MÜTAREKE DÖNEMİNDE OSMANLI HABERLEŞME KURUMU

MÜTAREKE DÖNEMİNDE OSMANLI HABERLEŞME KURUMU

A. PTT Nezareti’nin Umum Müdürlüğe Çevrilmesi

30 Ekim 1918 tarihinde imzalanan Mondros Ateşkes Antlaşması’yla tarihe Mütareke dönemi adıyla geçen ve Osmanlı Devleti’nin son günlerinin yaşandığı bir döneme giriliyordu. Bu olay, Trablusgarp ve Balkan Savaşları da içine katıldığında nefes almadan ateşler altında geçen 7 uzun yılın ardından gelen büyük bir bitkinliğin ve yüzyıllar süren çöküşün kabullenilmesi, şaşkın, ne yapacağını bilemez haldeki halk yığınlarının yılgınlığı altında bir kurtuluş gibi algılanmıştı.[1] Hatta bu düşünceyle Osmanlı PTT Nezareti, depolarda bulabildiği pulları bir araya getirerek “Mütareke Hatırası” sürşarjıyla bir seri pul bile çıkarmıştı. Oysa o tarihe kadar, Kapitülasyonların Kaldırılması, Padişahın Seyahatleri, Bursa Sergisi, Tur-u Sina, 1897 Yunan Savaşı, Edirne’nin kurtuluşu, 10 Temmuz İyid-i Milli gibi temaların işlendiği kutlama pulları hep bir başarının bir heyecanın anısına ithaf edilmişti. Mütareke Pulları da bu yönde bir algılayışı göstermektedir. 13 parçadan oluşan ve sürşarjları Hakkâk Ütücüyan tarafından yapılan klişelerle basılan bu pulların üzerinde 30 Teşrinievvel 1334 Mütareke Hatırası ibaresi yer almaktadır. Pullar, 12 Ocak 1919’dan itibaren tüm posta gişelerine dağıtılmaya başlanmıştır.[2]

Bu dönemde değişen siyasal yapı içinde Posta ve Telgraf ve Telefon Nezaretinin de önce siyasal, sonra da yapısal yönden değişikliklere uğradığı görülmektedir. İktidarı ele alan Hürriyet ve İtilaf Fırkasınca yenilginin başlıca sorumlusu olarak görülen İttihatçılara yönelik görevden almalar ve tutuklamaların başladığı günlerde PTT’nin de bir iç hesaplaşmayla yüz yüze kaldığı anlaşılmaktadır. 1918 yılının son günlerinde Nezaret koltuğuna oturan Yusuf Franko Paşa sadece iki ay bu görevde kalabilmiş,[3] ardından İbrahim Ethem Bey (Dırvana) 25 Şubat 1919’da PTT Nazırı olarak göreve başlamıştır. Ancak o da bu görevde sadece bir hafta kaldıktan sonra 4 Mart 1919’da görevinden ayrılmıştır. Aynı tarihte kurulan I. Damat Ferit Paşa kabinesinde yer alan ve karısının bir İngiliz olmasından dolayı İngiliz muhipleri Cemiyeti üyesi Damat Ferit tarafından özellikle tercih edildiği öne sürülen[4] Üsküdar Eski Belediye Müdürü Mehmet Ali Bey son PTT Nazırıdır.[5] Mehmet Ali Bey, Nazırlıktan ayrıldıktan kısa bir süre sonra alınan bir kararla PTT Nezareti yeniden Dahiliye Nezaretine bağlanarak Umum Müdürlüğe çevrildiği için kendisinden sonra PTT’nin başına geçen Refik Halid (Karay) Bey, 12 Nisan 1919’da PTT Umum Müdürü unvanıyla göreve başlamıştır.[6]

Mehmet Ali Bey’in kısa süren Nazırlığı döneminde İttihat ve Terakki döneminin açıkları aranmaya başlanmış ve bu konuda ortaya çıkan söylentiler gazete sütunlarına taşınmıştır.

Mehmet Ali Bey, nazırlığa gelir gelmez İttihatçı memurlar hakkında işlem yapılacağına dair demeçler de vermiştir. İttihatçı memurlar hakkında girişilecek soruşturma ve işten çıkarma işlemlerini bu demeçlerinden birinde açıklamaktan çekinmeyen Mehmet Ali Bey, onları çoktan iki sınıfa ayırmıştır bile. Birinci sınıfa girenler, körü körüne İttihat ve Terakki’ye bağlanmış, her emrini yerine getirenler, bunlar kesinlikle memurluktan atılacaklardır. İkinci sınıf memurlar ise, zorla, mevki ve memuriyetlerini kaybetmemek için, ailelerinin geçimini sağlamak kaygısıyla bu partiye katılanlar veya partili görünenlerdir. Bunlara uyarı yapılacak ve işlerine devam etmeleri sağlanacaktır. Mehmet Ali Bey bu ayrımın yapılmasında İttihat ve Terakkiye bağlılık derecesinin iyice inceleneceğini de söylemektedir.[7]

O günlerde çokça merak edilen, posta havalenamelerinde yapılan suiistimaller ve savaş döneminde PTT’nin gelirlerinin nerelere harcandığının gizli kalması konuları hakkında Yeni Gazete’de yayınlanan bir röportaj durum hakkında ayrıntılı bilgi içermektedir.

“Posta ve Telgraf Nezareti’nde havalename bedelleri ne oldu?

Mâliyeye 100 bin lira, Avrupa’ya siparişler, 500 bin lira borç

Posta ve Telgraf Nezareti’nin havalename tediyatında suiistimalat meydana getirildiği hakkında deveran eden şayia üzerine dün Nezaret Memurin ve Sicil Müdürü İsmail Hakkı Bey’e müracaat ederek bu baptaki malumatlarını almak istedik. Müdür Bey meseleyi şu surette izah etti:

“Ortada suiistimal veyahut ihtilas diyecek bir şey yoktur; yalnız havalename muamelatı için tesis edilen usule mugayir ahval vukua getirilmiştir. Havalename muamelatının bidayet-i tesisinde taşrada bir merkezde sarf edilmek üzere 100.000 liralık bir sermaye vaz edilmiş idi. bu sermaye ile muhtelif merakizde havalename muamelatı hüsnü suretle tedvir olunuyordu. Bu para İstanbul’da Bank-ı Osmani’de ve taşralarda şuabata tediye edilmiş idi. Bu karşılığın zıyaa uğramaması için taşra Posta ve Telgraf merkezlerinde havalename teminatında teraküm edecek mebaliğin de mahalli bankalara tevdi i usulü ittihaz edilmiş; bu surette mübarında cereyanı taht-ı temine alınmıştır. Muamelatı buradan idare için Havalename Masası faaliyet gösteriyordu. Lâkin Harpten bir ay evvel bu sermaye yavaş yavaş zıyaa uğradı. Aynı zamanda havalename kabulü için her merkezde 20 lira mikyas kabul edilmiş idi. Git gide bu miktar tecavüz ettirildi ve banka muamelatı gibi Posta ve Telgraf Havale muamelatı da yüzlerce lira üzerinde tahavvül edilmeye başlandı. Sermaye olarak bulundurulan Bu 100.000 lira havalename karşılığı ticaretin ihtiyacat ve masarifat-ı sairesi için sarf edildi. Hususiyle, Harp esnasında Nezaret bütçesinin haricine vaki olan masarif için şu sermayenin istihlakına zaruret görüldü. Binaenaleyh havale bedelatı artık mevcut karşılıktan değil, havale mevaridatından tediye edilmeye başlandı. Ahval dolayısıyla muharedat tenkis ve masarıfatı tezayüd ettiği için ekseriyetle taşranın zaruri ihtiyaçları da yine havalename bedelatından tediye edildi. Son zamanlarda Nezaret muhasebesini idare eden ve Maliye Nezaretiyle suret-i hususiyede münasebette bulunan Nezaretin havalename bedelatından teraküm eden 100.000 lira kadar bir sermayeyi de Posta ve Telgraf Nezareti ihtiyacatına karşılık olmak üzere Maliye Nezaretine tevdi eylemekten beis görmediler. Bu suretle, evvelce elde mevcut olan 100.000 liralık esas sermaye elden gittikten başka, bu havalename ashabına tevdi ettikleri ve Nezaretin tediyesine borçlu olduğu 100.000 lira da elden çıkmış oldu. Bunun üzerine tabiiyle havalename tediyatı çığırından çıktı. Ashab-ı havalename sızlanmaya başladı. Teracüm eden havalenamelerden Nezaret 500.000 lira kadar borçlandı. İzmir, Galata ve İstanbul gişeleri böyle muazzam bir yekunu derhal tediyeye gayrı muktedirdir. Bu ancak Maliye Nezaretinin vereceği karşılık ile kapatılabilecektir. Bunun için Nezaretin keyfiyeti Maliye Nezaretine işar edilmiştir. Ümit ederiz ki, menfi bir cevap alalım da şu buhranlı vaziyetten kurtulalım.

Şu izahattan anlaşılıyor ki, ortada hakikaten şahsa taalluk eden bir suiistimal yahut ihtilas yoktur. Yalnız iki ehemmiyetli nokta nazara çıkıyor. Biri, Maliye Nezaretinin ihtiyacat-ı acele hazıraya karşı tahsisat vermemesine mebni idarenin acil ve zaruri ihtiyaçları için havale mevcudatını sarf etmesi mevduattan müterakim 100.000 liranın her ne vesait ile olur ise olsun Maliye umuruna tevdii, buna çare olmak üzere her halde Maliye Nezaretinin borcu eda ettikten sonra Posta ve Telgraf Nezaretinin havalename bedelatını ifa için talep ettiği meblağı da tediye etmesi lazımdır.

Posta ve Telgraf Nezaretinin bu işlerde bir kusuru yoktur. Yalnız sabık Muhasebe Müdürü, mevduattan mühim bir kısmını Maliye nezaretine vermesi tetkike şayandır. Şimdiki halde havalename muamelatı icra edilmekte ise de tekrar havalelerin tediyesi için Maliye Nezaretinin vereceği paraya intizar edilmektedir. Maliye Nezaretinin bu hususta tereddüt tezkâr etmeden bu işi kesbetmesi icap eder zannederiz. Çünkü, Posta ve Telgraf meselesi her şeyden evvel devletin haysiyet ve itibarı ile alakalıdır. Bundan başka Harp esnasında Posta ve Telgraf Nezaretinde mühim makamları işgal eden bazı zevatın teşvikleriyle Nezaretin yine havalename mevduatından külliyetli bir para ihraç ederek Almanya’dan levazım ve eşya ihraç etmek istenmiştir. Fakat bundan da garip bir hatt-ı hareket ittihaz olunmuştur. Nezaret, ihtiyaç gördüğü levazımatı Almanya Fabrikalarına sipariş veriyor, fabrika siparişleri Berlin Postahanesine teslim edip makbuzunu İstanbul’a gönderiyor. Nezaret, Berlin Postahanesinin eşyayı aldığını kâfi görerek kendisi vaz-ı yed etmeden bedelini fabrikanın buradaki mümessiline tevdi ediyor. Bu suretle ısmarlanan eşyaların kısm-ı mühimi son zamanların karışıklıkları içinde nerede olduğu belli olmayarak kalmıştır. Halbuki bedeli tamamen tediye edilmiştir. İşte mevduatın bir kısmı da bu suretle kaybolmuş oluyordu. Velhasıl, gerek Telgraf Nezaretinin ihtiyaç için havalename bedelatını sarf etmesi gerekse bu paradan bir kısmının Maliye Nezaretine devredilmesi havalename işlerini alt-üst etmiştir. Nezareti zayiata sokmuştur.”[8]

Osmanlı Posta ve Telgraf İdaresinin savaşta aldığı tüm yaraları göstermese de yukarıdaki bilgiler, iddialar durumun hiç de iyi olmadığını gözler önüne sermektedir. Mütareke Dönemi başlarında yeni idarenin kasaları tamamen boşaltılmış bir idareyi devraldığı görülmektedir. Ancak, yeni gelen idarecilerin de iş yapmaktan çok politikayla meşgul oldukları da gözlenmektedir. Sözgelimi, Mehmet Ali Bey bu politika batağının en iyi aktörlerinden biridir. Dönemin tanıklarından Mehmet Tevfik (Biren) anılarında Mehmet Ali Bey hakkında şunları yazmaktadır:

“…Posta ve Telgraf Nazırı Mehmet Ali Bey. Daha ilk görüşmemizde kendisinin vaktiyle çok sık ahbaplık etmiş olduğum eski Zaptiye Nazırı Kâmil Bey’in oğlu olduğunu söylemişti. Fransızcası vardır. Ecnebilerle görüşüp anlaşabilir. Hâl ve mesleği hakkında henüz fikir sahibi olamadımsa da, bana karşı mûnis bir tavır göstermesi ve konuşmasının düzgünlüğü ile üzerimde oldukça müsait bir tesir hasıl etti.”[9] Mehmet Tevfik Bey üzerinde olumlu bir izlenim bıraksa da Mehmet Ali Bey, bir süre sonra gerçek yüzünü gösterecektir.

Bu arada 1919 yılı başlarında Posta ve Telgraf Memurları, ücretlerinin düşüklüğü yüzünden yaşamlarını güçlükle devam ettirdikleri gerekçesiyle greve gitmişlerdi.[10] Bunun üzerine İstanbul Hükümeti, maaşlarına ek olarak %50 oranında bir ikramiye verilmesini düşünmüş, ancak, bunun için Maliyeden iki aylık karşılık bulunabilmişti.[11] Bu durumda Posta ve Telgraf Memurları, haklarını örgütlü olarak savunabilmek için bir dernek kurmuşlardı.[12] Posta ve Telgraf Memurları Teavün Cemiyeti adını taşıyan bu derneğin kuruluşuna ilişkin Dahiliye Nezaretince verilen izne dair belgenin dışında dernek tarafından yazıldığı bilinen Nizamnamenin[13] hiçbir nüshasına ne yazık ki, ulaşmak mümkün olmamıştır. Dahiliye Nezaretince düzenlenen belge ise şöyledir:

“Tarih: 12 Nisan 1335

Dahiliye Nezareti Hukuk Müşavirliği

Posta ve Telgraf Memurîn ve Müstahdemîninin Teşkil Edeceği Cemiyet Hakkında

Emniyet-i Umumiye Müdüriyeti

Posta ve Telgraf memur ve müstahdemininin terfiye ahvali ve bilhassa meslek yolunda temin-i terakkileri maksadıyla İstanbul’da teşekkül eden ve Cemiyetler Kanunu ahkâmına muhalif mevadı ihtiva etmediği merbut bir kıt’a nizamnamesinin tetkik-i münderecatından anlaşılan “Posta ve Telgrafçılar Teavün Cemiyeti” namındaki cemiyete muktezi ilmühaberin azasından bir mani-i kanuni görülmediği* beyanıyla Emniyet-i Umumiye Müdüriyetinden canib-i Vilayete iade ve takdim kılındı.

*Ancak memurinden bir kısmının bu surette cemiyet teşkili hakkındaki mütalaasına dermeyanı hakkında keyfiyetin bir kere de Posta ve Telgraf ve Telefon Müdüriyet-i Umumiyesinden istifsarı lazım geleceği.”[14]

PTT’nin Umum Müdürlüğe dönüştürülmesi hakkında ilk haberler 9 Nisan 1919’da İstanbul basınında görülmeğe başlamıştır. O sıralar Sabah gazetesinde yazan Refik Halit, siyasetle de iç içedir. Gazetesindeki köşesinde Hürriyet ve İtilaf-Damat Ferit mücadelesini konu ettiği yazıları ile Damat Ferit tarafından uyarılmış, o da bundan sonra daha dikkatli bir politika izleyerek, Damat Ferit’le iyi geçinme yolunu seçmiştir.[15]

Hürriyet ve İtilaf Fırkasıyla arasındaki bağları koparan Damat Ferit, Cemal Bey’in istifasıyla boşalan Dahiliye Nezaretine PTT Nazırı Mehmet Ali Bey’i getirmişti.[16] Bu atamayı yaparken de ne fırkaya ne de heyet-i vükelaya haber verme gereği duymamıştı. Artık Damat Ferit kendi başına iktidarı ele almıştı.

Bu olay üzerine Refik Halit, Sabah Gazetesinden ayrılmaya karar vermiş, fakat durumu örtbas etmek için kendisini hâlâ sorumlu gördüğünden, Dahiliye Nezaretinde İttihatçı avını başlatan Cemal Bey’in istifasıyla ortaya çıkan ve sonra tüm kabineyi saran buhranı, kendi yorumuyla yumuşatarak Sabah sütunlarına taşımıştır. İstifalara Dair başlıklı yazısında buhranı yorumlayarak, “…bu istifanın mühim bir mânâ ifade etmediğini, Hükümetin bir partiye dayandığını, görüş birliği içinde olduğunu, ayrıca fıkranın Cemal Bey’in yerine konulacak bir adamı olduğunu ve sabık nazırlardan başka türlü istifade edileceğini” öne sürmüştür.[17]

9 Nisan tarihli Sabah gazetesinin baş sayfasında verilen hususi haberler kısmında Posta Nezareti başlığı altında, Posta ve Telgraf ve Telefon Nezareti’nin Genel Müdürlüğe dönüştürüleceği ve Dahiliye Nezaretine bağlanacağı ile ilgili bir haber yayınlanmıştır.[18]

Hükümet, Posta Nezareti’nin kabine değişikliklerinden etkilenmemesi için Umum Müdürlüğe dönüştürülmesini düşünmektedir. Böylece hem posta ve telgraf işlemleri çabuklaşacak, hem de tasarruf sağlanacaktı. Mehmet Ali Bey’in Dahiliye Nezareti’ne atanmasıyla ondan boşalan P.T.T. Nezareti, Umum Müdürlük haline getirilir[19] ve ilk Umum Müdür olarak Refik Halid Bey (Karay) atanır[20] (12 Nisan 1919).

Refik Halid, göreve başladıktan hemen sonra bir genelge yayınlayarak memurlarına ve kamuoyuna yapılan değişiklikleri açıklamıştır. Bu genelgede memurlarından fedakarlık beklediğini ifade eden Refik Halit, onlara her ne olursa olsun görevlerine bağlı kalmalarını öğütlemektedir.[21]

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ