MOĞOLİSTAN VE ALTAYLAR’DAKİ YENİ TÜRK HEYKELLERİ

MOĞOLİSTAN VE ALTAYLAR’DAKİ YENİ TÜRK HEYKELLERİ

Prof. Dr. Vladimir D. KUBAREV

Rusya Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Etnografya Enstitüsü / Rusya

Rusya, Orta Asya, Türkiye, Çin ve İran halkları Avrasya’nın tarihi kültürel birliğinin meselelerine başvurarak yeni iş birliği ve birlikte var olma yolları arıyorlar. Bu meselelerin çözümü Doğu ve Batı’nın eski göçebe nüfusunun tarihi ilişkilerinin çözümlenmesinde yatıyor olmalıdır. Bu yüzden, pekçok ülkenin bilim adamlarında Orta Asya’nın Ortaçağ sanatını, özellikle de Moğolistan’daki anıtları çalışmak üzere tekrar derin bir ilgi uyanmıştır.

Üçüncü binyılın eşiğinde sanki dünyamız haritasında ‘karanlık noktalar’, insanın gidebileceği daha fazla yer yokmuş gibi gözükmektedir. Yalnız Asya’nın dağ ve çöllerindeki birkaç tecrit yer keşfedilmemiş olup, bulunup belgelenmeyi beklemektedir. Moğolistan Altayı böyle bir bölgedir (Fig. 1). Şimdiye kadar bu bölge sadece doğal değil, aynı zamanda az çalışılmış bir arkeolojik koruma olarak kalmıştır.

Güneydoğu Asya’nın yalıtılmış bölgelerine ulaşmaya çalışan pek çok meşhur gezgin ve bilgin için, Moğolistan Altaylarının çetin dağları ilerideki topraklara bir çeşit geçit, daha uzun yolculuklarda kısa bir serüven teşkil etmiştir. Asya’ya adanmış çok sayıda çalışma içinde bu uzak bölgedeki eski anıtlar hakkında pek bahsin bulunmaması çarpıcıdır. Orta Asya’daki eski kültürlerin çalışılmasında Bayan Olgiy oymak bölgesi, en azından Moğolistan’ın en dağlık bölgesi olmasıyla özellikle ilginçtir. Son yedi araştırma mevsiminde bu bölge ortak Rus, Moğol, Amerikan projesi ‘Altai’ın odağı olmuştur. Bu projenin bir parçası olarak yapılan araştırma, Rusya Bilimler Akademisi Arkeoloji ve Etnoğrafya Enstitüsü Sibirya şubesinin, Moğol Bilimler Akademisi ve Oregon Üniversitesi’nin (ABD) işbirliğine dayanan çabasıdır.

Bu seferin yayınlanmış sonuçlarına bakarsak, ülkedeki en yüksek ve ücra alan olan Moğolistan Altayı, gerçek bir arkeolojik korunum olarak durmaktadır. Burada, çok eski yerleşimler, taş yazmalar, geyik taşları ve khereksury gibi çok sayıda eski kalıntının yanında, erken dönem ve Ortaçağ göçerlerinin gömü yığınları ile Eski Türk kurganları bulunmuştur. Verilerimize göre, sadece Rusya ve Çin ile sınırı olan iki oymak bölgesinde 200’den fazla eski Türk heykeli bulunmuştur. Anıtlardaki pekçok öge zamanla yarışa dayanamayarak tahrip olmuştur ama ücra ve erişilmez dağlardaki vadilerde bulunanları hemen hemen asli halleriyle muhafaza edilmişlerdir (Fig. 35). Her araştırmacı bunların büyük bilimsel öneme mazhar anıtlar olduğunu anlar; bunlar aynı zamanda Orta Asya bölgesinde yaşayan halkların eski tarihi hakkında yeni veriler toplama imkanını da sunar. Moğolistan’daki taş heykeller hakkında zamanında kısa raporlar (Potanin, 1881: 7273, Fig. 34; Granö, 1910: 2930, Tab. XIII, XIV, vb.) yayınlanmakla birlikte, maalesef henüz toplayıcı bir eser yayınlanmamıştır. Bununla birlikte, son yirmi yılda Moğolistan taş heykelleri ve anıtlarıyla ilgili çok sayıda ilginç kitap, makale ve rapor ortaya çıkmıştır.

V. E. Voitov’un eseri (1996) ilmi camiada genişçe tartışıldı. Eser, yıllar önce “Kagansk Knyazhesk” kalıntılarında yapılan araştırma çalışmasının sonuçlarını özetlemektedir. Yazar pek çok yeni veriyi bir araya getirmesi, düzenlemesi ve yorumlamasıyla takdir edilmelidir. V. E. Voitov, 87 kalıntı üzerinde çalışma ve araştırma yaptı. Bu yazarın topladığı malzeme, Orta Asya Eski Türk arkeolojisine esaslı bir katkı sağlamaktadır.

Moğol arkadaşlarımızdan D. Bayar da kayda değer bir isimdir.

Kendisi Ortaçağ anıt ve kalıntılarıyla ilgili kapsamlı çalışmalarını sürdürüyor (Bayar, 1994; Bayar, 1997; Bayar, Erdenebaatar, 1999). T. Byambadorzh ve Ch. Amartushvin’in yayınlarından bahsetmemek olmaz (1998). Bu eser, Uvsunursk oymağında bulunan 90 taş ögeyi betimlemeye adanmıştır. Moğol bilginlerince eski kalıntılar hakkında özgün bir ansiklopedinin yayınlanması, tarih çalışmaları alanında büyük bir başarı olmuştur. Bu ansiklopedinin önemli bir bölümü Türk-Moğol zamanındaki geyik taşlar ve taş heykeller gibi anıtsal sanat eserlerinin betimlenmesine ayrılmıştır. (Mongol nutag…, 1999). Ansiklopedinin içeriği ve düzenlemesi, Almanya’da 20 yıl önce yayınlanan eski Moğolistan hakkındaki diğer bir kitap ile kıyaslanabilir ölçüdedir (Novgorodova, 1980).

Çinli arkeologlar Van Bo ve Zi Syaoshan, Doğu Türkistan ve İç Moğolistan’ın taş heykelleri üzerine özet kitaplarında Moğolistan, Altay, Tuva ve Yedisu’daki belli eski Türk heykel guruplarını sunarlar (1996). Japon bilim adamı Toshio Hayashi de Kuzeybatı ve Orta Moğolistan’da dağılmış bulunan 330’dan fazla heykel hakkında bir özet hazırlamıştır (1996).

Rus Moğol Amerikan projesi ‘Altai’ 1993’te başlamıştır. Moğolistan Altayları’ndaki araştırma çalışmalarını sürdürmektedir. Projenin esas maksadı, bölgedeki eski yazılı kayalar üzerine kapsamlı bir çalışmayı üstlenmektir. Bu amaç için çabalarken, önceden bilinmeyen çok sayıda Eski Türk kültür anıtı ortaya çıkarılmıştır. Buluntular üzerine pekçok kısa rapor yazılmıştır. Aynı zamanda çok sayıda özel yayın ortaya çıkmıştır (Kubarev V. D., Tsevendorj, 1997; Kubarev G. V., “Tsevendorj, 1999).

Moğolistan Altayı’nda, 68. yy.’lardaki Eski Türk çağının göçer nüfusunun seçkin ve sıradan temsilcilerinin, 49’u heykel 200 anıtsal kalıntısı bulunmuş ve çalışılmıştır.

Yeni malzeme ve yayınlar Eski Türk nüfusun gömü yapılarının köken ve amacı hakkındaki tartışmaların yenilenmesini mümkün kılmıştır. Yazarlardan biri tarafından 17 yıl önce ortaya atılan bir öneri, yeniden yapım ve sonuçlar (Altaylardaki Eski Türk heykelleri hakkındaki telif eserin ‘Gömü Yapıları’ bölümüne bakınız, Kubarev V. D., 1984: 4181), şimdi eleştiriliyor ve bu yüzden düzeltme ve yeni destekleyici savlar gerekiyor. Herşeyden önce bu, ‘anı sütunu’, yani bir ağaç ve balbal gibi Türk anıtlarındaki baskın unsurların yorumu ile ilgilidir. Aynı zamanda Moğolistan ve Altaylar’dan bazı anıtların tarihlenmesi meselesi ortaya çıkmaktadır.

Tipoloji

V. D. Kubarev Altay gömü çitlerinin, pek çok araştırmacının kabul ettiği bir sınıflamasını önerdi; 116 bulunmuş nesneye dayanarak beş ana tip belirlendi. Bu tasnif, benzer türdeki aynı döneme ait diğer kalıntılara ve Altay çevresindeki bölgelerde yapılan çalışmalara da uygulanır hale geldi.

Altaylar Türk halklarının anavatanı olduğu için ve Altay halkı da bütün hakanlıkların etkisi altında bulunduğundan bu son derece açıktır. Öte yandan Altayların merkezindeki dağlık ve ulaşılmaz alanlar bir sığınak görevi görmüştür. Burası Türk devlet birliklerinin kuzey eyaleti idi. Böyle bir etnocoğrafi özellik, hem Altay gömü ve anıt yapılarının yegane karakterini, hem de bunların Tuva ve Moğol anıtlarına benzerliğini belirler. Kimi bilginler, öncüllerince geliştirilen tipolojik ve kronolojik şemaları nazara almadan kendi tasniflerini önermişlerdir.

Bizim tipolojimize eleştirel bakan V. E. Voitov kendi tasnifini önermiştir. Ancak kendi çalışmasında sık sık bizim tasnifimize dayanmak zorunda kalışı kaydedilmelidir. Onun tasnifi, B. Ya. Vladimirzov ve Yu. S. Khudiakov’un önerdiği yöntem ilkelerine dayanır. Voitov’un tasnifi büyük ölçüde Moğolistan’daki yöneticilerin anıtlarına dayanır, bizim tipolojimiz ise Altaylar’daki olağan gömü yapıları için önerilmiştir. Noksanları meydandadır ve gelişmesinin erken aşamalarında V. D. Kubarev tarafından tanımlanmıştır. Aynı zamanda Türk çitleri konusunda sadece sınırlı bir bilgi vardır. Halbuki bunların sayısı çok fazla artmıştır. Son yirmi yılda çıkartılan anıt sayısı sadece Rusya Altayları bölgesinde 130’a ulaşmıştır.

Moğolistan’daki Anıtsal Malzeme

Arkeolojik araştırmamız esnasında teşhis edip belgelediğimiz, Eskiçağ ve Göktürk dönemi göçerlerinin diğer arkeolojik malzemeleri arasında, anıtsal malzemelere, geyik taşlara ve Türk taş figürlerine özel dikkat gösterilmelidir. Bunların çoğu ilk kez bizim araştırmamızda çözümlenmiş ve yayınlanmıştır; bu sebeple onların bulundukları yer ile ilgili biraz bilgi vermeyi faydalı addediyoruz. Ancak, bu anıtların bir kısmı önceki araştırmacılar tarafından da belgelenmiştir. Onların yorumlarını bizim gözlemlerimizle karşılaştırmak ilginç olacaktır. Bu yüzden, örneğin G. N. Potanin 18761877’deki gezileri esnasında iki arkeolojik eser tanımlamış ve taslağını çıkarmıştır. Dajan gölünün (Dajan Nuur) güneybatı sahilinde iki Göktürk dönemi duvarı da içeren küçük bir külliye belgelenmiştir.

Bunlardan birinin doğu tarafında bir taş, diğerinin yanında ise bir taş figür dikilmektedir (Fig. 4, 2). Bunları ilk olarak G. N. Potanin (1881: 7273, Fig. 34) belgelemiş ve çizimler tam doğru olmasa da (Bkz. Fig. 4, 1), bu bize nesnenin bugüne korunmuş olan haliyle Potanin’in tanımladığı şeklini karşılaştırma imkanı vermektedir: “İki küçük göl arasındaki Dain gölünün güney tarafı yakınlarında, Kırgızların Dain Batır dedikleri bir granit büst vardır… Dain Batır’ın etrafında dökülmüş çatısı ve bir kapısı olan ahşap bir çevirme vardır. Pencereleri yoktur. Kapı heykelin yüzüne bakar. Kapı ile nesne arasında, batı duvarı boyunca, üzerinde ipek sırmaları, at kılı, hatta tahta parçalarından yapılmış tokaların asılı olduğu bir ip vardır. Bunlar dört taraflıdır, yay biçimlidir ve özgünce süslenmiştir.

Heykelin temelinin çevresinde kalaslardan yapılmış küçük bir çevirme vardır. Kusursuzluk ve korunma bakımından taş adam, Dain Batır, Kuzeybatı Moğolistan’da böyle gördüğümüz en iyi nesnedir” (a.g.e.).

Şu an Dain Batır heykelini çevreleyen ağaç yapıdan tabii ki eser kalmamıştır, fakat heykelin kendisi güzel bir şekilde korunmuş olup hala G. N. Potanin’in tecrübe ettiğine benzer bir değerlendirmeye yol açmaktadır. O, işçiliği ve gerçekçiliği bakımından bunun Kuzeybatı Moğolistan’daki en iyi heykel olduğunu söylemiştir. Bu yargıyla uyuşmamak mümkün değildir. Ancak Potanin’in yorumlarına bizim gözlemlerimiz eklenmelidir. Heykel güzel damarlı bir taştan yapılmıştır. Esasında açık şekilde belirlenmiş kafa, boyun ve omuzlarla bir heykel biçimini alır. Yüz hatları özellikle dikkatli çalışılmıştır: Gözler, kaşlar, burun, yanaklar ve ağız. Kulaklar biraz rölyefli verilmiş, oradan kürevi süs unsurları olan küpeler asılmıştır. Saçı da dikkatle gösterilmiştir ve arkada, boyunda toplanmış görünmektedir. Boynunda merkezi asma süslemeli bir gerdanlık asılıdır. Kuşak tek bir rölyef bant ile gösterilmiştir. Aynı tür bir rölyef bant, heykelin vücudunu önden ve arkadan çapraz dolanır. Heykel bir taş çevirmenin (5 x 5 m) üzerinde durmakta olup, oldukça tozludur ve yüzü doğuya dönüktür.

Heykelin olağandışı bir yönünü daha fark ettik: Taş heykelin dudaklarındaki kırmızı boya izleri. Tomsk Üniversitesi’nin müzesinde bulunan, koyu renkli saçları olan diğer bir küçük taş heykelde de benzer bir ögeye, yani dişlerin renklendirilmesine rastlanır. Bu heykel Doğu Türkistan’dan, belki de Altaylar’ın Çin kesiminden G. N. Potanin tarafından getirilmiştir. Yüz ögelerinin renklendirilmesi geleneğinin nispeten geç ortaya çıkma ihtimalini reddetmeksizin, heykellerini boyamak için kırmızı ve siyah kullanan Kıpçak taş oymacıları arasında da benzer bir geleneğin olduğunu kaydetmeliyiz (Pletneva, 1974: 58, Fig. 28, a). Dajan gölündeki Altay figürlerinin boyanması, Kubarev’in Türk taş heykellerinin boyanmasıyla ilgili varsayımını destekler (Kubarev V. D., 1984: 82). Orta Asya’nın gerçekçi yapıtlarının ya beyaz mermerden, ya da kireçtaşından yapıldığını hatırlarsak, heykellerin bu şekilde tekmili tuhaf değildir. Değişik nesnelerin gösterilmesi, figürün temel taş özüne bağlı olarak hemen hiç değişmez; bu sebeple, heykeltıraşlar kuşkusuz asil Türk kişiliklerinin zengin giyiminin renklerini ifade niyetiyle heykellerin kimi kısımlarını boyamışlardır.

Dain Batır’ı tarihlemek için, sayıları az olsa da heykelin üzerindeki küçük nesneler özel önemde olabilir. Göktürk döneminde çok yaygın bir süsleme biçimi olan incili küpeler buna dahildir. Ancak bu nesneler isabetli tarihlenemez. Sadece üç dilmikli süsü olan gerdanlığın gösterimi Kazakistan’daki Yedisu bölgesinde bulunan taş heykellerde olanlarla özel bir benzerliği akla getirir. Buna benzer seyrek, muhtemelen itibar ifadesi süslemelerin sadece kemer ve silahları olmayan gerçekçi taş heykellerde bulunması dikkate şayandır (Sher, 1966: 103, Tab. XVILT, nesneler 7275). Varakşi, Afrasiyab ve Pencikent boyamalarında da bükümlü veya düz gerdanlıklar ile değişik asma süsleri ve muskalar bulunmuştur (Lobacheva, 1979: Fig. 2, 5, 7; Fig. 3, 13, vb.). Dain Batır’da, eski Türk heykellerinde görülmeyen olağandışı bir gösterim kipi olarak ne el, ne de kap bulabiliyoruz. Heykelin göğsünü çaprazlayan rölyef bant kalıntısı (dikilmiş süs silindirleri veya belki de saç örgüsü), yakın benzeri olmayan olağandışı bir ayrıntıdır.

Sadece, çapraz bantların heykellerin önünde gösterildiği Rus Altayları’ndan iki heykele gönderme yapabiliriz (Kubarev, 1984: 206, heykel 164; s. 299, heykel 255). Bu unsurlar omuzları çaprazlayan ve koltuk altından geçip göğüste birbirini çaprazlayarak geriye dönen kayışlar olabilir. Sonraki Kıpçak figürlerine bakarsak, böyle kayışlar omuz zırhını güvenceye almak için gerekli idi (Pletneva, 1974: 26, Fig. 6, 3,4). Fakat Dain Batır figüründe silah temsilleri yoktur ve çapraz geçen şeritler kemerin altında, yani heykelin aşağı kısmında da devam eder. Bu yüzden benzerlikler, gerçekte daha çok, elleri saklayacakmış gibi duran uzun ve geniş yenli bir kaftan gibi çok kullanılmayan bir giyimin hatırası olan bu ayrıntının anlamını açıklamaz.

Rölyef silindir biçimindeki benzer bir süsleme Rus Altayları’nın güney bölgesinden iki taş heykelin başlığında bulunmuştur (Kubarev V. D., 1984: 204, Tab. XXV, heykeller 151,153). D. Bayar benzerlik için, Arkhangay oymağındaki Bayantsagaan’dan bir taş heykelin başlığına göndermede bulunur (1997: 42, Fig. 3, 3,4). Böyle bir başlık, Kırgızistan’daki Çu vadisinden pekçok gerçekçi taş heykelden birinin başındaki iki bükümlü sırtı olan şapkayı akla getirmektedir (Sher, 1966: 99, Tab. XIV, Fig. 57).

Bu yüzden, Dain Batır heykeli açık şekilde 810 yy. dönemine gider ve silahsız olarak temsil edilen eski Türk heykelleri gurubuna katılabilir (Sher, 1966: 26; Kubarev V. D., 1984: 20).

ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Nusret Alperen dedi ki:

    Keşke bu heykellerden bir kaçının resmini koysaydınız, kitabıma alırdım.

BİR YORUM YAZ