ÖNASYA’DA İSKİTLER

0 47

Yrd. Doç. Dr. Şevket DÖNMEZ

Savaşçı atlı uluslardan biri olan İskitler, batıda Tuna Nehri havzasından doğuda Çin’e kadar uzanan geniş Avrasya steplerinde yaşamış ve göçebe hayat tarzını uygulamış bir toplumdur. Günümüzde geçmişteki göçebe toplumlarla ilgili arkeolojik araştırmalar büyük bir hızla ve artarak sürdürülmektedir. Ancak, göçebe toplumlara ait arkeolojik kalıntıların azlığı ve bunların büyük bir çoğunluğunun mezar buluntuları olması sorunlara açıklık getirmeyi güçleştirmektedir.

Son yıllarda Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde (bkz. Harita 1) yapılan arkeolojik araştırmalar sonucu, söz konusu bölgedeki arkeolojik kültürlerin izlediği sıra, kronolojik açıdan belirginleşmeye başlamıştır. İ.Ö. 2. binyılın ortalarında yani 15. ve 14. yüzyıllarda, Srubnaja adı verilen bir kültür Volga Nehri’nden Karadeniz’in kuzeyindeki bölgelere kadar yayılmıştır. Bu gelişme ile Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde İ.Ö. 2. binyılın ilk çeyreğinden beri yaşanmakta olan Katakomb kültürü toplumları ya asimile edilmişler ya da bölgeden dışarıya atılmışlardır. Bunun sonucunda bölgedeki katakomb kültürünün varlığı sona ermiştir. Srubnaja Kültürü daha sonra Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde varlığını ve gelişimini devam ettirmiştir. Bu kültürdeki gelişmenin son dönemi, birbirini izleyen Sabotinovka ve Belozersk adı verilen iki evre ile temsil edilmiştir. Belozersk evresi doğrudan doğruya Sabotinovka evresinin devamıdır. Srubnaja kültürünün Belozersk evresinin bitişi kesin olmamakla birlikte genellikle İ.Ö. 9. yüzyıl ile 8. yüzyılın ilk yarısına tarihlendirilir. Belozersk evresi hem coğrafi hem zamansal ve kısmen de kültürel açıdan Novocherkask Göçebe Topluluğu (İ.Ö. 8. yy’ın ortası-7. yy’ın ilk yarısı) olarak isimlendirilen diğer bir kültürün arkeolojik kalıntılarının öncüsü niteliğindedir. Bu bağlamda, Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde, kültürel bağlantılar gösteren arkeolojik bir kültür ara vermeden gelişmeye devam etmiş ve bu kültürel bütünlük İ.Ö. 2. Binyılın ortalarından İ.Ö. 8. yüzyılın ortalarına kadar sürmüştür.[1] Söz konusu bu süreçte bölgeye yapılan herhangi önemli bir göç hareketine ait arkeolojik kalıntılara bugüne değin rastlanmamıştır. Bu nedenle Katakomb kültürünün bir ulusu olan Kimmerler, çok büyük bir olasılıkla Srubnaja kültürünü de yaşamışlardır. Bu durumda Kimmerlerin yalnızca Katakomb kültürünün ulusu olduğu şeklindeki görüşlerin artık tartışmalı olduğu, Kimmerlerin kültür hayatlarında Srubnaja Kültürünün de etkili olduğu anlaşılmaktadır. Bu da bize İskitlerin Karadenizin kuzeyindeki steplere göç ettiği dönemde Kimmerlerin bu bölgede uzun bir süreden beri oturan, büyük olasılıkla da bölgenin otokton ulusu olduğuna işaret etmektedir.

Bu konudaki önemli sorunlardan biri İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki steplere yani Kimmerlerin yaşadıkları topraklara kesin geliş tarihlerinin günümüze değin tam olarak belirlenememiş olmasıdır. Bir görüş, söz konusu bölgede İskitlerin arkeolojik izlerinin İ.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında izlenebildiği temeline dayanmaktadır.[2] Bir başka görüşe göre İskitlerin Kimmer topraklarını istila etmesi İ.Ö. 7. yüzyılın yetmişli yıllarında başlamış ve aynı yüzyılın ortalarından çok kısa bir süre sonra tamamlanmıştır.[3] Bu bağlamda diğer bir sorun biri, İskit kültürünün İ.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısından önceki erken evresinin henüz saptanamamış olmasıdır. Bunun başlıca nedeni ise, Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde İskit kültürünün gelişmiş halinin birdenbire belirmesidir. Bugünkü arkeolojik verilerin ışığında, İ.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısından önce bu kültürün sadece Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde değil, daha doğuda da hiçbir yerde tanınmadığı anlaşılmıştır. Bu durumda İ.Ö. 8. yüzyılın ortalarına kadar devam etmiş olan Novocherkask Göçebe Topluluğu kalıntılarının hem Kimmerlere hem de İskitlere ait olabileceği sonucu çıkmaktadır.[4] Görünüşe göre İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki steplere gelmeleri onların Hazar Denizi ve Pre-Kafkasya bölgelerine gelmelerinden öncedir. Söz konusu bölgeye gelen İskitler ile yerli Kimmerler arasındaki linguistik ve kültürel akrabalık ve benzerlik, İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki steplere girmelerinin neden arkeolojik materyal ile izlenemediği sorusuna da açıklık getirmektedir. Ayrıca, yazılı kaynaklarda varlıkları kesin olarak saptansa da, genelde göçebe yaşam tarzını uygulamış ulusların yer değiştirme hareketlerini arkeolojik materyal ile izlemenin oldukça zor olduğu da düşünülmelidir.

Yazılı kaynaklarda[5] verilen bilgilere göre İskitlerin Karadeniz’in kuzeyindeki stepleri istila etmelerinin ilk evresi, onların Aşağı Don Havzası ve Pre-Kafkasya bölgelerinde (bkz. Harita 1) görünmesiyle bağlantılıdır. Kimmerleri yaşadıkları topraklardan çıkaran İskitler, bu hareketle Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde büyük bir yıkım ve değişime neden olmuşlardır. Bunun sonucunda İ.Ö. 8. yüzyıl içinde Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde çok sayıda yerleşme tahrip edilmiş, bununla doğru orantılı da olarak yerleşik hayat özellikleri ortadan kalkmaya başlamıştır. Büyük bir tahribatla yansıyan bu durum olasılıkla Kimmer-İskit çekişmesinin bir sonucu olarak belirmektedir. Bu durumun genel sonucunda söz konusu bölgede hem karma ekonomiden hayvancılığa geçiş olmuş hem de Kimmerlerin Ön Asya’ya zorunlu göçleri gerçekleşmiştir.

İ.Ö. 8. yüzyılda Karadeniz’in kuzeyindeki steplere yani Kimmerlerin ülkesine ayak basan İskitler, bir kısım Kimmerliyi kendi içine kabul etmiş, kısmen de mevcut Kimmerli ile bütünleşerek kendilerini yönetici zümre olarak kabul ettirmiş olabilirler. İskitler ve Kimmerler arasındaki kültür ve dildeki yakınlık asimilasyonu kolaylaştırmış olmalıdır. İskitlerin dışarıdaki yerleşik dünya ile ilişkilerinin çok kısıtlı olduğu bilinmektedir. Bununla doğru orantılı olarak dış dünyadan getiriler de çok az olmuştur. Bütün bunların sonucunda üretime dayalı bir ekonomisi bulunmayan İskitler çevre bölgelere ve özellikle Ön Asya’nın zengin ülkelerine yayılma ve saldırma eğilimi göstermişlerdir. Çünkü hareket halinde olan ve yağma ile geçinen göçebe ve savaşçı toplumlar için daima yeni bir hedef, yaşamlarını sürdürebilmek için yeni ganimetler ve yağmalar gerekmektedir. Yani, İskitlerin Ön Asya’ya akınlarının temelinde bölgedeki yerleşik toplumlardan kazanç ve çıkar elde etme isteğinin yattığı görülmektedir.

İskitler, Herodotos’un bildirdiğine göre (Herodotos, Historiai, IV, 2), Kafkasları doğudan dolaşarak, Hazar Denizi kıyısını izlemişler, Derbent geçidini kullanarak, Kimmerlerin ardından Ön Asya’ya girmişlerdir. Bunlara ek olarak bir grup İskitli’nin Transkafkasya Dağları’nı geçerek Ön Asya’ya giriş yaptığı düşünülmektedir (bkz. Harita 2). Bu durum İskitlerin tek bir liderin yönetiminde, belli bir amaca yönelik düzenli askeri ordular şeklinde değil, klanlar ve boylar halinde, birbirlerinin ardısıra Ön Asya’ya girmiş olduklarını göstermektedir. Bu göçler sırasında İskitler güzergahları üzerinde bulunan ve Kuzeybatı İran’daki Urmiya Gölü civarına lokalize edilen Mannai’ye (bkz. Harita 1)         gelmişlerdir. Bu olay Herodotos’un eserinde İskitlerin Medya’ya girmiş oldukları şeklinde belirmektedir.[6]

İskit adı Ön Asya’da ilk kez Urartu kralı Argişti I’in yıllıklarında İşkigulu Ülkesi coğrafi terimiyle karşımıza çıkmaktadır.[7] İşkigulu Ülkesi terimi büyük olasılıkla İskitlerin görülmeye başladığı Mannai topraklarını işaret etmektedir. Mannai toprakları Assur ile Urartu arasında politik bir sorun olmuş ve zaman zaman bu iki büyük devletten birine bağlanmıştır.

Assur kralı Asarhaddon’un yıllıklarına göre,[8] Asarhaddon İskit kralı İşpakai’yi İ.Ö. 679 yılında Kuzeybatı İran’da mağlup etmiştir. Bu belgelerde ise, İskitler Assur yazılı kaynaklarında ilk kez belirmektedir.[9] Bazı yazılı belgeler ise, Urartu ile İskitler arasında diplomatik gelişmeler olduğuna işaret etmektedir. Bu belgelerde, Urartu kralı Rusa II ile İşkigulu kralı Sagastara arasında bir antlaşma yapılmış ve İskitlerin Urartu topraklarını sorunsuz geçerek Mannai’ye yerleşmelerine izin verilmiştir. Anlaşıldığına göre, Urartu kralı Rusa II İskitlerle anlaşarak hem ülkesini istiladan kurtarmış, hem de kurduğu Mannai-İskit ittifakı ile Mannai toplumunu Assur egemenliğinden kurtarmayı amaçlamıştır.

İskitlerin gelecekte Urartu Krallığı için önemli bir tehlike olabileceğini düşünen Rusa II söz konusu bu politik girişimlere ek olarak, özellikle İskitlerin yoğunlaştığı bölge olan Kuzeybatı İran’da savunmaya yönelik inşa faaliyetlerine girişmiştir. Örneğin, Bastam/Rusa-i URU.TUR[10] İskitlere karşı savunma amacıyla kurmuş kale tipi bir yerleşmedir. Urmiya Gölü civarında İ.Ö. 7. yüzyılda inşa edilmiş olan Kale Siyah, Kız Kalesi, Danalu, Kaleoğlu ve Sangar gibi çok sayıda kale de bu inşa faaliyetinin bir devamı olarak değerlendirilmektedir.[11] Kuzeybatı,[12] Batı[13] ve Kuzey İran’da[14] bulunan Demir Çağı yerleşmelerinde ele geçmiş olan İskit tipi okuçları,[15] İskitlerin söz konusu bu bölgelerde ne kadar etkili olduklarını açıkça ortaya koyan arkeolojik buluntulardır.

Urartulardan başka Ön Asya’daki diğer uluslarda İskitlerle ilişkilerini iyi tutmak istemişlerdir. Örneğin Mannai yöneticileri Assur İmparatorluğu’na karşı verdikleri savaşta İskitleri yanlarına çekmek istemişlerdir. Ancak Mannai-İskit ittifakına karşın Mannai’nin büyük bölümü İ.Ö. 673 yılında yeniden Assur İmparatorluğu’nun eline geçmiştir. Çünkü bereketli ovaları ve at kaynakları ile Mannai, Assur İmparatorluğu için son derece önemliydi.[16]

Yazılı belgelerde yöredeki varlıkları bilinen İskitlerin bu dönemde Mannai’nin neresinde ikamet ettikleri konusunda çeşitli fikirler ileri sürülmüştür. Bazı araştırmacılar İskitlerin Mannai’nin sınırları içinde olan Urmiya Gölü’nün kuzey veya kuzeybatısında,[17] bazı araştırmacılar ise güney ve güneydoğusunda[18] yerleştiklerini ileri sürmektedirler. Bu dönem için Mannai’deki Sakız yöresinin İskitlerin siyasi yönetim merkezi olabileceği düşünülmektedir. Urmiya Gölü’nün güneyindeki Sakız Kasabası’nın 49 km. doğusunda yer alan Ziwiye’de (bkz. Harita 1) gerçekleştirilen arkeolojik kazılar burasının büyük olasılıkla İskit kralının oturduğu ve çok güçlü bir şekilde tahkim edilmiş bir kale olduğuna işaret etmiştir.[19] Sakız kasabasının yakınlarında ortaya çıkarılan bir İskit kralına ait mezarda ele geçmiş olan ve İ.Ö. 6. yüzyıla tarihlendirilen zengin metal buluntular (Res.1 ve 2) ile İskit tipi okuçları,[20] İskitlerin Ziwiye yöresindeki varlıklarını güçlü bir şekilde desteklemektedir.[21] Bunlara ek olarak yine Urmiya Gölü’nün yaklaşık 15 km. güneyinde yer alan Hasanlu yerleşmesinde ortaya çıkarılmış bulunan bir insan ve 4 at iskeleti içeren bir mezar,[22] İskit savaşçısı bezemeli tunç bir kap parçası[23] (Res.3), hayvan stili geleneğinde süslü kemikten 2 at koşum takımı parçası[24] (Res.4) ile İskit tipi okuçları,[25] ayrıca Nush-i Jan’da bulunmuş olan İskit tipi tunç ok uçları[26] (Res.5) ile kemikten bir at koşum takımı parçası[27] (Res.6), İskitlerin Mannai’deki güçlü varlıklarına bir kez daha işaret etmektedir. Mannai’nin müttefiki olan İskitlerin Assur topraklarına yaptıkları ve kayıtlara geçmiş ilk akın olasılıkla İ.Ö. 676 (?) ya da 675 (?) yılının Mayıs-Haziran aylarında Kral Işpakai liderliğinde meydana gelmiştir.[28] Assur kralı Asarhaddon’un yazıtına göre Van Gölü’nün güneyinde yer alan Hubuskia (bkz. Harita 1) üzerinden gerçekleşen bu akın sırasında İskit ve Mannai kuvvetleri Asarhaddon tarafından mağlup edilmişlerdir.[29] Bu savaş sonucunda İskit Ülkesi’nin kralı olarak Bartatua’nın[30] adının geçmesi İşpakai’nin öldürüldüğünü düşündürmektedir.[31] Gelişmelerden anlaşıldığına göre Bartatua Assur kralı Asarhaddon’un kızı Sern’a-etert ile evlenmek isteyecek kadar güçlü bir liderdi.[32] Asarhaddon bu evliliği onaylamakla birlikte, Bartatua’ya güvenmediği için bu evliliğin Assur İmparatorluğu için yararlı olup olmayacağı konusunda şüpheler duymuştur. Bir fal metninde Kral Asarhaddon’un Tanrı Samas’a yönelttiği kehanet sorularında bu durum açıkça belli olmaktadır.[33] Kral Asarhaddon bu politik evlilikle kurulan ilişkiler sayesinde Urartu, Mannai, Kimmer ve Medlere karşı kuvvetli bir müttefik kazanmıştır. İskitler ve Assur arasında kurulan kan bağı temelindeki bu ittifak Assurbanipal döneminde (İ.Ö. 668-627) de sürmüştür. Bu bağlamda İ.Ö. 653- 652’de Assur İmparatorluğu’nun Medlere karşı kazandığı zaferde, İskitler Assur’a yardım etmiştir. İ.Ö. 7. yüzyılın ortalarında Kral Bartatua’nın emri altında bulunan İskitler Ön Asya’da güçlerinin zirvesine ulaşmışlardır.

Bu arada Urartu kralı Rusa II, Urartu ile Assur arasındaki anlaşmazlık konusu olan Assur’un kuzeybatısındaki Supria bölgesine Kimmerlerle birlikte bir sefer düzenlemiştir. Bugünkü Diyarbakır’ın doğusuna lokalize edilen Supria (bkz. Harita 1) bölgesi, Assur ve Urartu arasında tampon bir bölgeydi. Buna karşılık olarak Kral Asarhaddon da aynı bölgeye İ.Ö. 673’de İskitlerle beraber bir sefer düzenlemiş ve büyük bir zafer kazanarak burayı bir Assur eyaleti haline getirmiştir.[34]

İskit kralı Bartatua büyük olasılıkla İ.Ö. 645 yılında ölmüş ve yerine oğlu Madyes geçmiştir. İ.Ö. 7. yüzyılın ikinci yarısında gerek Bartatua gerekse Madyes döneminde İskitlerin gücünün büyük ölçüde Assur ile olan yakın işbirliğine dayandığı düşünülmektedir.[35]

İ.Ö. 627’de Assur kralı Assurbanipal’in ölümüyle aynı dönemde Ön Asyanın yeni gücü olarak beliren Medlerin başına Kyaxares geçmiştir. Kral Kyaxares liderliğinde güçlenen Medler İ.Ö. 617/616 yılında Assur egemenliğine karşı ayaklanmış ve Ninive’ye saldırmıştır. Ancak Madyes komutasındaki İskitler Kyaxares’in bu saldırısı karşısında Assur’a bir kez daha yardım etmişler ve Med saldırısı başarısızlıkla sonuçlanmıştır.[36]

Madyes’in Assurlulara yardımı nedeniyle saldırısı engellenen Med kralı Kyaxares bunun üzerine İskitlerle anlaşma yoluna gitmiştir. İskitler ve Medler’e Babil kralı Nabopolassar da katılmış, birleşen bu kuvvetler İ.Ö. 612 yılında Assur başkenti Ninive’yi yakıp yıkmışlar ve Ön Asya’nın en büyük devletlerinden biri olan Assur İmparatorluğu’nu ortadan kaldırmışlardır. Ninive’nin fethinden hemen sonra İskitler Babil’le beraber Medlere cephe alarak Kyaxares’e saldırmışlar ve Medlerin mağlubiyeti ile İskitler Ön Asya’ya egemen olmuşlardır.[37]

Assur İmparatorluğu’nun yıkılışını Urartu Krallığı’nın yıkılışı izlemiştir. Urartu Krallığı’nın İskitler tarafından yıkıldığını ya da bunda İskitlerin önemli bir rolü olduğunu Urartu yerleşim merkezlerindeki İskit buluntuları açıkça göstermektedir. Örneğin, Erivan yakınlarında yer alan önemli bir Urartu yerleşmesi olan Karmir Blur/Teişebaini’nin, İskitler tarafından tahrip edilmiş olduğu burada ele geçmiş olan çok sayıdaki İskit tipinde ok uçlarından anlaşılmaktadır.[38]

Günümüze kadar yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda Anadolu’da[39] İskitlere ait herhangi bir yerleşme saptanamamıştır. Ayrıca, bugünkü arkeolojik veriler ışığında İskitlerin Anadolu’da hangi bölgelerde nerelere kadar ilerlemiş oldukları da tartışmalıdır. Demir Çağı’nda Anadolu’ya hem Kimmerlerin hem de İskitlerin hemen hemen aynı güzergahları kullanarak girmiş olmaları (bkz. Harita 2), bu her iki ulusunda Avrasya göçebe atlı ulusları grubunda yer almaları ve bununla doğru orantılı olarak da benzer uygarlık ve kültürel ögeleri taşımaları nedenleri ile Anadolu’da Avrasya atlı savaşçılarına ait ele geçen arkeolojik kalıntıların kimliklendirilmesi oldukça zorlaşmaktadır. Yazılı belgeler[40] ve arkeolojik kalıntılar ışığında Kimmerlerin Batı Anadolu[41] ve Orta ve Doğu Karadeniz Bölgesi kıyılarına kadar ilerlemiş oldukları,[42] hatta batıda Karadeniz Ereğlisi/Heraklia Pontika’dan doğuda Trabzon/Trapezus’a kadar olan kıyı kesiminde egemenlik kurmuş bulundukları[43] bilinmektedir. Buna karşılık İskitlerin Anadolu’da büyük ölçüde Urartu Krallığı ile uğraştıkları ve bu nedenle daha çok Doğu Anadolu’da görüldükleri yine yazılı kaynaklardan[44] anlaşılmaktadır.

Bu bağlamda Sardes[45] ve Yassıhöyük/Gordion’da ele geçen Avrasya savaşçı atlı göçebelerine ait arkeolojik kalıntılar Kimmerlerle eşitlenebilmektedir. Arkeolojik bulgular açısından Kimmerlerin Gordion’da bırakmış oldukları başlıca iz, geniş çaplı bir yangın ve tahrip tabakasıdır. Frig kentini ele geçiren Kimmerler kenti yağmalamış, yakıp yıkmış ve sonra da çekip gitmişlerdir.[46] Kazılarda Kimmerlerin Gordion’a yerleştiklerine ait bir ize rastlanmamıştır. Gordion’da bulunan Kimmerlerle ilgili çeşitli küçük buluntular içinde İskit tipi okuçları[47] ile ortaya çıkarılan 2 at gömüsü dikkati çekmektedir.[48] Yassıhöyük/Gordion’la aynı bölgede, yani Batı Anadolu’dan Orta Anadolu’ya geçiş bölgesinde, Eskişehir ili sınırları içinde yer alan Demircihöyük-Sarıket Mezarlığı’nda ortaya çıkarılmış olan bir tümülüsteki at gömüsü[49] ile İskit tipi bir ok ucu[50] bu yöredeki Kimmer varlığına ait diğer önemli arkeolojik bulguları oluşturmaktadır.

Erzincan ili, Üzümlü ilçesi yakınlarındaki ünlü Urartu merkezi Altıntepe’de ele geçmiş olan tunçtan yapılmış kuşbaşı biçimindeki at gemi parçalarının[51] (Res.7) step hayvan stilinde yapılmış olması nedeniyle İskitlere ait olabileceği düşünülmektedir.[52]

Bugün Keban Barajı göl alanında kalmış olan Norşun Tepe’de ortaya çıkarılmış at gömülerinin[53] (Res.8 ve 9) ise İskitlere ait olma olasılığı yüksektir.[54] Bu at gömülerinde ele geçen buluntular olarak, demirden kovanlı 2 mızrak ucu, sapı delikli 1 balta ve 1 hançer ile tunçtan 2 at gemi parçası, 1 at koşum takımı bağlantısı, hayvan başı biçimli 2 at koşumu takımı parçası, 1 bilezik ve 1 kesici (Res.10) dikkati çekmektedir.[55]

Van ili Gürpınar ilçesi yakınlarında yer alan önemli bir Urartu merkezi olan Çavuştepe/Sardurihinili’de surlar önünde ve kale içinde ele geçirilen İskit tipi tunç ok uçları[56] (Res.11) ve step sanatının hayvan stiliyle işlenmiş kemikten koç başı şeklinde 2 at koşum parçası[57] (Res.12) İskit tahribatının arkeolojik kanıtlarını oluştururlar. Urartu’nun ikinci başkenti olan ve Van şehir merkezi yakınındaki Toprakkale/Rusahinili Qilbani-kai[58] (Res.13), Van 11 km. kuzeydoğusunda yer alan Yukarı Anzaf Kalesi[59] ile Van’ın 35 km. kuzeyinde, Van Gölü’nün doğu kıyısında yer alan Ayanis/Rusahinili Eiduru-kai’de[60] İskit tipinde ok uçlarına (Res.14) rastlanmış olması, bu merkezlerin de İskitler tarafından tahrip edilmiş olduğunu göstermektedir.

Bunlara ek olarak Muş ili Varto ilçesi yakınlarındaki önemli Urartu merkezlerinden Kayalıdere’de ele geçmiş olan İskit tipi tunç bir ok ucu[61] İskitlerin Muş yöresindeki, Malatya-Değirmen Tepe’de bulunmuş olan İskit tipi bir ok ucu[62] (Res.15) ise, Malatya yöresindeki varlıklarına işaret etmektedir.

Güneydoğu Anadolu’da Sultantepe,[63] Zincirli/Samal[64] ve Cerablus/Kargamış’ta[65] ele geçmiş olan İskit tipi ok uçları, İskitlerin bu bölgede de etkili olduklarını göstermektedir.

Batı Anadolu ile Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri arasında kalan geniş Anadolu toprakları içinde özellikle Orta Anadolu ile Orta Karadeniz bölgelerinde ele geçmiş olan Avrasya atlı savaşçı göçebelerine ait arkeolojik kalıntıların kimlikleri günümüz arkeolojik bilgileri ışığında tartışmalıdır. Amasya ili, Gümüşhacıköy ilçesi, İmirler köyü, Yedi Pelitler Mevkii’nde yasadışı kazılar sonucunda açığa çıkarılmış olan kurgan tipindeki bir mezarın buluntuları, demir bir kılıç[66] (Res.16), demir ve tunçtan bir kazma-balta[67] ile bunun tunç kabzesi[68] (Res.17), tunç bir at gemi parçası[69] (Res.18) ile 7 adet tunç İskit tipi ok ucudur[70] (Res.19). Söz konusu bu buluntular Amasya Müzesi tarafından yasadışı kazılardan sonra müsadere edilmiştir. Bunlara ek olarak, mezardan hayvan figürleriyle süslü altın bir bileziğin de çıkmış olduğu ve bilinmeyen bir kişiye satıldığı söylenmektedir. Mezardan toplanan kemik parçalarının incelenmesinin sonucunda hem insan hem de at kemiklerine rastlanması ve buluntular arasında görülen gem parçası, bu kurganın[71] atıyla birlikte gömülmüş olan bir Avrasya savaşçı atlı göçebe komutanına ait olduğuna işaret etmektedir. İmirler kurganında ele geçmiş olan en önemli buluntulardan biri olan kazma-baltanın (Res.17) koşutlarına Orta Asya’nın yanısıra Anadolu’da da rastlanmaktadır. Bu kazma-baltaların benzerlerinden birisi[72] (Res.20) İstanbul Arkeoloji Müzeleri’nde bulunmaktadır ve nereden gelmiş olduğu bilinmemektedir. İkinci benzer örnek[73] (Res.21) ise Muş yöresinde bulunmuştur.

Amasya ili, Taşova ilçesi ile Samsun ili, Ladik ilçesi arasındaki bir vadide soyulmuş bir mezarın içinden toplanan 250 adet tunç ok ucu,[74] bu tip kurganların özellikle Amasya ili sınırları içinde yaygın olduklarını göstermektedir. İskit tipi ok uçlarından küçük bir kolleksiyonun (Res.22) Samsun Müzesi’nde yer alması[75] ve Samsun yöresinden İstanbul Arkeoloji Müzeleri’ne gelmiş bir at koşum takımı parçası[76] (Res.23), Avrasya atlı savaşçılarının Orta Karadeniz Bölgesi’nde oldukça geniş bir alanda faaliyet gösterdiklerine kesin olarak işaret etmektedir.

Tokat ili, Zile ilçesi yakınlarında yer alan Maşat Höyük’ün Demir Çağı I. Yapı Katı’nda ortaya çıkarılan bir at gömüsü[77] ile İskit tipi okuçları[78] (Res.24) Avrasya atlı savaşçılarının Orta Karadeniz Bölgesi’ndeki güçlü varlıklarını bir kez daha gözler önüne sermektedir. Yine Maşat Höyük’te Demir Çağı’nın II. Yapı Katı’nda ele geçmiş olan bir çömlek parçası üzerinde yer alan stilize bir atlı savaşçı figürü (Res.25), arkaya doğru uzanan ince ve büyük olasılıkla örülmüş saçı ve elinde tuttuğu çubuk şeklindeki silahı ile yerli Anadolu insanından çok bir step savaşçısına benzemektedir.[79] Çorum ili sınırları içindeki Pazarlı’da bulunmuş olan İskit tipi bir ok ucu[80] (Res.26) Orta Karadeniz Bölgesi’nden Orta Anadolu’ya geçiş bölgesinde ele geçmiş bir buluntu olarak, bu yöredeki Avrasyalı atlı savaşçılarının varlıklarını ve Pazarlı gibi kale tipi yerleşmelerin kuruluş nedenini ortaya koymaktadır.

Orta Karadeniz Bölgesi’nde arkeolojik kalıntıları gün geçtikçe artan Avrasya atlı savaşçılarına, bölgeden bahseden yazılı kaynaklarda da rastlanmaktadır. Örneğin, Amasya/Amasea’lı Strabon, Zile/Zela ve çevresini istila eden İskitlerin bir gece baskını sonucunda Pers (Akhaimenid) komutanlarınca mağlup edildiklerini bildirmektedir. Persler bu zaferin anısına Zela’da tanrıça Anaitis için bir tapınak yaptırmış, Zela halkı da bu zafer gününü her yıl Sakai adını verdikleri bir kutsal bir festival ile kutlamaya başlamışlardır (Strabon, Geographika, 11. 8.4).

Yozgat ili, Sorgun ilçesi yakınlarında yer alan ve güçlü savunma sistemi ile dikkati çeken bir dağ kenti olan Kerkenes Dağ[81] (Res.27) ile Alişar’da,[82] Çorum ili Boğazkale ilçesi yakınında yer alan ünlü Hitit başkenti Boğazköy/Hattuşaş Büyükkale[83] ile Alaca ilçesi sınırları içindeki Alaca Höyük’te,[84] Kırşehir ili Kaman ilçesi sınırları içindeki Kaman-Kalehöyük[85] (Res.28 ve 29), Ankara’nın Haymana ilçesi yakınlarındaki Gavur Kalesi[86] ile Kayseri yakınlarındaki Sultanhan’da[87] ele geçmiş olan İskit tipi okuçları (Res.30), Avrasya atlı savaşçılarının Orta Anadolu Bölgesi’ndeki, Tarsus Gözlükule’de bulunmuş İskit tipi ok uçları ise,[88] Güney Anadolu’daki varlıklarına işaret etmektedir.

Sivas Müzesi’nde korunmakta olan bir grup İskit tipi ok ucu,[89] Avrasyalı atlı savaşçıların Orta Anadolu ile Doğu Anadolu bölgeleri arasında geçiş bölgesi olan Sivas ili sınırları içindeki arkeolojik kalıntıları olarak dikkati çekmektedir.

M.T. Tarhan Avrasya atlı savaşçılarından özellikle Kimmerlerin ikiyüz yıla yakın bir süre içinde Anadolu’da kaldıklarını ve bu uzun sürede Orta Anadolu’da, Kappadokya Bölgesi’nde bir Bozkır Devleti kurmuş olduklarını belirtmektedir. Çünkü, M.T. Tarhan’a göre söz konusu bu süre içinde Kimmerlerin siyasi bir organizasyon olmadan varlıklarını sürdürmeleri oldukça zordur.[90] M.T. Tarhan ayrıca, Sinop/Sinope yerleşmesini Kappadokya’da bir Bozkır Devleti kurmuş olduğunu ileri sürdüğü Kimmer egemenliğinin bir uzantısı olarak kabul etmektedir.[91] Arkeolojik buluntuların yanısıra filolojik verileri de değerlendiren V. Sevin de Orta Anadolu Bölgesi’ndeki Avrasyalı göçebe savaşçıların Kimmerler olabileceğini önermektedir. Assur kralı Asarhaddon’un, bölgenin güneybatı uç kesimindeki Khubuşna’ya (Ereğli yöresi) doğru bir sefer yapmış olduğu ve Kimmer Beyi Teuşpa’yı yenilgiye uğratmış bulunduğu bilgisini veren V. Sevin, Orta Anadolu Bölgesi’nde Kimmerlerin bir kaos ortamı oluşturduklarını belirtmektedir.[92]

Urartu Krallığı’nın İ.Ö. 6. yüzyılın başlarında yıkılmasından sonra İskitler Filistin sahili boyunca Mısır sınırlarına kadar hızlı bir yağma seferi yapmışlardır. İskitlerin gelişini haber alan Mısır Kralı Psammetikos, onları karşılamış ve çeşitli hediyelerle daha fazla ilerlememelerini sağlamıştır. Bunun üzerine İskitler geri dönmüşlerdir. Ancak geriye doğru dönüş yolunda bir grup İskitli, Suriye’deki Askalon şehrini tahrip etmiş ve tanrıça Aphrodite tapınağını yağmalamıştır. Mısır’da Doğu Delta’da yer alan Tell Defenneh/Tahpanhes yerleşmesinde ele geçirilen İskit tipi ok ucu ve demir hançer İskitlerin Mısır seferinin arkeolojik kanıtları olarak kabul edilmektedir.[93] İskitler, hastalık, sıcak ve uzun bir yol katetmelerinden dolayı yorgun bir şekilde Medya’ya dönmüşlerdir.

Kral Madyes ve diğer İskit liderleri Kyaxares tarafından, belki de bu seferi kutlamak bahanesiyle bir şölene davet edilmişler ve sarhos edilerek öldürülmüşlerdir.[94] Bu olay İskitlerin Ön Asya’daki 28 yıllık egemenliklerinin (Herodotos, Historiai, I, 106), yani politik-askeri güçlerinin sonu olmuştur. Kralları Madyes’in ölümü üzerine lidersiz kalan İskitler kendi yurtlarına, Güney Rusya’ya geri dönmüşlerdir. Herodotos İskitlerin Ön Asya’daki bu 28 yıllık egemenlikleri sırasında kötü bir şöhret kazanmış olduklarını, ayrıca İskitlerin kendi ülkelerine geri döndüklerinde, Medya seferinde kendileriyle beraber gelmeyen kölelerinin ve karılarının oğullarından oluşan bir ordunun direnişiyle karşılaştıklarını bildirmektedir. Bunlar büyük olasılıkla İ.Ö. 8. yüzyılda Kimmerli yerli halkın arasına yerleşen ve güneye Ön Asya’ya ilerlemeyen İskitlerin torunları olmalıdırlar.[95]

İ.Ö. 6. yüzyılın başlarında Ön Asya’dan Güney Rusya’ya gelen İskitler, Orta Kuban bölgesinin güneyini ele geçirerek yerleşmişlerdir. İskitlerin kuzeybatı Kafkasya’ya gelişiyle İskit ve Kuzey Kafkasya tarihinde yeni bir dönem başlamıştır. Bölgenin Novocherkask tipindeki kalıntılarının yerini artık Ön Asya’daki kazanımlarla değişen ve bu nedenle kozmopolit bir özellik kazanmış olan Yeni İskit Kültürü almıştır. Kuban bölgesine yerleşen İskitlere ait en önemli arkeolojik kalıntılar Kelermes (İ.Ö. 7-6. yüzyıllar) ve Kostromskaya (İ.Ö. 7-5. yüzyıllar) kurganlarıdır (Res.31). Bu kurganlardan Urartu, Assur, Grek kökenli eşyaların yanısıra step hayvan stilinde bezenmiş değerli eşyalar bulunmuştur.[96]

Kuban bölgesindeki bu kral ve soylu mezarlarında ele geçen buluntular üzerindeki bezemeler bölgeye güneyden gelen yabancı kültürel elemanlardır. Ayrıca söz konusu eşyaların büyük bir bölümü de Assur ve Urartu atölyelerinin ürünü olup bunlar İran’da bulundukları sırada İskit yüksek sınıfı tarafından elde edilerek Karadeniz’in kuzeyindeki steplere beraberlerinde getirmişlerdir.[97]

İ.Ö. 6. yüzyılın sonlarına doğru Akhaimenid kralı, Büyük Darius’un İskitler üzerine yapmış olduğu sefer, İskit tarihinin önemli olaylarından birini oluşturur.

Herodotos’ta detaylı olarak anlatılan (Herodotos, Historiai, IV, 1) bu sefer Tabula Capitolina olarak bilinen Grek yazıtı ışığında İ.Ö. 514/513 yıllarına tarihlenir.[98] Bir grup araştırmacı Büyük Darius’a ait Bisitun Yazıtı’nda belirtilen sivri uçlu miğfer giyen İskitlere karşı yapılan sefer ile Herodotos’ta bahsedilen İskitya Seferi’nin aynı sefer olduğunu kabul ederler. Diğer bir grup bilimadamı ise, bu iki kaynakta anlatılan seferlerin birbirinden ayrı olduğu, farklı tarihlerde ve farklı bölgelerdeki İskitler üzerine yapıldığı görüşündedir.[99]

A. S. Shahbazi tarafından yapılan bu konudaki bir çalışmada, bu iki ayrı görüş ayrıntılı olarak ele alınmış ve sonuçta ikinci görüşün doğruluğu desteklenmiştir.

Buna göre; 1. İskit Seferi Büyük Darius’un Bisitun Yazıtı’nda Aral-Hazar steplerinde yaşayan Doğu İskitler üzerinde yapılmıştır.[100] 2. İskit Seferi’nin ise, Herodotos’un bildirdiği İskitya seferi olduğu ileri sürülmektedir. Bu sefer İ.Ö. 514-512’de İstanbul Boğazı ve Tuna üzerinden Karadeniz’in kuzey sahilindeki (bkz. Harita 1) İskitler üzerine yapılmıştır. Büyük Darius ilk seferinde, İran’ı tehdit eden İskitleri yenilgiye uğratarak ülkesinin kuzey sınırlarının güvenliğini sağlamıştır. İkinci İskit seferinde ise, İskitlerin başarılı savaş taktikleri nedeniyle Tuna Nehri’ne geri çekilmek zorunda kalmıştır.[101]

Büyük Darius’a karşı başarı ile savaşan ve hala güçlü oldukları anlaşılan İskitlerin, Grek kolonistleri ve diğer yerli halklarla aralarındaki iyi ilişkiler bu dönemde Kradeniz’in kuzeyindeki steplere Kuzey Kafkaslar’dan ve Doğu Avrasya steplerinden yeni göçebe grupların gelmesi ile bozulmuştur. Grekler, atlı savaşçılar olan bu yeni grupları da farklı kültüre sahip olmalarına rağmen “İskitler” olarak tanımlamışlardır. Göç eden bu gruplar bölgede karışıklıklara ve huzursuzluklara neden olmuştur.[102] Grek kolonistleriyle İskit yüksek sınıfı arasındaki yakın ilişki karşılıklı kültürel etkileşimi arttırmış, sosyal yaşamda ve sanat eserleri üzerinde Grek etkileri belirginleşmiştir. Dinyeper Nehri havzasında çok sayıdaki kurganlardan oluşmuş olan büyük nekropoller nedeniyle, İskitlerin İ.Ö. 4. yüzyılda kısa süreli de olsa parlak bir dönem yaşmış oldukları düşünülmektedir.[103] Bu nekropollerden en önemlileri Oguz, Certomlyk, Solocha ve Gajmanova Mogila’dır. Bu dönemde İskitlerin kralı Ataes’tır. Cesur bir savaşçı olarak da bilinen Kral Ateas İskitlerin batı sınırını genişletmeye çalışmış, özellikle Makedonya kralı II. Philip ile Tuna Nehri havzasında uzun süreli savaşlar yapmış ve İ.Ö. 339 yılında bir savaş sırasında ölmüştür.

İ.Ö. 331’de II. Philip’in oğlu Büyük İskender’in komutanlarından Zopyrion Trakya’ya kadar ilerlemiş olan İskitlere saldırmıştır. Geri çekilen İskitleri Olbia’ya kadar kovalayan ve kenti ele geçiremeyen Zopyrion ve ordusu geri dönüş yolunda İskitler tarafından yok edilmiştir. İskitlerin özellikle Greklerle olan kültürel etkileşimleri sonucunda toplum yaşamındaki değişim geleneksel göçebe sosyal sistemini bozmuş ve bunun sonucunda İskitler, politik ve askeri açıdan zayıflamışlardır. İçten zayıflayan İskitlere son darbe Sarmatlardan gelmiştir.[104]

İ.Ö. 300 civarında yine bir Avrasya atlı savaşçı ulusu olan Sarmatların etkisi ile İskitler önce Kırım yarımadasına çekilmişler, daha batıdakiler ise güneye doğru inerek daha çok Tuna vadisine yayılmışlardır. İ.Ö. 250’den sonra bütün Karadeniz steplerine Sarmatlar egemen olmuşlardır.[105] İ.Ö. 250 civarında İskilerin tarih sahnesinden çekilmesinden sonra küçük bir grup İskitli komşuları olan Sarmat, Trak, Galat kabilelerine ve Pontus Kralı Mithridates’e karşı mücadele etmişlerdir. İS 2. yüzyıla kadar zayıf da olsa varlıklarını sürdüren İskitler, bu dönemde Güney Avrupa’ya doğru ilerleyen Gotlar tarafından ortadan kaldırılmışlardır.[106]

İskitlerin kökenleri hakkında günümüzde hala bir görüş birliğine varılamamıştır. W.M. McGovern,[107] T. Sulimirski[108] ve I.M. Diakonof[109] gibi araştırmacılar İskitlerin İran kökenli yani Hint-Avrupa’lı bir toplum olduklarını ileri sürmektedirler. V.J. Murzin İran kökenli bir dil konuştuğunu iddia ettiği İskitlerin, Karadeniz’in kuzeyindeki steplerde farklı soylar ve ulusları birleştirerek güçlü bir birlik oluşturmuş olduklarını düşünmektedir.[110] M.T. Tarhan ise, Kimmerlerin Pro to-Türkler olarak tanımlanan Ural-Altay kökenli göçebelerin batı kolunu oluşturduklarını,[111] İ.Ö. 8. ve 7. yüzyıllardaki Kimmer-İskit sanatının ve eserlerinin birbirinden ayırt etmenin imkansız olduğunu, İskitlerin de bu yakınlıklar ve kültür beraberliğinden dolayı erken Türk topluluklarından biri olduğunu belirtmiştir.[112]

Yrd. Doç. Dr. Şevket DÖNMEZ

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi / Türkiye

Alıntı Kaynağı: Türkler, Cilt: 4 Sayfa: 33-44


Kaynaklar:
♦ Andrae 1911 W. Andrae. Ausgrabungen in Sendschirli V. Berlin.
♦ Anfimov 1987 N. Anfimov. The Kuban’s Ancient Gold. Moskova.
♦ Belli 1998 O. Belli. The Anzaf Kaleleri ve Urartu Tanrıları. İstanbul.
♦ Bilgi 2001 Ö. Bilgi. “Orta Karadeniz Bölgesi Protohistorik Çağ Maden Sanatının Kökeni ve Gelişimi”, Belleten LXV/242, Ankara, 1-35.
♦ Bittel 1937 K. Bittel. “Vorläufiger Bericht über die Ausgrabungen in Boğazköy, 1937”, Mitteilungen der Deutschen Orient-Gesellschaft 76, Berlin, 13-38.
♦ Boehmer 1965 R. M. Boehmer. “Takht-ı Suleiman und Zendan-ı Suleiman. Vorläufiger.
♦ Bericht über die Ausgrabungen inden Jahren 1963 und 1964”, Archäologischer Anzeiger 1965, Berlin, 619-788.
♦ Boehmer 1972 R. M. Boehmer. Die Kleinfunde von Boğazköy. Berlin.
♦ Burney 1966 C. Burney. “A First Seasons of Excavation at the Urartian Citadel of Kayalidere”, Anatolian Studies XVI, London, 55-111.
♦ Cleuziou 1977 S. Cleuziou. “Les Pointes des Fléches ‘Scythiques’ au Proche et Moyen Orient”, Le Plateau iranien et I’Asie centrale des Origines â la Conquéte islamique C. N. R. S, Paris, 187-199.
♦ Curtis 1984 J. Curtis. Nush-i Jan III. London.
♦ Çilingiroğlu 1994 A. Çilingiroğlu. Urartu Tarihi. Bornova.
♦ Derin/Muscarella 2001 Z. Derin ve O. W. Muscarella. “Iron and Bronze Arrows”, Ayanis I. Ten Years’ Excavations at Rusahinili Eiduru-kai 1989-1998, (Ed. A. Çilingiroğlu ve M. Salvini), Roma, 189-217.
♦ Diakonof 1985 I. M. Diakonof. “Media”, The Cambridge History of Iran 2. The Median and Achaemenian Periods. Cambridge, 36-148.
♦ Drews 1976 R. Drews. “The Earliest Greek Settlements on the Black Sea”,
♦ Journal of Hellenic Studies XCVI, London, 18-31.
♦ Dyson 1963 R. H. Dyson. “Archaeological Scrap Glimpses of History at Ziwiyeh”, Expedition 5/3, Pennsylvania, 32-37.
♦ Dyson 1965 R. H. Dyson. “Problems of Protohistoric Iran as Seen from Hasanlu”, Journal of Near Eastern Studies 24, Chicago, 193-271.
♦ Emre 1971 K. Emre. “Sultanhanı Höyüğü’nde 1971-1972 Yıllarında Yapılan Kazılar/The
♦ Excavations 1971 and 1972 at Sultanhan Höyük”, Anadolu (Anatolia) XV, Ankara, 87-138.
♦ Erzen 1978 A. Erzen. Çavuştepe I. M. Ö. 7. -6. Yüzyıl Urartu Mimarlık Anıtları ve Ortaçağ Nekropolü. Ankara, TTKY.
♦ Esin/Harmankaya 1986 U. Esin ve S. Harmankaya. “1984 Değirmentepe (Malatya) Kurtarma Kazısı”, VII. Kazı Sonuçları Toplantısı, Ankara, 53-85.
♦ Ghirshman 1954a R. Ghirshman. Iran. From the Earliest Times to the Islamic Conquest Suffolk.
♦ Ghirshman 1954b R. Ghirshman. “Village Perse-Achéménide”, Mémories de la Mission Archéologique en Iran XXXVI, Paris, 193-271.
♦ Goff 1978 C. Goff. “Excavations at Baba Jan: The Pottery and Metal from Levels III and II”, Iran XVI, London, 29-65.
♦ Goldman 1963 H. Goldman. Tarsus III. Princeton.
♦ Grayson 1991 A. K. Grayson. “Assyria: Sennacherib and Esarhaddon (704-669 B. C. )”, Cambridge Ancient History III/2. The Assyrian and Babylonian Empires and other States of the Near East from the Eight to the Sixth Centuries B. C., Cambridge, 103-141.
♦ Hauptmann 1983 H. Hauptmann. “Neue Funde eurasischer Steppenomaden in Kleinasiens”, Beiträge zur Altertumskunde Kleinasiens. Festschrift für K. Bittel. Mainz, 251-260.
♦ Ivantchik 1997 I. Ivantchik. “Das Problem der ethnischen Zugehörigkeit der Kimmerier und die kimmerische archäologische Kultur”, Praehistorische Zeitschrift LXXII, Berlin, 12-53.
♦ Ivantchik 2001 A. Ivantchik. “Die archäologischen spuren der Kimmerier im Vorderen Orient und das Problem der Datierung der vor-und frühskythischen Kulturen”, Migration und Kulturtransfer. Der Wandel vorder-und zentralasiatischer Kulturen im Umbruch vom 2. zum 1. vorchristlichen Jahrtausend, (Ed. R. Eichmann ve H. Parzinger). Bonn, 329-342.
♦ Khanazov 1982 A. M. Khazanov. “The Dawn of Scythian History”, Iranica Antiqua XVII, Gent, 49-63.
♦ Kohler 1995 E. Kohler. The Lesser Phrygian Tumuli. Part I, Pennsylvania.
♦ Koşay 1941 H. Z. Koşay. Türk Tarih Kurumu Tarafından Yapılan Pazarlı Hafriyatı Raporu/Les Fouilles de Pazarlı Entreprises par la Société d’Historie, Turque. Ankara, TTKY.
♦ Koşay 1951 H. Z. Koşay. Türk Tarih Kurumu Tarafından Yapılan Alaca Höyük Kazısı 1937- 1939’daki çalışmalar ve Keşiflere Ait İlk Rapor/Les Fouilles de d’Alaca Höyük Entreprises par la Société d’Historie Turque Rapport, Preliminaire sur les Travaux en 1937-1939. Ankara, TTKY.
♦ Kroll 1979 S. Kroll. “Die Kleinfunde”, Bastam I. Ausgrabungen in den urartäischen Anlagen, 1972-1975 (Ed. W. Kleiss). Berlin, 151-201.
♦ Kroll 1988 S. Kroll. “ Die Kleinfunde “, Bastam II. Ausgrabungen in den urartäischen Anlagen, 1977-1978 (Ed. W. Kleiss). Berlin, 155-163.
♦ Kurochkin 1982 G. Kurochkin. “Hasanlu und die skythen”, Iranica Antiqua XVII, Gent, 43-47.
♦ Lloyd 1954 S. Lloyd. “Sultantepe”, Anatolian Studies IV, London, 101-110.
♦ Luckenbill 1927 D. D. Luckenbill. Ancient Records of Assyria and Babylonia II. Chicago.
♦ Marcenko/Vinogradov 1989 K. Marcenko ve Y. Vinoradov. “The Scythian Period in the Northern Black Sea. (750-250 BC)”, Antiquity 63, New York, 803-813.
♦ McGovern 1939 W. M. McGovern. The Early Empires of Central Asia. A Study of the.
♦ Scythians and the Huns and the Part They Played in World History. North Carolina.
♦ Medvedskaya 1982 I. N. Medvedskaya. Iran: Iron Age I. BAR Int. Series, Oxford.
♦ Meriçboyu 1997 Y. Meriçboyu. “At Koşumlarında Kayış Dağıtıcıları”, Arkeoloji ve Sanat 76, İstanbul, 2-9.
♦ Mikami/Omura 1988 T. Mikami ve S. Omura. “1986 Yılı Kaman-Kalehöyük Kazıları”,
♦ Kazı Sonuçları Toplantısı-II, Ankara, 1-20.
♦ Moorey 1971 P. R. S. Moorey. Catalogue of the Ancient Persian Bronzes in the Ashmolean. Museum. Oxford.
♦ Moorey 1980 P. R. S. Moorey. Cemeteries of the First Millennium B. C. BAR Int. Series, Oxford.
♦ Muscarella 1973 O. W. Muscarella. “Excavations at Agrap Tepe”, Metropolitan Museum of Art. Journal 8, New York, 47-76.
♦ Muscarella 1988 O. W. Muscarella. Bronze and Iron. New York.
♦ Murzin 1991 M. J. Murzin. “Kimmerier und Skythen”, Gold der Steppe Archaeologie der.
♦ Ukranie (Ed. R. Rolle, M. Müller-Wille ve K. Schietzel). Neumünster, 57-70.
♦ Müller-Karpe 1955 V. Müller-Karpe. “Atlı Göçebelerden Kalma Anadolu’daki Kovanlı Savaş.
♦ Kazmaları”, In Memoriam/İ. Metin Akyurt-Bahattin Devam Anı Kitabı.
♦ Eski Yakın Doğu Kültürleri Üzerine İncelemeler/Studies for Ancient Near. Eastern Cultures. İstanbul, 233-238.
♦ Oates 1991 J. Oates. “The Fall of Assyria (635-609 B. C. ) ”, Cambridge Ancient History.
♦ III/2. The Assyrian and Babylonian Empires and other States of the Near.
♦ East from the Eight to the Sixth Centuries B. C., Cambridge, 162-193.
♦ Omura 1989 S. Omura. “1987 Yılı Kaman-Kalehöyük Kazıları”,
♦ Kazı Sonuçları Toplantısı-I, Ankara, 353-368.
♦ Osten 1931 H. H. von der Osten. Discoveries in Anatolia 1930-31. Chicago.
♦ Osten 1937 H. H. von der Osten. The Alishar Hüyük Seasons of 1930-32. Part II. (OIP XXIX), Chicago.
♦ Ökse 1994 T. Ökse. “Sivas’ta Bulunan İskit Tipi Okuçlan”, Arkeoloji ve Sanat 64-65, İstanbul, 24-32.
♦ Özgüç 1978 T. Özgüç. Maşat Höyük Kazıları ve Çevresindeki Araştırmalar/.
♦ Excavations at Maşat Höyük and Investigations in Its Vicinity, Ankara, TTKY.
♦ Özgüç 1982 T. Özgüç. Maşat Höyük II. Boğazköy’ün Kuzeydoğusunda Bir Hitit Merkezi/.
♦ A Hittite Center Norteast of Boğazköy, Ankara, TTKY.
♦ Özgüç 1989 T. Özgüç. “Horsebit from Altıntepe”, Archaeologia Iranica et orientalis.
♦ Miscellania in honorem Louis vanden Berghe. Gent, 409-419.
♦ Piotrovsky 1959 B. B. Piotrovsky. Vanskoe Tsarstvo. Moskova.
♦ San 2000 O. San. “Bazı Bulgular Işığında Anadolu’da Kimmer ve İskit Varlığı Üzerine. Gözlemler”, Belleten LXIV/239, Ankara, 1-21.
♦ Schmidt 1929 E. F. Schmidt. “Test Excavations in the City of Kerkenes Dagh”, The American. Journal of Semitic Languages and Literatures XLV, Chicago, 221-274.
♦ Seeher 1998 J. Seeher. “Die Necropole von Demircihöyük-Sarıket im 7. bis 4. Jahrhundert v. Chr.”, Istanbuler Mitteilungen 48, Berlin, 135-155.
♦ Sevin 1983 V. Sevin. “Lydialılar”, Anadolu Uygarlıkları Ansiklopedisi, Cilt I, İstanbul, 276-308. Sevin 1998 V. Sevin. “MÖ I. Binyıl: Demir Çağı”, Kapadokya. (Ed. M. Sözen), İstanbul, 171-193. Shahbazi 1982 A. S. Shahbazi. “Darius in Scythia and Scythins in Persepolis”,
♦ Archaeologische Mitteilungen aus Iran 15, Berlin, 189-235.
♦ Stronach 1974 D. Stronach. “Achaemenid Village I at Susa”, Iraq 36, London, 244-255. Sulimirski 1954 T. Sulimirski. “Scythian Antiquities in Western Asia”,
♦ Atribus Asiae XVII/3-4. London, 282-318.
♦ Sulimirski 1978 T. Sulimirski. “The Background of the Ziwiye Find and Its Significance in the.
♦ Development of Scythian Art”, Bulletin of the Institute of Archaeology, London. London, 7-33.
♦ Sulimirski 1985 T. Sulimirski. “The Scyths”, The Cambridge History of Iran 2. The Median and Achaemenian Periods. Cambridge, 149-195.
♦ Sulimirski/Taylor 1991 T. Sulimirski ve T. Taylor. “The Scythians”, Cambridge Ancient History.
♦ III/2. The Assyrian and Babylonian Empires and other States of the Near.
♦ East from the Eight to the Sixth Centuries B. C. Cambridge, 547-590.
♦ Tarhan 1969 M. T. Tarhan. “İskitlerin Dini İnanç ve Adetleri”, Tarih Dergisi 23, İstanbul, 145-169.
♦ Tarhan 1970 M. T. Tarhan. “Bozkır Medeniyetinin Kısa Kronolojisi”, Tarih Dergisi 24, İstanbul, 17-32.
♦ Tarhan 1979 M. T. Tarhan. “Eskiçağ’da Kimmerler Problemi”, VIII. Türk Tarih Kongresi, cilt I, Ankara, 355-369.
♦ Tarhan 1984 M. T. Tarhan. “Eski Anadolu Tarihinde Kimmerler”, I. Araştırma Sonuçları Toplantısı, Ankara, 109-120.
♦ Ünal 1982 V. Ünal. “Zwei Graber eurasischer Reiternomaden im nördlichen.
♦ Zentralanatolien”, Beiträge zur Allgemeinen und Vergleichenden.
♦ Archäologie 4, Bonn, 65-81.
♦ Wartke 1990 R. B. Wartke. Toprakkale. Untersuchungen zu den Metallobjecten im. Vorderasiatischen Museum zu Berlin. Berlin.
♦ Wooley/Lawrence 1921 C. L. Wooley ve T. E. Lawrence. Carchemish II. London.
♦ Yamauchi 1983 E. Yamauchi. “The Scythians: Invading Hordes from the Russian Steppes”, Biblical Archaeologist 46/2, 90-99.
♦ Young 1953 R. S. Young. “Making History at Gordion”, Archaeology 6, New York, 159-174.
♦ Young 1964 R. S. Young. “The Nomadic Impact: Gordion”, Dark Ages And Nomads c. 1000.
♦ C. Studies in Iranian and Anatolian Archaeology (Ed. R. Ghirshman,
♦ Porada, R. H. Dyson, J. Ternbach, R. S. Young, E. Kohler ve M. J. Mellink), Leiden, 53-57.
♦ Young 1988 T. C. Young. “The Early History of the Medes and the Persians and the.
♦ Achaemenid Empire to the Death of Cambyses”, Cambridge Ancient History,
♦ IV. Persia, Greece and the Western Mediterranean c. 525-479 B. C. Cambridge, 1-52.
♦ Yusifov 1982 Y. B. Yusifov. “On the Scythians in Mannea”, Societes and Languages of the.
♦ Ancient Near East. Studies in Honor of I. M. Diakonof. Werminster, 349-356
Dipnotlar:
[1] Khanazov 1982, 55-56.
[2] Khanazov 1982, 57.
[3] Khazanov 1982, 57.
[4] Khazanov 1982, 58.
[5] İskitler hakkında bilgi içeren yazılı kaynaklar “Antik Batı Kaynakları” ve “Antik Doğu Kaynakları” olmak üzere iki grup altında toplanmaktadır (Tarhan 1969, 145; Yamauci 1983, 90; Khazanov 1982, 49). Antik Batı Kaynakları Homeros’un “Odysseia”sı, Herodotos’un “Historiai”sı, Thukydides’in “Peleponnesoslular’la Atinalıların Savaşı”, Ctesias’ın “Persica”sı, Hippokrates’in “Se Aere”si, Ksenophon’un “Anabasis”i, Strabon’un “Geographika”, sı, Diodorus Sicullus’un “II. Kitabı” ve Plinius’un “Naturalis Historia”sı; Antik Doğu Kaynakları ise, Kral Asarhaddon ve Assurbanipal’e ait Assur kaynakları, ayrıntılı bilgi içermeyen Urartu kaynakları, Assur’un yıkılışı ve Ninive’nin tahribi hakkında bilgi veren Babil kaynakları, Akhaimenid Kralı Büyük Darius’a ait “Bisitun Yazıtı”, İbraniler’in Kutsal Kitabı “Ahd-i Atik” (Eski Ahid) ve Khroneli Moses. Bu kaynaklarda İskitler şu isimlerle anılmaktadır; Grek kaynaklarında “Skythai”, Assur kaynaklarında “Aşguzai”, “Asguzai” ya da “İşkuzai” (Diakonof 1985, 96), Urartu kaynaklarında “İşkigulu” (Çilingiroğlu 1994, 72-73, 105), “Saga” eski İran kaynaklarında “Sak”, “Saka” ve Ahd-i Atik’te (Tevrat) “Aşkenaz” (Tarhan 1969, 145).
[6] Yusifov 1982, 350.
[7] Çilingiroğlu 1994, 72-73.
[8] Luckenbill 1927, 517.
[9] Çilingiroğlu 1994, 105.
[10] Bastam’da ele geçmiş olan İskit tipi okuçları bu durumu kanıtlar niteliktedir. Kroll 1979, Abb. 15/1, 16/30-32, Taf. 51/6; Kroll 1988, Abb. 2/3-4, Abb. 3.
[11] Çilingiroğlu 1994, 105-106.
[12] Agrap Tepe’de (Muscarella 1973, Fig. 27/2-3, 5-13) İskit tipi ok uçları ele geçmiştir.
[13] Zendan-i Süleyman (Boehmer 1965, Abb. 77/c), Baba Jan (Goff 1978, Fig. 14/23), Susa (Ghirshman 1954b, Pl. XLIII, XLIV; Stronach 1974, 244), Persepolis, Pasargadae, Bisitun, Shar-i Qumis, Yarim Tepe ve Nad-i Ali (Muscarella 1988, 107, 110) yerleşmelerinde İskit tipi okuçları bulunmuştur.
[14] Tureng Tepe’de (Cleuziou 1977, 192) İskit tipi okuçları ele geçmiştir.
[15] İskit tipi ok ucu, kovanlı, genellikle tek nadiren çift mahmuzlu, bazen iki bazen de üç kanatlı, çoğunlukla tunçtan bazen de demirden yapılmış olan ve Demir Çağı’nda Anadolu ile Ön Asya’nın diğer bölgelerinde Avrasyalı atlı savaşçıların varlıklarına işaret eden okuçlarını tanımlayan bir terimdir. Ön Asya’nın hemen hemen tüm bölgelerinde görülen İskit tipi okuçlarının kimliği konusunda, yani Kimmerlere mi yoksa İskitlere mi ait olduğu ya da her iki ulus tarafından da mı kullanıldığı veya Anadolu ve Ön Asya’da yerel olarak üretilip üretilmediği gibi temel tartışmalar günümüzde halen devam etmektedir. Bu konudaki görüşler için bkz. Boehmer 1972, 115; Burney 1966, 79; Cleuziou 1977, 190, 193; Curtis 1984, 28; Derin/Muscarella 2001, 197-203; Medvedskaya 1982, 90; Moorey 1971, 87; Moorey 1980, 65; Osten 1937, 110; Piotrovsky 1959, 239; Sulimirski 1954, 308, 313; Sulimirski 1978, 17 ve Yamauchi 1983, 94.
[16] Çilingiroğlu 1994, 108.
[17] Yusifov 1982, 351.
[18] Yamauchi 1983, 92.
[19] Sulimirski/Taylor 1991, 565.
[20] Dyson 1963, 36.
[21] Diakonof 1985, 100; Ghirshman 1954a, 106-112; Sulimirski 1978, 7-33: Sulimirski 1985, 161.
[22] Dyson 1965, 208; Ghirshman 1954b, 24; Kurochkin 1982, 43.
[23] Kurochkin 1982, Abb. 2.
[24] Ivantchik 2001, Abb. 4/1 -2.
[25] Dyson 1965, 207.
[26] Curtis 1984, Fig. 6/259-262; Ivantchik 2001, Abb. 2/1-4.
[27] Ivantchik 2001, Abb. 4/6.
[28] Diakonof 1985, 97.
[29] Luckenbill 1927, 207.
[30] Herodotos’ta Protothyes olarak geçen İskit kralı Bartatua, T. Sulimirski ve T. Taylor’a göre, İspakai’nin halefi ve oğludur (Sulimirski/Taylor 1991, 564). Y. B. Yusifov ise Bartatua’nın Urartu’nun güneyindeki bir grup İskitlinin, İspakai’nin ise Mannai’deki bir grup İskitlinin lideri olduğunu düşünmektedir (Yusifov 1982, 351).
[31] Diakonof 1985, 102-103.
[32] Young 1988, 20.
[33] Sulimirski/Taylor 1991, 564.
[34] Grayson 1991, 128-130.
[35] Sulimirski/Taylor 1991, 565, 567.
[36] Oates 1991, 175-182.
[37] Diakonof 1985, 117-119.
[38] Yamauchi 1983, 91-92.
[39] Anadolu’daki Kimmer ve İskit buluntuları için bkz. San 2000, 1-21
[40] bkz. dipnot 5.
[41] Sevin 1983, 282-283.
[42] Sulimirski/Taylor 1991, 559.
[43] Drews 1976, 24-25; Tarhan 1984, 113.
[44] bkz. dipnot 5.
[45] Ivantchik 2001, Abb. 5/1.
[46] Young 1964, 53-57.
[47] Young 1953, Fig. 10; Kohler 1995, Pl. 11/25-35.
[48] Young 1964, Pl. XVI/1.
[49] Seeher 1998, Taf. 9/1-2.
[50] Seeher 1998, Abb. 2/4.
[51] Özgüç 1989, Pl. III.
[52] Ivantchik 2001, 332.
[53] Hauptmann 1983, Abb. 2-3.
[54] A. Ivantchik Norşun Tepe’deki at gömülerinin ve buluntularının Kimmerlere ait olduğunu düşünmektedir (Ivantchik 1997, 17).
[55] Hauptmann 1983, Abb. 4/1-10; Ivantchik 2001, 332, Abb. 5/1-10
[56] Erzen 1978, res. 38/1-6.
[57] Erzen 1978, Res. 41.
[58] Wartke 1990, Abb. 9.
[59] Belli 1998, 29.
[60] Derin/Muscarella 2001, Fig. 6/71-87.
[61] Ivantchik 2001, Abb. 2/6.
[62] Esin/Harmankaya 1986, Lev. IX/D. 84-46.
[63] Lloyd 1954, Fig. 6/5-6.
[64] Andrae 1911, Taf. 8.
[65] Wooley/Lawrence 1921, Pl. 23/b.
[66] Ünal 1982, Abb. 1/1; Bilgi 2001, Tablo 25/162.
[67] Ünal 1982, Abb. 1/2; Bilgi 2001, Tablo 12/098.
[68] Ünal 1982, Abb. 1/3; Bilgi 2001, Tablo 12/098.
[69] Ünal 1982, Abb. 1/4; Bilgi 2001, Tablo 4/056.
[70] Ünal 1982, Abb. 1/-11; Bilgi 2001, Tablo 25/153, 156-158.
[71] Ünal 1982, 65-81.
[72] Müller-Karpe 1995, Res. 1.
[73] Müller-Karpe 1995, Res. 2/2.
[74] Ünal 1982, Abb. 3-7.
[75] Bilgi 2001, Tablo 25/155-155, 159-161.
[76] Meriçboyu 1997: 4-5, Çiz. 6.
[77] Özgüç 1978, 17.
[78] Özgüç 1982, Lev. 62/10-11.
[79] Özgüç 1982, 58, lev. 74/10.
[80] Koşay 1941, Pl. XX/408.
[81] Schmidt 1929, Fig. 69/K41, K59, K73, K33, K64, K87.
[82] Osten 1937, Fig. 496/d771, d1392, e1001, d1893, e1033, d2125, e743, e145.
[83] Bittel 1937, Abb. 7/D; Boehmer 1972, Taf. XXX/887-900, XXXI/901-935.
[84] Koşay 1951, Pl. LXXXV/2.
[85] Mikami/Omura 1988, Res. 15/1-4, Omura 1989, Res. 6/5-8.
[86] Osten 1931, Fig. 85/GK 17.
[87] Emre 1971, Fig. 97-98.
[88] Goldman 1963, Pl. 174/10-23.
[89] Ökse 1994, Res. 41-59.
[90] Tarhan 1979, 366-367.
[91] Tarhan 1979, 367; Tarhan 1984: 114.
[92] Sevin 1998, 190.
[93] Yamauchi 1983, 93.
[94] Murzin 1991, 61-62.
[95] Sulimirski/Taylor 1991, 568.
[96] Sulimirski/Taylor 1991, 568-569; Anfimov 1987, 49, 52, 55, 58-88
[97] Sulimirski/Taylor 1991, 569.
[98] Shahbazi 1982, 189.
[99] Shahbazi 1982, 189.
[100] Shahbazi 1982, 230-231.
[101] Shahbazi 1982, 191; Sulimirski 1985, 190-191.
[102] Marcenko/Vinogradov 1989, 807-808.
[103] Murzin 1991, 65.
[104] Sulimirski 1985, 189-190, 199.
[105] Tarhan 1970, 28; Marcenko/Vinogradov 1989, 809-810.
[106] Sulimirski 1985, 193-194.
[107] McGovern 1939, 47.
[108] Sulimirski 1985, 152-153.
[109] Diakonof 1985, 93-94.
[110] Murzin 1991, 65.
[111] Tarhan 1984, 109.
[112] Tarhan 1979, 355-369; Tarhan 1984, 118.

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.