ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

ÖTÜKEN VE ÖTÜKEN ADI ÜZERİNE

Eski Çin kaynaklarına göre, yirmi dört Hun kabilesinin başkanı, yılın beşinci ayında Lunk-Çenk şehrinde toplanarak, Gök-Tanrı’ya, Yer ve Su­lara kurban veriyorlardı.[38] Güney Hunlarının başkent ve mukaddes bir merkez mahiyetinde inşa ettikleri Kut-lang şehri bugünkü Kansu’nun Li-ang-chou mıntıkasında bulunuyordu. Bir dörtgen şeklindeki bu şehrin doğu-batı mihveri kuzey-güney mihverinden daha uzundu. Hunlar Kut-lang’da, yer mabudu sayılan ejdere ibadet ederlermiş. Hunların ve Türklerin yer ve gök mabudu sıfatı ile ejder ibadeti hem Kut-lang’da hem de Orhun Bölgesi’ndeki başkentte, mevsimlerin değiştiği devirlerde, bilhas­sa yaz başlangıcında yer alırmış.[39] Hunlardan sonra Türk Devletinin ba­şına geçen Tabgaç sülalesi zamanında da bu inançlar devam ettirilmiş, onlar da baharın ilk ayında kutsal Atalar Mezarlığında Gök Tengri’ye kurbanlar sunmuşlardı. Onlar kurbandan sonra kayın ağaçları dikerler, böylece kutlu ormanlar meydana gelirdi. Çin kaynaklarının dediğine gö­re, Gök Türk asilzâdeleri, her yıl atalarının çıktıkları mağaraya gidip tak­dis merasimi yapıyorlardı. Bundan başka halk, yılın beşinci ayının yir­misinde Ötüken’e giderek Semânın ruhuna ibadet ediyordu. Erken Çin kaynaklarından gelen haberler Türklerin ruhlara inandıklarını ve büyü­cüleri saydıklarını haber veriyor.[40] Sonuçta başkentleri kutlu Ötüken olan Gök Türkler, tıpkı kendilerinden önceki Türkler gibi, Kutlu Atalar Mezarlığında da kurban keserlerdi.[41] Bu dinî törenleri ‘baş-rahip’ duru­munda olan kağan kendisi yönetirdi. Devlet ile din işleri reisliği birbirin­den ayrılmamıştı.[42] Hunlarda bile en büyük rahibin devlet reisleri olduğu anlaşılıyor.[43]

Türk mitolojik tasavvuruna göre, yaratılış ve sonun dünyanın merke­zinde gerçekleşmesi, kutsallığın dışa vurulmasıyla bağlantılıdır. Merke­zin en yüksek değerlere sahip olması da yaratılışın ve başlangıç noktası­nın orada olmasındandır. Türk cihan devletinin başkentinin Ötüken ola­rak belirlenmesi de kutsal merkez anlayışına dayanmıştır. Ancak kutsal merkezin zamanla taşınması, yani başka bölgelere götürülmesi de pekalâ mümkündür.[44] Abakan nehrinin sol tarafındaki ‘Tiy’ (Tüü) çayı sahi­linde meskûn olan Beltirler, Tanrı’ya kurban sunulan dağa bir kadının ayak basması sonrasında, kurban sunma vazifesini diğer bir dağda yap­maya başlamışlar, önceki dağın fonksiyonunu bu dağa icra etmişlerdi.[45]

XI. asır müelliflerinden ve Isığ Göl muhitinden Balasagunlu Yusuf Has Hacib, eski devrin büyüklerinden pek çok vecizeler, tavsiyeler ve na­sihatler naklediliyor. Bunlar arasında Peygambere isnat edilen hadis ve ünlü İslâm ahlâkçılarından, mutasavvıflarından vecizelere rastlanmıyor.

Nakledilen vecize ve nasihatlerin hepsi Türk büyükleri, beyleri, hekimleri ve kumandanlarının sözleridir. Kendilerinden öğüt nakledilen bu Türk büyüklerinin Müslümanlıkları şüphelidir. Türklerin İslâmiyet’i kabulün­den sonra ve Orhun çevresinden çok uzaklarda yazılan Kutadgu Bilig’de ‘Ötüken’ beyinin hikmetli sözleri örnek olarak naklediliyor.

“Negü tir eşitgil Ötüken begi,
Sınap sözlemiş sözni yetrüp ögi”[46]

“İdi yakşı aymış Ötüken begi
Tilin tutzu birmiş sanga söz yigi”[47]

Orhun0021

Yusuf Has Hacib’in Ötüken beylerinden naklettiği hikmetli sözler Kül Tigin’e mi, Bilge Kağan’a mı, Tonyukuk’a veya belki de Böğü Kağan’a mı aittir bu bilinmez. Fakat bu sözler bir Kırgız beyine veya bir Moğol hanı­na ait değildir. Ötüken geleneklerinin ve buraya hakim olanların hikmet­li sözlerinin XI. asırda çok uzaklarda uzun müddet devam etmesi mani­dardır. Yusuf Has Hacib’in çağdaşı olan ve eserini Bağdad’da yazan Kaşgarlı Mahmut da, Ötüken’i biliyordu. Orhun Abideleri yazılırken Türk hakanının ordugâhı olan ‘Ötüken’ onun çağında, ‘Tatar bozkırlarında Uy­gurların memleketine yakın bir yerde’ bulunuyordu.[48]

Yaşam, yerin rahminden bir çıkış, ölüm ise ‘yuvaya’ dönüştür. Vatan toprağına gömülme isteği kendi toprağına duyulan mistik aşkın, kendi öz yuvasına dönme ihtiyacının kutsal olmayan bir biçimidir.[49] Ergenekon ile örtüşen Ötüken’i atalarımız geçmişte niçin öyle görmesinler ve neden burasını baba ocağı, ana kucağı olarak görmesinler? İşte bundan dolayı Ötüken’in kutsiyetinin bilincinde olan Bilge Kağan, kardeşi Köl Tigin adı­na bu coğrafyada anıt mezar külliyesi inşa ettirmiş, yazıtını da buraya diktirmişti.[50] Gök Türklerin ‘ıduk’ ‘yer-sub’ (mukaddes yer-su) ile ifade ettikleri mefhum hem koruyucu ruhlar hem de vatandır. ‘Eçümiz apamız tutmış yer-sub’ = (atalarımızın idare ettiği yer-su) cümlesindeki yer-su vatan kültü olan yer-su’dur. Kült olan bu vatan ‘yer-suy’u, Ötüken ve ‘Budın inli’ dağları ile ormanları temsil ediyordu.[51] Çin’in ortasında Wei Irmağının kuzeyinde Yün-Yang’daki Kan-ch mabedinde Hunların göğe kurban verdikleri altın heykelin M.Ö. 124-119 yıllarındaki Türk-Çin sa­vaşlarında General Ho-Chü-P’ing tarafından ele geçirilmesi Çin hüküme­ti tarafından büyük bir başarı olarak değerlendirilmiş, Türkler için ise fe­lâket yıllarının başlangıcına işaret sayılmıştı.[52] Çünkü kutsal merkezin korunması, kutsal zamanın ve mekânın Tanrı himayesinde olması, Türk düşüncesinin en belirgin özelliğidir.[53] Ötüken bölgesini ele geçiremeyen ve başkentini burada kuramayan bir devlet, büyük bir teşekkül veya imparatorluk sayılmazdı.[54] Eski Türk tefekküründe bir devletin kuruluşu­nun zaman ve mekânın yenilenmesi olması Gök-Türk yazıtlarında da gö­rülüyor. Yazıtlarda zamanın ve kâinâtın başlangıcı Gök-Türk devletinin kuruluşu ile başlatılmakta; “Üze kük tengri asra yağız yir kılındıkda ikin ara kişi oğlı kılınmış, kişi oğlında üze eçüm apam Bumın Kağan İstemi Kağan olurmış”[55] denilmektedir. Burada aynı zamanda cihan şümûl bir ha­kimiyet ve devlet anlayışının ifadesi vardır. Ancak bu cihan şümûl devle­tin muayyen coğrafî hudutta tahakkuk ettirilmesi de icap ederdi. Bu hu­dutların merkezini Orhun havzasındaki mukaddes Ötüken Yış teşkil ediyordu.[56]

Kutsiyeti bakımından üç hak din için Kûdüs, Müslümanlarca Mekke ne ise Doğu Türk elinin Ötüken’i de odur. Birçok araştırmacı eskiden be­ri, “Şamanizm’de bir peygamber ya da kutsal bir kitap olmadığı için, Kam­lar toplum içinde sivrilmiş ve statü olarak önemli bir yer edinmişlerdir”[57] iddiasında bulunur. Ancak İslâmiyet’ten çok önceleri Türkler, müntesip olduğu bir hak dinin farzlarından olmak üzere Ötüken’de hac, Tamug Iduk Baş’ta kurban vazifesini ifa etmişlerdi.[58]

Orhun0031

Kaşgarlı, biri Buharalı, diğeri Nişaburlu sözüne güvenilir iki âlimi de­lil göstererek bir olay anlatır ve bir hadis nakleder: “Peygamberimiz, kı­yamet belgelerini, âhır zaman karışıklıklarını ve Oğuz Türklerin ortaya çıkacaklarını söylediği sırada ‘Türklerin dilini öğreniniz; çünkü onlar için uzun sürecek egemenlik vardır’[59] buyurmuş. Müellifimiz Kaşgarlı’nın ‘ad olarak Türk adını Ulu Tanrı vermiştir’ dedikten sonra, ravî silsilesiyle bir­likte, Yüce Tanrı “benim bir ordum vardır, ona ‘Türk’ adı verdim, onları doğuya yerleştirdim. Bir ulusa kızarsam Türkleri, o ulus üzerine musallat kılarım” şeklinde bir Hadis-i Kudsî naklediyor.[60] Allah’ın ve son resûlünün övdüğü Türklere, tebliğci olarak peygamber ve ilâhi hükümleri içe­ren bir kitap gönderilmiş olduğunun kabulü aklın ve İslâm itikadının bir gereğidir. Uzak olmayan bir gelecekte araştırıcıların çalışmalarının so­nuçları bu keyfiyeti tespit ve bu satırların beyanını teyit edeceğinden şüphe yoktur. Oğuz Kağan’ın bir Türk peygamberi olabileceği yönünde ciddi görüşler ileri sürülmüştür.[61] Dede Korkut’un da bir Türk peygam­beri olabileceği yönünde eskiden beri görüşler vardır.[62] Balasagun dağla­rındaki zaviyesinde yaşayan, henüz Müslüman olmamış Kulbak adlı ehl­i kerâmet bir Türk zahidinden bahsedilir.[63] Türk tefekküründe hakanla­rın gökte doğması[64] ve hakanlık görevini yedi veya dokuz kat gökte alması[65] ile, imam efendinin Cuma ve bayram hutbesini irât ettiği mahâllin dokuz basamaklı olması ve bu mahâlle dokuz tedbir ile çıkılması, ibret nazarıyla bakınca İslâmiyet öncesi Türk Dinine dair çok şeyler düşündü­rüyor. Bu bakımdan rahmetli hocamız Bahaeddin Ögel’in dediği gibi; “Türkler hiçbir zaman İslâmiyet’i aynen alamamışlar ve onu ancak kendi hislerinde yoğurarak kendilerine benzetmişlerdir”.[66] Anlaşılıyor ki, Türklerin İslâmiyet öncesi tabi oldukları gerçek Türk Dininin imân ve ibadet esasları aslında İslâmiyet’in tebliğ ettiği imân ve ibâdet esaslarından çok da farklı değildir.[67] Bu sebeple Türklerin Türkistan’da ilk İslâm fetihleri­ne karşı çetin mücadelesinin gerçek sebebi kuşkusuz İslâm dinine bir mukavemet değil, Orta Asya’da hakimiyeti elde tutmak ve fatihlerin gani­met hırsına karşı koymak için Arap devletine karşı gösterilmiştir. V.V. Barthold, Arapların Türklerle olan temasları konusunda; ‘hiç şüphesiz fatihlerin hareketlerinin tek sürükleyici gücü ganimet ve şeref arzusu olup umumiyetle hem onların ve hem de memleketin müdaflerinin nazarında dinin önemi azdı’[68] diyor.

Şimdiye kadar yapılan çalışmalar sonucunda Ötüken’in ifade ettiği coğrafya, burasının Türkler ve diğer Orta Asya halkları için kutsiyeti ve bu kutsiyetin sebepleri hakkında ittifak sağlanmış, bu konuda ciddi bir tereddüt kalmamıştır. Ancak bu adın ne manaya geldiği konusundaki tartışmalar henüz sürmekte olup tatmin edici bir sonuca ulaştırılmış de­ğildir.

Saadettin Gömeç’e göre, Ötüken adı en azından ifade ettiği coğrafya­nın genişliği kadar geniş bir mana ifade etmiş olmalıdır.[69] Ötüken adı hakkında görüş beyan eden Fuzuli Bayat, “Ötüken kelimesinin etimoloji­sini genellikle dua, talep, istek anlamını karşılayan ‘öt’ köküne bağlamak daha çok kabul görmüştür’”[70] dedikten sonra, “Ötüken sözündeki gan/ken eki Ülgen adındaki ‘gen’ eki ile aynı kozmogonik semantik işlevlidir. Nitekim, ilâhî menşe, kutsallık, töz anlamları bildiren ‘gan/ken eki ile ilgilidir. Gan/gen eki ilk başlarda akrabalık paradigması olan ‘ka’ kökünden türetebilirdi”[71] di­yor. Ancak bu durumda, mahlûk ile hâlık, yer değiştirmiş olmaktadır.

Orhun0041

Ötüken’in yeri konusundaki en yeni çalışmayı yapmış olan Erhan Ay­dın aynı çalışmasında bu adın etimolojisi ile ilgili olarak; “Kadın şaman’ anlamına gelen idugan/idugen’in, Ötüken adı ile ilgili olması gerekir. Ger­çekten +kAn ekinin günümüz Moğolca’sında dişilik yapmada da kullanılı­yor olması önemli bir veridir” dedikten sonra; “Ötüken adının ‘ötü’ taba­nından, fiilden ad yapan +g ve addan ad yapan +kan (Mo.?) ekiyle kurul­duğu ve Kadırkan ile Tenrikan’deki +kan’ın aynı ek olduğu ve nihayet Mo­ğolca ‘kadın şaman’ anlamındaki idugan/ idugen’in de Ötüken kelimesiyle ilgili olduğu’”[72] önerisinde bulunmuştur. Bir başka araştırmacı Osman Karatay, ‘Ötüken Yış’ adlı makalesine[73] yaptığı ilâvede “Eski kaynaklarda Ötüken dışında başka yerler için de ‘yış’ kullanılır. Bahsedilen çalışma­mızda, kelimenin esas anlamını tespitte bize en fazla yardımcı olan da bu anlam çeşnisi olmuştur. Bizim sonuçlarımıza göre, Ötüken özelinde bu ke­lime ‘memleket’ anlamıyla kullanılmıştır”’[74] diyor. Görüldüğü üzere Ötüken adının manası hakkında çeşitli görüşler ileri sürülmüş olmakla be­raber, bu konuda henüz ittifak sağlanmış değildir.

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 15 YORUM
  1. 3 numarali kitabimdan: http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Bu Gezegende ve Tarihin Hiç Bir Diliminde
    Akraad, Ekrâd, Kurdi, Kürt, veya Kûrd
    Diye Bir Millet veya Irk Olmamıştır.

    Günümüzde de kendilerine Kürt diyen, ayrı bir ırk veya milletmiş gibi ayrıcalık yapanlar Sümer’in yok olma dönemlerine rastlayan tabletlerde de açıkça yazıldığı gibi; Kürtler; öz ve kandaş, aynı DNA zincirinden devam edegelen Kenger Türkleridir.

    Kürt, Ekrâd, Akraad, Kurdi veya Kûrd sözcüğü Sümer’de Kengerlerin bir sülale yani aile adıdır, ayrı bir ırk veya millet değildir…

    Sadece sülale, yani aile unvanı Akraad veya Ekrâd veya Kurdi veya Kûrd sözcüğü ile Sümer’de yaşamış, ayrı bir ırk veya millet değil, Kengerlerin bir boyu (kolu) olan Türklerdir.
    Kurdi veya Kûrd sözcükleri de Babil’iler zamanında bu telaffuzla anıldı. Kenger-Sümer dilinde orijinal telaffuzu Akraad veya Ekrâd dır.

    Günümüzde de Selçuklular, Oğuz boyları, Başkurtlar, Karahanlılar veya Kırgızlar, Türkmenler vb. gibi unvanlarla asırlarca, aile unvan isimleriyle yaşamış insanlar Türk milletinin fertleridir, başka bir millet veya IRK değildirler…

    Yörükler; bu sözcük Sümerce URUK kelimesinden gelir ve anlamı kabile, aile, sülale demektir; Yörükler de Türk milletinin fertleridir.

    Kenger-Sümer lisanında; Akraad veya Ekrâd, Babil dillerinde Kurdi veya Kûrd sözcüklerinin anlamı ‘çadır sakini, çadırda yaşayan’ (*) demektir. Akraad, Ekrâd, Kurdi veya Kûrd Türk halklarına ait bir aile ismidir ve organik Türk boyudur.

    Bu tarihi tespitimi, günümüzde de kendilerini farklı bir ırk zan edenler, yabancıların hazırladığı ithal edilmiş ve kirletilmiş tarihlerle eğitildikleri için bilmezler, bilemezler. Çünkü beyinleri yıkanarak kullanılmaktadırlar…

    Uluslararası Gen Bankası bu detayları çok iyi bilmektedir. Vatanımdaysa bunun bilimsel tabandan başlayıp araştırmayanların karanlık amaçlarını her AKIL sahibi insan sorgulamalıdır. Kardeşi kardeşe kırdırmaktadırlar.

    Bu ve sayısız benzeri nedenlerdir ki “Dinini, Tarihini, Geleceğini Başkalarından Dinleyerek Uyuyan ve Yönetilen Zavallılar!” tanımını kullanmak zorunda kaldım… Bu çalışmamın net kanıtı DNA soy araştırma ve GEN haritasıyla açığa çıkacaktır. Bu, genetik bilimcilerin, devletin en asli ödevi olmalıdır…

    Kürt sözcüğünün orijinal telaffuzu ‘Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak Kengerlerin kurduğu yüksek medeniyet Sümer’in son dönemlerinde görülen Türk oğlu Türklerdir.

    M.S 12nici Y. Yıla kadar da tarihin hiç bir sahnesinde görülmediler ve derme çatma, devşirme dillerinde gramer ve kural da yoktur. Günümüzde konuştukları dilleri de içinden çıkılamaz karmaşalarla doludur. Tarihin hiç bir diliminde herhangi bir birlikteliği temsil eden bayrakları da olmamıştır; çünkü, insanlığın ATASI büyük Türk ulusunun bir kolu olup Türkoğlu Türklerdir.

    Bu tespitimi DNA soy ve GEN haritası araştırmalarından sonra ayrı bir kitapta tarihi belgeler, kanıtlılar ve bilimsel detaylarıyla yazacağım.

    (*) Asya’da yaşamış bütün Türk urukları (boyları) GENELLİKLE YEDİ (7) DİREKLİ , nadiren dört direkle yapılmış çadırlarda yani otağlarda (otak da denir) yaşadılar. Birkaç direkli, uzun bölümlü çadırlara “oba”, gölgelenmek için gündüzleri kullanılan çadıra da “günlük” ismi verilmiştir. Yuvarlak ve tavanları kubbeli çadırlara “yurt”, pencerelerine “tünlük” denir. Develerin konulduğu çadırlara da “kaytaban” denilmiştir.
    Sümer’i tesis etmiş olan Kenger Türkleri de tarihilerinde asla çadırdan (Otağ) başka bir yerde yaşamadılar. Asla sabit yerleşke olarak bina veya ev yapmadılar… M.O 1. Y Yılda Semerkant ve Buhara ve yörelerinde eğitim amaçlı kerpiç evler yapıldığını öğreniyoruz.

    1. Merve dedi ki:

      http://www.quran-incil-tevrat.com sitesi size mi ait?BUHARALI TURK siz misiniz

  2. http://www.quran-incil-tevrat.com/

    Ön Türk Kenger Uruk’unun Kurduğu Sümer
    Hakkında Kısaca;

    Yüce ALLAH’IN kulu ve elçisi, insanlık tarihindeki en görkemli devrimleri yapmış, acımasız ferdi zenginliği, toplumunu zengin ve güçlü millet yapma hedefine SALAT kuralıyla getirmiş Kureyşli Hz. Muhammed, Kengerlerin tesis ettiği Sümer’de kutsal bölge olan Kutha’dan Arabistan’a göç etmiş Haşimoğluları ailesinden gelen Türk oğlu Türk’tür.

    1. Metehan Demirkan dedi ki:

      Bu arabın Türklere yaptığını ne çabuk unuttunuz. Şimdide Arapların liderlerini bize Türk diye yutturucaksın. Muhammed arabtır ve arablığıyla övünür. Tesis ettiği dinin özünde ümmet ve altında arab kültürü ve milliyetçiliği yatmaktadır.
      Nasıl olurda sen Türkdü dersin. Arab yazdığı hikayeye arabdan çok inanan bir Türk milleti.
      Arablar islamı uyguluyamadığını ve bunu en iyi Türkler yapar, bu dinin lideri, Kalkan’ı Türklerdir demeden çekinmezmisiniz.

      Siz hiç bilmezmisiniz kuteybe bin Müslim’i ve Haccac’ı, binlerce Türk’ün boynunu vurup akan kanıyla değirmen un öğütüp, ekmek yaptırıp askerlerine yedirip, övünen komutanı.

      Binlerce Türkü artı şeklinde dizdirip boyunları vurup, bunun üzerine şiirler besteleyen Arapları.

      Türk yurtlarında cariye ve esir aldıkları kadınları ve çocukları arap ellerinde her türlü kulllandıklarını, bilmezmisiniz?
      Kısacası araplar bizden herşeyimizi aldı. Bugün adımız Türk ama içimiz arap. Hepimizin ismi dahi arap. Kültürüne bir bak komple arap. Birde sevgili Türk’üm atalarının katilleri için dünyaya karşı siper olmuş.

  3. Ahmet Kırca dedi ki:

    En büyük hayalim Orhun ve Tonyukuk anıtları ile Ötüken’ i görmek. Yaşım ilerledi ama inşallah nasip olur.

    1. Mustafa Belle dedi ki:

      Ben Sümerce bilmem. Bildiğim dört dilden biri de Arapçadır. Bu bilgilendirmeyi okuyunca bir düzeltme yapma ihtiyacı duydum. Okuduğum cümlede: “Akraad’ veya ‘Ekrâd’ olup, asırlar içinde de etimolojik değişime uğrayarak ‘Kurdi’ veya ‘Kûrd’ olarak” …
      Diye sözcükler kullanılmış olup: Akraad’ veya ‘Ekrâd’ Arapçada Kürdi sözcüğünün çoğul durumudur. Arapçada; Kurdi ise Kürt ırkına ait olana denir. Bu sözcükler Arapçadır.
      Uruk sözcüğü de Arapçadır.Irk sözcüğünün çoğul halidir, Irklar anlıma gelir.
      Metehan Demirkan Beye de cevap vermek isterim: Evet Muhammed Arap idi ancak Milliyetçi değil Ümmetçi idi. Milliyetçi olsaydı, İslam dinini daha kolay ve çabuk yayabilir ve tüm Arap kabileleri de ona destek verirdi.
      Yakın Tarihte, Mısırda Seyyüdül Elkutup, Abdülnasır Tarafından bir cümle yazdığı için idam edildi. Yazdığı Cümle:” Muhammed İslam Ümmeti istedi, Arap Milliyetçiliğini istemedi, Arap Milliyetçiliğini isteseydi büyük Arap İmparatorluğunu kurardı”
      Kuteyba Bin Müslim Elbahili ve El Haccac hakkında yazdıklarınız doğrudur. Büyük katliamlar yapıldı, o tarihlerdeki savaşlar ya yurt edinmek ve toprakları genişletmek ya da bir dine çağrı yapmak için yapılırdı. Unutmamak gerekir ki o tarihlerde Türkler Şamandı.

  4. Mahmut SARIKAYA dedi ki:

    Erhan Aydın’ın son Eseri Eski Türk Yer Adları kitabını da mutlaka görmelisiniz… (Bilge Kültür Sanat, Yayınevi,İstanbul, 2016). Dr. Mahmut Sarıkaya

  5. Ufuk ak dedi ki:

    Çok teşekkürler, Benimde en büyük hayalim
    Ölmeden ata topraklarımızı görmek, umarım
    Bir gün gerçekleşicek.

  6. Aziz Özçelik dedi ki:

    Gitmek için artık gün saymaya başladığım yer,hocam teşekkürler..

  7. Yalçın Tan dedi ki:

    Alman prof. Boşuna (tarihten Türk'ü kaldtr tarih diye birşey kalmaz ) dememiş. gabartigin@ttmailç com. Yalçın Tan

  8. Oğuz Buğra dedi ki:

    Ne guzel bir calisma olmus. Arastiran, derleyen ve yazan ellere saglik.

  9. Cemil Kököz dedi ki:

    Teşekkürler sayın hocam. Bu değerli çalışmayı bulup okumak hayli müşkül bir işti. Meraklılar için iyi bir fırsat oldu.

BİR YORUM YAZ