudahin, K.K., Kırgız Türkçesi Sözlüğü, c. I-II, Ankara, 1998.
Dipnotlar:
[1] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3, n. 9, Ankara, 1993; İslâm Ansiklopedisi, “Türkler” Mad. c. 12/2, M.E.B. Yayınları, s. 166.
[2] A. Von Gabain, “Kök-Türklerin Tarihine Bir Bakış I. Stepte Yaşayan Kök-Türkler 682-742”, Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Dergisi, (Çev: Saadet Ş. Çağatay), c. 2, sayı 5, s. 687, yıl 1944.
[3] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3, n. 9; Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi II, s. 42, İstanbul, 2007.
[4] Saadettin Gömeç, “Ergenekon”, Orkun Dergisi, sayı 79, s. 2, yıl 2004.
[5] Erhan Aydın, “Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler”, Turkish Studies, c. 2-4, s. 1267, güz 2007.
[6] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 79, Ankara, 1988.
[7] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 80-81.
[8] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 303, İstanbul, 2005.
[9] A. Von Gabain, “a.g.m.”, s. 687.
[10] Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, s. 110, İstanbul, 1981.
[11] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 42.
[12] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 303.
[13] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 3.
[14] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 206, Ankara, 1979.
[15] Faruk Sümer, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) I”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 32, 1989, s. 4; Faruk Sümer, “Orhun Abideleri Kahramanı Gül Tekin (Köl Tigin) II”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 33, yıl 1989, s. 4; Ahmet Taşağıl, “Kapgan Kağan Devrinde Gök-Türk-Çin Münasebetleri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 65, Nisan 1990; Saadettin Gömeç, “Göktürklerde Ordu”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 141, s. 32-33, 1998; H. İhsan Erkoç, “Askeri Tarih Açısından Köl Tigin”, Gazi Eğitim Fakültesi Dergisi, C. 26, Sayı: 1, s. 203-226, 2006.
[16] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 78, 278; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 275.
[17] Tengride Bolmuş İl İtmiş Bilge Kağan (Bögü Kağan) adına 759/60 yılında dikilen ‘Şine Usu Yazıtı’nda geçen ‘Ötüken tegresi’, ‘Ötüken irin’, ‘Ötüken yış’ ibareleri Gök Türk yazıtlarında Ötüken ile ilgili ibarelerden çok da farklı değildir.
[18] Ordu-balık, Mo-yen Çur Kağan tarafından yaptırılmıştır. Erhan Aydın, “Bay-balık Kentinin Yeri, Yapılış Tarihi ve Amacı Üzerine Değerlendirmeler”, Turkish Studies, c. 3-4, yaz 2008.
[19] Kara-kurum Orhun vadisinde, Uygur şehri Ordubalık yanındaki “Kut Dağı” idi. Emel Esin, “Orduğ-Başlangıçtan Selçuklulara Kadar Türk Hakan Şehri”, Ankara Üniversitesi D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, Sayı: 10, s. 139, n. 9, 1968.
[20] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 278; Türk Mitolojisi, c. II, s. 381.
[21] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 15.
[22] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 278.
[23] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 227.
[24] Mircea Eliade, Dinler Tarihine Giriş, (çev. Lale Arslan), s. 114, İstanbul, 2003.
[25] Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, c. II, s. 253, Ankara, 1998; (Makaleler) Tarihte ve Bugün Şamanizm, s. 48, n. 53, Ankara, 1986; Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. II, 423 vd.; Fuzuli Bayat, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü” Folklor/Edebiyat Dergisi, c. 12, sayı 46, yıl 2006-2.
[26] Fuzuli Bayat, Mitolojiye Giriş, s. 78, İstanbul, 2007.
[27] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 424.
[28] Reşat Ekrem Koçu, “Dağ Başındaki Garip Mezarlar”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 140, s. 43, Ağustos 1998.
[29] ‘öt’ kökünün bir manası da delik, çukur, geçit demektir. DLT I, 176, II, 44 III, 30, 263; K.K. Yudahin, Kırgız Türkçesi Sözlüğü, c. II, s. 616-617, Ankara, 1998.
[30] Muhadderen Özerdim, (Wolfram Eberhard nezaretinde), “M.S. 4-5.nci Asırlarda Çin’in Şimalinde Hanedan Kuran Türklerin Şiirleri”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, c. 2, sayı: IX, s. 92, 1943.
[31] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. I, s. 237.
[32] A. İnan, Şamanizm, s. 5; L.N. Gumilev, Eski Türkler, (çev. A. Batur), s. 103, İstanbul, 2004.
[33] A. Taşağıl, Gök Türkler, c. I, s. 10, Ankara, 1995; Faruk Sümer, “Türk Destanları IV: Ergenekon Destanı”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 64, s. 7-23, 1992.
[34] Wolfram Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, (çev. N. Uluğtuğ), s. 88, Ankara, 1996.
[35] W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 87.
[36] E. Esin, Türk Kültür Tarihi -İç Asya’daki Erken Safhalar-, s. 4, Ankara, 1985.
[37] A. İnan, “Türk Boylarında Dağ, Ağaç (Orman) ve Pınar Kültü”, Makaleler, c. II, s. 253; ayrıntı için bkz. Ramazan Işık, “Türklerde Ağaçla İlgili İnanışlar ve Bunlara Bağlı Kültler”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 9-2 (2004), s. 89-106; Fuzuli Bayat, “Türk Mitolojisinde Dağ Kültü”, Folklor/Edebiyat Dergisi, c. 12, Sayı: 46, 2006.
[38] M.A. Seyidov, “Eski Türk Kitabelerinde Yer-Sub Meselesi”, (çev. S. Gömeç), A.Ü. D.T.C.F Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 18, sayı: 29, s. 259, 1996.
[39] E. Esin, “Orduğ”, s. 140.
[40] W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 87.
[41] Saadettin Gömeç, “Şamanizm ve Eski Türk Dini”, PAÜ Eğitim Fak. Dergisi, sayı: 4, s. 39, 1998.
[42] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 303.
[43] Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihi, s. 46, Ankara, 1984.
[44] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. I, s. 61.
[45] A. İnan, Makaleler, c. II, s. 216.
[46] “Sınanmış ve sözünü düşünerek söylemiş olan Ötüken beyi ne der, dinle.” Kutadgu Bilig, (çev. R.R. Arat), 1962, İstanbul, 2006.
[47] “Ötüken beyi çok iyi söylemiş, Sözlerin iyisini sana diliyle ulaştırmış.” Kutadgu Bilig, 2682.
[48] Kaşgarlı Mahmut, Divanü Lûgat-it-Türk, (çev. Besim Atalay), I, 138, Ankara, 2006.
[49] Mircea Eliade, a.g.e., s. 255.
[50] Tansu Ay, “Bilge Kağan (683-734)”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 13, s. 14-16, 1988; Ömer Arısoy, “Orhun Abideleri ve Türk Tarihindeki Önemi”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 153, s. 48-58, 1999; Kâzım Mirşan, “Erken Türk Tarihi Türk Takvimi ve Orhun Yazıtları”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 138, s. 219-226, 2002; Saadettin Gömeç, “Ergenekon”, Orkun, Sayı: 79, 2004; Kâzım Mirşan, “Erken Türkçe Yazıtlar”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 212, s. 16-19, 2004.
[51] A. İnan, Şamanizm, s. 48.
[52] W. Eberhard, Çin Tarihi, s. 95, Ankara, 1995; Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, c. 1, s. 86, Ankara, 1981; Türklerde Devlet Anlayışı, s. 348, Ankara, 1982; A. İnan, Eski Türk Dini Tarihi, s. 32, Ankara, 1976; İ. Kafesoğlu, E. Türk Dini, s. 13, Ankara, 1980.
[53] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. I, s. 74.
[54] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 2.
[55] “Üstte mavi gök, altta yağız yaratıldığında, ikisi arasında insanoğlu yaratılmış. İnsanoğlunun üzerine ecdadım Bumın Kağan, İstemi Kağan oturmuş.” Kül-Tigin yazıtı, doğu yüz 1. satır, Bilge Kağan yazıtı, doğu yüz 2. satır.
[56] Zeki Velidi Togan, Umumî Türk Tarihine Giriş, s. 108.
[57] Aybars Pamir, “Türklerin Geleneksel Dini Şamanizm’in Orta Asya Eski Türk Kamu Hukuku’na Etkisi”, A.Ü. Hukuk Fakültesi Dergisi, 2003, c. 52, sayı 4, s. 165.
[58] Tumuğ Iduk Baş, Tamır Irmağı’nın mecrasıdır. Tamır ‘demir’ demektir, ayak; ‘ıduk’tan (ıdh>ıduk>ıyık>ayag>ayak) gelir. Baş ‘baş’ demektir. Gök Türkler demirci olmakla maruftur. Demirin bir manası da ‘gök’ demektir. DLTI, 362. Türklerde sarı etük ile kızıl börk arasındaki beden (et-öz/töz) kâinatın sembolüdür. Hattâ ‘sarı çizmeli Mehmet Ağa’ esprisi buradan gelir. Türk devleti de ‘üstte mavi gök ile altta yağız yer’ arasındaki kişioğlu üzerine hakimdir. Öyleyse Tamug Iduk Baş’ta demir ayak ile demir baş cem olmuştur. Türk mitolojisi, gece ile gündüzün tezadı, mevsimlerin tekrarı ve tabiatın görülen yüzünden mülhemdir. Mitoloji sürprizlerle doludur. İşte Tamug Iduk Baş, Gök Türklerin bir tözüdür.
[59] DLTI, 4.
[60] DLT I, 351.
[61] Saadettin Gömeç, “Oğuz Kağan’ın Kimliği, Oğuzlar ve Oğuz Kağan Destanları Üzerine Bir- İki Söz’, A.Ü. D.T.C.F Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 22, sayı 35; Mustafa Ekincikli, “Türk İnanç ve Dini Hayatın Tarihi Seyri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 74, s. 27-46, Ekim 1991.
[62] Hasan Özdemir, “Dede Korkut’un Kişiliği İle İlgili Efsaneler”, A.Ü. D.T.C.F Türkoloji Dergisi, c. 16, sayı 2, 2003; Şerh-i Esmaü’l Murselîn adlı eserde Türk peygamberlerinden bahsedilmiş, bunlardan yirmi dört tanesi Hüseyin Hüsameddin’in Amasya Tarihi adlı eserinin ikinci cüzünde zikredilmiştir.
[63] DLTI, 475.
[64] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 222; Türklerde Devlet Anlayışı, s. 49 vd; Mustafa Arslan, “Türk Destanlarında Evren Tasarımı”, Prof. Dr. Fikret Türkmen Armağanı, s. 65-75, İzmir, 2005.
[65] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 305-306; Türklerde Devlet Anlayışı, s. 65-66; Türk Mitolojisi, c. I, s. 294 vd.
[66] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 148.
[67] Kaşgarlı’nın naklettiği, “Öd keçer kişi tuymas, Yalnğuk oğlı menğgü kalmas./Zaman geçer, insan duymaz. Âdemoğlu bengi kalmaz” (DLT I, 45) şeklindeki eski Türk atasözü ile Kül Tigin yazıtındaki “Öd tengri yaşar. Kişi oglı kop ölgeli törümiş/Zamanı Tanrı yaşar. İnsanoğlu hep ölmek için türemiş” (Kül Tigin yazıtı, kuzey yüzü, 10. satır) şeklindeki ifadenin Kur’an-ı Kerim Enbiyâ suresi 34 ve 35. ayetlerindeki “Senden önce hiçbir insana ebedî yaşama vermedik. Şimdi sen ölürsen sanki onlar ebedî mi kalacaklar? Her nefis ölümü tadacaktır…” ayetleri ile aynı mealde olduğu açıktır.
[68] V.V. Barthold, Moğol İstilâsına Kadar Türkistan, (Haz. H. Dursun Yıldız), s. 198, Ankara, 1990.
[69] Saadettin Gömeç, “Ergenekon”, s. 2.
[70] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 45.
[71] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 46.
[72] Erhan Aydın, “Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler”, Turkish Studies, c. 2/4, s. 1267, Güz 2007.
[73] Osman Karatay, “Ötüken Yış: Dağ, Orman ve Ülke”, Omeljan Pritsak Armağanı, yay. M. Alpargu-Y. Öztürk, Sakarya, s. 131-139, 2007.
[74] O. Karatay, “Ötüken Yış Bahsine İlave: Varenglerin Yolundaki Rusya Dağları”, Karadeniz Araştırmaları Dergisi, sayı 20, s. 20, kış 2009.
[75] A. Von Gabain, Eski Türkçe’nin Grameri, (çev. M. Akalın), s. 51-59; “kılgu ka ötüg/yapıla- cak rica” 115, Ankara, 2007; DLT I, 161, DLTI, 68, I, 199 DLTI, 376, KB, 791, 2498, 2520, 2673, 4043, 4058, 4103, 4060; A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 52-103, İstanbul, 1993; K.K. Yudahin, a.g.e., c. II, s. 617. Bunun dışında ‘ötük’ kelimesinin ‘pabuç, terlik, ayakkabı, çizme’ gibi anlamları da vardır. DLT I, 68; A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 52-103; ‘ötük’ kelimesinin bir anlamı da geçmek (K.K. Yudahin, a.g.e., c. II, s. 616617, Ankara, 1998, demek olduğuna göre, buradaki ‘pabuç’ anlamındaki ‘ötük’, mecazen yürümeyi ifade etmiştir. Türkçe’de mukaddes, mübarek anlamandaki ‘Iduk’ ile kurban anlamındaki ‘ıduk’ aynı olduğu gibi ‘ayak’ sözü hattâ ‘yüzük’ sözü ‘ıduk’tan türemiştir. Bu ‘ıduk’ sözü din harici bir göndermeyi ifade eder. Gitme yürüyerek gerçekleşeceğine göre, ‘ıduk’ ile ‘ötük’ sözünün münasebeti de açıktır. ‘Iduk>adak>ayak’ Zeynep Korkmaz, “Eski Türkçe’deki Oğuzca Belirtiler’, A.Ü. D.T.C.F Türkoloji Dergisi, c. 4, s. 19, 1974; aynı makale, Türk Dili Üzerine Araştırmalar, c. I, s. 208, Ankara, 2005; Adem Aydemir, “Türk Folklorunda Nişanlanma ve Evlilik Sembolü Olarak; ‘Gerdanlık, Küpe ve Yüzük’, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 282, s. 22, Haziran 2010; D.L.TI, 32; Saadet Çağatay, ‘Türkçe Dini Tâbirler’ Necati Lugal Armağanı, s. 196-197, Ankara, 1968.
[76] XVI. asır bilgin ve şairlerinden Bursalı Lâmii Mahmut Çelebi Divan’ında;
“Sonra etmez assı şimdiden ötün
Ey gönül şeyda gönül rüsva gönül” demiş. Tarama Sözlüğü, c. V, s. 3138 (T.D.K yay).
[77] “Yalabıçı edgü sabı ötügi kelmez tiyin yayın süledim.” Bilge Kağan Yazıtı, doğu, 39. satır.
[78] “Tengri yaruk küçlüg bilgeke yalvarar biz, ötünür biz kün ay tengrike”, R.R. Arat, Eski Türk Şiiri, s. 12, Ankara, 1991.
[79] DLTIII, 251; A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 102.
[80] “Tanrı adıyla söze başladım; o, yaratan yetiştiren ve göçüren rabbimdir.” KB, 124.
[81] bkz. DLTIII, 52-55.
[82] A. Von Gabaın, “a.g.m.”, s. 687.
[83] Moğolların Gizli Tarihi, (haz. Ahmet Temir), s. 51; ayrıca n. 2, Ankara, 1995.
[84] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 283.
[85] W. Eberhard, Çin Tarihi, s. 61.
[86] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojisine Giriş, s. 70, İstanbul, 2007.
[87] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 141.
[88] Moğolların Gizli Tarihi, s. 5-6; ‘Hannâme’ Necati Lugal Armağanı, s. 315-316.
[89] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 161.
[90] DLT I, 454.
[91] W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 80.
[92] W. Eberhard, “Toba’lar Etnik Bakımından Hangi Zümreye Girer? İlk Araştırmalar”, A.Ü.D.T.C.F. Dergisi, 1943, c. 1, sayı 2, s. 30; ‘Tabgaç’ Gök Türk yazıtlarında Çin hükümeti hakkında kullanılmıştır. KB’de ise ‘Tavgaç’ Kara Hanlı hükümdarının unvanı olduğu (A21-B60- D88) aynı zamanda Çin demektir. KB, 68.
[93] E. Esin, a.g.e., s. 5.
[94] W. Eberhard, Çin Tarihi, s. 31; Bahaeddin Ögel, Büyük Hun İmparatorluğu Tarihi, c. 1, s. 4.
[95] Mircea Elide, a.g.e., s. 249; ayrıntı için bkz. Mihaly Hoppal, “Sibirya Şamanizminde Doğa Tapınımı”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, (çev. Gürbüz Erginer), c. 41-1, s. 209-225, 2001.
[96] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. II, s. 498.
[97] Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. II, s. 439.
[98] DLT I, 396.
[99] Mircea Eliade, a.g.e., s. 243 vd.
[100] E. Esin, a.g.e., s. 3.
[101] Geniş bilgi için bkz. Bahaeddin Ögel, Türk Mitolojisi, c. I, s. 54-55; Türk Mitolojisi, c. II, s. 495 vd; Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 116 vd; Emine Kırcı, “Türk Kültüründe Ateşle İlgili İnanışlar”, Dursun Yıldırım Armağanı, s. 398-407, Ankara, 1998.
[102] W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 69.
[103] Rene Grousset, Bozkır İmparatorluğu, (çev. R. Uzmen), s. 115, n. 182, İstanbul, 2006.
[104] “Taşra yorıyar tiyin kü eşidip balıkdakı tagıkmış, tagdakı inmiş”, Kül Tigin Yazıtı, doğu yüz 12 satır; Bilge Kağan Yazıtı, doğu yüz 10 satır;“Şantung balıkka taluy ögüzke tegmiş yok ermiş. Kağanıma ötünüp sü iltdim. Şangtung balıkka ögüzke tegürtim. Üç otuz balık sıdı”; Tonyukuk Yazıtı, I. taş doğu yüzü 1-2. satır.
[105] DLTI, 379; Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 21; A. Von Gabaın, a.g.e., s. 108; E. Esin, “Orduğ”.
[106] DLT I, 248, 379; DLT I, 498.
[107] DLT I, 192, 252, 407; KB, 2402, 5430.
[108] D.L.T III, 119.
[109] D.L.T I 455; III, 119.
[110] D.L.T I, 373.
[111] E. Esin, “Orduğ”, s. 153.
[112] DLT I, 443.
[113] İ.A., “Taşkent’ Mad. c. 12/I, s. 38; Taşkent için kullanılan ‘Şaş’ adı da herhalde ‘taş’tan başka bir şey değildir.
[114] Fuzuli Bayat, Türk Mitolojik Sistemi, c. II, s. 45.
[115] Bahaeddin Ögel, Türk Kültür Tarihi, s. 200.
[116] Bahaeddin Ögel, a.g.e., s. 188.
[117] Cengiz Alyılmaz, “Bugut Yazıtı ve Anıt Mezar Külliyesi Üzerine”, S.Ü. TürkiyatAraştırma- ları Dergisi, Sayı: 13, Bahar 2003.
[118] Osman Mert, “Şaahar Tepesi ve Bölgede Bulunan Kaya Üstü Tasvir, Damga, Yazıt ve Kurganlar”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 40, Erzurum 2009; Soğdaklılar XI. asra gelindiğinde Türk kılığını almışlar, Türk huyu ile huylanmışlardı. DLT I, 471. Ancak bunlar Türkçe konuşmakla beraber kendi dillerini de konuştuklarından iki dilliydiler. DLT I, 29-30.
[119] Soğdaklılar XI. asra gelindiğinde Türk kılığını almışlar, Türk huyu ile huylanmışlardı. DLT I, 471; Ancak bunlar Türkçe konuşmakla beraber kendi dillerini de konuştuklarından iki dilliydiler. DLT I, 29-30.
[120] Koray Özcan, “Orta Asya Türk Kent Modelleri Üzerine Bir Tipoloji Denemesi -VIII. Yüzyıldan XIII. Yüzyıla Kadar”, Gazi Ü. Müh. Mim. Fak. Dergisi, c. 20, no 2, s. 260, 2005.
[121] Erhan Aydın, “Baybalık Kentinin Yeri, Yapılış Tarihi ve Amacı Üzerine Değerlendirmeler”, Turkish Studies, c. 3/4, yaz 2008; Osman Mert, “Şaahar Tepesi ve Bölgede Bulunan Kaya Üstü Tasvir, Damga, Yazıt ve Kurganlar”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Enstitüsü Dergisi, Sayı: 40, Erzurum 2009; “Sogdak, Tabgaçka Seleğede Bay-Balığ yapıtı bertim” – “Selenga’da Soğdlulara ve Çinlilere Bay Balık’ı inşa ettirdim.” Moyen Çor Yazıtı, batı 5.
[122] Muhadderen Özerdim, “Uygurlar Devrinde Turfan-Karahoco Şehrinde Evler” A.Ü.D.T.C.F. Dergisi, 1958, c.16, sayı 3-4; A. Von Gabaın, “a.g.m.”, s. 692.
[123] A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 71.
[124] DLT I, 339.
[125] Hunların din şehrine, bir kült olan Ejderden dolayı ‘Ejder Şehri’ denirdi. W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 77; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 312, n. 546; Mekke şehrine ‘Mekke-i Mükerreme’, Medine şehrine ‘Medine-i Münevvere’, Kudüs şehrine ‘Ruhu’l-Kudüs’, Bağdat şehrine ‘Medinetü’s-Selâm’ ve hilâfetin Türklere intikalinden sonra İstanbul’a ‘Belde-i Tayyibe’ denilmesi hep aynı sebebe dayanmış olmalıdır.
[126] Kurakichi Shiratori, “Kanghan Unvanının Menşeî” T.T.K Belleten, (çev. İ. Gökbakar), c. IX, sayı: 36, 1945; Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 224-225; Laszlo Rasonyi, Tarihte Türklük, 4. baskı, s. 60, Ankara 1996.
[127] Soğdça, ‘hwt’ ‘ynh’dan, kadın, kraliçe A. Von Gabaın, a.g.e., s. 273; Yazıtlarda hem Kül Tigin ile Bilge Kağan’ın annesi hem de Tonyukuk’un karısı için ‘Katun’ ifadesi kullanılır.
[128] İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 269.
[129] İnç-kend, sakin, sessiz bir şehir olduğundan DLT III, 437, Man-kent, Kaşgar yakınında harabe bir kent. ‘Tang’ harabe DLT III, 356 demek olduğuna göre buradaki ‘man’ aslında ‘tang’ olmalıdır. DLT III, 157 Tün-kent DLT III, 150 (yerini belirleyemediğimiz bu şehir bu adı taşıdığına göre herhalde kuzeyde bir yerlerde veya burada hapishane olduğundan olmalıdır) Yen-Kend yani Yeni-kend, DLT I, 150. Buranın bir adı da ‘Dizruyin’dir. Sarılığı dolayısıyla ‘Bakır Kale’ demektir. DLT III, 149.
[130] DLT I, 124, 343.
[131] DLT In, 150.
[132] Ramazan Işık, “Türklerde Ağaçla İlgili İnanışlar ve Bunlara Bağlı Kültler”, Fırat Üniversitesi İlahiyat Fakültesi Dergisi, 9-2, s. 102, 2004.
[133] E. Esin, “Ötüken Yış (Türk Sanatında Ağaçlı Dağ Hakkında Notlar)”, Atsız Armağanı, s. 147-186, İstanbul, 1976; Kutlu Özen, “Doğu Anadolu’da Eski Türk İnançlarının İzleri”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 65, s. 18-20, İstanbul 1991; Osman Sertkaya, “Yıs (Yış?)/Yisi/Yis/Yiş Kelimesi ve Akrabaları Üzerine”, S.Ü. Türkiyat Araştırmaları Dergisi (A.B. Ercilasun Armağanı), No: 13, s. 1-10 (Bahar 2003); Osman Karatay, “Ötüken Yış: Dağ, Orman ve Ülke”, s. 131-139; Osman Karatay, “Ötüken Yış Bahsine İlave: Varenglerin Yolundaki Rusya Dağları”, s. 19-27.
[134] W. Eberhard, Çin Tarihi, s. 172; “Toba’lar Etnik Bakımından Hangi Zümreye Girer? İlk Araştırmalar” A.Ü. D.T.C.F Dergisi, c. 1, sayı 2, 1943; İslam Ansiklopedisi “Türkler” Mad. c. 12/II, s. 163-164.
[135] W. Eberhard, “a.g.m.”, s. 23.
[136] A. İnan, Şamanizm, s. 62.
[137] ‘Koru’: küçük orman, beylerin veya başkalarının korusu, korunan ve gözetilen her yere ‘koru’ denir. DLT I, 375.
[138] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 49, n. 96; O. Turan, On İki Hayvanlı Türk Takvimi, s. 81, n. 154, İstanbul, 2004; Osman Turan, “Eski Türklerde Okun Hukukî Bir Sembol Olarak Kullanılması”, Belleten, IX/35, (Temmuz 1945), s. 305-318.
[139] Gerdizî, Zeyn el ahbâr, s. 279’dan naklen, Ramazan Şeşen, İslâm Coğrafyacılarına Göre Türkler ve Türk Ülkelere, s. 89, Ankara, 2001; Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 16 n. 31.
[140] Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 16 n. 31.
[141] ‘irin’ kenar, dudak, yaka anlamındadır. DLT I, 77; A. Caferoğlu, Eski Uygur Türkçe’si Sözlüğü, s. 64.
[142] “Anta yana tüşdim Ötüken irin kışladım” Şine-Usu Yazıtı, doğu yüz 7. satır; “Ötüken yış başı anta [As?] Önüz başı anta Iduk baş kidinte Yabaş Tokuş beltirinte anta yayladım.” Şine- Usu Yazıtı, doğu yüz 9. satır; Erhan Aydın, “Ötüken Adı ve Yeri Üzerine Düşünceler” Turkish Studies, c. 2/4 (Güz 2007), s. 1264.
[143] DLT III, 133.
[144] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 278.
[145] E. Esin, Türkistan Seyâhatnâmesi, s. 45, Ankara, 1997.
[146] İslam Ansiklopedisi ‘Keş’ Mad. c. 6, s. 600; V.V. Barthold’un dediğine göre, Emir Timur’un zafer arkadaşlarının kabirleri buradaymış. Timur bu şehirde Aksaray adlı muhteşem bir saray yaptırmış, kabri dahi evvelce buradaymış. V.V. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler (haz. İ. Aka-K.Y. Kopraman) s. 182, Ankara, 2006. Bu şehrin asıl adı Kaş olmalıdır. Kaş, lekesiz beyaz veya kara taş demektir. DLT I, 330; III, 22-152. Bu Çinlilerin Taş Kend’e, Çince taş anlamına gelen ‘Che’ demesiyle aynıdır.
[147] Bursa’nın Osmanlı Devleti’nin ilk başkenti olarak seçilmesi, Ankara’daki Atatürk Orman Çiftliğinin tesisi ve İstanbul’da, şahsında Osmanlı Padişahı tipini yaratmış olan ilk padişah olan Fatih Sultan Mehmet’in bir dalını bir baştan üstün gördüğü Belgrat Ormanları belki böyle bir nostaljik takıntının ürünüdür.
[148] R. Grousset, son Gök Türk Kağanı’nın Tengri Kağan olduğunu, bu kağanın 741 yılında Doğu Şad’ı olan Ozmış adında bir subay tarafından öldürüldüğünü ve bu kişinin de kendisini Ozmış Kağan adı ile hükümdar ilân etmiş olduğunu yazmıştır. R. Grousset, Bozkır İmparatorluğu, (çev. R. Uzmen), s. 140, İstanbul, 2006.
[149] 753 yılına Uygur Kağanı Moyen-Çor tarafından diktirilmiş olan Terhin Yazıtı’nın, doğu yüzü 6. satır “…atlıgın yamaşdı bıngayontdı. Ozmış tigin odurganta yonyur tidi, anı algıl ti- di/….ileri gelenleri ile bize katıldı. Bin kişi sevk etti. Ozmış Tigin Odurgan’dan yürüyor dedi. Onu al (gel) dedi” 9. satır “…ozmış tigin kan boltı kony yılka yondum/…ve Ozmış Tigin han oldu. Koyun yılında (743) (üzerine) yürüdüm); Saadettin Gömeç, “Terhin Yazıtı’nın Tarihi Açıdan Değerlendirilmesi”, A.Ü. D.T.C.F. Tarih Araştırmaları Dergisi, c. 17, sayı 28, s. 72.
[150] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 112; Özkan İzgi, Yen-Te Seyahat- nâmesi, s. 16, Ankara, 1989; A. Taşağıl, a.g.e., III, s. 59; Aynı müellif, Eski Türk Boyları, s. 67, Ankara, 2004; Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 25; Aynı müellif, Oğuzlar, s. 39, TDAV Yay., İstanbul, 1999; İbrahim Kafesoğlu, Türk Millî Kültürü, s. 121; L.N. Gumilev, a.g.e., s. 441; İslam Ansiklopedisi, “Türkler” Mad. s. 179.
[151] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 283; L.N. Gumilev, a.g.e., s. 510; E.Esin, “Orduğ”, s. 162.
[152] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 124; Faruk Sümer, Oğuzlar, s. 47; A. Taşağıl, Eski Türk Boyları, s. 78; Ö. İzgi, Seyahatnâme, s. 25 vd.
[153] Saadettin Gömeç, “Uygur Kağan Soyunun Problemleri”, H.Ü. Türkiyat Araştırmaları, Prof Dr. Cihat Özönder’in Anısına, Sayı: 8, Ankara, 2008’den ayrı basım, s. 1.
[154] Bahaeddin Ögel, Türk Kültürünün Gelişme Çağları, s. 124; Ö. İzgi, Seyahatnâme, s. 25.
[155] Faruk Sümer, Oğuzlar, s. 47.
[156] bkz. Muhadderen Özerdim, (V. Eberhard nezaretinde) “M.S. 4-5.inci Asırlarda Çin’in Şimalinde Hanedan Kuran Türklerin Şiirleri” A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, c. 2, sayı IX, s. 91, 1943.
[157] “a.g.m.”, s. 96.
[158] W. Eberhard, Çin’in Şimal Komşuları, s. 75.
[159] Moğolların Gizli Tarihi, s. 160; V.V. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, s. 128.
[160] V.V. Barthold, Orta Asya Türk Tarihi Hakkında Dersler, s. 14; Saadettin Gömeç, “Moğolistan’daki Türk Anıtları Projesi Çalışmaları”, Türk Dünyası Tarih Kültür Dergisi, Sayı: 202, s. 24-31, 2003; “ORKUN”, Orkun Dergisi, Sayı: 46, 2001; Prof. Dr. Sema Barutçu-(Özönder) ve Doç. Dr. Saadettin Gömeç tarafından 1993 yılında Orkun Yazıtları’nın ve Moğolistan’daki diğer Türk eserlerinin korunması ve onarımına dair bir proje hazırlanmıştı. Ancak bildiğim kadarıyla bu proje maalesef akim kaldı.
[161] Faruk Sümer, “Kırgızlar, diğer Türk kavimlerine nazaran medeniyetçe oldukça geri kalmış topluluk idiler. Bu sebeple, Orhun bölgesindeki Ordu Balık ile diğer meskûn yerleri yakıp yıkarak bu ülkedeki siyasî, içtimaî ve kültür bakımlarından gelişmiş olan yerleşik hayatı yok ettiler” değerlendirmesinde bulunmaktadır. Faruk Sümer, Eski Türklerde Şehircilik, s. 33; Oğuzlar, s. 47.
[162] Erhan Aydın, “Eski Türk Yazıtlarının Yazılış ve Dikilişleri Üzerine”, Türklük Bilimi Araştırmaları Dergisi, G.Ü. Türkiyat Araştırma ve Uygulama Merkezi, s. 156, güz 2007/1. Sorun kâğıt temini olsaydı, işlemesi taştan daha kolay bir malzeme bulunabilir, hattâ göçebelerde bol miktarda bulunan deri tercih edilebilirdi. Kaldı ki, mezar taşı ve anıt mezarlarda mermerler üzerinde hiçte kısa olmayan ifadeler yazmak geleneği devam etmektedir. Nihayet Mo-yen-Çor Kağan, Terhin Yazıtı’nın batı yüzü 2. satırda aynen; “bing yıllık tümen künlik bitiğimin belgümin bunta yası taşka yaratıtdım/Bin yıllık, onbin günlük kitabemi ve işaretimi burada yası taşa yazdırdım” diyor.
[163] Bülent Okay, “Çin Seddi’nin Yapılış Nedeni Hakkında Değişik Bir Görüş”, A.Ü. D.T.C.F. Dergisi, c. 36, sayı 1-2, 1993.
[164] Bazı yaylalarda kayalar üzerinde damgalar tespit edilmektedir ki, bunlar o yayladan yararlanan obaların damgalarıdır. bkz. A. İnan, Makaleler, c. I, s. 284, n. 10.
[165] Muhtarhan Orazbay, “Tarihte Türkler ve İpek Yolu”, Türk Dünyası Araştırmaları Dergisi, Sayı: 92, s. 53-72, Ekim 1994; Cengiz Alyılmaz, “İpek Yolu ve Orhun Yazıtları”, A.Ü. Türkiyat Araştırmaları Dergisi, Sayı: 24, Erzurum 2004.
[166] “Uzak yerin haberini kervan getirir.” DLT I, 97.
[167] M. Şükrü Akkaya, “Uygur Türklerini ve Kültürlerini Tanıyalım”, A.Ü.D.T.C.F. Dergisi, Sayı: 3, s. 78, 1943.
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 15 YORUM
  1. 3 numarali kitabimdan: http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Bu Gezegende ve Tarihin Hiç Bir Diliminde
    Akraad, Ekrâd, Kurdi, Kürt, veya Kûrd
    Diye Bir Millet veya Irk Olmamıştır.

    Günümüzde de kendilerine Kürt diyen, ayrı bir ırk veya milletmiş gibi ayrıcalık yapanlar Sümer’in yok olma dönemlerine rastlayan tabletlerde de açıkça yazıldığı gibi; Kürtler; öz ve kandaş, aynı DNA zincirinden devam edegelen Kenger Türkleridir.

    Kürt, Ekrâd, Akraad, Kurdi veya Kûrd sözcüğü Sümer’de Kengerlerin bir sülale yani aile adıdır, ayrı bir ırk veya millet değildir…

    Sadece sülale, yani aile unvanı Akraad veya Ekrâd veya Kurdi veya Kûrd sözcüğü ile Sümer’de yaşamış, ayrı bir ırk veya millet değil, Kengerlerin bir boyu (kolu) olan Türklerdir.
    Kurdi veya Kûrd sözcükleri de Babil’iler zamanında bu telaffuzla anıldı. Kenger-Sümer dilinde orijinal telaffuzu Akraad veya Ekrâd dır.

    Günümüzde de Selçuklular, Oğuz boyları, Başkurtlar, Karahanlılar veya Kırgızlar, Türkmenler vb. gibi unvanlarla asırlarca, aile unvan isimleriyle yaşamış insanlar Türk milletinin fertleridir, başka bir millet veya IRK değildirler…

    Yörükler; bu sözcük Sümerce URUK kelimesinden gelir ve anlamı kabile, aile, sülale demektir; Yörükler de Türk milletinin fertleridir.

    Kenger-Sümer lisanında; Akraad veya Ekrâd, Babil dillerinde Kurdi veya Kûrd sözcüklerinin anlamı ‘çadır sakini, çadırda yaşayan’ (*) demektir. Akraad, Ekrâd, Kurdi veya Kûrd Türk halklarına ait bir aile ismidir ve organik Türk boyudur.

    Bu tarihi tespitimi, günümüzde de kendilerini farklı bir ırk zan edenler, yabancıların hazırladığı ithal edilmiş ve kirletilmiş tarihlerle eğitildikleri için bilmezler, bilemezler. Çünkü beyinleri yıkanarak kullanılmaktadırlar…

    Uluslararası Gen Bankası bu detayları çok iyi bilmektedir. Vatanımdaysa bunun bilimsel tabandan başlayıp araştırmayanların karanlık amaçlarını her AKIL sahibi insan sorgulamalıdır. Kardeşi kardeşe kırdırmaktadırlar.

    Bu ve sayısız benzeri nedenlerdir ki “Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve Yönetilen Zavallılar!” tanımını kullanmak zorunda kaldım… Bu çalışmamın net kanıtı DNA soy araştırma ve GEN haritasıyla açığa çıkacaktır. Bu, genetik bilimcilerin, devletin en asli ödevi olmalıdır…

    Kürt sözcüğünün orijinal telaffuzu ‘Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak Kengerlerin kurduğu yüksek medeniyet Sümer’in son dönemlerinde görülen Türk oğlu Türklerdir.

    M.S 12nici Y. Yıla kadar da tarihin hiç bir sahnesinde görülmediler ve derme çatma, devşirme dillerinde gramer ve kural da yoktur. Günümüzde konuştukları dilleri de içinden çıkılamaz karmaşalarla doludur. Tarihin hiç bir diliminde herhangi bir birlikteliği temsil eden bayrakları da olmamıştır; çünkü, insanlığın ATASI büyük Türk ulusunun bir kolu olup Türkoğlu Türklerdir.

    Bu tespitimi DNA soy ve GEN haritası araştırmalarından sonra ayrı bir kitapta tarihi belgeler, kanıtlılar ve bilimsel detaylarıyla yazacağım.

    (*) Asya’da yaşamış bütün Türk urukları (boyları) GENELLİKLE YEDİ (7) DİREKLİ , nadiren dört direkle yapılmış çadırlarda yani otağlarda (otak da denir) yaşadılar. Birkaç direkli, uzun bölümlü çadırlara “oba”, gölgelenmek için gündüzleri kullanılan çadıra da “günlük” ismi verilmiştir. Yuvarlak ve tavanları kubbeli çadırlara “yurt”, pencerelerine “tünlük” denir. Develerin konulduğu çadırlara da “kaytaban” denilmiştir.
    Sümer’i tesis etmiş olan Kenger Türkleri de tarihilerinde asla çadırdan (Otağ) başka bir yerde yaşamadılar. Asla sabit yerleşke olarak bina veya ev yapmadılar… M.O 1. Y Yılda Semerkant ve Buhara ve yörelerinde eğitim amaçlı kerpiç evler yapıldığını öğreniyoruz.

    1. Merve dedi ki:

      http://www.quran-incil-tevrat.com sitesi size mi ait?BUHARALI TURK siz misiniz

  2. http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Ön Türk Kenger Uruk’unun Kurduğu Sümer
    Hakkında Kısaca;

    Yüce ALLAH’IN kulu ve elçisi, insanlık tarihindeki en görkemli devrimleri yapmış, acımasız ferdi zenginliği, toplumunu zengin ve güçlü millet yapma hedefine SALAT kuralıyla getirmiş Kureyşli Hz. Muhammed, Kengerlerin tesis ettiği Sümer’de kutsal bölge olan Kutha’dan Arabistan’a göç etmiş Haşimoğluları ailesinden gelen Türk oğlu Türk’tür.

    1. Metehan Demirkan dedi ki:

      Bu arabın Türklere yaptığını ne çabuk unuttunuz. Şimdide Arapların liderlerini bize Türk diye yutturucaksın. Muhammed arabtır ve arablığıyla övünür. Tesis ettiği dinin özünde ümmet ve altında arab kültürü ve milliyetçiliği yatmaktadır.
      Nasıl olurda sen Türkdü dersin. Arab yazdığı hikayeye arabdan çok inanan bir Türk milleti.
      Arablar islamı uyguluyamadığını ve bunu en iyi Türkler yapar, bu dinin lideri, Kalkan’ı Türklerdir demeden çekinmezmisiniz.

      Siz hiç bilmezmisiniz kuteybe bin Müslim’i ve Haccac’ı, binlerce Türk’ün boynunu vurup akan kanıyla değirmen un öğütüp, ekmek yaptırıp askerlerine yedirip, övünen komutanı.

      Binlerce Türkü artı şeklinde dizdirip boyunları vurup, bunun üzerine şiirler besteleyen Arapları.

      Türk yurtlarında cariye ve esir aldıkları kadınları ve çocukları arap ellerinde her türlü kulllandıklarını, bilmezmisiniz?
      Kısacası araplar bizden herşeyimizi aldı. Bugün adımız Türk ama içimiz arap. Hepimizin ismi dahi arap. Kültürüne bir bak komple arap. Birde sevgili Türk’üm atalarının katilleri için dünyaya karşı siper olmuş.

  3. Ahmet Kırca dedi ki:

    En büyük hayalim Orhun ve Tonyukuk anıtları ile Ötüken’ i görmek. Yaşım ilerledi ama inşallah nasip olur.

    1. Mustafa Belle dedi ki:

      Ben Sümerce bilmem. Bildiğim dört dilden biri de Arapçadır. Bu bilgilendirmeyi okuyunca bir düzeltme yapma ihtiyacı duydum. Okuduğum cümlede: “Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak” …
      Diye sözcükler kullanılmış olup: Akraad’ veya ‘Ekrâd’ Arapçada Kürdi sözcüğünün çoğul durumudur. Arapçada; Kurdi ise Kürt ırkına ait olana denir. Bu sözcükler Arapçadır.
      Uruk sözcüğü de Arapçadır.Irk sözcüğünün çoğul halidir, Irklar anlıma gelir.
      Metehan Demirkan Beye de cevap vermek isterim: Evet Muhammed Arap idi ancak Milliyetçi değil Ümmetçi idi. Milliyetçi olsaydı, İslam dinini daha kolay ve çabuk yayabilir ve tüm Arap kabileleri de ona destek verirdi.
      Yakın Tarihte, Mısırda Seyyüdül Elkutup, Abdülnasır Tarafından bir cümle yazdığı için idam edildi. Yazdığı Cümle:” Muhammed İslam Ümmeti istedi, Arap Milliyetçiliğini istemedi, Arap Milliyetçiliğini isteseydi büyük Arap İmparatorluğunu kurardı”
      Kuteyba Bin Müslim Elbahili ve El Haccac hakkında yazdıklarınız doğrudur. Büyük katliamlar yapıldı, o tarihlerdeki savaşlar ya yurt edinmek ve toprakları genişletmek ya da bir dine çağrı yapmak için yapılırdı. Unutmamak gerekir ki o tarihlerde Türkler Şamandı.

  4. Mahmut SARIKAYA dedi ki:

    Erhan Aydın’ın son Eseri Eski Türk Yer Adları kitabını da mutlaka görmelisiniz… (Bilge Kültür Sanat, Yayınevi,İstanbul, 2016). Dr. Mahmut Sarıkaya

  5. Ufuk ak dedi ki:

    Çok teşekkürler, Benimde en büyük hayalim
    Ölmeden ata topraklarımızı görmek, umarım
    Bir gün gerçekleşicek.

  6. Aziz Özçelik dedi ki:

    Gitmek için artık gün saymaya başladığım yer,hocam teşekkürler..

  7. Yalçın Tan dedi ki:

    Alman prof. Boşuna (tarihten Türk'ü kaldtr tarih diye birşey kalmaz ) dememiş. gabartigin@ttmailç com. Yalçın Tan

  8. Oğuz Buğra dedi ki:

    Ne guzel bir calisma olmus. Arastiran, derleyen ve yazan ellere saglik.

  9. Cemil Kököz dedi ki:

    Teşekkürler sayın hocam. Bu değerli çalışmayı bulup okumak hayli müşkül bir işti. Meraklılar için iyi bir fırsat oldu.

BİR YORUM YAZ