NAHÇİVAN’DA TÜRK MİMARİSİ

NAHÇİVAN’DA TÜRK MİMARİSİ

Günümüzde Azerbaycan Cumhuriyeti’ne bağlı özerk bir bölge olan Nahcivan’ın,[1] kuzeyinde ve doğusunda Ermenistan, güneyinde İran, batısında ise İran ve Türkiye ile ortak kara sınırı vardır. Güneyden Aras Nehri, kuzeyden Zelengur Dağ silsilesiyle sınırlanan Nahcivan, bu konumu ile Anadolu, Kafkasya ve Güney Azerbaycan arasında bir geçiş bölgesidir.[2]

Azerbaycan’ın Türkler tarafından fethi Selçuklu döneminde olmuşsa da, Selçuklular’dan evvel bölgeye yerleşen Türk veya proto-Türk kavimlerin olduğu bilinmektedir.[3] Nahcivan, Sultan Alpaslan’nın 1064’ de düzenlediği Kafkas seferiyle Büyük Selçuklu topraklarına katılmış, 1118’de Irak Selçukluları’nın, 1146 yılından sonra ise İldenizliler’in hakimiyetine girmiş, 1174 yılına kadar bu devletin başkenti olarak en parlak günlerini yaşamıştır.

Bölge, 13. ve 14. yüzyıllarda İlhanlı döneminde bu özelliğini kısmen koruyabilmiş, 14. yüzyılın sonlarındaki Timurlu hakimiyetiyle birlikte merkez olma özelliğini kaybetmiştir. Bölgenin bu niteliğinin Safevi ve Kacar dönemlerinde de devam ettiği gözlenmektedir.[4]

Nahcivan’daki sanat eserlerinin incelenmesi, bu kronolojiye uygun iki farklı gelişim çizgisi ortaya koymaktadır. Bunlardan ilki, 12. yüzyıldan 14. yüzyılın sonlarına kadar süren Büyük Selçuklu ve İlhanlı dönemi, diğeri ise 14. yüzyılın sonlarından başlayarak 19. yüzyılın sonuna kadar devam eden Timurlu, Safevi ve Kacar dönemleridir. 12-14. yüzyıllar arasında bölgesel öneme sahip bir merkez olan Nahcivan’ın, 14 yüzyıldan sonraki dönemini taşra kenti olarak nitelemek uygundur. 14. yüzyıldan sonra merkezi önemini kaybeden Nahcivan, Safeviler’le, Osmanlılar arasındaki siyasal ilişkilerden de etkilemiştir. Bölgenin birçok defa yağmalandığı ve tahrip edildiği görülmektedir. Yukarıda tanımlanan siyasal tablo, 15. ve 16. yüzyıllarda Nahcivan’da daha çok yerel geleneklerin etkili olduğu bir mimari anlayışın oluşmasını sağlamıştır. Moloz taş duvarlı, estetik yanı olmayan mekânlar üretebilen bu mimari, bölgedeki vergilerin kaldırılması gibi Safevi desteği ile 17. ve 18. yüzyıllarda kısmen canlanmışsa da, 18. yüzyılın sonlarında Safevi Devleti’nin ortadan kalkmasıyla bu gelişimini sürdürememiştir.

Bu canlanma Ordubad Ticaret Binası ve Ordubad Medresesi gibi Safevi etkileri taşıyan mimari ile de belgelenebilmektedir. 19. yüzyıl, kerpiç ve ahşap gibi yerel malzemelerle üretilen bir mimariyi ifade etmektedir. Bu dönemde birkaç küçük mescit ve hamam dışında yapı üretimi sınırlıdır.

I. Örnekler ve Tipoloji [5]

1. Mescitler

Mescitler, Nahcivan’da 12-19. yüzyıllar arasında inşa edilen yapılar içersinde önemli bir grubu oluşturmaktadır. Tespit edilen örnekleri, şehir içindeki konumları, boyutları, plan tipleri açısından “Cuma Mescitleri” ve “Mahalle Mescitleri” olarak iki grupta incelemek mümkündür.

1.1. Cuma Mescitleri

Şehir merkezlerinde yer alan ve merkezi yönetimce inşa ettirilen[6] cuma mescitleri diğer mescitlere göre daha anıtsal yapılardır. Nahcivan’daki cuma mescitlerinin bilinen ilk örneğinin, Nahcivan Mümine Hatun Türbesi’nin bulunduğu manzume içinde yer aldığı anlaşılmaktadır. Günümüze gelemeyen mescit, eldeki bilgilere göre Mümine Hatun Türbesi’ne yakın bir tarihte, büyük bir olasılıkla bu yapının banisi olan Atabey Cihan Pehlivan tarafından (1175-1186) inşa edilmiştir.[7] Seyahatnamelerdeki çizimlerine göre, mihrap duvarına paralel iki sahından oluşan mescidin, mihrap önünde iki sahnı kaplayan büyüklükte kubbesi vardır (Res.1). Mümine Hatun Türbesi’yle karşılaştırıldığında, kubbe çapının en az 20 m. civarında olması gerekir. İlk örnekleri, Gazneli döneminde inşa edilen Leşkeri Bazar[8] (998-1030) ve Karahanlı döneminde inşa edilen Talhatan Baba (11. yüzyılın sonu-12. yüzyılın başları)[9] camilerinde görülen bu plan şeması, sonraki dönemlerde Anadolu’da özellikle Artuklu çevresinde yaygın olarak kullanılmıştır.[10]

Nahcivan’daki cuma mescitlerinin ikinci örneği olan Ordubad Cuma Mescidi, günümüze çeşitli dönemlerde yapılan eklemelerle gelebilmiştir. Yapının bünyesinde farklı dönemlere işaret eden üç bölüm yer almaktadır. Mihrap süslemelerine göre 14. yüzyıl sonlarından daha erken olamayacak ilk dönemini, mihrap önündeki kubbeli bölüm ile enlemesine düzenlenmiş ahşap tavanlı dört sahın oluşturmaktadır. Yapının 1604 tarihli ikinci döneminde, ilk bölümü kuzey ve doğudan L şeklinde kuşatan kısım ile güneydeki eyvan tarzındaki birimler eklenmiştir. Yapının batısında olması beklenen aynı tarzdaki bölümün yıkıldığı ve iki sahınlı olarak yeniden düzenlendiği tahmin edilmektedir. Yapının kuzey portali üzerindeki Kacar tacı ise, bu bölümün düzenlemesinin Kacar döneminde (1887-1826) yapıldığını göstermektedir.

Ordubad Cuma Mescidi’nin mihrap duvarına paralel sahınlardan oluşan mihrap önü kubbeli ilk bölümünü, Talhatan Baba ve Leşkeri Bazar Ulu Camisi’yle başlayan, Nahcivan Cuma Mescidi’nde sürdürülen, mihrap önü kubbeli şemanın bir çeşitlemesi olarak değerlendirmek mümkündür. Yapının ahşap tavanlı olması, Ordubad’ın ikinci derecede bir merkez olmasına bağlanabilir.

Nahcivan’daki cuma mescitlerinin üçüncü örneği, 19. yüzyılın başlarına tarihlenen Ordubad Tekşeyi Mescidi’dir. Tekşeyi Mescidi, Nahcivan’daki bey mahfilli tek örnek olması açısından da önem taşımaktadır. Mukarnas başlıklı ahşap sütunlara oturduğu anlaşılan ahşap tavanlı harim kısmının, destek ve örtüsü değiştirildiği için kesin bir saptama yapılamamakla birlikte, planının mihrap duvarına dikey üç sahından oluştuğu anlaşılmaktadır. Yapının kuzeyinde, işlevi tam olarak belirlenemeyen ikinci bir bölüm bulunmaktadır.[11]

1895 tarihli Nahcivan Caferiye Mescidi, cuma mescitlerinin Nahcivan’daki son örneğidir (Çiz. 2). Kitabesine göre Şii akidelere bağlı Caferiler için inşa edilen yapı harim ve iç avludan oluşmaktadır. Harim, mihrap önündeki kare planlı kubbeli bölüm ile bu bölümü doğu, batı ve kuzeyden kuşatan kubbemsi tonozlu üç dikdörtgen birimden oluşmaktadır. Avlunun doğu ve kuzey kanatları önünde yer alan mekanlar, Caferi itikat ve eğitiminin verildiği bölümler olmalıdır. Azerbaycan’da bu dönemde inşa edilen mescitlerin genellikle çok sütunlu veya tek kubbeli olmasına rağmen[12] Caferiye Mescidi’nin mihrap önü kubbeli ve iç avlulu olarak inşa edilmesini, yapının bir tarikata ait olmasına ve eğitimle ilişkili işlevine bağlamak mümkündür.

1.2. Mahalle Mescitleri

Nahcivan’daki mahalle mescitlerinden iki örnek günümüze gelebilmiştir. Bulundukları mahallenin ismiyle anılan küçük ölçekli bu yapıların ilk örneği, 18. yüzyılın sonlarında veya 19. yüzyılın başlarında yapıldığı tahmin edilen Ordubad Yukarı Ambras Mescidi, diğeri ise 19. yüzyıla tarihlenen Dilber Mescidi’dir. İç düzenlemeleri değiştirildiği için kesinlik taşımamakla birlikte, üç sahınlı, ahşap sütunlu ve ahşap tavanlı yapılar oldukları anlaşılmaktadır. Ambras Mescidi, Nahcivan’daki mescitler içinde son cemaat yeri bulunan tek örnektir.

2. Zaviyeler

Nahcivan mimarisi içinde türbe ve mescitlerden sonra en fazla örneği görülen yapı tipi tarikat yapılarıdır. Nahcivan’daki en erken örneği 13. yüzyıla ait olan tarikat yapıları için ortak bir şema saptanamamıştır. Ancak plan tipi, tarikat yapısının bünyesindeki diğer yapı veya birimlerle olan ilişkisi kriter alınarak bir sınıflama yapıldığında, Nahcivan’daki zaviyeleri üç ana tip içinde değerlendirmek mümkündür.

2.1. Avlu Eyvan Şemalı Zaviyeler

Nahcivan’daki tarikat yapıları içerisinde en erken tarihlisi olan Karabağlar Zaviyesi, bu tipin tek örneğidir. Çeşitli dönemlerde yapılan eklemelerle günümüze ulaşabilen yapı, bugünkü şeklini 13. yüzyılın sonlarında İlhanlı döneminde almış, 14. yüzyılın ilk yarısında ise yapıya bir türbe eklenmiştir.

Günümüze sadece çifte minareli portali ile türbesi gelebilen zaviyenin planı zemin seviyesinde kısmen tespit edilebilmektedir. Yapı, haç planlı bir giriş mekanı, avlu ve eyvan ile bu bölümlerin iki yanında yer alan dikdörtgen planlı ikişer mekândan oluşmaktadır.

Karabağlar Zaviyesi, plan şemasından çok çifte minareli portali ile dikkat çekicidir. Nahcivan’da Mümine Hatun Türbesi’nin 1187 tarihli kuşatma duvarı portali, çifte minareli portallerin bilinen ilk örneğini oluşturmaktadır. Bu yapı günümüze ulaşamamıştır. Çifte minareli portallerin ikinci örneğini ise kûfi hatlı kitabeleri ve kaidesindeki tuğla örgülerinden hareketle, 13. yüzyılın başlarına tarihlenen Karabağlar Zaviyesi portalidir. Karabağlar Zaviyesi portali, minarelerin portalle olan ilişkisi, kaidelerinin biçimi ve minare gövdelerinin tuğla örgüleri arasında kullanılan çini birimler gibi özellikleri açısından, daha sonra Anadolu’da gelişecek çifte minareli portal düzenlemelerinin ön örneğini oluşturmaktadır.

Seyahatnamelerdeki resimlerinden anlaşıldığı kadarıyla Mümine Hatun Türbesi’nin kuşatma duvarındaki minareler, silindirik gövdeli ve kaidesizdir.[13] Karabağlar Zaviyesi portalindeki minarelerde ise, gövde dikdörtgen prizmal kaideler üzerindeki sekizgen pabuçluklara oturmaktadır. Bu tür çifte minareli portal düzenlemelerinin Konya Sahip Ata Hanikâhı (1258), Sivas Çifte Minareli Medrese (1271), Sivas Gök Medrese (1271) ve Erzurum Çifte Minareli Medrese (13. yüzyılın son çeyreği)[14] gibi sonraki örneklerinin Anadolu’da yer alması, bu yapıların inşasında Karabağlar Zaviyesi’nin etkisi olduğunu, bu etkinin de büyük bir olasılıkla Moğollar tarafından Anadolu’ya taşındığını göstermektedir. Karabağlar Minaresi’nin tuğla örgüleri arasında kullanılan sırlı birimlerin, Anadolu’da inşa edilen minarelerde yaygın olarak kullanılması bu kanıyı güçlendirmektedir.[15] Çifte minareli yapıların 14. yüzyıldan itibaren İran’da yaygınlaşmasında, Anadolu’daki örneklerin etkisi ve İlhanlıların rolünün olabileceğini düşünmek gerekir.

2.2. Bir Avlu Etrafında Gelişen Zaviyeler

Bu tipin Nahcivan’daki tek örneği Hanega II Numaralı Zaviye’dir. Mimari özelliklerinden hareketle 16. yüzyıla tarihlenen yapı planını tam olarak saptayamadığımız bir avlunun güney ve batısında yer alan bazı tonozlu mekanlar ile bu mekanlara bitişik inşa edilen mescitten oluşmaktadır. Doğu-batı doğrultusunda yaklaşık dikdörtgen planlı mescit, mihrap duvarına paralel üçer bölümlü ve kubbemsi tonoz örtülü iki sahından oluşmaktadır.

2.3. Bir Türbe Etrafında Gelişen Zaviyeler

Bu tür zaviyelerin ortak özellikleri, önceden mevcut bir türbeye yapılan ilavelerle oluşmalarıdır. Nahcivan’da iki örneği tespit edilen bu tür zaviyelerin ilk örneği olan Hanega I Numaralı Zaviye, 14. yüzyılın ortalarına tarihlenen bir türbeye, 1495-96 tarihinde eklenen mescitten oluşur. Yapının çevresinde bir çeşme ile işlevi ve tarihlerini saptayamadığımız başka yapı kalıntıları da yer almaktadır. Bu kalıntılar, zaviyenin kapsamlı bir külliye olduğunu göstermektedir. Mescit, mihrap duvarına paralel ve kubbeli iki sahından ibarettir. Plan tipi ve örtüsü açısından Hanega II Numaralı Zaviye mescidi benzer bir örnektir. İkinci örnek Nahcivan İmamzadesi’dir. Zaviye, bir mezarlık içerisindeki 14. yüzyılın sonları-15. yüzyılın başlarına ait bir türbenin yakınına inşa edilen, kare planlı ve kubbeli bir mekânın sonraki bir tarihte türbeyle birleştirilmesinden oluşmuştur. Yapının yakınına 18. yüzyılda ikinci bir türbe daha inşa edilmiştir.

3. Türbeler

Nahcivan’da en fazla inşa edilen yapı türüdür. Türbeler bazı zaviyelerin ilk yapıları olmaları dışında, mimari özellikleri açısından da önem taşımaktadır. Nahcivan’daki türbeler alt ve üst kat planları açısından çeşitlilik göstermektedir.

3.1. Kare Planlı Yapılar

Hanega ve İmamzade I Numaralı Türbe Nahcivan’daki kare planlı yapılardır. İçten ve dıştan kare planlı olan her iki yapının sonraki dönemlerde zaviyeye dönüştürülmesi ve tek katlı olmaları ortak özellikleridir. 14. yüzyılın ortalarına tarihlenen Hanega I Numaralı Türbe, dış cephede üçgen pahları, içte ise girişinin iki yanında yer alan nişlerindeki alçı süslemeleriyle dikkat çekmektedir.

Yapı içten kubbe, dıştan piramidal külahla örtülüdür. En erken 14. yüzyılın sonlarına yerleştirilebilecek İmamzade I Numaralı Türbe ise, dışta yüksek kasnağındaki yazılı süslemeleriyle, içten ise mukarnaslı kubbesiyle Timurlu örneklerine yaklaşmaktadır.

3.2. Dikdörtgen Planlı Yapılar

Nahcivan’da biri 12. yüzyılın sonlarına, diğeri 17. yüzyıla tarihlenen iki örnek tespit edilmiştir. İlk örnek olan Gilan I Numaralı Türbe’nin üst katı içten ve dıştan dikdörtgendir. Yapı zemin seviyesinde günümüze ulaşabildiği için örtü sistemi hakkında bilgi yoktur. Yapının dıştan dikdörtgen, içten sekizgen planlı alt katının ortasında, sekizgen planlı bir ayak yer almaktadır.[16]

Günümüze çeşitli dönemlerde yapılan eklemelerle ulaşabilen Nehrem Türbesi ise orijinalinde dıştan dikdörtgen içten haç planlıdır. Tek katlı türbe yüksek kasnaklı ve kubbeyle örtülüdür.

3.3. Sekizgen Planlı Yapılar

Nahcivan’da sekizgen planlı dört türbe tespit edilmiştir. Bütün yapılar içten ve dıştan sekizgen planlı ve çift katlıdır. Sekizgen planlı yapıların ilk örneği olan 1162 tarihli Yusuf bin Kuseyr Türbesi, Nahcivanlı Mimar Acemi bin Ebubekr tarafından inşa edilmiştir. Yapı özellikle kesme tuğla tekniğinde yapılan cephe süslemeleriyle dikkat çekmektedir. Yapının sekizgen planlı alt katı kubbemsi tonozla örtülüdür.

12. yüzyılın sonlarına tarihlenen Gilan II Numaralı Türbe’nin sekizgen planlı üst katı günümüze ulaşmamıştır. Yapının alt katı dıştan kare, içten haç planlıdır. 15. yüzyıla tarihlenen Der Türbesi’nin alt katının plan tipi tespit edilememektedir. Yapı köşelerindeki büyük boyutlu plasterleri ve yüksek kasnağı ile dikkat çekmektedir. Nahcivan’daki sekizgen planlı yapıların son örneği olan İmamzade II Numaralı Türbe ise 18. yüzyıla tarihlenmektedir. İçten kubbemsi tonoz, dıştan sivri kubbeyle örtülü yapının içten ve dıştan kare planlı alt katı düz tonozludur.

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ