ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

Ötüken adının birinci kısmındaki ‘Ötü’ kelimesi hakkında araştırma­cılar arasında büyük ölçüde bir ittifak bulunduğu görülüyor. Buradaki ‘ötü’ bütün kaynaklarımızda, seslenmek anlamındaki Türkçe ‘öt’ kökün­den gelmekte olup, ‘rica, rica etmek, ibadet, ibadet etmek, dilek, dilekte bulunmak, hikâye, hakana sunulan dilek, arz etmek, büyüklerden bir di­lek istemek, dilemek, dua, dua etmek, hürmet etmek, takdim etmek’[75], ‘Şefâat istemek, niyaz etmek[76] anlamlarında kullanılmıştır. ‘Ötü’ kelime­sinin Gök Türk yazıtlarında[77] ve Eski Türk şiirlerinde[78] bu manada kul­lanıldığı görülüyor.

Türkçe’mizde bir vazifeyi yerine getirmek, ödemek, ifa etmek anlamla­rında bir ‘öte’ kelimesi bulunmaktadır.[79] Arapça’da din’in borç anlamına gelen ‘deyn’den gelmesi gibi, her halükârda dinî bir tabir olarak gördü­ğümüz ‘Ötüken’ adının da bu ‘öte’ kelimesiyle münasebeti düşünülebilir. Kaldı ki dinin imân ve amele dair hükümleri mükellef üzerine bir borç ve dinin icrası bu hükümleri ifa meselesidir. Bu durumda ‘Ötüken’ adında­ki ‘ötü/öte’ kelimesi, ‘dua, rica, dua etmek, rica etmek’ anlamları ile ‘öde, ödeme’ anlamlarında bir köktür.

Türkçe’mizde, fonksiyonunda genellikle fiil kök ve gövdelerinden ‘kuv­vetli bir aşırılık’ sıfatları ile ‘Tanrı sıfatları’ türeten ve kendisinden önceki kelimenin ses durumuna göre Gan/gen>kan/ken eki durumunu alabi­len işlek bir ek vardır. XI. asır müellifimiz Yusuf Has Hacib;

“Bayat atı birle sözüg başladım
törütgen igidgen keçürgen idim”[80] diyor.

Yusuf Has Hacib’in çağdaşı Kaşgarlı da eserinde ‘gan/gen’ eki ile ya­pılmış çok sayıda sıfat örnekleri veriyor.[81] ‘Gan/gen’ ve g/k>0 ses değiş­mesi kuralına göre ‘ken/kan’ ile yapılmış olan bu sıfatların çoğunun bi­rer birer Tanrı’nın sinonimleri olduğu görülüyor.

Orhun0051

Erhan Aydın’dan çok önceleri Türkolog Nikolai Poppe, ‘Ötüken’ adının Moğolca’da yer ilâhesi manâsına geldiğini iddia etmişti.[82] Moğolların Gizli Tarihi adlı eserde Cengiz Han’ın sözleri arasında ‘anamız Etugen[83] sözü geçiyor. B. Ögel’e göre, Moğolların Gizli Tarihi’nde Cengiz Han’ın sözleri arasında geçen bu ‘Etugen ana’nın Gök Türklerin mukaddes yeri sayılan ‘Ötügen’le ilgili olması çok muhtemeldir.[84] ‘Etugen’, ‘Ütigin’ veya ‘İtügen’ Moğollarda bir yer tanrıçasıdır. Çin’de Shang sülâlesi sonlarına doğru kuzey tesirli bir Toprak ana ilâhesinden söz ediliyor.[85] Eski toplumlarda aile reisinin adı ile mitolojik ana ve yerin adı aynıdır.[86] ‘Ötügen Kutu’nun çok uzun zamandır Türkler ve Moğollar için müşterek mukaddes bölge ve vatanı koruyan ruh-tanrının bulunduğu yer sayıldığı görülür. Hattâ, bazı araştırmacılara göre, ‘ötüken’ kelimesi ‘Od ana’ (ateş ana) kelimesi­nin değişik varyantı veya tercümesidir.[87]

Cengiz Moğollarının kökleri Alan-Kova adlı bir kadın-ata’ya dayanır.[88] Moğollardaki ‘Etugen ana’, ana tanrıça tasavvurunun ana etrafındaki aile düzenin bir görünümüdür. Moğollar Cengiz çağında bile ana ailesi­nin özelliklerini taşıyorlardı. Bunlarda ‘ana ata’ anlayışı egemen olup aile yapısında büyük bir rol oynamıştır. Halbuki Türklerde Hunlar çağın­da bile ana ailesinin en küçük bir izine rastlanmıyor.[89] Türklerde hiçbir kavmin dişicil isim taşımamış olması, Türk izdivaç şeklinin ‘exogamy’ ve aile yapısının kadim zamandan beri ‘pederi aile’ olduğunu gösterir. Kaş­garlı Gök Türklerin selefleri olan Tobalar (Tabgaç) konusunda çok tered­dütlüdür. Şöyle diyor; “Tavgaç: Türklerden bir bölüktür. Bu diyarda otu­rurlar; bu sözden alınarak, bunlara ‘Tat Tavgaç’ denir, ‘Uygur’ demektir; ‘Tat’tır, ‘Çinlidir. Bu ‘Tavgaç’tır.” “Tat Tavgaç; bu sözdeki ‘Tat’ kelimesin­den ‘Farslılar’, Tavgaç’ kelimesinden de ‘Türkler’ murad edilir”.[90] W. Eber­hard da Tobalar, “H’yung-nu boyundan bir kısımdır. H’yen-bi’lerden türemişlerdir. Bir Çin erkeği ile bir Hun kadınının evlenmesiyle üremişlerdir, fakat H’yung-nularda ana egemenliği mevcut olduğundan Çinli sayılmaz­lar’”[91] diyor. Müellif bir makalesinde de; “Toba’ların 119 kabilesini teşkil edenler Türklerden ve Moğollardan meydana gelmiş melezler değilseler bi­le içlerine Moğol kanı karışmış Türk olduklarından eminiz’”[92] diyor. Ger­çekte, Hunlar devrinde kuzeyde kurulan Siyenpi sülâlesi idaresindeki Proto-Moğollar ve Türkler din ve kültür bakımından Hunlardan farksız­dır. Eski çağlarda Çin’in kuzeyi baştan başa Türk ve Moğol kavimleri ta­rafından kuşatılmıştır.[93] W. Eberhard’ın dediğine göre; eski devirde Türk ve Moğol kavimlerinin kültürleri tabiatıyla aynı olmadığı halde bugünkü mevcut malzemenin yardımıyla neyin Moğol, neyin de Türk olduğunu anlayabilmek kolay değildir.[94]

Orhun0061

Bazı Altay kavimlerinin destanlarında tabiatın dış yüzü kişiselleştiril­miş ve bir kadın gibi tasavvur edilmiştir. Bu kavimlerde, otları yolmanın büyük günah olduğuna inanırlardı. Çünkü, onlara göre, yeryüzü, otlar yolunurken, tıpkı saçları ya da sakalı yolunan bir insan gibi acı çekerdi.[95] Altay ve Buret karışımı bir ‘ateş duası’nda “Sen, ‘anamız Ötüken’ eteklerinden (ayağından) ortaya çıkmışsın” denir.[96] ‘Ötüken anamız’ anla­yışı, Şamanizm’in henüz yozlaşmadan önceki, temel bir düşünce olmalı­dır. Nitekim, ateş için yapılan dualarda, “Göğün yerden ayrıldığı zaman doğmuşsun! Sen anamız” Ötüken ayağından, ortaya çıkmışsın!…” denir. Bu düşünce gücünü, “Ebedî Gök Tanrı ve altın yüzlü Yer-su, Ötüken” anlayışından kaynağını alıyordu. Kutlu Ötüken veya Altay dağlarının ana, ata veya kayın baba oluşları, oldukça eski çağlardan gelen seslerdir. ‘Toprak ana’ derken, yalnız Orta Doğu düşünceleri yansıtılmıyordur. Bu söz çok eski Türk düşünce ve inanışlarını da içinde topluyordu.[97] Kara Hanlılarda hakan soyundan olan kadınlara ‘Tarım’, soylu kadınlara ‘Altun Tarım’ denirdi.[98] Burada toprağın bitirgenliği ile kadının doğurganlığı özdeşleştirilmişti.[99] Bu satırlar da herhalde ‘Ana-vatan’ın bir bucağından bahsediyor. Diğer yandan, Türk tefekküründe, insan ruhu (eski Türkçe’­de öz) ile vücudu (et-öz) bir çift teşkil ederek, biri semavî diğeri toprağa bağlı addediliyordu. Erkeklerde semavî öz, kadınlarda toprak unsuru ha­kim sayılıyordu.[100]

Sonuçta Moğolların Gizli Tarihi adlı eser XIII. asrın ilk yarısı sonların­da yazıldığına göre Moğolların ‘Etugen ana’sının Türklerin kadim kutsal başkenti ‘Ötüken’ ile bir ilgisi olmamalıdır. Diplomat ve tüccarların ziyaretgâhları olan Hakan ve Yabguların karargâhları zamanına göre birer kültür merkezi işlevi görmüştür. Buraları sürekli yabancı kültürlerin tesirlerine açık bulunmuş, kültürlerin karışma alanı veya bir ‘diffusion’ bölgesi olmuştur. Türklerde bilinen toprak tanrıçası olmadığına göre, Moğolların toprak tanrıçası ‘Etugen’ ile Ötüken’in bir ilgisi yoktur. Ateşin mucidi ve ocağın reisi Türklerde erkek olduğuna göre[101] Ötüken’in, Moğollarda kadın Şaman anlamına gelen ‘idugan/idugen’ ile bir ilgisi bulunmamaktadır. Eski Çin kaynaklarının dediğine göre Kırgızlar, sihirbaz­larına ‘Gan’ diyorlardı.[102] Bunun ‘Kam’ demek olduğu muhakkaktır. ‘Od’ bütün Türk dili şubelerinden ‘ateş’ anlamında bir kelimedir. Od-gan, ‘ateşin sahibi’ demek olup, Türkçe ‘y+alavaç’ ile aynıdır. Bu bakımdan ‘od-gan>ud-gan, oda-gan>uda-gan’ müennes değil, müzekker olmalıdır. Anlaşılıyor ki, Ötüken bölgesi çok sonraları, Moğol tesiri ile bir Tanrıça itibar edilmiş, Moğolların ‘Etugen’i ile Ötüken adı örtüştürülmüştür.[103]

***

Ötüken adının Moğolların ‘Etugen’i ile bir ilgisi olmadığına göre, bu adın manası ve menşeî nedir sorusu ortaya çıkmaktadır. Gök Türkler[104] ve Uygurlar, sığınak, kale ve şehirlere ‘balık’ diyorlardı.[105] Kâşgarlı, ‘ba­lık’ kelimesinin eskiliğine ve kendi devrinde ancak Uygurlarca kullanıldı­ğına işâret eder. Balık kelimesi ‘çamur, çamurlu yer, bataklık’[106] anlamı­na geldiği gibi ‘yara, yaralı’[107] anlamına dahi gelirdi. Şehirlere çamur an­lamına gelen ‘balığ’ denilmesi herhalde şehirleri oluşturan evlerin inşa­sında daha çok çamurdan, ‘kerpiç kipi’[108] denilen kalıpla yapılan ‘ker­piç’[109] ile tuğla ve kiremit anlamındaki ‘pışıg kerpiç’[110] kullanılmış olma­sıyla ilgiliydi. Nitekim Çinliler VII. asırdan önce Taşkend şehrini ‘Che’ adı ile anıyorlarmış ki, bu ‘Che’ Çin dilinde ‘taş’ demekmiş.[111] Bu ad sonraki ‘Taş Şehir’[112] anlamındaki Türkçe ‘Taş-kend’ adıyla birleşmiştir.[113] Bazı araştırmacılar ‘ötüg’ kelimesinin de eski Türkçe’de ‘bataklık’ yer anlamı­na geldiğini söylemişlerdir.[114]

Türklerin tarihte en sıkı ilişki içinde bulunduğu milletlerden biri Soğdlar (Sogdak bodun)dır. Soğdlular Ak Hunların yıkılmasından sonra Gök Türk devletinin tebaası oldular. Bunlar daha erken zamanlarda Or­ta Asya’nın değişik yerlerinde şehirler kurarak oralara yerleşmişlerdi. Gök Türk çağında bilhassa şehirlerinde oturanlar Soğdlardı ve sayıları da Türklerden fazlaydı.[115] Soğdlu bürokratlar ilk zamanlarında Gök Türk kağanlarına müşavirlik etmişlerdi.[116] I. Gök Türk Kağanlığı döneminde 582 yılında, Moğolistan’da Arhangay Aymag’ın Bayrı Tsagaan Gol (Kutsal Beyaz Göl) bölgesinde dikilmiş olup, üç yüzü Soğd harfleriyle, bir yüzü de Brâhmî harfleriyle yazılmış olan Bugut yazıtı[117] ile daha sonra yine Moğolistan’da bu defa Gov-Altay bölgesinin yaklaşık 50 km güneydoğu­sunda Çandmani ilçesi sınırları içindeki Şaahar tepesindeki yazıt[118] bu kültür temasında Soğd dilinin Türk diline galibiyetine delil teşkil etmiştir.[119] Bu bakımdan Ötüken adının manasının çözümünde Soğd dili bize yardımcı olacaktır. Gök Türkler döneminde Türkler, kentler kurup yerle­şik yaşama geçmeye başlamakla birlikte, bir şehrin mekân organizasyo­nunu tanımlayabilecek ya da kurgulayabilecek düzeyde yerleşik yaşam kültürüne ulaşamamıştır. Bunun için Türk hakanları ordularının ve kentlerinin inşasını Soğd asıllı mimar ve sanatkârlara havale etmişlerdi.[120] Orta Asya Türk toplumunda tarımsal üretim faaliyetleri ve özel mülkiyet sahipliği gibi örgütlenmiş yerleşik yaşam düzenini gerçekleştir­miş olan Uygurların dahi şehir kurma işini Soğdlu ve Çinli mimar ve sa­natkârlara havale ettiği görülmektedir.[121] Ancak daha sonraki Uygur şe­hir ve konutları genellikle Çin mimarî tarzını göstermektedir.[122]

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 15 YORUM
  1. 3 numarali kitabimdan: http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Bu Gezegende ve Tarihin Hiç Bir Diliminde
    Akraad, Ekrâd, Kurdi, Kürt, veya Kûrd
    Diye Bir Millet veya Irk Olmamıştır.

    Günümüzde de kendilerine Kürt diyen, ayrı bir ırk veya milletmiş gibi ayrıcalık yapanlar Sümer’in yok olma dönemlerine rastlayan tabletlerde de açıkça yazıldığı gibi; Kürtler; öz ve kandaş, aynı DNA zincirinden devam edegelen Kenger Türkleridir.

    Kürt, Ekrâd, Akraad, Kurdi veya Kûrd sözcüğü Sümer’de Kengerlerin bir sülale yani aile adıdır, ayrı bir ırk veya millet değildir…

    Sadece sülale, yani aile unvanı Akraad veya Ekrâd veya Kurdi veya Kûrd sözcüğü ile Sümer’de yaşamış, ayrı bir ırk veya millet değil, Kengerlerin bir boyu (kolu) olan Türklerdir.
    Kurdi veya Kûrd sözcükleri de Babil’iler zamanında bu telaffuzla anıldı. Kenger-Sümer dilinde orijinal telaffuzu Akraad veya Ekrâd dır.

    Günümüzde de Selçuklular, Oğuz boyları, Başkurtlar, Karahanlılar veya Kırgızlar, Türkmenler vb. gibi unvanlarla asırlarca, aile unvan isimleriyle yaşamış insanlar Türk milletinin fertleridir, başka bir millet veya IRK değildirler…

    Yörükler; bu sözcük Sümerce URUK kelimesinden gelir ve anlamı kabile, aile, sülale demektir; Yörükler de Türk milletinin fertleridir.

    Kenger-Sümer lisanında; Akraad veya Ekrâd, Babil dillerinde Kurdi veya Kûrd sözcüklerinin anlamı ‘çadır sakini, çadırda yaşayan’ (*) demektir. Akraad, Ekrâd, Kurdi veya Kûrd Türk halklarına ait bir aile ismidir ve organik Türk boyudur.

    Bu tarihi tespitimi, günümüzde de kendilerini farklı bir ırk zan edenler, yabancıların hazırladığı ithal edilmiş ve kirletilmiş tarihlerle eğitildikleri için bilmezler, bilemezler. Çünkü beyinleri yıkanarak kullanılmaktadırlar…

    Uluslararası Gen Bankası bu detayları çok iyi bilmektedir. Vatanımdaysa bunun bilimsel tabandan başlayıp araştırmayanların karanlık amaçlarını her AKIL sahibi insan sorgulamalıdır. Kardeşi kardeşe kırdırmaktadırlar.

    Bu ve sayısız benzeri nedenlerdir ki “Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve Yönetilen Zavallılar!” tanımını kullanmak zorunda kaldım… Bu çalışmamın net kanıtı DNA soy araştırma ve GEN haritasıyla açığa çıkacaktır. Bu, genetik bilimcilerin, devletin en asli ödevi olmalıdır…

    Kürt sözcüğünün orijinal telaffuzu ‘Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak Kengerlerin kurduğu yüksek medeniyet Sümer’in son dönemlerinde görülen Türk oğlu Türklerdir.

    M.S 12nici Y. Yıla kadar da tarihin hiç bir sahnesinde görülmediler ve derme çatma, devşirme dillerinde gramer ve kural da yoktur. Günümüzde konuştukları dilleri de içinden çıkılamaz karmaşalarla doludur. Tarihin hiç bir diliminde herhangi bir birlikteliği temsil eden bayrakları da olmamıştır; çünkü, insanlığın ATASI büyük Türk ulusunun bir kolu olup Türkoğlu Türklerdir.

    Bu tespitimi DNA soy ve GEN haritası araştırmalarından sonra ayrı bir kitapta tarihi belgeler, kanıtlılar ve bilimsel detaylarıyla yazacağım.

    (*) Asya’da yaşamış bütün Türk urukları (boyları) GENELLİKLE YEDİ (7) DİREKLİ , nadiren dört direkle yapılmış çadırlarda yani otağlarda (otak da denir) yaşadılar. Birkaç direkli, uzun bölümlü çadırlara “oba”, gölgelenmek için gündüzleri kullanılan çadıra da “günlük” ismi verilmiştir. Yuvarlak ve tavanları kubbeli çadırlara “yurt”, pencerelerine “tünlük” denir. Develerin konulduğu çadırlara da “kaytaban” denilmiştir.
    Sümer’i tesis etmiş olan Kenger Türkleri de tarihilerinde asla çadırdan (Otağ) başka bir yerde yaşamadılar. Asla sabit yerleşke olarak bina veya ev yapmadılar… M.O 1. Y Yılda Semerkant ve Buhara ve yörelerinde eğitim amaçlı kerpiç evler yapıldığını öğreniyoruz.

    1. Merve dedi ki:

      http://www.quran-incil-tevrat.com sitesi size mi ait?BUHARALI TURK siz misiniz

  2. http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Ön Türk Kenger Uruk’unun Kurduğu Sümer
    Hakkında Kısaca;

    Yüce ALLAH’IN kulu ve elçisi, insanlık tarihindeki en görkemli devrimleri yapmış, acımasız ferdi zenginliği, toplumunu zengin ve güçlü millet yapma hedefine SALAT kuralıyla getirmiş Kureyşli Hz. Muhammed, Kengerlerin tesis ettiği Sümer’de kutsal bölge olan Kutha’dan Arabistan’a göç etmiş Haşimoğluları ailesinden gelen Türk oğlu Türk’tür.

    1. Metehan Demirkan dedi ki:

      Bu arabın Türklere yaptığını ne çabuk unuttunuz. Şimdide Arapların liderlerini bize Türk diye yutturucaksın. Muhammed arabtır ve arablığıyla övünür. Tesis ettiği dinin özünde ümmet ve altında arab kültürü ve milliyetçiliği yatmaktadır.
      Nasıl olurda sen Türkdü dersin. Arab yazdığı hikayeye arabdan çok inanan bir Türk milleti.
      Arablar islamı uyguluyamadığını ve bunu en iyi Türkler yapar, bu dinin lideri, Kalkan’ı Türklerdir demeden çekinmezmisiniz.

      Siz hiç bilmezmisiniz kuteybe bin Müslim’i ve Haccac’ı, binlerce Türk’ün boynunu vurup akan kanıyla değirmen un öğütüp, ekmek yaptırıp askerlerine yedirip, övünen komutanı.

      Binlerce Türkü artı şeklinde dizdirip boyunları vurup, bunun üzerine şiirler besteleyen Arapları.

      Türk yurtlarında cariye ve esir aldıkları kadınları ve çocukları arap ellerinde her türlü kulllandıklarını, bilmezmisiniz?
      Kısacası araplar bizden herşeyimizi aldı. Bugün adımız Türk ama içimiz arap. Hepimizin ismi dahi arap. Kültürüne bir bak komple arap. Birde sevgili Türk’üm atalarının katilleri için dünyaya karşı siper olmuş.

  3. Ahmet Kırca dedi ki:

    En büyük hayalim Orhun ve Tonyukuk anıtları ile Ötüken’ i görmek. Yaşım ilerledi ama inşallah nasip olur.

    1. Mustafa Belle dedi ki:

      Ben Sümerce bilmem. Bildiğim dört dilden biri de Arapçadır. Bu bilgilendirmeyi okuyunca bir düzeltme yapma ihtiyacı duydum. Okuduğum cümlede: “Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak” …
      Diye sözcükler kullanılmış olup: Akraad’ veya ‘Ekrâd’ Arapçada Kürdi sözcüğünün çoğul durumudur. Arapçada; Kurdi ise Kürt ırkına ait olana denir. Bu sözcükler Arapçadır.
      Uruk sözcüğü de Arapçadır.Irk sözcüğünün çoğul halidir, Irklar anlıma gelir.
      Metehan Demirkan Beye de cevap vermek isterim: Evet Muhammed Arap idi ancak Milliyetçi değil Ümmetçi idi. Milliyetçi olsaydı, İslam dinini daha kolay ve çabuk yayabilir ve tüm Arap kabileleri de ona destek verirdi.
      Yakın Tarihte, Mısırda Seyyüdül Elkutup, Abdülnasır Tarafından bir cümle yazdığı için idam edildi. Yazdığı Cümle:” Muhammed İslam Ümmeti istedi, Arap Milliyetçiliğini istemedi, Arap Milliyetçiliğini isteseydi büyük Arap İmparatorluğunu kurardı”
      Kuteyba Bin Müslim Elbahili ve El Haccac hakkında yazdıklarınız doğrudur. Büyük katliamlar yapıldı, o tarihlerdeki savaşlar ya yurt edinmek ve toprakları genişletmek ya da bir dine çağrı yapmak için yapılırdı. Unutmamak gerekir ki o tarihlerde Türkler Şamandı.

  4. Mahmut SARIKAYA dedi ki:

    Erhan Aydın’ın son Eseri Eski Türk Yer Adları kitabını da mutlaka görmelisiniz… (Bilge Kültür Sanat, Yayınevi,İstanbul, 2016). Dr. Mahmut Sarıkaya

  5. Ufuk ak dedi ki:

    Çok teşekkürler, Benimde en büyük hayalim
    Ölmeden ata topraklarımızı görmek, umarım
    Bir gün gerçekleşicek.

  6. Aziz Özçelik dedi ki:

    Gitmek için artık gün saymaya başladığım yer,hocam teşekkürler..

  7. Yalçın Tan dedi ki:

    Alman prof. Boşuna (tarihten Türk'ü kaldtr tarih diye birşey kalmaz ) dememiş. gabartigin@ttmailç com. Yalçın Tan

  8. Oğuz Buğra dedi ki:

    Ne guzel bir calisma olmus. Arastiran, derleyen ve yazan ellere saglik.

  9. Cemil Kököz dedi ki:

    Teşekkürler sayın hocam. Bu değerli çalışmayı bulup okumak hayli müşkül bir işti. Meraklılar için iyi bir fırsat oldu.

BİR YORUM YAZ