OSMANLI İLKÖĞRETİM KURUMLARINDAN SIBYAN MEKTEPLERİ (KURULUŞU, GELİŞİMİ VE DÖNÜŞÜMÜ)

0 38

Yrd. Doç. Dr. Yücel GELİŞLİ

Tarihçe

Sıbyan mekteplerinin kuruluşu İslâm’ın ilk yıllarına kadar uzanır. İslâm dininin yayılmaya başladığı yıllarda okuma yazma bilenlerin sayısı oldukça azdı, İslâm dini ve siyasi sistemin birlikte getirdiği birtakım ihtiyaçlar okuma yazmanın teşvikinde önemli rol oynamıştır. Mektepler başlangıçta yazı okulları olarak ortaya çıkmış, okuma ve yazma öğretimini Müslümanlar ele almaya başlayıncaya kadar Kur’an ve dinin öğretildiği başka bir mekteple bir müddet yan yana devam etmişlerdir.[1]

Ketebe sözcüğünden türeyen mektep sözcüğü yazı yazılan yer anlamına gelir,[2] mektepler ayrıca Kur’an öğretilen yer manasında da kullanılıyordu.[3] Sabi denilen beş altı yaşındaki kız ve erkek çocukları okutmak amacıyla açılmış olan ilköğretim kurumlarına Osmanlı Devleti’nde sıbyan mektebi denilmiştir.[4] Bu okullara, mekteb, mekâtib, küttab,[5] taş mektep, mahalle mektebi gibi isimler de verilmiştir. Mahalle mektebi denilmesinin sebebi hemen hemen her mahallede açılması; taş mektep denilmesinin sebebi ise binalarının taştan yapılmasıdır.[6]

Osmanlılar, Selçuklulardan mektep, küttap denen ilköğretim kurumlarını aldılar.[7] Bu okullar Osmanlı Eğitim Sistemi’nde ilköğretim kurumlarının başlangıcı sıbyan mekteplerine dönüşmüştür. Ana ve babaların çocuklarını ayet ve hadislerle de desteklenen dini inanç ve şartları öğretme isteği, sıbyan mekteplerinin yaygınlaşmasında etkili olmuştur.

Kur’an’ı öğrenmek ve okuyabilmek amacıyla İslâm’ın ilk yıllarından itibaren açılan ve adına Kur’an mektepleri de denilen bu okullar, Türklerin oluşturdukları eğitim sisteminde de yerini almıştır. Kur’an mektepleri sıbyan mekteplerini kuruluşu, öğretim biçimi, programı, araç ve gereçleri, öğretmeni, öğrencisi, disiplin anlayışı ve binalarının yapılış biçimine kadar etkilemiştir. Sıbyan mektepleri Cumhuriyet’in ilanına kadar değişime uğrayarak fonksiyonelliğini devam ettirmiştir.

Fatih Sultan Mehmet, kendi adını taşıyan caminin etrafına Sahn-ı Seman ve Tetimme medreselerini kurduğu zaman bunların yanında bir de öksüz ve yetim çocukları okutmak için sıbyan mektebi yaptırmıştır. Fatih Sultan Mehmet’in öksüz ve yetim çocukları okutmak için yaptırdığı sıbyan mektebinin Türkçe vakfiyesinde okulun adı Darül Talim, Arapça vakfiyesinde ise mektep adı ile anılan bu okula sonraları Darülilim, mektep, muallimhane ve mektephane gibi isimler de verilmiştir.[8]

Sıbyan mektepleri padişahlar tarafından yaptırıldığı gibi valide sultanlar, büyük devlet memurları ve hayırsever kişiler tarafından da kurulmuştur.[9] Bu mektepler büyük şehirlerde bulunmakta idi, 17. yüzyılın ortalarında Edirne’de Sultanlara ait 14 caminin her birinin yakınında birer sıbyan mektebi vardı.[10]

1824/25 tarihinde II. Mahmut tarafından yayınlanan “talim-i sıbyan” hakkındaki ferman sıbyan mektepleri ile ilgili ilk düzenlemedir. Fermanda çocukların ergenlik çağına gelmeden önce sıbyan mekteplerine gitmeleri şart koşulmakta, çocukların okula gitmeden önce işe verilmemeleri, esnafın da bu çocukları çırak almamaları gerektiği belirtilmektedir.[11] Bu ferman ilköğretimde yapılan ilk reform niteliğindeki uygulamadır.

Tanzimat Dönemi öncesinde ortaya çıkan ilk yenileşme hareketleri gelişmenin eğitimle olacağını düşünmüşler, sıbyan mekteplerinin geliştirilmesi ile ilgili çalışmaları da yapmışlardır. İlköğretim alanında ilk olumlu gelişmeyi Tanzimat’ın ilanından bir yıl önce 1838 yılında Meclis-i Umur-ı Nafia’nın hazırladığı ilköğretim ile ilgili kararlarda görmekteyiz.[12]

Bu kararlarda sıbyan mektepleri için;

  1. Hocaların genel durumları ile bilgi derecelerinin yoklanması, durumları çocuk eğitimine uygun olmayanların uzaklaştırılmaları,
  2. Öğrencilerin sınıflara ayrılması, her sınıfta ayrı dersler okutulması,
  3. Fakir öğrenciler için yatılı okul açılması,
  4. Sıbyan mekteplerinin ikiye ayrılarak, ayrı ayrı programlar uygulaması gerektiği,
  5. Her iki okulda çocukların devama mecbur tutulması, bu mecburiyetin mahalle mekteplerinde dört, büyük mekteplerde beş yaşından başlaması gibi kararlar alınmıştır.

Büyük mektep denilen Sınıf-ı Sanîlerde (Rüştiye) Hesap, Tarih ve Coğrafya gibi dersler okutularak ilköğretim kurumu oluşturulmak istenmişse de bunda başarılı olunamamıştır.[13] Alınan kararlarda eğitimin gayesinin insanı ahirete olduğu kadar hayata da hazırlamak olduğu belirtilerek; sıbyan mekteplerinde, insanı ahirete hazırlayan dini bilgiler yanında dünyada mutlu ve müreffeh olmasını sağlayacak fen ve ilimlerin öğretilmesi gerektiği de vurgulanmıştır.[14]

Bu ferman, ilköğretimi geliştirmeyi, Türkçenin öğretilmesini, Arapçanın hakimiyetini azaltmayı, ilköğretimin dünyevi bir nitelik kazanmasını teklif etmiştir. Ancak medrese ve ulema, sıbyan mekteplerini kendi etki sahası olarak görmüşler ve buraya kendi anlayışları dışında bir yaklaşımı hele laik eğitim anlayışını sokmak istememişlerdir.[15] Tanzimat Dönemi öncesi yenileşme çabaları, sıbyan mekteplerinin gelişmesini başlangıçta sağlayamamış, ilköğretim konusunda yeni arayışlar başlamıştır.

1845 yılında sıbyan mekteplerini düzene koymak, gelişmesini sağlamak amacıyla Meclis-i Muvakkat kurulmuş, hazırladığı layihada sıbyan mekteplerinin geliştirilmesi için kararlar alınmıştır.[16]

Bu hazırlıklardan sonra sıbyan mekteplerinin eğitim ve öğretim bakımından bir düzene konulması yolundaki esaslı çalışma, 8 Kasım 1846’ da Mekâtib-i Umumiye Nezareti kurulmasından ve bu okulların vakıfların sultasından kurtulmasından sonra, Meclis-i Maarif tarafından hazırlanan “Nizamına Tatbiken Etfalin Talim ve Terbiyelerini Ne Vechile İcra Eylemeleri Lazım Geleceğine Dair Sıbyan Mekâtibi Hocaları Efendilere İtâ Olunacak Talimatın” ve 8 Nisan 1847’de hükümetçe yayımlanmasıyla başlamaktadır. Maarif meclisi tarafından hazırlanmış olan ve ilkokulların program ve yönetmeliklerinin müşterek bir kökü niteliğinde bulunan bu talimat yirmi maddeden oluşmakta ve ilkokulu en az dört, en çok yedi yıllık bir öğretim süresi mecburiyeti ile bağlı tutarak, 6-13 yaşları arasında kız ve erkek çocuklar hakkında bu okullarda uygulanacak eğitim ve öğretim kuralları ve ilkelerini ve gösterilecek derslerin konularını açıklamaktadır.[17] Bu talimatta ayrıca Türkçe derslerine, okuma yazmaya önem verilmekte; taş levha ve divitin öğretim aracı olarak okullara sokulmasına izin verilmekte böylece; eğitimde millileşmeye doğru adımlar atılmaktadır.[18] Bu talimat ile sıbyan mekteplerinde usûl-i cedîde ile ilgili ilk uygulamalar girmeye başlamışsa da bu ilkeler ancak yirmi yıl sonra uygulanabilmiştir.[19]

1857 yılında Maarif-i Umumiye Nezareti’nin kuruluşuna kadar geçen sürede ilköğretimin istenen şekilde gelişmesi sağlanamamıştır. Nezaret kurulduktan sonra 1862 yılında ilköğretim alanında ciddi düzenlemeler yapılmış, İstanbul ve çevresindeki bütün okulların birden düzene sokulmasındaki güçlükler dikkate alınarak İstanbul’un çeşitli yerlerindeki merkez olarak kabul edilen 12 okulla çevresindeki 36 okulda yeni kuralların uygulanmasına ve bir kısım okulların öğretmenlerine aylık bağlandığı görülmüştür. 1863 yılında ilköğretim mecburiyeti tekrar ilan edilmiştir.

İlköğretimde esas gelişme 1869 yılında yayımlanan Maarifi Umumiye Nizamnamesi ile sağlanmıştır. Nizamname ile genel öğretimin ilk basamağı olarak kabul edilen bu okulların her mahalle ve köyde en az bir tane açılmasına, okulları kız-erkek, Müslim-gayrimüslim okulları olarak ayrı ayrı açılmak üzere dört yıllık okullar olarak düzenlemiş, kızlar için 6-10, erkekler için 7-11 yaşları arasında devam mecburiyeti getirilmiştir.[20]

Tanzimat Dönemi eğitimcileri çocuklara dini eğitim yanında milli ve çağdaş eğitim verilmesini savunmuşlardır. Bu anlayış sıbyan mekteplerinin usûl-i cedîd hareketi ile önemli değişime uğramasının sebebi olmuştur. Eğitim tarihimizde usûl-i cedîd; cedîde ders araç ve gereçleri konusunda yenileşme, özellikle öğretmenlerin geleneksel öğretim yöntemlerini bırakıp yeni ve etkili öğretim yöntemlerini uygulaması demektir.[21]

Usûl-i cedîd hareketi ile iki ayrı tipte okul ortaya çıkmıştır. Bu okullar yeniliklerin uygulandığı iptidai mektepler ve yeniliklerin uygulanmadığı sıbyan yahut mahalle mektepleridir. Usûl-i cedîd hareketinin ilk uygulaması 1873 yılında Nuruosmaniye Camii’nde bulunan iptidai mektebi örnek mektep haline getirilerek başlatılmıştır.[22]

1876 yılında ilköğretimin geliştirilmesi ve sıbyan mekteplerinin yönetimi ve mali işlerinin yürütülmesi için halkın da işbirliğinden faydalanılması düşünülmüş ve Tedrisat Meclisleri adıyla bir teşkilat kurulmuş, ancak bu konuda fazla bir başarı sağlanamamıştır. Yalnız bu sırada sıbyan mekteplerine mahsus umumi ders cetvellerinin, dört yıl üzerinden, her sınıfta bir haftada hangi derslerin kaç saat okutulacağı tespit edilmiştir.[23]

Mutlakiyet Dönemi’nde (1878-1908) usûl-i cedîd hareketi gelişmekte, ilkokullar için artık iptidai mektepler denilmekte ve bu okullar Maarif Nezareti’ne bağlı[24] olarak yapılandırılmışlardır. 1879 (1880) yılında İstanbul’da 19’u erkek 3’ü kız mektebi olmak üzere 22 adet iptidai mektep açılmış ve sıbyan mektepleri de imkânlar ölçüsünde iptidai mekteplere dönüştürülmüştür.[25]

1882 tarihli devlet salnamesinde ülkede mevcut ilköğretimin durumu ile ilgili olarak şu bilgiler yer almaktadır. İptidai ve sıbyan mekteplerinde erkek ve kız çocuklarının muhteliten okutturulmasında nizamen memnu olduğu belirtilmekte ve bil cümle sıbyan mekteplerinin refte refte iptidaiye tahvili mukarrer olduğundan muallimlerce tahsili lazım gelen usûl-u cedîde ile ulûm ve fünûn Umum Mekâtib- i İptidaiye ve Sıbyaniye müdürlüğü tarafından her bir merkez dahilindeki mekâtib muallimlerine tayin olunan evkafta irade ve tedris olunmakta bulunduğu da kaydolunmaktadır. Gerek bu bilgi gerek birçok salnamelerde ilkokullar için kullanılan “usûl-i cedîde mekâtibi, usûl-i atika mekâtibi” gibi tanımlamaların görülmesi devletçe yeni açılan ya da düzenlenen ilkokulların artık “iptidai mektebi” ve eski durumlarını az çok muhafaza eden ve çoğunluğu vakfa ait bulunan okullarında “sıbyan mektebi” diye sınıflanarak iki grupta ele alındıkları görülmektedir.

Eski sıbyan mektebi hocalarının yeni usulde öğretim uygulamasına karşı gösterdikleri direnmenin Padişah’ın müdahalesini ve tavsiyesini gerektirecek kadar ileriye gitmiştir.[26] Salnameden anlaşılacağı üzere ilkokulların kız ve erkek çocuklar için ayrı ayrı kurulmasının memnunluk verici olduğu eğitimde yenileşme ile artık iptidai mekteplerin ilköğretim kurumları haline gelmeye başladığı, ancak sıbyan mektebi hocalarının bu gelişmelerden rahatsız oldukları görülmektedir.

Modernleşmeye karşı olan ilmiye sınıfının gücünün yeniden üretimini sağlamakla belki de medreselerden daha etkili olan sıbyan mekteplerinin programlarının düzenlenmesi yükseköğretimdeki kadar kolay olmamaktadır. Modernleşme bu nedenle yükseköğretimden başlamakta ve sınırlı alanda kalmaktadır.[27]

Tablo 1: 1876-1883 Tarihleri Arasında İstanbul’daki Sıbyan Mektepleri Sayısı*

Yıllara Göre Okul Sayısı

Cemaatler     1876   1877   1878   1880   1883
İslâm              280     290     291     264     253
Rum               ?          65       65       66       68
Ermeni           ?          43       44       45       45
Katolik           ?          8          8          9          10
Bulgar             ?          3          3          3          3
Yahudi          ?          29       29       24       33
Protestan      ?          8          8          11       8
TOPLAM       280     446     448     422     420 (*) Kodaman; a.g.e., s. 75.

Kodaman’a göre 1883 yılında İstanbul’da toplam 420 sıbyan mektebi bulunmakta, bu okulların 253 adetini Müslümanlara ait okullar teşkil etmektedir.

Tablo 2: Osmanlı Devleti’nde 1892-1893 İstatistiklerine Göre İlköğretim Kurumları Sayısı*

Vilayet Usûl-ü Atika Usûl-ü Cedîde

Sıbyan                       İptidai
Mektebi                     Mektep          Toplam
İstanbul                     196                 47                   243
Erzurum                    ?                      ?                      850
Adana                        585                 12                   597
Ankara                       1695               397                 2092
Aydın                         420                 2151               2571
Bitlis                           254                 9                      263
Hüdavendigar          3173               244                 3417   (Bursa)
Diyarbakır                 185                 11                   196
Sivas                          1366               271                 1637
Trabzon                     2390               229                 2619
Kastamonu               2919               555                 3474
Konya                        275                 35                   310
Mamuratülaziz         392                 6                      398
Van                            120                 9                      129
Edirne                        1721               204                 1925
Selanik                      931                 126                 1057
İşkodra                      75                   26                   101
Kosova (Üsküp)       386                 59                   445
Manastır                    275                 176                 451
Yanya                         61                   66                   127
Basra                         90                   26                   116
Bağdat                       38                   11                   49
Beyrut                         205                 181                 386
Halep                         604                 29                   633
Suriye                         232                 59                   291
Musul                         392                 0                      392
Cezair-i Bahri Sefid 3                     68                   71        (Ege Adaları)
TOPLAM                   18893             3057               21940

(*) Akyüz; a.g.e., s. 200.

Tablo 2’den de anlaşılacağı üzere devlet, ilköğretimin ülkenin tüm sınırlarına yaygınlaştırılmasına çalışmıştır. Ülke genelinde sıbyan mekteplerinin sayısı iptidai mekteplere göre oldukça fazla olmasına rağmen yeni usûl mektep dediğimiz iptidai mekteplerin sayısında da oldukça yüksek bir artış sağlanmıştır.

1908 tarihine kadar ilköğretimin islâhı ve yayılması konusunda Anadolu’daki okulların sayısı 14.000’ne, öğrenci sayısı da 175.000’ne yükselmiştir.[28]

II. Meşrutiyet’in ilanından sonra Emrullah Efendi’nin çabaları ile ilköğretim alanında düzenlemeler yapılmış, ancak değişime karşı direnmeler devam etmiştir. Emrullah Efendi tarafından hazırlanan Tedrisat-ı İptidaiye Layiha-ı Kanuniyesi, 15 Ekim 1913’te Tedrisat-ı İbtidai Kanun-ı Muvakkatının olarak kabulünden sonra uygulanabilmiştir. Geçici kanunla ilköğretim alanında köklü değişiklikler yapılmıştır. Devlet, ilköğretimde okulların yapımıyla ilgili sorumlulukları üzerine almaya başlamıştır. Rüştiyelerle iptidai mektepler birleştirilmiş ilkokullar 6 yıllık merkez iptidaileri haline dönüştürülmüştür. Programa göre ilkokullar; 7-8 yaşları “Devre-i İptidaiye”, 9-10 yaşları “Devre-i Mutavassıta” ve 11-12 yaşları “Devre-i Aliye” olarak üç devreye ayrılmış, her devrede okutulacak dersler belirlenmiştir. Kanunun birçok maddesi Cumhuriyet’in ilanından sonra da yürürlükte kalmıştır.[29]

Osmanlı döneminde sıbyan mektepleri ve “evkaf-ı münderese”nin Maarif’e devrinden sonra; Cumhuriyet devrinde kabul edilen 3.3.1340/1924 tarih ve 430 sayılı Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Şer’iye ve Evkaf Vekâleti veya hususi vakıflar tarafından idare olunan mekteplerin tümünün Maarif Vekâleti’ne devredilmesiyle birlikte, mekteplerin eğitim amaçlı gelirleri, binaların kullanım hakları ve malları da Maarif Vekâleti’ne devredilmiştir.[30]

Amaçları

Sıbyan mekteplerinin öğretiminde, kuruluşlarındaki amaca uygun olarak dini esasların öğretimi ağırlıklı yer kaplar. Başlangıçtaki temel amacı, Kur’an öğretmek olan bu okullar daha sonraki yıllarda okuma yazma ve ilköğretim veren okul haline gelmişlerdir.

Sıbyan mektepleri çocuklara; Kur’an okutmak, namaz kılma usullerini, namazda okunacak ayetleri ve duaları öğretmek ve biraz da yazı yazdırmak gibi üç amaçla kurulmuştur.[31] II. Beyazid’in kendi adını taşıyan caminin yanına yaptırdığı mektebin vakfiyesinde “mektephanede muallim ve halife olanlar talim-i kelam-ı kadim ve Kur’an-ı azim ederler” ifadesinden anlaşıldığı üzere sıbyan mekteplerinin amacı çocuklara Kur’an okunmasını öğretmektir.[32] Sıbyan mekteplerinin de amaçları Kur’an mektepleri ile aynı olmuş, okulun bu özelliği Tanzimat Dönemi’ne kadar devam etmiştir.

Yönetimi

Sıbyan mektepleri, merkezi bir teşkilattan ve ortak bir eğitim öğretim ve idare sisteminden yoksundu.[33] Sıbyan mektepleri, Kur’an mektepleri gibi vakıflar tarafından kurulmuş ve her türlü masrafı yine vakıflar tarafından üstlenilmiştir. Belli bir teşkilata ve ortak bir programa sahip olmayan bu okullar özel vakıfların gelirleri ve bu vakıflarda konulmuş şartlara göre idare edilmiş ve öğretime devam etmiştir.[34]

8 Nisan 1847’de Meclis-i Maarif tarafından hazırlanan “Nizamına Tatbiken Etfalin Talim ve Terbiyelerini Ne Vechile İcra Eylemeleri Lazım Geleceğine Dair Sıbyan Mekâtibi Hocaları Efendilere İta Olunacak Talimat” ile ilköğretimin özel bağış ve yardımlarla yürütülen cami okullarından farklı olarak devlete bağlı kurumlar haline getirilmesi amaçlanmıştır.[35] Ancak bu husus düzenli bir eğitim sistemi kurulamadığı için gerçekleşememiştir.

1857’de Maarif-i Umumiye Nezareti kurulmuş, Harbiye, Bahriye ve Tıbbiye hariç bütün okulların Nezarete bağlanması kararlaştırılmıştır. Genel okullar; sıbyan, rüşdiye ve mekâtib-i fünûn-u mütenevvia olarak kademelere ayrılmıştır.[36]

1869 Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile sıbyan mektepleri bir düzene koyulmuştur. Nizamname ile okulların tamir giderleri ve öğretmen maaşlarının ödenmesi köy ve mahalle halkına bırakılmıştır.[37]

1876 yılında ilköğretimin geliştirilmesi, sıbyan mekteplerinin kuruluşu, yönetimi, eğitim öğretim işlerinin yürütülmesi, giderlerinin karşılanması, öğretmen atamaları, için kırk evli her mahallede Tedrisat Meclisleri adıyla bir meclis kurulmuştur. Halkın da işbirliğinden faydalanmak amacıyla kurulan meclisler; bir nevi mütevelli heyetleri gibi çalışacak ayda iki kere toplanarak şubelerin çalışmalarını değerlendirecek ve halkında katılımı sağlanarak çözülmeyen sorunları halledecekti, ancak bu konuda fazla bir başarı sağlanamamış, talimatname II. Abdülhamid Devri’nde uygulanabilmiştir.[38]

Mutlakiyet Dönemi’nde gelişen usûl-i cedîd hareketiyle açılan iptidai mektepler Maarif Nezareti’ne bağlanmış, sıbyan mektepleri ise Evkaf Nezareti’ne bağlı olarak eski durumlarını sürdürmüşlerdir.[39] 1879’da maarif teşkilatında yapılan değişiklikle Maarif Nezareti bünyesinde “Mekâtib-i Sıbyan Dairesi”nin kurulması devletin sıbyan mekteplerine verdiği önemi göstermektedir. Ancak ilköğretim müesseselerinin devletin tümünde yayılması ve yönetiminin etkili bir şekilde gerçekleşmesi, taşra maarif teşkilatının kurulması ve bunlara ilköğretimle ilgili görevlerin verilmesi ile mümkün olmuştur.[40]

Öğretim Elemanları

Sıbyan mekteplerinin hocaları başka kaynak olmadığı için genellikle medresede okumuş, okuma yazma bilen, çok zaman cami veya mescidde imamlık ya da müezzinlik yapan kimselerdi. Hocalar seçilirken kendilerinin “Nefsi enfes sahibi, rızay-ı hak talibi ve bir salih hafız-ı kelamullah ve namazın erkanın ve şeraitin bilir ve sıbyan talimine münasib ve kaadir kimse” olmasına dikkat edilirdi. Kız çocuklarına ait mekteplerin hocaları da ekseriya ancak Kur’an, Subha-i Sıbyan, Tuhfa-i Vehbi gibi risaleleri okuyabilen yaşlı kadınlardı. Öğrencileri çok olan büyük mekteplerde birkaç hatim indirmiş kabiliyetli öğrenciler arasından seçilen kalfalar bulunurdu.[41]

Tanzimat ile birlikte sıbyan mektepleri hocalarının yeterlikleri üzerinde durulmaya başlamış, 1838 tarihli layiha ile hocaların umumi durumları ile bilgi derecelerinin yoklanarak bilgisiz ve ehliyetsizlerin görevlerine son verileceği bildirilmiştir. II. Mahmut zamanında sıbyan mektebi hocaları medrese teşkilatı içinde özel bir eğitime tabi tutulmuşlardır.

Meclis-i Maarif tarafından hazırlanan “Nizamına Tatbiken Etfalin Talim ve Terbiyelerini Ne Vechile İcra Eylemeleri Lazım Geleceğine Dair Sıbyan Mekâtibi Hocaları Efendilere İta Olunacak Talimatın” ve 8 Nisan 1847’de yayımlanması ile sıbyan mektebi hocalarının statülerinde de belirlemeler yapmıştır. Talimata göre hocaların artık cerre çıkan değil belirli bir sistemle okul gelirlerinden veya devletten maaş alan memurlar olacakları[42] belirtilmektedir.

1862-1867 yılları arasında sıbyan mekteplerine hoca yetiştirmek üzere Darül Muallimin-i Sıbyan adında okul açılmıştır.[43] Maarif Nazırı Saffet Paşa sıbyan mekteplerindeki hocaların tabi tutuldukları sınavda başarısız olmaları üzerine ilköğretimdeki reformların başarısının ancak yeni yetiştirilecek öğretmenlerle sağlanacağını belirterek, Dârülmuallimîn-i Sıbyan’ın açılmasını önermiştir. Bu teklif üzerine 16 Kasım 1868’de İstanbul Beyazid’de şimdi üniversite kütüphanesi olarak kullanılan binanın bulunduğu yerde Dârülmuallimîn-i Sıbyan açılmıştır.[44]

1869 tarihli Maarifi Umumiye Nizamnamesi; sıbyan mekteplerine Darül Muallimin-i Sıbyan diplomasına sahip olmayanların veya bu diplomayı yapılacak sınavda almaya hak kazanamayanların, öğretmen tayin olunmayacağı düzenlemesini getirmiştir.[45] Ancak bu gelişmeler bazı mutaasıp çevreleri rahatsız etmiş; bunların yaptıkları olumsuz propagandalar sonucu okul öğrencisiz kalmış ve 1871 yılında kapanmıştır. Ancak 1872’de okul tekrar Cevdet Efendi’nin katkıları ile tekrar açılmıştır. Bu defa okula taşrada açılacak Dârülmuallimîn-i Sıbyanlara öğretmen yetiştirme görevi de verilmiştir.[46]

Öğretim ve Programları

Sıbyan mekteplerinde eğitim ve öğretim işleri belli bir yönetmeliği ve programı olmadığı için geleneklere ve göreneklere göre yürütülürdü.[47] Sıbyan mekteplerinin medreselerde olduğu gibi vakıf olarak kurulması; vakfiyelerine uygun ve mecburi bir programın takip edilmesine sebep olmuş bu da sıbyan mekteplerinin gelişmesine engel olmuştur.[48] Bu okulların eğitim ve öğretim işleri de Kur’an mekteplerinden etkilenmiştir.

Kur’an mekteplerinde hiç tefsir yapılmadan yalnızca Kur’an-ı Kerim okutulmuş, Kur’an’ın ezberletilmesi amaç olmuştur. Çocuklar kelimelerin imlasını öğrenince hocalar onlara Kur’an ayetlerini yazdırmışlar ve sonra da bu ayetleri ezberletmişlerdir. Bu mekteplerde okuma yazma öğretiminin süresi ise iki üç senedir.[49]

Kur’an mektebinde öğretim; hoca ve öğrencilerin gün doğarken okula gelmesi ile başlar, yemek zamanına kadar hiç durmadan devam ederdi. Öğrencilerden bir kısmı yemeklerini evlerinde yer ve okula dönerlerdi, bir kısmı da evden getirdikleri yemeklerini okulda yerlerdi. Hoca çıkınca kalfa denilen büyük öğrenci ile gün batıncaya kadar derslere devam edilirdi. Bu okullarda hiç teneffüs yapılmaz öğretim yatsı namazına kadar devam ederdi. Teneffüs için verilen aralarda peygamber için kasideler okunurdu.[50] Bu öğretim biçimi yaklaşık olarak sıbyan mekteplerinde de uygulanmıştır. Sıbyan mekteplerinde eğitim de öğretim gibi çok zor ve çocuğun özelliklerine pek uygun değildir. Sabahleyin erken başlayan eğitim ara verilmeden öğleye kadar ve öğle paydosundan, ikindi vaktine kadar devam ederdi. Çocuklar bu süre içinde yerde hareketsiz bir şekilde otururlardı.[51]

Sıbyan mekteplerinin ilk programları sayılan, okulların vakfiyelerinde, dersler Kur’an okutulmakla başlatılmıştır. Bunun gerekçesi olarak da din gösterilmiştir.[52] Sıbyan mektepleri Tanzimat Dönemi’ne kadar Arapça Elifba, Kur’an, Tecvit ve İlm-i Hâl okutmaktan ve namaz kılma usûlü ve namazda okunacak ayet ve duaları ezberletmekten öteye gidememiştir. I. Mahmut’un annesi ve I. Abdülhamit’in yaptırdıkları sıbyan mekteplerinde (1781) istisnai olarak yazı, hatta kitabet derslerine de yer verilmiştir.[53] Ferdi eğitimin hakim olduğu bu okullarda genellikle şu dersler okutulmuştur: Elifba, Kur’an, İlm-i hâl, Tecvid, Türkçe Ahlak Risaleleri, Türkçe, Hat (yazı).[54] Bu mekteplerin en büyük özelliği öğrencileri birbirine sevgi, büyüklerine saygı ve devrinde toplum düzeni demek olan dini kurallar disiplini içinde çocukları yetiştirmiş olmalarıdır.[55] Her çocuk hocanın önüne gider, dersini okur, yerine döner ve birçok defa tekrar ederdi.[56] Sıbyan mekteplerinin, gözleme tartışmaya, öğrenmeye ve eğitime imkan vermeyen salt duyduğunu ezberleme, gördüğünü tanıma yöntemiyle sürüp giden okutma amacı ise Tanzimat’a kadar değişmemiştir. Batı’daki öğretim metotlarını bilen aydınların hazırladıkları raporlar hiç dikkate alınmamıştır.[57] Sıbyan mekteplerinde öğretim katı yıllık sınıf sistemine göre değil, “başarı seviyesi”ne göre yapılmış,[58] ancak bu sistem 1846’ dan sonra terk edilmiş, sınıf sistemine geçilmiştir.

1824/25 tarihinde II. Mahmut tarafından yayınlanan “talim-i sıbyan” hakkındaki fermanla sıbyan mekteplerinin programları düzene sokulmak istenmiş, ancak dini ağırlıklı programdan vazgeçilememiştir. Fermanda, öncelikle dini eğitim şart koşulmakta ve okuma programı şu şekilde tespit edilmektedir; mektep hocaları mekteplerde bulunan çocukları bir güzel okutup, Kur’an talim edecekler ondan sonra da her bir çocuğun haysiyet ve kabiliyetine göre Tecvit, İlm-i hâl gibi risaleler okutmak suretiyle, İslâm’ın şartlarını ve din akidelerini öğreteceklerdi. Bu fermanda dikkati çeken şey güzel okumak ve dini bilgileri kazanmaktır.[59] Tanzimat Dönemi’nde gerekse daha önceki dönemlerde sıbyan mekteplerinin öğretimine dini eğitim hakimdi, okunan dersler esas itibarıyla Arap alfabesi ile Kur’an eğitiminden ibaretti,[60] ancak sıbyan mekteplerinin öğretim dili Türkçeydi.[61]

Tanzimat’ın ilanından bir süre önce Umur-u Nafia Meclisi’nce mevcut mektepleri bir düzene koymak için hazırlanan bir layiha (1838) sıbyan mekteplerini;

  1. Mahalleler arasındaki küçük mektepler,
  2. Sultanların ve sairlerin büyük mektepleri,

olmak üzere iki gruba ayırmış ve programlarını belirlemiştir. Bu layihaya göre küçük mektepler hece ve bir iki hatim indirmek suretiyle, Kur’an öğretimine münhasır kalacak; camilerin yanındaki daha büyük mekteplerde ise (Sınıf-ı Sanî) ise Türkçe İnşa, Tuhfa, Nuhfa, Subha-i Sıbyan gibi sözlükler; Birgivî Risalesi gibi ahlak kitapları, Hat ve Kitabet okutulacağı[62], hükümler arasında yer almıştır.

8 Nisan 1847’de yayımlanan “Nizamına Tatbiken Etfalin Talim ve Terbiyelerini Ne Vechile İcra Eylemeleri Lazım Geleceğine Dair Sıbyan Mekâtibi Hocaları Efendilere İta Olunacak Talimat” ilkokulların program ve yönetmeliklerinin müşterek bir dayanağı niteliğindedir. Talimat, yirmi maddeden oluşmakta ve ilkokulu en az dört, bir öğretim süresi mecburiyeti ile bağlı tutarak, 6-13 yaşları arasında kız ve erkek çocuklar hakkında bu okullarda uygulanacak eğitim ve öğretim kuralları ve ilkeleri ile gösterilecek derslerin konularını açıklamaktadır.[63] Bu talimatta sıbyan mekteplerinin dersleri; Elifba, Amme Cüzü ve öteki cüzler, Türkçe Lügat (Türkçe önce üç ve sonra da daha fazla kelimelerin yazılması), Ahlak (Türkçe kısa ahlak Risaleleri okutulacak), Yazı (Önce sülüs ve Nesih), İlm-i Hâl, Türkçe Tecvid (Harflerin ve Kur’an’ın okunma biçimi), Kur’an (İki kez hatim ettirilecek) olarak belirlenmiş, Hıfz-ı Kur’an yetenekli öğrenciler için seçimlik ders olarak yer almıştır.[64]

1864’te kurulan Mekâtib-i Sıbyan-ı Müslime Komisyonu, 1868’de sıbyan mektepleri için on maddelik bir nizamname yayımlamış, nizamname ile sıbyan mektebinin programına; İmlâ, Malumat-ı Nafia, Coğrafya ve Aritmetik derslerini koymuştur. Fakat bu nizamname de uygulanmamıştır.[65]

Sıbyan mekteplerinde öğretim süresi 1847 tarihli talimat ve 1869 tarihli Maarif-i Umumiye Nizamnamesi ile 4 yıl olarak tespit edilmiş, her mahalle ve köyde bir sıbyan mektebinin açılması şart koşulmuş, mektebe devam mecburiyetinin erkek çocuklar için 7, kız çocuklar için de 6 yaşından başlayıp 11 yaşına kadar süreceği esas olarak kabul edilmiş, programını da Usûl-ı cedîde veçhile Elifba, Kur’an-ı Kerim, Tecvid, Ahlaka ait Risaleler, İlm-i hâl, Yazı talimi, Fenni Hesap, Tarih-i Osman- i, Coğrafya ve Malumat-ı Nafia derslerini koymuştur.[66] Nizamname ile dini ve dünyevi bilgiler arasında denge kurulmuş, sıbyan mekteplerinin programları şekillenmeye başlamıştır.

Tablo 3: 1873-1890 Tarihleri Arası Dört Yıllık Sıbyan Mekteplerin Ders Programı*

  1. Yıl Derslerin Adı Haftalık Ders Saati

Sınıf-ı Evvel  Elifbay-i Osmanî 12

Kur’an-ı Kerim 6 Kıraat-1 Türkiye 5 Hesab-ı Zihni 0

  1. Yıl

Sınıf-ı Sanî Kur’an-ı Kerim 6 İlm-i hâl 2

Malumat-ı İbtidaiye 1 Tadâd ve Terkim 1 Hatt-ı Sülüs 1

  1. Yıl

Sınıf-ı Sâlis Kur’an-ı Kerim 6 Tecvid 1

Sarf-ı Osmanî 2 Hesab 2

Sülüs ve nesih 1

  1. Yıl

Sınıf-ı Râbia Kur’anı Kerim 6

Coğrafya 2

Tarih 2

Kavaid-i İmlâ 1 Hatt-ı Rik’a 1

(*) Berker; a.g.e., s. 112-113.

1876 yılında sıbyan mekteplerine mahsus umumi ders cetvellerinin, dört yıl üzerinden, her sınıfta bir haftada hangi derslerin kaç saat okutulacağı tespit edilmiştir.[67] 1891 yılında mekteb-i iptidaîlerin ilk kapsamlı programları yapılmış, bu programa göre şehirlerde iptidai mektepleri üç sınıfa indirilmiş, köy okulları için program dört yıllık olmuştur.[68]

Sıbyan mekteplerinin özelliklerinden biri öğrencilerin öğretime başlama şeklidir.[69] Çocuk okuma çağına gelince mektebe tören ile başlatılırdı, bu törene “bed-i besmele cemiyeti”ne halk arasında “amin alayı” da denilirdi. Mektebe başlatma için senenin belli bir zamanı olmazdı; genellikle kandil günlerine rastlatılır, eğer mevsim gereği kandil yok ise mektebe başlama Pazartesi ya da Perşembe günü olurdu. Tören ailelerin ekonomik durumuna göre değişirdi. Tören, özellikle varlıklı ailelerin sünnet gibi belli başlı gösterişlerinden, düğünlerinden biri olurdu.

Fakir aileler, en yakın mektebe gelerek çocuğa hocanın elini öptürür, hocadan çocuğun okutulmasına itina gösterilmesini rica ederlerdi. Orta halli ailelerin çocukları giydirilip kuşatılır, boynuna sırmalı cüz kesesi takılır, akrabaları ile mektebe götürülür, hocanın eli öptürüldükten sonra mektepteki çocuklara birer ikişer kuruş, hoca ve kalfaya da uçlarına birer mecidiye (yirmi kuruşluk gümüş para) bağlı yağlık (mendil) hediye edilirdi. Zengin ailelerin çocuklarının mektebe başlatılması ise bir düğün havası içinde geçerdi. Sabahleyin mektebe başlayacak olan çocuk giydirilir, genellikle bir midilli atına ya da arabaya bindirilerek, davetliler ve mektepten gelen ilahici ve aminciler birlikte sokağa çıkarlardı. Alayın önünde bir kişi atlastan yapılmış yastık üstüne konmuş sırmalı cüz kesesi ile elifbayı götürür, onun ardı sıra da bir başkası başının üstünde çocuğun mektepte oturacağı atlas minder ile sedef ve bağa kakmalı rahleyi taşırdı. Çocuğun arkasından ilahici ve aminciler yürür, onların arkasından mektep çocukları, çocuğun babası, davetliler, hısım akraba ve yakın dostları giderdi. Alay önceden tespit edilmiş yerlerden geçer, evliyalar ziyaret olunur, bazen de Eyüp Sultan ziyaret edilirdi. Yol boyunca ilahiler ve dualar okunur, aminci çocuklar da amin diye bağırırdı.

Alay devrini tamamladıktan sonra çocuğun evinin kapısının önüne gelir, burada da ilahi ve gülbenk denilen dua okunduktan sonra alay son bulur ve alaya katılanlar hep birden eve girerlerdi. Çocuk evin sofasına oturan hocanın karşısındaki seccadeye veya mindere oturur, boynundaki cüz kesesinden elifbayı çıkarır, rahlesinin üstüne koyar, ilk sayfasını açar, hilâlini eline alıp hocanın vereceği işarete söyleyeceği söze dikkat ederdi. Hoca da başlangıç olmak üzere bir iki harf okuyup ona tekrarlattırır ya da besmele çektirirdi. Daha sonra çocuk hocasının ve büyüklerinin elini öper ve bu şekilde derse başlamış olurdu. Bu iş bittikten sonra çocuklara ikişer üçer kuruş dağıtılır ve bunlar arasında ilahicilere biraz fazla para verilirdi, hoca efendi ile kalfaya da hallerine göre paradan başka cübbelik çuha yahut mintanlık kumaş verilirdi. Törenin bir başka şekli de mektepte yapılan törenlerdir. Bu törende at yahut arabayla öğrenciler mahalleleri gezdikten sonra mektebin önüne gelinir, çocuk mektepte hoca efendinin önünde besmele çeker, çocuğun ailesi ile davetliler gelir ve daha önce gönderilmiş olan lokmayı da çocuklar mektepte yerlerdi. Usûl-i cedîd hareketiyle sıbyan mekteplerinin yanında yeniliklerin uygulandığı iptidaî mektepleri kurulmuştur. Bu okulların öğretim biçimi ve programları sıbyan mekteplerinden farklı olmuştur.

Öğrenciler

Sıbyan mekteplerine 4-7 yaşlarındaki kız ve erkek çocuklar devam ederlerdi. Kız ve erkek çocukların ayrı ayrı devam ettikleri sıbyan mektepleri olduğu gibi kız ve erkek çocukların beraber eğitildikleri sıbyan mektepleri de mevcuttu. Bu mekteplerde kız ve erkek öğrencileri yanyana, bazılarında ise ayrı ayrı otururlardı.[70] 1858 tarihli tezkere ile kız ve erkek öğrencileri birbirinden ayırmak ve buna bir başlangıç olmak üzere Sultan Ahmed Dairesi dahilinde bulunan 26 sıbyan mektebindeki kız ve erkek öğrencilerin ayrılması Maarif Nezareti’nce istenmektedir.[71]

Sıbyan mekteplerine başlama yaşı kesin olarak belli değildi, Anadolu’da 4 yaşındaki çocukları sıbyan mekteplerine başlatmak adetti. İstanbul’da ise bu yaş sınırı 5-6 yaş arasında değişmekte idi.[72]

II. Mahmud tarafından ilan edilen 1824/25 tarihli Talim-i Sıbyan hakkındaki ferman henüz gençlik çağına varmamış çocukların sıbyan mekteplerine devamını mecbur kılan hükümler taşıyordu. Ancak bu hükümlerin uygulanması ülke genelinde bir zorunluluk değil, sadece İstanbul ve Bilad-ı Selâse için alınmıştır.[73]

Sıbyan mekteplerinde eğitimde fırsat eşitliğinin sağlanması ile ilgili uygulamalar yapılmış ve özellikle hayır işlemek amacıyla açılan bu okullarda fakir ve yetimlerin hakkı göz önünde tutulmuştur. Fatih Sultan Mehmet, kurduğu sıbyan mektebine ancak yetim çocukların, yetim çocuk bulunamazsa fakirlerin çocuklarının alınmasını şart koşmuştur. Mektepteki çocuklara ayrıca hem gündelik harçlık verilmiş hem de elbiseler alınmıştır, ayrıca yılda bir kere bu çocuklar gezintiye de götürülmüşlerdir. Çocuklara alınan elbiseler arasında birer boğasi kapama, birer fes, birer mintan, birer zıbın, birer kuşak ve birer mest pabuç yer almaktadır: Şeyhülislâm Esat Efendi Vakfiyesi. Ayrıca gezilerle ilgili olarak; “eyyâmı rebi’de sübyanları hocaları mesiregâha götürüp it’amı taam eylemeleri” (Rami Kadın Vakfiyesi, 1168) hükümleri ile çocuklara yapılacak sosyal yardımların yapısı belirlenmiştir.[74] Bu hükümler gündüzlü ve yatılı okulların bugün de aynı ilkeleri uygulamasında başlangıç kabul edilebilir. Dini amaçlarla gelişen bu anlayış, günümüz devletlerinin vatandaşlarına sosyal devlet olma icaplarının gereği olarak sağladığı eğitim hizmetleri arasında yer almıştır.

Disiplin

Kur’an mekteplerinde disiplin, bedeni cezalar ile sağlanırdı. Hocanın elinde uzun bir değnek vardı, bununla dikkatsiz öğrenciye hafif ya da sertçe vurarak disiplin sağlanırdı. Hatalı öğrencinin cezalandırılması için suçunun derecesine göre falaka cezası uygulanırdı.[75] Kur’an mekteplerinin bu özelliği de sıbyan mekteplerini etkilemiştir. Sıbyan mekteplerinde disiplin sağlanması için falaka ve benzeri uygulamalara yer verilmiştir.

Sıbyan mekteplerinde ahlak ve disiplin, suçun türü ve derecesine göre, örneğin tembellik ve yaramazlık gibi hallerde, çocuğun minderinin hocadan uzaklaştırılması, azarlama gibi manevî; söğme, dövme veya dinî görevlerin yapılmaması durumunda ise kulak çekme, el veya değnek ile vurma ve en sonunda da falakaya yatırma gibi cezalar ile sağlanırdı. Falaka, iki ucundan kalınca bir ip ile yahut zincirle bağlanmış, bir metre kadar uzunlukta kalınca bir değnekten oluşurdu. Falakaya yatırılacak çocuğun önce ayakları değnek ile ip arasına sokulur, sonra değnek döndürülürdü. Böylece öğrencinin ayakları değnek ile ip arasına sıkıştırıldıktan sonra iki kuvvetli çocuk değneği iki ucundan tutup havaya kaldırır ve hoca da sopası ile çocuğun tabanlarına vururdu. 1847 tarihli talimat ile falaka, dayak esas itibari ile ilk mekteplerde yasak edilmiş ise de uzun yıllar bu yasak yerine getirilmemiştir. Talimat ayrıca çocuklara uygulanacak cezaları hatanın özelliğine göre sınıflandırmakta; hafif şiddette kulak çekme, hocanın yanından uzaklaştırma, hakaret niteliği taşımayan acı söz söyleme, ayakta durdurmak, dersleri kalfalar tarafından tekrar tekrar okutturmak olarak belirlemektedir.[76]

Sıbyan mektepleri ve diğer mekteplerdeki cezalandırma biçimi ile falaka Türk Eğitim Sistemi’nde en fazla eleştirilen uygulamalar olmuştur. Cumhuriyet’in ilanından sonra da insanî olmayan bu ceza şekli tartışılmış, edebi eserlere de konu olmuştur. Ahmet Rasim “Falaka” adlı eserinde bu cezalandırma biçimini etraflıca anlatmıştır.

Bina, Araç ve Gereçleri

Sıbyan mektepleri; ekseriyetle üstü kubbeli, altı hasır döşeli geniş bir oda, hocaya ait tahta bir kürsü ile bunun yanı başında hoca ile kalfanın oturdukları küçük bir odadan ibaret taş binalardır. Öğrenciler yerde minder üzerinde diz çökerek otururlardı, hoca ve öğrencinin önünde rahle bulunurdu.[77]

Sıbyan mektepleri bir külliye ya da mahalle aralarında bulunmalarına göre ikiye ayrılır. Külliye içindeki binalar hemen sokağa açılan girişlere, kendi içlerine dönük avlu ve oyun bahçelerine sahiptir. İstanbul’da inşa edilen mektepler çocukların kolayca ulaşabileceği bir sıklıkta ve köşe başlarında yapılmıştır. Binalar iki katlı tavanları kubbeli ya da düz, bir ya da iki dersliklidir. İstanbul dışındaki vakıf tarafından kurulamayan mahalle ya da köy halkının katkıları ile kurulan sıbyan mektepleri genellikle camiye bitişik uygun olmayan oda veya ahırdan çevrilmiş binalardır.[78]

Daha önceki dönemlerde olduğu gibi 19. yüzyılda da askeri ve teknik okullar dışında eğitim ve öğretim kurumlarının çoğu vakıf olarak inşa edilmiş, vakfiyesi incelenen altmış vakıftan sağlanan gelirlerin %27’si içinde sıbyan mekteplerinin bulunduğu eğitim kurumlarına harcanmıştır.[79]

Sıbyan mektepleri eğitim ve öğretim araçları bakımından yetersizdiler. Kitap haricinde, yazı tahtası, harita, küre ve sıra gibi araç gereçlerden hiçbirisi yoktu.[80] Sıbyan mekteplerinde yazı dersleri programlara çok sonraları konulduğu için defter, kalem, kağıt gibi malzemeye uzun zaman ihtiyaç duyulmamıştır. Bu mekteplerde Kur’an mekteplerinde olduğu gibi taş tahta ve kaleme ancak Tanzimat’tan sonra rastlıyoruz.[81]

1847 tarihli talimatta, siyah taş tahta denilen, üzerine yazı yazılan levhaların okullara gönderileceği yer alıyor. Kağıt üzerine yazı yazmak için divit denilen pirinçten kalemlik, içinde iki kamış kalem, mürekkep hokkası da kullanılan diğer ders araçları yer alıyordu.[82] Bu araç ve gereçler eğitimdeki yenileşme dönemine kadar sıbyan mekteplerinin de temel araç ve gereçleri olmuştur. 1873’ten itibaren Usûl-i cedîdin uygulanmasından sonra yeniden yapılanan sıbyan mektepleri ile ilk defa açılmaya başlayan iptidai mekteplere sıra, masa, kara tahta, harita gibi ders araçları girmeye başlamıştır.[83]

Sonuç

Sıbyan mektepleri, Osmanlı Devleti’nin, programlarında din eğitimi ve öğretimine ağırlık veren ilköğretim kurumlarıdır. Bu okullar Tanzimat Dönemi ile başlayan yenileşme hareketleri ile değişime direnmiş, ancak programlarında dünya hayatı ile ilgili dersler yer almaya başlamıştır. Geçirdiği değişimle İptidai mekteplere dönüşerek, Cumhuriyet dönemi ilköğretimi için temel teşkil etmiştir.

Yrd. Doç. Dr. Yücel GELİŞLİ

Gazi Üniversitesi Mesleki Eğitim Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 15 Sayfa: 35-43


KAYNAKLAR:
♦ Akkutay, Ülker; Enderun Mektebi, G.Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Yayınları, Ankara 1984.
♦ Akyüz, Yahya; Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1999’a) Alfa Yayınları, İstanbul 1999.
♦ Akyüz, Yahya; Cevdet Paşa’nın Özel Öğretim ve Tanzimat Eğitimine İlişkin Bir Lâyihası, OTAM, Ocak 1992, S. 222-227.
♦ Berker, Aziz; Türkiye’de İlk Öğretim, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1945.
♦ Bilim, Cahit Yalçın; Türkiye’de Çağdaş Eğitim Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 1998.Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul 1989, Cilt 14.
♦ Dağ, M, Öymen, H. R; İslâm Eğitim Tarihi, Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974.
♦ Duman, Tayyip; Türkiye’de Ortaöğretime Öğretmen Yetiştirme Problemi (Tarihi Gelişim), Milli Eğitim Yayınları, İstanbul 1991.
♦ Ergin, Osman; Türkiye Maarif Tarihi, Eser Matbası, İstanbul, 1977.
♦ Ergün, Mustafa; II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1911) Ocak Yayınları, Ankara 1996.
♦ Gelişli, Yücel; Öğretmen Yetiştirmede Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Uygulaması, Yayımlanmamış Doktora Tezi, A. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara, 2000.
♦ İslâm Ansiklopedisi, Maarif Basımevi, İstanbul 1957 Cilt 7.
♦ Kansu, Nafi Atuf; Türk Maarif Tarihi Hakkında Bir Deneme, Muallim Ahmet Halit Kitaphanesi, 1930. Cilt I-II.
♦ Koçer, Hasan Ali; Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi (1773-1923), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991.
♦ Kodaman, Bayram; Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991.
♦ Öztürk, Nazif; Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara. 1995.
♦ Öztürk, Cemil; Türkiye’de Dünden Bugüne Öğretmen Yetiştiren Kurumlar, M. Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Yayınları. İstanbul 1998.
♦ Sakaoğlu, Necdet; Osmanlı Eğitim Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 1991.
♦ Tekeli, İ. İlkin, S. Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Doğuşu ve Gelişimi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1993.
♦ Unat, Faik Raşit; Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1964.
Dipnotlar:
[1] Dağ, M, Öymen, H. R; İslâm Eğitim Tarihi. Milli Eğitim Basımevi, Ankara 1974, s, 64-65.
[2] Bilim, Cahit Yalçın; Türkiye’de Çağdaş Eğitim Tarihi, Anadolu Üniversitesi Yayınları, Eskişehir 1998, s. 1.
[3] İslâm Ansiklopedisi, Maarif Basımevi, İstanbul 1957, cilt 7. s. 652; Büyük İslâm Tarihi, Çağ Yayınları, İstanbul, 1989, cilt 14. s, 73-75.
[4] Ergin, Osman; Türkiye Maarif Tarihi, Eser Matbaası, İstanbul, 1977, cilt 1-2, s. 82.
[5] İslâm Ansiklopedisi, s. 652.
[6] İslâm Ansiklopedisi, s. 655.
[7] Akyüz, Yahya; Türk Eğitim Tarihi (Başlangıçtan 1999’a), Alfa yayınları, İstanbul 1999, s. 72.
[8] Ergin; C, I-II, s. 82-83.
[9] İslâm Ansiklopedisi, s. 656.
[10] Akyüz; s. 74.
[11] Unat, Faik Raşit; Türkiye Eğitim Sisteminin Gelişmesine Tarihi Bir Bakış, Milli Eğitim Basımevi, Ankara, 1964. s. 38.
[12] Berker, Aziz; Türkiye’de İlk Öğretim, Milli Eğitim Basımevi, Ankara. s. 8-9.
[13] Berker; a.g.e., s. 11.
[14] Kodaman, Bayram; Abdülhamid Devri Eğitim Sistemi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara, 1991, s. 59.
[15] Kodaman; a.g.e., s. 59.
[16] Kodaman; a.g.e., s. 61.
[17] Akyüz; a.g.e., s. 140-143; Unat; a.g.e., s. 38; Berker; a.g.e., s. 28-35.
[18] Akyüz; a.g.e., s. 140-141; Kodaman; a.g.e., s. 62. Berker; a.g.e., s, 28-35.
[19] Akyüz; a.g.e., s. 182.
[20] Unat; a.g.e., s. 39.
[21] Akyüz, Yahya; a.g.e., s. 180.
[22] Akyüz, Yahya; a.g.e., s. 182. Bilim; a.g.e., 154.
[23] Unat; a.g.e., s. 39.
[24] Akyüz; a.g.e., s. 196.
[25] İslâm Ansiklopedisi, s. 659.
[26] Unat; a.g.e., s. 40.
[27] Tekeli. İ. İlkin. S; Osmanlı İmparatorluğu’nda Eğitim ve Bilgi Üretim Sisteminin Doğuşu ve Gelişimi, Türk Tarih Kurumu Yayınları, Ankara 1993, s. 62.
[28] Kodaman; a.g.e., 85.
[29] Ergün Mustafa; II. Meşrutiyet Devrinde Eğitim Hareketleri (1908-1911), Ocak Yayınları, Ankara 1996, s. 194-208.
[30] Öztürk, Nazif; Türk Yenileşme Tarihi Çerçevesinde Vakıf Müessesesi, Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları, Ankara, 1995, s 382.
[31] Ergin; a.g.e., C, I-II, s. 86.
[32] İslâm Ansiklopedisi, s, 653-656.
[33] Berker; a.g.e., s. 5.
[34] Bilim; a.g.e., s. 2.
[35] Bilim; a.g.e., s. 144, Akyüz; 1992.
[36] Koçer, Hasan Ali; Türkiye’de Modern Eğitimin Doğuşu ve Gelişimi (1773-1923), Milli Eğitim Bakanlığı Yayınları, İstanbul 1991, s. 64.
[37] Koçer; a.g.e., s, 82-11.
[38] Unat; a.g.e., s. 39. Bilim; a.g.e., s. 155.
[39] Akyüz; a.g.e., s. 196.
[40] Kodaman; a.g.e., 67.
[41] Berker; a.g.e., s. 5. Kansu; a.g.e., C. I, s. 28.
[42] Bilim; a.g.e., s. 144.
[43] Duman, Tayyip; Türkiye’de Ortaöğretime Öğretmen Yetiştirme Problemi (Tarihi Gelişim), Milli Eğitim Yayınları, İstanbul 1991, s, 11-20.
[44] Öztürk, Cemil; Türkiye’de Dünden Bugüne Öğretmen Yetiştiren Kurumlar, M. Ü. Atatürk Eğitim Fakültesi Yayınları. İstanbul 1998, s. 8-9.
[45] Berker; a.g.e., s. 7. İslâm Ansiklopedisi, s. 657-658.
[46] Gelişli, Yücel; Öğretmen Yetiştirmede Ankara Yüksek Öğretmen Okulu Uygulaması, Yayımlanmamış Doktora Tezi. A. Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara 2000. s. 4. Öztürk, C; a.g.e., s. 9.
[47] Berker; a.g.e., s. 5. Kodaman; a.g.e., s. 57
[48] Kodaman; a.g.e., s. 57.
[49] İslâm Ansiklopedisi, s. 653.
[50] İslâm Ansiklopedisi, s. 654.
[51] Kansu; a.g.e., C. I, s. 30.
[52] Ergin; a.g.e., C, I-II, s, 83.
[53] İslâm Ansiklopedisi, s. 656.
[54] Kodaman; a.g.e., s. 57.
[55] Bilim; a.g.e., s. 3.
[56] Akyüz; a.g.e., s. 74.
[57] Sakaoğlu, Necdet; Osmanlı Eğitim Tarihi, İletişim Yayınları, İstanbul 1991, s. 48-49.
[58] Akkutay, Ülker; Enderun Mektebi, G. Ü. Gazi Eğitim Fakültesi Yayınları, Ankara 1984, s.
[59] Berker; a.g.e., s. 3. Kansu; a.g.e., C. I, s. 58.
[60] Kansu; a.g.e., C. I, s. 27, 28.
[61] Kodaman; a.g.e., s. 57.
[62] Kansu; a.g.e., C. I, s. 63.
[63] Unat; a.g.e., s. 38. Berker; a.g.e., s, 28-35.
[64] Akyüz; a.g.e., s. 140.
[65] Kodaman; a.g.e., s. 62.
[66] İslâm Ansiklopedisi, s. 657. Kodaman; a.g.e., s. 63.
[67] Unat; a.g.e., s. 39.
[68] Unat; a.g.e., s. 40.
[69] Ergin; a.g.e., C, I-II, s, 91-96.
[70] Kansu; a.g.e., C. I, s. 29.
[71] İslâm Ansiklopedisi, s. 657.
[72] İslâm Ansiklopedisi, s. 657.
[73] Berker, Aziz; a.g.e., s. 3.
[74] Ergin; a.g.e., C, I-II, s, 83-88.
[75] İslâm Ansiklopedisi, a.g.e., s. 654.
[76] Berker; a.g.e., s, 30-31. Kansu; a.g.e., C. I, s. 30.
[77] İslâm Ansiklopedisi, s. 656.
[78] Akyüz; a.g.e., s. 188.
[79] Öztürk, N; a.g.e., s. 41, 42.
[80] Kodaman; a.g.e., s. 58.81 İslâm
[81] Ansiklopedisi, s. 656.
[82] Akyüz; a.g.e., s. 140.
[83] Akyüz; a.g.e., s. 182.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.