TÜRK TARİHİ ARAŞTIRMALARI

MOR CEPKENLİ KADIN

 

Nedense eşitlik, özgürlük, kardeşlik ilkeleri ile yola çıkan batılı toplumlarda bile kadınların çoğunluğu, açlık ve yoksullukla mücadele ediyor, fiziksel şiddete maruz kalıyor; sağlık konusunda geri plâna itiliyor.

Kadına saygı kültürü ve cinsler arasındaki eşitlik ilkelerinin, Orta Asya Türkleri arasından çıktığını çoğumuz bilmez. Üzülerek belirtiyorum ki özgürlük, eşitlik ilkelerini kendilerine ilke edinmiş atalarımız Türkler, Anadolu’ya yerleşip Orta Doğu kültürünü benimsedikten sonra müthiş bir yozlaşmanın içine düşmüşler.

“Mor Cepken” unsurunu bilir misiniz? Eski bir Türk geleneği. “Mor Cepken” bilgi ve sevgi dolu, özgürlük ve eşitlik içinde yaşayan Türk Kadını’nın, kendine olan saygısının ve övüncünün belgesi.

“Mor Cepken” evlilikte darda kalan kadının erkeğine karşı kullandığı, boşanma özgürlüğünün bir simgesi. Mâlum Mor renk ihânete uğramış, aldatılmış aşkın rengi. “Mor Çatı Kadın Sığınağı Vakfı” adı oradan geliyor.

Mor Cepken”, Karacaoğlan türkülerinde geçiyor. Mor cepken günümüzde Ege, Akdeniz bölgelerimizde, yaşlı Yörük kadınlarımız tarafından hâlâ biliniyor.

Evli kadın kocası tarafından hor görüldüğünde, bir şekilde Mor Cepken’i giyip herkesin görebileceği bir yere oturuyor. Bu hareketin anlamı: “Ben bu adamı boşadım” demek. O zaman herkes işini gücünü bırakıyor. Analar, ebeler “Mor Cepken” giyen kadının çevresini alıyorlar. Yalnız kalan koca, evinden dışarı çıkamıyor, kahveye gidemiyor; kimsenin yüzüne bakamıyor.

Evlenme çağındaki kızların çeyiz bohçasına önce, “Mor Cepken” konuyor. Ve Yörük Türk kızları sevdikleriyle evleniyorlar. Başlık parası gibi alışkanlıkları yok. Türklerin kadına tanıdığı hakka, özgürlüğe bakın siz!

Bu çok eski geleneği günümüzde uygulayabilecek bir özgür kadının, günümüz toplumunda nasıl karşılanacağını, başına neler gelebileceğini anlatmaya gerek yok; sizler benden iyi bilirsiniz.

Aslında eşinin boşadığı o evli adamın utanması, insan içine çıkamaması gerekiyor değil mi? Öyle ya, kırmızı kartı, af edersiniz mor kartı gören ve oyundan atılan erkek. Ayrıldığı eşinin giydiği mor cepken onun için utançların en ağırı olmalı değil mi? İşte günümüzde maalesef öyle olmuyor. Dinsel, kültürel nedenlerle kadını mal, ikinci sınıf insan olarak gören erkek kısmı, kadınla eşitliği zayıflık olarak kabulleniyor.

Oysa her yiğit Türk erkeğinin bir zamanlar HAN’IMI varmış. Ulu kağan (devlet başkanı) ne demişti? “Biz Türk erkekleri gün gelir en üst makama ulaşabilir, “HAN” bile olabiliriz. Ama eşlerimiz daima ve daima bizim esas “HAN’IM’ızdır.”

Türklerde HAN ‘hükümdar, ulu insan, lider’ demek. ‘HANIM’ ise, Türk toplumsal düzeninde ‘kadın yönetici, kraliçe’ demek.

29 Ekim 1923 tarihinde Ankara’da toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi Cumhuriyet’i ilân etmişti. Hasret ve rahmetle andığım Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk böylece, bu kaybedilmiş saygınlığı kadına iade etmek için büyük bir adım atmıştı. Atamızın bu gayreti Ortadoğu ülkelerine, hatta dünya üzerindeki bütün Müslüman ülkelere örnek olmuştu. Fakat kadın üzerine başlatılan devrimler, Ata’mızın sonsuzluğa intikali üzerine maalesef sekteye uğradı, uğratıldı. Günümüzde kadının durumu belli. Bazı erkeklerin (!) hizmetçileri, câriyeleri olmuşlar.

Bu arada kadına hakkı olan erdemleri, armağanları sağlayanlara, başta kurucumuz Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere derin minnet duygularımı sunuyorum. Hepimizin Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun.

Ali Rıza Saysen’den – (Alıntıdır)

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

BİR YORUM YAZ