NOGAY TÜRKLERİ

NOGAY TÜRKLERİ

Nogay Adı ve Nogay Boyları

Nogay kelimesi bir şahıs adı olup, 1270-1299 yıllarında Altın Ordu’da büyük bir nüfuz kazanmış olan bir emirdir. Ona tâbi olan il ve uruglara Nogay adı verilmiştir. Jyrkankanllio’ya göre, Nogaylar Cengiz Han’ın ahfadıdır. Rasony’e ve Grousset’e göre, Nogay Cuci ailesindendir. Togan’a göre, Nogay, Çingiz Han’ın torunlarından Berke Han’ın başkumandanı olan Nogay Han’ın kurduğu birlik etrafında toplanan Türk Tatarlara verilen bir addır.

Boy adları, Türk tarihi ve etnolojisi araştırmalarına giren konuların en önemlilerinden sayılmaktadır. Türklerle temasta bulunan komşu kavimler çok eski devirlerden beri Türk boylarının adlarını tespit etmişler ve bununla bu boyların birbirine olan yakınlık ve kardeşliklerini öğrenmeye çalışmışlardır.

Howort’a göre tarihî çağlardan Moğol istilâsına kadar geçen uzun zaman içinde Nogaylar, Kanklı, Uz ve Peçenek Türk boylarından sayılmışlardır. Nogayların doğu urukları daha çok Mangıt adı ile bilinirdi. Nogaylar; Rasony, Çay, ve Sümer’e göre Mangıtlar olarak anılmaktadır. Nogaylar için bu iki adı bir arada Mangıt- Nogay şeklinde kullanan kaynaklar da bulunmaktadır.

M. Saminoff, Nogayların Peçeneklerden geldiğini, Polovtsi ve bazı Rus tarihçileri ise, Moğolların bir kolu olduklarını ileri sürerler. Özergin’e göre Nogay ulusunun çekirdeği, başta Peçenek boyu olmak üzere Kıpçak bozkırında dağınık olarak yaşayan bir çok Kıpçak uruk ve boyundan oluşmuştur. Geçen yüzyıldan beri tespit edilmiş Nogay boy adları şunlardır. Açıkulak Nogay, Ak Nogay, Alçın, Argun, Barın, Burcak, Canbulat, Cambayluk, İrdişan, Karaağaç (Karagaş), Kara Mırza, Kara Nogay, Katay Kasay (Hıtay), Kazbulat, Kıpçak, Kundur, Mamay, Mangıt, Mansur, Novruz, Ordamambet, Şırın, Tohtamış, Tokuz (Toguz), Urak, Yedicek, Yedişkol (Yedişkul), Yedisan ve Yembulak. Saadet Çağatay ise uruk adlarını şöyle verir: Kazak, Kazanuvlı, Kanlı, Kireyit, Kongrat, Kıtay, Kumuk, Kıpçak, Kırk, Mangıt, Ongıt, Bürkit, Nayman, Türkpen, Uysin, Uygır. Baybek ise, Nogayların Kıpçak, Kanlı, Kirkez, Kıtay, Nayman, Min, Kirey, Argın, Tabın, Mangıt, Cangalbayk, Alcın, Salayut, Calayır, Konrat gibi uruklardan teşekkül ettiğini söyler. Baddeley Nogayları sekiz ana kabileye ayırır. Evliya Çelebi de türlü Nogay boylarını bilmekte, Kırım Hanlığı’ndaki Nogayları en küçük oymaklara kadar tanımaktadır. Bunlar Ulu Nogay, Kiçi Nogay, Adıl Nogay, Nevruz İli Nogay, Çoban İli Nogay, Ormemetli Nogay. Uzunçarşılı’ya göre Nogaylar; Ulu Nogay, Mansurlu, Küçük Nogay ve Şıdak Tamgası olmak üzere dört kısımdır. İnan ise soy ve uruk adları bakımından Karakalpaklar, Özbekler, Kazak Kırgızları, Başkurtlar ve Nogaylar arasında hiç bir fark olmadığını, Karakalpakların XVI. asra kadar İdil ve Ural havzalarında Nogaylarla beraber yaşadıklarını söyler.

Kundurlar da Kafkasya’dan İdil deltasına göç edip, orada yerleşmiş Nogaylara çok yakın bir Türk boyudur. Kundurlar, Şiî Müslüman olup Karaağaç Nogayları olarak da adlandırılırlar.

Osmanlı Devleti’nin 1543 yılına ait tahrir defterlerinde kayıtlı dört Tatar grubundan biri de Bozapa (Bozata) grubudur. Bozapa Tatarlarının Nogay Türklerinden olma ihtimali çok büyüktür. Kaşgarlı ise Tatarların Asya’nın kuzeyinde yaşayan on Türk kabilesinden biri olduğunu, şimdi bu kabilelerin Kırım ve Nogay olarak anıldığını söyler. Devlet, Nogay boylarını üç grupta inceler. Ak Nogay, Kara Nogay ve Kazak, (Kanglı, Kereyit, Uygır, Kumuk, Nayman). Bazen yeni teşekkül ettiğinden şüphe olmayan bir kabile birliğinde, gayet eskibir Türk kabilesi küçük bir oymak suretinde karşımıza çıkmaktadır. Kıpçak ve Kırgız kabilelerinde oymak adı olarak Nogay’a sıkça tesadüf edilmektedir.

Yim-Cim, Kazakistan’da, Ural eyaletinde bir ırmaktır. XIV-XV. yüzyıllarda bu ırmak kıyılarında Nogay-Mangıt boyları göçüp konarlardı. Buradaki Nogaylar, Kırım Hanlığı’na gittikten sonra Cımboyluk boyu adını aldılar.

Günümüzde çoğunluğu Başkurdistan Özerk Cumhuriyeti’nde yaşayan ve Tatar Türkçesi kullanan Nogaybaklar, XVIII. yüzyılda Hıristiyanlığa giren Nogay Türklerinin torunlarıdır.

Nogayların Tarihi

Nogay’ın siyaset sahnesine çıkışı Altınordu’nun en önemli olaylarındandır. Nogay, han ailesiyle olan yakın akrabalık bağları ve Hülagu ordusuyla yapılan muharebede tümen beyi sıfatıyla Moğol birliklerini başarıyla sevk ve idare etmesi sayesinde devletin en yüksek mevkilerine çıkmıştır. Büyük teşkilatçılık kabiliyeti, seciyesinin sertliği, şiddete temayülü, kuvvet ve servete karşı büyük bir hırs besleyen Nogay’a geniş imkanlar açmıştı. Altınordu’nun siyasî işlerine durmadan karışmak suretiyle Nogay bir çok anlaşmazlıklara sebep olmuştur. N. İ. Veselovski, Nogay ve Zamanı adlı eserinde Nogay için şunları söylemektedir. “Askerî işlerde tecrübe sahibi olduğu için bir yandan Altınordu’nun topraklarını arttırmış, bir yandan da devletin dağılmasına yardım etmiş, bu suretle bilmeyerek Altınordu’ya ilk darbeyi indirmiştir”. Zaten Altınordu ilk kuruluşunda bile inhilâl unsurlarını içinde bulunduruyordu. Kırım’a ve Tuna’ya mutlak hakim olan Nogay ve Ordası Ak Orda ile Kök Orda hanedanı arasındaki rekabet bu inhilâlin ilk tohumları idi.

Nogay, Mengü Timur’un ölümünden sonra, Altınordu tahtına çıkan Tuda Mengü (1280-1287) Tulabuga Han zamanında da (1287-1291) müstakil bir hükümdar rolünü oynadı. Kırk üç sene hüküm süren Nogay, hükümdarları istediği gibi tahta indirip çıkartmaktaydı.

Tokta’nın (1290-1312) ilk yıllarında Nogay istediği şekilde hüküm sürmüştü.

Bahadır ve gayretli bir zat olan Han Tokta’dan, kaçan asi emirleri kabul etmiş, bu suretle aralarında savaş çıkmıştı. Uzun ve çetin bir mücadeleden sonra Nogay ordusu bozguna uğramıştı. Bir kısım halk, Nogay’ın etrafında toplanmış ise de asıl hakimiyet hana geçmişti.

Nogay’ın, 1273’te Mihail Paleogos’un kızıyla evlendiği sırada Bizans tarihçisi Georgii Pachymeris’in verdiği bilgiye göre şöyle bir olay olmuştur. Bir gün Bizans elçisi ona imparatorluğun armağanı olarak çok pahalı bir elbise, türlü türlü tatlılar, yemek, hoş kokulu şaraplar takdim eder.

Yemekleri, içkileri, altın gümüş ve kapları memnuniyetle kabul eden Nogay sıra elbiselere gelince elçiye sorar. “Bu şapka fenalıklardan başı koruyabilir mi? Onu süsleyen inci ve kıymetli taşlar yıldırımdan koruyacaklar mı? Bu kıymetli elbiseler insanın sıhhati için faydalı mı?” Ona armağan edilen elbiseyi ve şapkayı, nezaket icabı, bir kaç dakika giydikten sonra çıkarıp kendisinin koyun ve köpek derisinden yapılmış elbisesini giyerek ağır bir sıkıntıdan kurtulmuş gibi oh diye bir nefes almıştır. Bu olay, Nogay’ın kişiliğine ışık tutması açısından dikkate değerdir.

Nogay, XIII. yüzyılın ortalarından beri, kendine bağlı birliklerin başında, devletin bir çok askerî seferlerine katılarak iradesi, başarıları ve zekasıyla yükselmiştir. Nogay’ın güçlenmesiyle (1267-1300) ona bağlananlar da gittikçe çoğalır, nüfusları artar. Topluluk yayılıp iyi otlaklarda yer tutar. Hayvancılıkla ilgili olarak üretimleri artar. Merkez idaresi, Moğol darbesiyle çökmüş Kıpçak ilinden bir çok topluluk, Nogay’ın çevresinde toplanır.1299’da Dinyeper, Kökenlik adı verilen yerde ikinci bir muharebede Tokta’ya yenilmiş ve askerleri tarafından terkedilmiştir. Oğulları ve askerleri gün batarken kaçmaya başlarlar. Yaşlı Nogay yalnız kalır.

Kırk yıl önce muzaffer ordularını Vistül nehrine ve Meriç’e kadar sevk eden ve bir gözünü İran’da kaybeden ihtiyar vezir şimdi savaş alanında yalnız başınaydı. Hiç kımıldamadan atının üstünde muhkem oturan Nogay’ın, ak düşmüş gür ve dağınık saçı gözünü örtüyordu. Sonu gelmiş, gücü tükenmişti. Tokta ordusundan bir Rus yanına gelince Nogay ona şöyle seslendi: – “Ben Nogayım beni öldürmeden Tokta’nın yanına götür, kulağına söyleyecek bir çift sözüm var.” Her ne kadar bunu söyledi ise de Rus dinlemedi, başını keserek Tokta Han’a götürdü.

– İşte, Nogay’ın başı dedi. Tokta, Rus’a sordu:

– Bunun Nogay’ın başı olduğunu nereden, biliyorsun? Rus;

– Kendisi bana söyledi, dedi, hatta öldürmeyip size götürmemi söyledi. Ben ise, işini bitirdim. Tokta, bu söz üzerine çok kızdı. Böyle büyük şerefli insana saldırarak kendisine teslim etmediği için Rusu öldürttü”.

Bu kadar kudretli olan Nogay’ın niçin yönetimi açıkça kendi eline almadığı, kendisini han ilan etmediği sorusu ortaya çıkıyor. Moğolların bulunduğu siyasî şartlar altında bunun anlaşılması kolaydır. Bu devirde Cengiz Han adının ve onun sülalesinin otoritesi o kadar kuvvetliydi ki, yalnız Cengiz Han sülalesine bağlı bir kişinin han olabileceği konusundaki inanca karşı gelebilecek bir kimse çıkamazdı. XIII. ve XIV. yüzyıllarda bu inanç kuvvetle devam etmekteydi. Nogay’ın kendini han ilan etmemesi, Cengiz Han soyundan olmamasındandır.

Akordu beyi Edige Bey, Nogay ordusunun başına da oğlu Nureddin’i getirdi. Nureddin Mırza da Nogay ordusunu bağımsız bir devlet haline getirdi. XIII. yüzyılın ikinci yarısından beri artık ulus, boylar birliği diye tanımlanan bu yeni topluluğa kurucusunun adıyla Nogaylı, Nogay ulusu, Nogay ordusu, Nogaylar denmektedir.

XVI. yüzyılda Rus Çarlığı, Kazan Hanlığı’nı yıktıktan sonra, Nogay ülkesine iyice yaklaşmış oluyordu. Yüzyıllarca Müslüman diyarı olan memleketleri zaptedip, cami ve mescitleri yıktılar, ahaliyi kitle halinde öldürdüler. Nogay mırzalarından İstanbul’a gelen elçiler Ruslar aleyhinde şikayette bulundular. Türk-Rus münasebetindeki ilk gerginliklerden birisinin sebebi budur.

1558 yılında Rus elçisi Moskova’ya gönderdiği raporda, “Nogaylar tamamiyle harap oldular, iflas ettiler. Başlarını nereye sokacaklarını bilmiyorlar. Buhara veya Kırım’dan hangisine gideceklerini tayin edemiyorlar. Fakat son günlerde Kırım tarafını seçtiler”, diyordu. Nogay mirzaları; Kırım Hanlığı’na ve İstanbul’a elçiler göndererek Ruslar hakkında şikayette bulundular. İstanbul ise Nogay mirzalarına iyi niyet mektupları gönderdi.

XVI. yüzyılda Don ile Volga nehirleri arasına yapılacak kanal işine Kırım hanının isteğiyle 30 bin Nogay katılmıştır. Osmanlı Devleti’nin Astrahan seferi sırasında Osmanlı ordusuna 30 bin atlı Nogay da katılmıştır. Tarihte XV-XVI. asırlar Nogayların, Kazaklar, Kırgızlar, Karakalpaklar ile komşu olarak, onlarla sıkı bağlar kurarak, alış-veriş yaparak, akrabalık ilişkileri kurarak yaşadıkları zamanlar diye bilinir. Bu zaman Orta Asya Türk halklarının destanlarında da Nogay vaktı (çağı) diye belirtilmiştir. 1601 yılında ikinci kez çok büyük bir kıtlık olur. Bir kısım Nogaylar Kuban ve Kırım tarafına göçerken, geride kalanlar yayık havzasında Ruslarla döğüşmeye devam ederler. O yıl, halk arasında on yüz bin Nogay’ın iflas ettiği, kahraman Ormembet Beğ’in öldüğü yıl olarak bilinir. Ruslara karşı yürütülen bu mücadeleleri anlatan Çora Batır Destanı, Ceyhun ırmağından Kırım’a kadar her yerde söylenir.

Osmanlı Devleti, Nogaylara karşı, askerle bir kaç paşa gönderir. Nogaylar kaçarlar; bir kısmı Özi’yi geçerek Kırım’a, bir kısmı ise Ten ırmağı kenarına yerleşir. Evliya Çelebi; Özi nehrinin yakınındaki Özi kalesinden şöyle bahseder: “Buranın bulunduğu yer biraz yüksek olmakla beraber yer altında iki bin adet buğday, arpa, çavdar kuyuları vardır ki ağızları dar, dipleri yüz adam alacak kadar geniştir. Asla bağ, bahçe ve bir adet dahi ağaç yoktur. Üç yüz adet Karadayak adı ile tanınmış Nogay Tatarlarının obaları vardır”.

1629’da Kırım hanı ve Nogay kuvvetleri üç koldan Rusya’ya akın yapmışlar ve bir çok ganimet malı almışlardır. 1632’de ise IV. Murad’ın emriyle Dobruca Nogay Tatarları, Eflak ve Boğdan voyvodolarıyla beraber Lehistan üzerine akın yapmışlardır. Yine aynı kuvvetler, Kazaklar üzerine de akın yaptılar. 1636 Şubatı’nda Kırım hanlarından İnayet Giray, Nogayları kendisine itaat edip serkeşlik etmemek üzere, kendi topraklarında iskan ettirdi.

XVII. yüzyılda Boğdan Voyvodası Stefan Tomşa’nın memleketten çıkarılıp 40 bin kişilik Leh ve Rus kuvvetiyle yerine Konstantin’in voyvoda yapılması üzerine, Osmanlı hükümetinin isteğiyle İskender Paşa, Nogaylarla birlikte bunlara karşı savaşmış, mağlup ederek Tomşa’yı tekrar makamına oturtmuşlardır.

XVII. yüzyılın ortalarına doğru Kırım Hanlığı, bir kısım Nogayları batı Tuna’ya göç ettirdi.

XVIII.  yüzyılda Kırım Hanlığı, bir kısım Nogayları yeniden göç ettirip Özi ile Aksu ırmakları arasındaki bozkıra yerleştirdi. Diğer yandan Yedisan ile Burçak boyları (11.794 kişi) ise Rus baskısına dayanamayıp, 1769-1770 kışında onların hakimiyetini tanımak zorunda kaldı.

Kuban ırmağı çevresindeki Nogaylar, Karadeniz’in kuzeyinde Rus hakimiyetini yerleştirmekle meşgul olan General Potemkin’in hazırladığı tuzağa düşürülerek kıyıma uğramıştır. General Potemkin’in emriyle General Aleksandr Suvorov (1729-1800), Kırım hanı Şahin Giray’ın tüm siyasî haklarını Çariçe Katerina’ya bıraktığını bildiren mektubunun okunacağı bir toplantı düzenlediğini duyurarak, bu vesileyle vereceği şölene bölgedeki bütün Nogay beylerini ve ileri gelenlerini çağırmıştı. Bunun gerçek olduğunu sanan Nogaylar, toplantıda bulunup Ruslar ile birlikte yiyip içip eğlenirken, öte yanda hazırlanmış plan gereğince köylere dağılan birlikler de Nogay halkını kırmaya giriştiler. Bu beklenmedik saldırı üzerine Nogaylar, karşı koymaya kalkıştılarsa da, hazırlıklı Rus askerleri, onları üstün silah gücüyle perişan etti. Kadınlar, yaşlılar, çocuklar süngülendi. Pek çok Nogay, Rus elinde can verdi. Bazı aileler, düşman eline geçmesin diye çocuklarını ırmağa attılar. Sonunda teslim olanların bir kısmı Ural bölgesine, Hazar bozkırına sürüldüler.

Yüzyılın başlarında Kırım Hanlığı’nın Özi ile Aksu arasındaki bozkıra yerleştirdiği Nogaylar orada duramadı ve 1788 yılında, yeniden Kuban ırmağı havzasına döndüler. Bu göç ve dağılma bütün yüzyıl boyunca sürüp gitti.

XIX. yüzyılda da dağılma durmadı. Bir kısmı Azak yanına geçip Ten ile Kuban arasında yerleştiler. Bir kısmı ise Bükreş Barış Anlaşması’na uygun olarak Türkiye’ye geldiler. Kırım savaşından sonra (1853-1856), Besarabya’dan göçüp gelmiş Kırım Tatarları ile birlikte pek çok Nogay, Osmanlı ülkesine girip yerleşti. Osmanlı hükümeti onları Orta Anadolu’da daha çok Eskişehir yöresinde yerleştirdi. Aslında çektikleri bu acıların temelinde Rusların yüzyıllardır sürdürdükleri böl, parçala, hükmet politikası yatmaktadır.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ