OSMANLI DÖNEMİ FİYAT POLİTİKASI VE FİYATLARIN TAHLİLİ

0 50

Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK

Tarih ilminin konusu, zaman içinde insan olduğuna göre, insanın bütün faaliyetlerine esas olan düşünce, yaşayış tarzı, inanç sistemi, kültürel değerleri, üretim ve tüketim biçimleri, kısaca maddi ve manevi unsurlar, bu unsurların kaynağı, gelişmesi ve sonuçları, tarihin de konusunu teşkil eder. Böylece tarihi sadece bir takım siyasi ve askeri zaferler yekünü veya sülale tarihleri olarak ele almak, tarihin hakiki manası ve mahiyeti ile bağdaşmaz. Bu haliyle tarih, ne “faydalanılan” ne de “ders alınması gereken bir ilim” olmaktan çıkar. O halde, “faydacı” ve “ders alınması gereken tarih”, bir “bütün” olarak telakki edilen tarihtir. Bir “bütün” olarak ele alınan tarih, zamanla ihtisaslaşarak, siyasi, hukuk tarihi, eğitim tarihi, müesseseler tarihi, askeri tarih ve iktisat tarihi gibi, konularına göre uzmanlık alanlarına ayrılmıştır.

İktisadın günümüzde olduğu gibi, geçmişte de, devletlerin hayatlarında vazgeçilemeyen bir unsur olduğu bilinmektedir. Devletlerin dışta siyasi ve askeri üstünlüklerini sürdürebilmeleri, içte, mamur bir ülke, müreffeh bir cemiyete sahip olmaları, bu varlık ve üstünlüğün devamında iktisadi yapının mahiyeti önemli bir etkendir. İktisadî düzenin mahiyetini, paranın durumu, ticaret hacmi, üretim miktarı gibi hususlar belirler. Aynı zamanda fiyatlar da iktisadî hayatın en önemli göstergelerinden biridir. Zira yukarıda sayılan iktisadî faaliyetlerin işleyiş tarzı, iyi veya kötü sonuçları, hemen fiyatlara gözle görülebilecek derecede yansır. Paranın tağşişi, ticaret hacminin veya üretimin düşmesi fiyatları olumsuz yönde etkilerken, paranın istikrarlı seyri veya üretimin artması, fiyatlara da bir istikrar getirecektir.

İşte bu açıdan büyük önemi haiz olan fiyat tarihinin araştırılması, bugüne kadar her nasılsa ihmal edilen önemli bir boşluğu dolduracağı gibi, tarihimize yeni boyutlar kazandıracağı da şüphesizdir.

I. Osmanlı Fiyat Politikası

Çağına göre siyasi, askeri ve iktisadî bakımından mükemmel bir sistem kuran Osmanlı İmparatorluğu’nun dayandığı iki temel unsur vardı ki, bunlardan biri, kaynağını islam dininden alan “İslam Hukuku”, diğeri de geleneksel “Türk Töresiydi”. Bu ikilikten olmuş olmalı ki, Osmanlı İmparatorluğu’nun idarî, hukukî ve iktisadî düzeni hakkında ileri sürülen fikirlerde, çoğunlukla her iki unsurun sınırlarının tespit edilemediği ve yer yer birbirine karıştırıldığı görülmektedir. Devletin İslamî prensiplere bağlı olmasından dolayı, hemen her konuda ve giderek yinelde Osmanlı devlet düzeninin “teokratik” bir düzen olduğu hükmüne varılmaktadır. Bu cümleden olarak, fiyat politikası ve iktisadî düzenin de şer’i esaslara dayandığı görüşü yaygındır. Öyleyse öncelikle, İslam fiyat politikasının mahiyeti belirlenmeli, sonra da Osmanlı fiyat politikasıyla karşılaştırılmalıdır.

A. İslam Fiyat Politikası

Fiyat, mübadele verilen bir servetin karşılığı, alınan veya alınabilen servet veya paranın miktarı[1] olduğuna göre, İslam iktisadında, doğrudan fiyat politikasını belirleyen herhangi bir nass yoktur. Ancak halk arasındaki alış-verişi düzenleyici ayet ve hadisler vardır. İslam fiyat politikasını istidlal yoluyla sözkonusu ayet ve hadislerden çıkarmak mümkündür.

“Bir şeyi ölçtüğünüz zaman, ölçüyü tam tutun, doğru terazi ile tartın. Böyle yapmak sonuç itibariyle daha güzel ve daha iyidir”[2] ve “insanlardan kendileri bir şey ölçerek aldıkları zaman tam alan, ama onlara bir şeyi verdiklerinde eksik tutanların vay haline”[3] ayetlerinde açıkça görüldüğü üzere, ölçü ve tartılara uyulması, eksik tartmaktan kaçınılması, böyle olunca her bakımdan sonucun daha iyi olacağı ve aksine davrananların uhrevî cezaya çarptırılacağı belirtilmektedir. Öyleyse burada beliren husus, ölçü ve tartılara uymak zaruretidir.

“Her kim hile eder, mağşuş şeylerle bizi aldatırsa. O, bizden değildir”[4] ve Peygamberimizin (s.a.v.) aldatıldığını söyleyen bir sahabiye “Sen de bir şey almak istediğinde, İslam dininde (hile) aldatmak ve aldanmak yoktur de”[5] hadis-i şerifleri, alış-verişteki ikinci hususiyeti, yani hile ve aldatmanın yasak olduğunu ortaya koymaktadır.

“Müşteri kızıştırmayın (alıcı-ile satıcı arasına girip kendisini alıcı gibi göstererek) müşteri aldatmak için bir meta’in değerini artırmaya çalışmayın”[6] hadis-i şerifi de müşteri kızıştırmanın yasak olduğunu belirtmektedir. Başka bir hadis-i şerifte de, yeminin kerahat olduğuna değinilerek şöyle denilmektedir: “Alış-verişte, yemin malın sürümüne medar olabilirse de hakikatte kazancın bereketini götürür”.[7]

Alış-verişte aracıya yani simsara yer olmadığı çeşitli hadislerle dile getirilmiştir. “Şehirlinin köylüye-velevki o, ana-baba bir kardeş olsun-simsarlık ederek onun malını (ücretle) satması yasaktır.”[8] Bir başka hadis-i şerifte de “Satılık eşyasıyla pazara gelen köylüleri (Pazar dışında) karşılayıp (mallarını) satın almayın, şehirli de köylünün namına onun malını satamaz.”[9] buyurulmuştur.

Böylece burada İslam fiyat politikasının dördüncü bir özelliği ortaya çıkmaktadır ki, o da aracının yani simsarın olmayışıdır. İslam fiyat politikasında önemli bir halkayı da ihtikârın yasaklanması oluşturur. Bununla ilgili pek çok hadis-i şerif vardır. Ancak biz burada bir kaçını vermekle yetineceğiz:

“Her kim ihtikâr eder, elbette o asidir, günahkârdır.”[10]

“Muhtekir ne fena kuldur, Allah-u Teala es’arı ucuzlatırsa herifin keyfi kaçar, yükseltirse o zaman ferahlar”[11]

“Her kim Müslümanların medarı maişetleri üzerinde ihtikâr ederse Allah o muhtekire cüzzam illeti ile iflas şeameti ulaştırır”[12].

“Her kim galâ kasdıyla halkın erzakını kırk gün ihtikâr ederse, Allah’ın ahd ü misakından uzaklaşır, Allah da ondan berî olur”[13].

Resulullah (s.a.v.) bir kere bir palas ve bir kadeh satmak istemişti.

  • Bu kiminle kadehi almak isteyen var mı? Diye huzurda bulunanlara sordu. Orada bulunan bir zat:
  • Bu ikisini ben bir dirheme aldım, dedi. Bu defa Nebi:
  • Bir dirheme kim ziyade eder? Diye sordu. Diğer bir sahabi de:
  • İki dirheme aldım dedi ve Resulullah da bu ikisini iki dirheme bu sahabiye verdi.[14]

Bu hadis-i şeriften de açıkça anlaşılacağı üzere, Hz. Peygamber’in bu satışı “müzayede usülü” ile satıştır. Buna dayanarak başta İmam Malik ve İmam Şafiî (r.a.) ve diğer ulema, müzayedenin caiz olduğu üzerinde ittifak halindedirler.

Buraya kadar yapılar izahları özetlersek, İslam fiyat politikasının dayandığı temelleri şöyle sıralamak mümkündür:

  1. Ölçü ve tartılara riayet etmek esastır.
  2. Alış-verişte ihtikâr yapmak ve aldatmak yasaktır.
  3. Alış-verişte ihtikâr yapmak yasaktır.
  4. Aracı ve tefecilere yer yoktur.
  5. Spekülasyon yaratmak caiz değildir.
  6. Müzayede ile alış-veriş caizdi.

Fakat dikkat edilirse, öteki İslam devletlerinde olduğu gibi, Osmanlı İmparatorluğu’nda da uzun yüzyıllar uygulanan “Narh Sistemi” hakkında kesin deliller bulunmaktadır. Aksine bir hadis-i şerifte “Hiç şüphe yok ki, fiyat tayin eden, (az vererek) kısan, (çok vererek) yayan, rızıklandıran ancak Allah’tır”[15] buyurularak, eşyaya narh vermenin caiz olmadığı belirtilmektedir. Hal böyle iken, daha sonra ki ulemadan bazıları, et ve yağdan başka yiyeceklerde, halkın zarara uğramaması için, narh koymayı hoş karşılamışlardır. Ayrıca “Mübaya fiyatı” ile ilgili olarak aynı şekilde kesin hükümler görülmemektedir.

O halde “narh sistemi” menşe itibariyle belki şer’i olmayabilir. Ama İslamiyet’in başıboşluğa, düzensizliğe, haksız kazanca karşı olan disiplin ve düzen anlayışına uygun düşmektedir. Mübayaa fiyatının da narh gibi menşe itibariyle şer’i olup olmadığı konusu şimdilik kesin olarak tespit edilememiştir. Ama bu usulün de örfî olması kuvvetle muhtemeldir.

Netice olarak, narh ve mübayaa fiyatlarının, örfî olmakla beraber, İslam’a aykırı olmadıklarını müzayede ve öteki serbest fiyatların da şer’i olduklarını söylemek mümkündür. Piyasa fiyatları, bir yerde şahsın hukukuna dahil olduğundan ve tarafların rızası esas bulunduğundan, bu tür fiyatlar da şer’i fiyatlardır.

B. Osmanlı Fiyat Politikası

Osmanlı fiyat politikasını, devletin yinel olarak siyasi, hukukî ve iktisadî anlayışı ve örgütlenmesi dahilinde, bir bütün içerisinde aramak gerekir. Çok geniş bir coğrafi alana hakim olan Osmanlı İmparatorluğu, şer’i ve örfî hukuka dayalı güçlü bir merkezi otoriteye sahipti. İdarî sistemi, sahip olduğu coğrafyanın, tabiî, tarihi ve etnik özelliklerine göre farklılıklar gösterirken, idaresi altında yaşayan topluluklar arasında hiçbir fark gözetilmez, aksine, teb’a, “padişaha Allah’ın bir emaneti” olarak görülürdü: Öyleyse bu anlayışa sahip olan devlet, bir taraftan halkını koruyup gözetirken, öte yandan da esnaf teşekküllerinin hak ve menfaatlerini de koruyacaktı. Her ikisi arasındaki bu hassas dengeyi korumak, elbette devletin başta gelen görevlerindendi.

Devletin fiyat politikasını belirlerken, uygulamada yinel olarak iki türlü fiyat politikası izlediği görülmektedir. Umumi veya devleti ilgilendiren hususlarda, idarenin fiyatları belirlediği bilinmektedir. Buna “müdahaleci” bir tutum demek mümkündür. Bu tutum daha ziyade, “paranın resmi kurunun belirlenmesinde”, yinellikle yılda iki defa (daha fazla hatta aylık olabilir) verilen “narh”ta ve ordunun, İstanbul’un veya başka şehirlerin iaşesi için çıkarılan zahire, canlı hayvan veya diğer bazı maddelerin (güherçile, bakır, arpa, odun, kömür vb.) alımında yayınlanan “mübayaa” emirlerinde karşımıza çıkmaktadır. İkinci olarak, umumu veya devleti değil de sadece tarafları ilgilendiren hususlarda ise devletin “serbest” denebilecek bir politika izlediğine şahit olunmaktadır. Belki de bu tür fiyatlar, ahval-i şahsiyyeye dahil olduğundan ve devletin ahval-i şahsiyyeye müdahale etmeme hususundaki anlayış ve kararlılığından dolayı, devletin müdahalesinden uzak kalmışlardır.

Netice olarak, Osmanlı dönemi fiyatlarını menşe ve mesnedleri itibariyle ele alırsak, kur, narh ve mübayaa fiyatlarının şer’i olmamakla birlikte, şeriate dayandırılmış örfî fiyatlar, serbest ve müzayede fiyatlarının da şer’i hukuka dayalı fiyatlar olduğu söylenebilir.

II. Osmanlı İktisadında Fiyatların Kaynakları

A. Kaynakların Tanıtımı

İmparatorluğun genişliğine, iktisadî faaliyetlerin çeşitliliğine göre, fiyatların kaynakları da çeşitlilik göstermektedir. Ancak bu kaynaklar, bütün devirler için geçerliliğini korumamaktadırlar. Kaynakların tahliline girmeden, fiyatların yer aldığı kaynakları kısaca tanıtmak gerekmektedir.

A. Tahrir Defterleri

Yeni fethedilen bir bölgenin iktisadî ve sosyal kapasitesini ortaya çıkarmak ve ona göre bir düzenleme yapmak amacıyla tutulan Tahrir defterlerinde, konumuza esas olan bazı fiyatlar bulunmaktadır. O bölgenin kaza ve köylerinin hâsılları, alınabilecek vergi miktarları, zamanın para değeri (yinellikle akçe olarak) üzerinden hesaplanmıştır, Tahrir geleneği XVII. yüzyıldan itibaren terkedilmiştir.

B. Mühimme Defterleri

Merkezden taşraya yazılan muhtelif belgelerin (emir, ferman, hüküm vb.) birer suretlerinin bulunduğu Mühimme defterlerinde, fiyatlarla ilgili pek çok belge bulunmaktadır. Burada çoğunlukla bir bölgeden istenen zahire, canlı hayvan veya diğer bazı maddelerin fiyatları bulunmaktadır. Atama beratlarının suretlerinde de, bu göreve atananların ücret ve diğer istihkakları belirtilmektedir.

C. Muhasebe Defterleri

Çeşitli kalemlerde (bütçe, imaret, inşaat) tutulan muhasebe defterlerinde de bazı maddelerin fiyatları bulunmaktadır. Fakat bu defterlerden aynı malın fiyatını yıllar itibariyle izlemek mümkün değildir.

D. Evkaf Defterleri

Bütün vakıfların tahrirlerinin yazıldığı Evkaf defterlerinde, vakfın mal varlığı, kira ücretleri, gelirleri ve vakıf görevlilerinin ücret ve istihkakları hakkında bilgiler bulunmaktadır. Vakıf tahrir defterlerindeki fiyatlar da sadece tahririn yapıldığı yıl için geçerli olup, sonraki yıllar için sistematik bilgiler bulunmaktadır.

E. Gümrük Tarife Defterleri

Yabancı devletlerle yapılan ticaret anlaşmaları gereğince karşılıklı olarak tutulan Gümrük tarife defterleri, bu bakımdan önemli kaynaklardır. Ancak bu defterler de tutulduğu dönem için kıymeti haizdirler. Burada da aynı kalem malların fiyatlarını yıllık olarak takip etmek mümkün değildir. Ayrıca bu defterlerin başka bir özelliği de ihraç ve ithal malların cins, kalite ve menşelerini değişik ölçü ve tartı birimleriyle vermesidir.

F. Şer’iyye Sicilleri

Kadı tayin edilen bütün kazalarda, devlet ile halk arasında pek çok yetki ve görevle mücehhez olan Kadılar tarafından tutulan Şer’iyye Sicilleri, Kadıların görev ve sorumlulukları alanına giren her türlü belge ve bilgiyi ihtiva etmektedir. Bu meyanda her türlü fiyat ile ilgili kur, narh, mübayaa, müzayede ve rayic fiyatlarıyla ilgili belgeler bulunmaktadır. Ayrıca kalpazanlık, fiyatların kontrolü vb. gibi hususlara ait bilgileri de ihtiva etmektedirler. Üstelik sicillerde, öteki defterlerin aksine, o kazaya ait fiyatları yıllık hatta aylık olarak takip etmek mümkün oluğu gibi, bu fiyatları öteki kazalarla da mukayese etmek mümkün olmaktadır. Siciller, Kadılık kurumunun statüsü ile birlikte Tanzimat’a kadar bu özelliklerini korumuşlardır. Bu tarihten sonra ise yinellikle tereke ve ilâmları ihtiva eden defterler durumuna gelmişlerdir. O halde XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar mahallî fiyat araştırmalarında Şer’iyye Sicilleri en önemli kaynaklardır, denebilir.

G. Salnâmeler

XIX. yüzyılın ikinci yarısından itibaren yayınlanan vilayet, askeriye ve ilmiye gibi salnâmelerde de fiyat cinsleri bulunmaktadır. Fakat bu fiyatlarda da hareketlilik yoktur.

H. Gazete ve Dergiler

Özellikle XIX. yüzyıl sonları ile XX. yüzyıl başları için fiyatlar bakımından gazete ve dergiler önemli birer kaynaktır. Fakat gazetelerin çoğunlukla İstanbul ve bazı büyük şehirlerde yayınlanması, yayınlanan bu gazetelerin de çeşitli sebeplerden dolayı zaman zaman kapanmaları, fiyat incelemelerini hem bütün Türkiye’ye teşmil ve hem de kesintisiz olarak sürdürmeyi engellemektedir.

İ. Ticaret Borsası Sicilleri

İmparatorluğ’un son dönemleri fiyat tarihi için en önemli belgeler Ticaret Borsası Sicilleri’dir. Hemen hemen Anadolu’nun bütün önemli şehirlerinde kurulan ticaret borsalarının kayıtlarında, hububat, gıda maddeleri, canlı hayvan, sanayi ürünlerinin fiyatlarını bulmak mümkün olmaktadır. Bu sicillerin dağınık illerin borsalarının mahzenlerinde perişan vaziyette bulunması, ilmi bir tasnife tâbi tutulmamaları, önemli bir kayıp olarak görülmelidir.

J. Konsolos Raporları

Avrupa devletlerinin İmparatorluğ’un değişik merkezlerinde kurdukları konsolosluklarda görevli Konsolosların, ülkelerine yazdıkları raporlar da fiyat incelemelerinde önemli birer kaynaktır. Fakat bu raporlarda teferruat yoktur. Sadece ilgisi olduğu zaman veya gerekli görülürse bazı maddelerin fiyatları verilmiştir. Bu raporlarda daha çok transit geçen malların umumi dökümleri yapılmaktadır.

K. Tarihler ve Seyahatnameler

Özel tarihler ve vakanüvis tarihlerinde veya seyahatnamelerde de nadiren de olsa bir iki cümle ile dönemin fiyatları hakkında bir takım bilgiler bulunmaktadır. Fakat bu eserler de sistemli fiyat artışlarına kaynak olmaktan uzaktır. Sadece konuyu teyid etmesi bakımından kullanılabilirler.

B. Kaynakların Tahlili

Osmanlı dönemi fiyat araştırmalarının kaynakları, yinel olarak yukarıda sayılan belge gruplarıdır. Bu kaynakların tahlilini ise şu şekilde yapmak mümkündür.

Tapu tahrir, Muhasebe, Mühimme ve Evkaf defterleri, yazıldıkları tarihler için geçerlidirler. Bu tür defterlerde hareketlilik yoktur, statiktirler. Yani burada geçen malın fiyatını, yazımdan iki ay sonra veya bir yıl sonra bulmak mümkün değildir. Aksine bu defterlerin verileri, bazen yanıltıcı olabilir. Mesela, XVI. yüzyılda tesis edilen bir vakıf, 10 akçe ile günlük et ihtiyacını karşılayabiliyordu. Fakat XIX. yüzyıla gelindiğinde, hala vakfın şartnamesinin değişmediği ve 10 akçenin et ihtiyacı için tahsis edildiği görülmektedir. Oysa XIX. yüzyılda artık akçe tedavülden kalkmıştır. Aynı şekilde XVI. yüzyılda vakıf camiinin imamlığına günlük iki akçe ile imam tayin edildiği, bu rakamın yine XIX. yüzyılda da değişmediğine şahit olunmaktadır. Demek ki belli bir amaç için tutulan tahrir, muhasebe, mühimme, evkaf defterlerindeki fiyatlar yanıltıcı olmaktadır. Gümrük tarife defterlerindeki fiyatlar ise halka yansıyan fiyatlar değildir. Fiyatı verilen malın giriş veya toptan fiyatıdır.

Şer’iyye Sicilleri’ne geçen fiyatlara gelince, yukarıda da değinildiği gibi canlı, hareketli ve birbirleriyle mukayese imkanı olan fiyatlardır. Yani fiilen uygulanan fiyatlardır. Kaza yönetici ve ileri gelenlerin tespit ettiği narh ve narha uyulması için gösterilen gayretler, bu fiyatların resmen cari olduğunu gösterir. Sicillere yansıyan mübayaa emirlerinde, mübayaa fiyatlarını görmek ve bu fiyatları rayic fiyatlarla karşılaştırmak mümkündür. Tereke ve serbest fiyatların her türlüsünü yine sicillerde aramak gerekir. O halde, XIX. yüzyılın ilk yarısına kadar, fiyat tarihi araştırmalarında Şer’iyye sicilleri en önemli kaynaklardır.

Salnâmeler, konsolos raporları ve gazeteler de bu konuda önemli bilgiler verirlerse de sistemli ve mukayeseli bir fiyat araştırması için yeterli değildirler. Aynı şekilde yeri geldikçe bir iki cümle ile bazı maddelerin fiyatlarını veren tarihler ve seyahatnameler de yeterli değildir. Yine bu eserlerin incelenmesinde fayda vardır.

İmparatorluğ’un son dönemleri için de yukarıda değinildiği gibi, Ticaret Borsalarının sicilleri önemli kaynaklardır. Ancak bu sicillerin de derlenip tasnif edilmeleri ve araştırıcıların istifadesine sunulmaları bir zarurettir.

II. Osmanlı İktisadında Tespit Edilen Fiyatların Tahlili

İktisat tarihimizin önemli bir öğesini oluşturmasına rağmen, fiyat tarihi konusunda yapılan araştırmaların azlığı dikkati çekmektedir. Bu konuda dolaylı veya doğrudan bir takım araştırmalar yapılmıştır. Fakat bu araştırmaların büyük bir kısmı, ya iktisat tarihi üzerine verilen eserlerin ilgili bölümünü oluşturmakta, veya “narh” ve “muhasebe” defterlerinin yayınından ibarettir.[16] Yalnız Ömer Lütfi Barkan’ın bu konudaki çalışmalarını zikretmeden geçemeyeceğiz.

İktisat tarihi alanında pek çok eser veren Ömer Lütfi Barkan, bu konuda da uzunca bir makale yayınlamıştır.[17] XVI. asrın ikinci Yarısında Türkiye’de Fiyat Hareketleri başlıklı bu makale, fiyat tarihi incelemelerinde kıstas kabul edildiğinden, burada birkaç cümle ile üzerinde durmak yerinde olacaktır.

Sözkonusu araştırmanın hedefi, Türkiye’de fiyat hareketleri olduğuna göre, hiç olmazsa Türkiye’nin değişik bölgelerinden önemli birer merkezin fiyatlarının incelenmesi gerekirken, araştırmanın sınırlarının Edirne ve İstanbul’u aşmadığı görülmektedir. Sadece İstanbul ve Edirne’ye ait imaret kayıtlarına dayanarak, elde edilen sonuçları bütün Türkiye’ye teşmil etmek mümkün müdür? Kanaatımızca böyle bir yinelleme mümkün değildir. Anadolu’nun değişik bölgelerindeki vilayetlerin fiyat hareketleri de ele alınmalıydı. O halde bu makalenin adı, “İstanbul ve Edirne’de Gıda Maddelerinin Fiyatları” olabilir.

Merhum sözkonusu makalesinde, Türkiye fiyat tarihi için hazırlık safhası olarak tanımladığı çalışmalarıyla, bazı imaretlerin muhasebe bilançolarını yayınladığını belirtmektedir. Gerek adı geçen makalesinin kaynaklarına ve gerekse bu amaçla yayınladığını söylediği muhasebe defterlerine bakılacak olursa, Barkan’ın daha çok imaret muhasebe kayıtlarını esas kaynak olarak kabul ettiği sonucuna varılmaktadır. Nitekim kendisi de makalesinde, narh fiyatlarının, hükümetin empoze etmek istediği fiyatlar olarak değerlendirmekte, onun için imaret muhasebe kayıtlarının daha güvenilir olduğunu söylemektedir.

Bilindiği gibi narhlar, bir kazada Kadının başkanlığında esnaf temsilcileri, âyan ve vucûh-ı memleketten oluşan meclis tarafından yinellikle yılda iki defa (daha fazla olabilir) verilen fiyatlardır. Kaldı ki, imaretlere alınan erzak, yine cari olan bu fiyatlarla satın alınırdı. Mütevellinin tayin ettiği katip, vekil harç veya başka bir görevli tarafından bakkal, kasap vs. esnaftan, zamanın narh fiyatı ile erzak alınmaktaydı. Yani narh fiyatları, resmi makamlar tarafından empoze edilen fiyatlar değil, aksine cari olan fiyatlardır. Resmi makamlar narhın korunmasını sıkı bir şekilde kontrol eder, narha uymayan esnafı çeşitli cezalara çarptırırdı. Resmi fiyatların dışında serbest veya karaborsa fiyatları vardı. Fakat bu, resmi fiyatların olmadığı veya güvenilmez olduğu anlamına gelmez.

Sözünü ettiğimiz makalede, sadece bazı gıda maddelerinin fiyatları esas alınarak bir sonuca varılmaya çalışılmıştır. Bunlar buğday, un, pirinç, arpa, sadeyağ, zeytinyağı, bal, et, tuz, üzüm, safran, karabiber ve odundur. Üstelik bu maddeler de Süleymaniye, Fatih ve II. Beyazid imaretlerine ait fiyatlardır. Oysa Barkan’ın yapmaya çalıştığı geçim endekslerinin en az hata ile yapılabilmesi için, bütün gıda ve zaruri ihtiyaç maddelerinin incelenmesi gerekirdi. Bu meyanda konfeksiyon mamülleri (bez, çuha, ayakkabı, ipek, yün vs.) aydınlatma aracı olan mum, temizlik maddesi olan sabun, hayvan yemi olarak kullanılan saman ve pek çok alanda kullanılan demir ile inşaat malzemelerinin fiyatları incelenmemiştir. En önemlisi usta, işçi, kalfa, çırak gündeliklerine yer verilmemiştir. Ücretler verilmeyince bir ailenin sofrasına, o günkü fiyatlarla ne kadar gıda maddesinin kaç akçe ile alındığını hesaplamak ve dolayısıyla yıllara göre Fiyat-Ücret bağıntısını izlemek mümkün değildir. Sadece 6 nolu cetvelde Yeniçeri ve Sipahilerin 1527-1670 yılları arasında aldıkları ücretlerin toplamı ile bunun bütçe içindeki oranları verilmiştir (s. 603) ki, bu da ücretleri halk tabakalarına yansıtmaktan uzaktır.

Öyleyse fiyatlar gibi özel ve değişken bir konuda yapılacak araştırmanın boyutların daha geniş tutulması, sadece bir fiyat türüne ve kaynağa bağlı kalınmaması gerekmektedir. İşte bu amaçla yukarıda fiyatların kaynakları verilmeye çalışılmıştır. O halde bütün bu kaynaklarda karşımıza çıkan kaç türlü fiyat vardır, bunların durumu ve güvenirliliği nedir? Şimdi adı geçen belgelerden tespit edilen fiyat türlerinin tahliline geçebiliriz.

  1. Ülkede tedavülde olan altın ve gümüş paraların, vezin ve fiyatları, devlet tarafından belirlenir, verilen rayic sıkı bir şekilde kontrol edilirdi. Herhangi bir fiyat değişikliğinde ise durum fermanlarla bütün İmparatorluğ’a ilan edilirdi. İşte bu fermanlarda belirtilen sikke fiyatları, devletin resmi fiyatlarıdır. Ancak devletin resmi fiyatlarından farklı olarak, sikkelerin piyasa fiyatlarının olduğu bilinmektedir.
  2. Hububat ve canlı hayvan için de zaman zaman İmparatorluğ’un çeşitli bölgelerine mübayaa emirleri gönderilirdi. Yalnız mübayaa emirlerinde belirtilen fiyatların, gerçekte çok düşük tutulduğu görülmektedir. Bunun sür-sat uygulamasının bir sonucu olduğu kanaatindeyiz. Hububat ve canlı hayvan fiyatlarını o günkü asıl rayic fiyatlar olarak karşımıza çıkan Tereke defterlerinde aramak daha isabetli görünmektedir.
  3. Şehirlerde uygulanan narhlar, resmi fiyatlar olup, bütün gıda ve zaruri tüketim maddelerinin fiyatları ile usta, kalfa, çırak ve işçi gündelikleri yer almaktadır.
  4. Ölen bir şahsın mal varlığının saptandığı ve vârisleri arasında paylaştırıldığı Tereke defterleri de fiyatlar konusunda önemli bilgileri kapsamaktadır. Buna rağmen tereke fiyatlarının, kadının resm-i kısmeti yükseltmek için, dökümü yapılan malların fiyatlarını yüksek tuttuğu endişesiyle güvenilmeyen, aldatıcı fiyatlar olduğu görüşü yaygındır.[18] Oysa mukayeseli olarak yapılacak bir araştırmada, terekelerde geçen fiyatların, malın cinsine göre değişiklik arz ettiği görülecektir. Terekede ferman veya narha tâbi bir mal varsa, ferman veya narhta belirtilen fiyata bağlı kalınmaktadır. Yani başka bir deyişle, Kadı, resmi fiyata tâbi malların fiyatlarında herhangi bir değişiklik yapamamaktadır.

Mesela, Ankara’da 1801 tarihli bir terekede, 13 Mısır Nısfiyyesi 26, 6 Mısır Zer-i Mahbubu 24, 11 İstanbul Nısfiyyesi 27,5 kuruş olarak hesaplanmıştır.[19] Gerçekten de bu tarihte Mısır Nısfiyyesi 2, Mısır Zer-i Mahbubu 4, İstanbul Nısfiyyesi de 2,5 kuruştur.[20] Aynı şekilde Kayseri’de 1799 tarihli başka bir terekede, 10 tane İstanbul Zer-i Mahbubuna 50,6 tane Mısır Zer-i Mahbubuna 24 kuruş değer verilmiştir ki, İstanbul Zer-i Mahbubu 5, Mısır Zer-i Mahbubu da 4 kuruştur.[21]

Bu uyum sadece altın fiyatlarında değil, narha tâbi gıda ve ihtiyaç maddelerinde de mevcuttur. Mesela Ankara’da 19 Ocak 1798 (22 Recep 1212) tarihli narh ile 28 Mart 1798 (10 Şevval 1212) tarihli terekedeki bazı maddelerin mukayesesi yapılırsa. Aşağıdaki tablo ortaya çıkmaktadır.[22]

Eşyanın Cinsi          Miktarı            Narh Fiyatı              Tereke Fiyatı
(1 Kıyye)            (Akçe olarak)     (Akçe olarak)
Bal                             1                                  114                 120
Siyah Üzüm             1                                  20                   18,5
Ağda                          1                                  40                   30
Fındık                        1                                  44                   36,5
Badem                       1                                  132                 120

Keçiboynuzu           1                                  24                   24

Görüldüğü gibi, narh fiyatları ile tereke fiyatları arasında büyük bir paralellik vardır. Cüz’i bazı sapmaların olması, malın kalitesinden veya terekeyi yazan katibin kalite ve fiyat anlayışından kaynaklanmaktadır. Ancak hiçbir resmi kurala bağlı olmayan ev eşyası (yatak, yorgan, halı, kilim, şamdan, mangal, kitap, tüfenk vs.) fiyatları serbest fiyatlardır. Öyle dahi olsa, bu fiyatlar da o günkü rayic fiyatlarıdır. Demek ki, tereke fiyatları, bütünüyle aldatıcı değil, resmi rayic fiyatları içeren güvenilir fiyatlardır.

  1. Taşınır veya taşınmaz (ev, bağ, bahçe, dükkan, toprağın tasarruf hakkı) bir malın müzayede (açık artırma) usulü ile satıldığı veya kiralandığı görülmektedir. Bu satışlardaki fiyatlar, resmi fiyatlar olmayıp, piyasa fiyatlarıdır.
  2. İki kişinin karşılıklı olarak anlaşmak suretiyle, taşınır veya taşınmaz bazı mal alış-verişlerindeki fiyatlar da serbest piyasa fiyatlarıdır.
  3. Narhlarda, hizmet beratlarında ve nafaka hüccetlerinde belirtilen ücretler de kesin ve resmi fiyatlardır.

Böylece ferman, emir, berat ve narhlarda geçen fiyatlar resmi, müzayede, satış ve terekelerdeki bazı fiyatlar da serbest piyasa fiyatlarıdır.

Sonuç

Osmanlı dönemi fiyat tarihi araştırmaları için, öncelikle bu dönemde câri olan fiyatların hukukî kaynakları izah edilmeli ve uygulanan politikanın çerçevesi çizilmeliydi. Bu makalenin sınırları içerisinde, Osmanlı fiyat politikası ve kaynağı, bunun İslam hukuku ile bağlantısı üzerinde durulmuştur. Sonuçta Osmanlı döneminde câri olan bütün fiyat türlerinin şer’i olmadığı, narh, kur ve mübayaa fiyatlarının örfî, müzayede ve serbest fiyatların şer’i temellere dayandığı görülmüştür. Devletin fiyatlar üzerindeki kontrolü ise, bazen müdahaleci ve bazen de serbest bir tutum arz etmiştir.

Çok değişik belgelerde mevcut olan fiyat türleri incelendiğinde, bütün bu kaynakların sistemli bir fiyat tarihi araştırmaları için yetersiz olduğu anlaşılmaktadır. Ancak bu kaynaklardan Şer’iyye Sicilleri istisnadır. Zira sicilleri, sürekli, hareketli ve sistemli olduklarından, fiyatların kontrolü, esnaf-halk ilişkilerine ait belgeler de sicillerde yer almaktadır. Bu yönüyle de siciller fiyat tarihi araştırmalarında en önemli kaynaklardır.

Son olarak bütün bu belgelerde geçen muhtelif fiyatların tahlili yapılmış, kur, narh, mübayaa, müzayede, tereke ve serbest olmak üzere 6 çeşit fiyat tespit edilmiştir. Bunlardan kur, narh, mübayaa fiyatlarının resmi, tereke fiyatlarının yarı resmi, müzayede ve serbest fiyatların piyasa fiyatları oldukları görülmüştür. Tereke fiyatlarının zannedildiği gibi, aldatıcı ve güvenilmeyen fiyatlar olmadığı, aksine hem resmi fiyatları hem de rayic fiyatları ihtiva eden önemli belgeler olduğu ortaya konmuş olmaktadır.

Prof. Dr. Mustafa ÖZTÜRK

Fırat Üniversitesi Fen-Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 10 Sayfa: 843-849


Dipnotlar:
[1] Friedrich Falke, Umumî iktisat (Çev. Ş. Raşit Hatipoğlu), Ankara, 1938, s. 79.
[2] Kur’an-ı Kerim, 17/35.
[3] Kur’an-ı Kerim, 82/1-3.
[4] Muhyiddin Nevevî, Riyazu’s-Salihîn (Çev. H. Hüsnü Erdem), c. 3, Ankara, 1972, s. 160.
[5] Riyazu’s-Salihîn, c. 3, s. 161.
[6] Riyazu’s-Salihîn, c. 3, s. 161.
[7] Riyazu’s-Salihîn, c. 3, s. 251.
[8] Sahih-i Buharî, c. 6 s. 471, Riyazu’s-Salihîn, c. 3, s. 287.
[9] Sahih-i Buharî, c. 6 s. 476, Riyazu’s-Salihîn, c. 3, s. 288.
[10] Buharî, c. 6 s. 448.
[11] Buharî, c. 6 s. 449.
[12] Buharî, c. 6 s. 449.
[13] Buharî, c. 6 s. 449.
[14] Buharî, c. 6 s. 449.
[15] İbrahim Halebî, Mülteka el-Ebhur (Müt. Mustafa Uysal). C. 4, İstanbul, 1973, s. 167.
[16] Ömer Lütfi Barkan, “Edirne ve Civarında Bazı İmaret Tesislerinin Yıllık Muhasebe Bilançoları”, Belgeler, c. I., Sayı 1-2, Ankara, 1964, s. 253-377; “Fatih Camii ve İmaret Tesislerinin 1489-1490 Yıllarına Ait Muhasebe Bilançoları”, İÜİFM, c. 23, s. 297-341.; Süleymaniye Camii ve İmareti İnşaatı (1550-1557), c. I-II, Ankara, 1972-1973; “Edirne Askerî Kassamına Ait tereke Defterleri (1545-1959), Belgeler, c. III, Sayı 5-6, Ankara, 1968, s. 1-479; Halil Sahillioğlu, “Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1525 Yılı Sonunda İstanbul’da Fiyatlar”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, c. I, Sayı 1, 2, 3, s. 36-40 54-56 50-53; Mübahat Kütükoğlu, Osmanlılarda Narh Müessesesi ve 1640 Tarihli Narh Defteri, İstanbul, 1983; Yaşar Yücel, 1640 Tarihli Es’ar Defteri, Ankara, 1982.
[17] Ömer Lütfi Barkan. “XVI. Asrın İkinci Yarısında Türkiye’de Fiyat Hareketleri”, Belleten, XXXIV/136, Ankara, 1970, s. 557-607.
[18] Yavuz Cezar, “Bir Âyanın Muhallefatı”, Belleten, XLI/161, 1977, Ankara, s. 66.
[19] Ankara Ser. Sic. No: 195, Bel. 188.
[20] Ankara Ser. Sic. No: 195, Bel. 151.
[21] Kayseri Ser. Sic. No: 176, s. 22.
[22] Dr. Rifat Özdemir, XIX. Yüzyılın İlk Yarısında Ankara, Ankara, 1986, s. 253.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.