MİSAK-I MİLLÎ’YE GÖRE LOZAN

MİSAK-I MİLLÎ’YE GÖRE LOZAN

Misak-ı Milli’ye göre Hatay’ın güney sınırından düz bir şekilde İran’a çizilecek çizginin güney sınırımızı oluşturması düşünülmüşken, 20 Ekim 1921’de Fransa ile yapılan Ankara Andlaşması bu hedefin gerisinde kalarak, Hatay hariç Türkiye-Suriye sınırını belirlemiştir. Muhtariyete yakın bir statüyle Suriye içinde Fransa’ya bağlı bir bölge olarak bırakılan Hatay, bilindiği gibi 1936’da Fransa Suriye’den çekilirken yeniden gündeme gelmiş ve 1939’da bugünkü statüsü kurulmuştur.

Güneyde, Türkiye-Irak sınırı da Lozan’da çözülemeyen ve daha sonraki Türk- İngiliz ikili görüşmelerine bırakılan bir meseleydi. Bu sınırın belirlenmesindeki pürüz, Misak-ı Millî sınırları içinde bulunan Musul-Kerkük bölgesidir. Konferans sonrası yapılan ikili görüşmelerde bir yıl içinde çözümlenemeyen bu konu Milletler Cemiyeti’ne havale edilmiş, Cemiyet de İngiltere lehine bir kararla, 16 Aralık 1925’te bölgeyi Irak’a vermiştir ki Irak da İngiliz mandasındadır. İngiltere bu sonucu ancak bu şekilde alabileceği düşüncesiyle konuyu Lozan’ın gündeminden çıkarmış ve sonuç istediği gibi olmuştur. Birinci Dünya Savaşı’nın galip devletleri ve onların uydularından oluşan Milletler Cemiyeti’nden İngiltere aleyhine bir karar çıkması da zaten uzak bir ihtimaldi. Türkiye bu oldu bittiyi kabul etmek istemediyse de, özellikle kendi içindeki birtakım istikrarsızlıklar nedeniyle meselenin üstüne gidememiştir. Bu dönemde Doğu’da çıkan Şeyh Sait İsyanı da bu bakımdan manidardır. Bu meselenin çözümünü savaşa girmemek için ertelemek ondan vazgeçmek anlamına da gelmemelidir. Daha kuvvetli olabileceğimiz bir zamana tehir etmek olarak da düşünülebilir.

Trakya’da ise, Bulgar sınırı 1913’te Balkan Savaşı sonrası yapılan İstanbul Andlaşması ile belirlenen şekilde tescil edilmiştir. Yunan sınırı da Balkan Savaşı sonrası belirlenen biçimdedir. Meriç Nehri sınır kabul edilmiş ve artı olarak Karaağaç Bölgesi Türkiye’ye verilmiştir. Bu durumda Batı Trakya da Misak-ı Millî sınırları dışında kalmıştır. Ancak Batı Trakya Balkan savaşı sonrası Türk idaresinden çıkmıştı. Batılı ülkelerin baskıları sonucu Osmanlı idarecileri kendiliklerinden, “Meriç Nehri’nden daha doğuya çekilmeyiz” şeklindeki ifadeleriyle bu sınıra razı oldukları izlenimini vermişlerdi. Lozan’da, bölgede yaşayan Türklerin azınlık statüsü tescil edilmişti. Ayrıca Adalardan Çanakkale Boğazı’nın güvenliğiyle doğrudan ilgili olan Bozcaada, Gökçeada ve Tavşan Adası Türkiye’ye verilmiş, Ege adalarının diğerlerinin Balkan Savaşı sonrası durumu teyit edilmişti.

Boğazlar bölgesindeki kesin hâkimiyetimiz ise, 1936 yılında Montreux Boğazlar Sözleşmesi ile gerçekleşmiştir. Lozan Andlaşması imzalandığı sırada İstanbul ve Boğazlar Müttefiklerin kontrolü altındaydı ve Türkiye’ye baskı yapmak için kullanılmaya çalışılıyordu. Bu konuda Lozan’a ek bir andlaşma (14 sayılı andlaşma) yapılmış ve Boğazların statüsü belirlenmiştir. Buna göre; tartışılan üç tezden (1-İngiltere başkanlığında İtilaf Devletleri Boğazların statüsünün Sevr’deki gibi olmasını isterken, Türkiye’nin güvenliği için bazı garantileri kabul ediyorlardı. 2-Rusya ise Türkiye’nin Boğazlardaki kesin hakimiyetini ve Karadeniz’e tüm savaş gemilerinin girmemesinin sağlanmasını istiyordu. 3- Türkiye Boğazlardan sınırlı bir geçiş serbestisi ile birlikte buraların Türkiye’nin savunması dahiline alınmasını istiyordu.) yola çıkılarak bir orta yol bulunmuş ve andlaşma imzalanmıştır. Andlaşmaya göre, ticaret gemileri barışta ve Türkiye’nin tarafsız kaldığı savaşlarda tam serbesti ile geçebileceklerdi. Türkiye savaşta taraf ise, tarafsız gemiler düşmana yardım amacı dışında geçebilecekti. Savaş gemileri ise, barış zamanında bazı sınırlandırmalarla geçebileceklerdir. Buradaki ölçü Karadeniz’deki deniz gücünün Rusya aleyhine bozulmamasıdır. Boğazlar ve İstanbul bölgesinde Türk hakimiyetini veya Misak-ı Millî hedeflerini zedeleyen asıl unsur bu bölgede oluşturulan Uluslararası Komisyon ve O’nun yetkileridir[31]. Bu çerçevede Boğazların serbestliğini sağlamak için, Boğazların her iki yanında, en çok 20 km.ye kadar genişleyebilecek olan toprak şeridi ile, Ege ve Marmara Denizi’ndeki bazı adalar askersizleştiriliyordu. Türkiye’nin güvenliği ve Boğazların serbestisi tehlikeye girerse Milletler Cemiyeti bu tehlikeyi önlemeyi taahhüt ediyordu. Ayrıca, Boğazlardan uçuş da bu şartlara bağlıydı ve Boğazların daraldığı noktalarda 5 kilometrelik bir şerit üzerinden uçuş iznine sahip olunuyordu. Silahsızlandırılan bu bölgelerde ve Adalarda hiçbir istihkam, topçu tesisi ve deniz üssü bulunmayacaktı. Buralarda güvenliğin sağlanması için ancak, silahları top olmaksızın, tüfek, tabanca, kılıç ve her yüz asker için dört hafif makineli tüfek ile sınırlı kalacak ve polis ve jandarma kuvvetinden başka silahlı kuvvet bulunmayacaktı[32]. Bu rejimi yürütecek olan Boğazlar Komisyonu’ydu ve başkanı Türk olacaktı.

Görüldüğü gibi Boğazlar konusunda yukarıda bahsedilen görüşler arasında bir orta yol bulunmuştur. Bu durum yine daha önce belirtildiği gibi Türkiye’nin bölgedeki hakimiyeti açısından tam bir hakimiyeti kapsamamaktadır. Ancak, 11 Nisan 1936’da Türkiye’nin “Lozan’ın imzalandığı dönemdeki şartların değiştiği, Lozan’ın da güncelleştirilmesi gerektiği ve Türkiye’nin güvenliği açısından bazı endişelerini giderecek bir şekle sokulması gerektiği” ifadesiyle Lozan’da imzası bulunan önde gelen dokuz devlet temsilcisine başvurması sonucu 22 Haziran-22 Temmuz 1936 tarihleri arasında konferans toplanmış ve 9 Kasım 19936 tarihinde Montreux Andlaşması yürürlüğe girmiştir. Bu Andlaşma ile Boğazlar ve İstanbul’da bugünkü statü sağlanmış ve Türkiye’nin bölgedeki hâkimiyeti kesinleşmiştir.

Misak-ı Milli’nin siyasi ve ekonomik açılardan da tam bağımsız bir Türk devletini hedeflediğini biliyoruz. Kapitülasyonlar, Borçlar, ve azınlıklar gibi konuların da coğrafi sınırlar kadar önemli olduğu kesindir. Kapitülasyonların kaldırılması, borçlar konusunda Türk tezinin kabulü ve azınlıklar tabir edilen unsurların mübadele yoluyla halli, Türkiye’nin üniter bir yapı olarak kabulü ile Lozan’da Misak-ı Milli hedeflerine ulaşılmıştır. Türk delegasyonu Lozan’da bu konularda da çok yönlü bir politika izlemişti. Kapitülasyonlar konusunda karşısına aldığı Amerika’nın imtiyazlar konusunda taviz vererek desteğini sağlamış, Osmanlı borçlarını kısmen kabul ederek Fransa’nın gönlünü hoş tutmuş, Musul Meselesi’nin ilk aşamasında İngiltere’nin prestijini korumasına imkan vermiştir. Buna karşılık Batı, Milli nitelikli yeni Türk devletinin bağımsızlığını, Misak-ı Millî sınırlarını (Musul hariç) ve kapitülasyonların kaldırılmasını onaylamıştır[33]. Azınlıklar ve Patrikhane konusunda hedef topyekün mübadele ve Patrikhanenin İstanbul’dan Türkiye dışına çıkarılması iken, İstanbul’daki Rumlar ve Patrikhane burada kalmıştır. Patrikhanenin son zamanlardaki bir takım faaliyetleri de bu konuda bazı rahatsızlıklar vermektedir. Lozan Andlaşması’nı bu açıdan ele aldığımızda da Sevr’e göre Batı; “en fazla kar” ilkesinden “en az zarar” noktasına gelmiştir.

Sonuç olarak; Lozan Andlaşması Misak-ı Millî açısından eksik olmakla beraber, o günün şartları içinde mümkün olanın en iyisi olarak değerlendirilebilir. Yine Misak-ı Millî İstiklal Savaşı’na endekslenmiş bir hedef de değildir. Zaman ve şartlara göre bu Milli amaca ulaşılması konusunda, İstiklal Savaşı sırasında azami mücadele yapılmış, Milli Mücadele ile cephede elde edilebilen başarı ile yetinilsin şeklinde bir anlayış olmamıştır. Ya da ulaşılamayan hedeflerde silaha müracaat edilmemiş, beklenmiş, hedefin bazı kısımlarına daha sonraki yıllarda ve özellikle Atatürk döneminde müsait şartlar oldukça bu fırsatlar değerlendirilmeye çalışılmış sulh yolu ile hedeflere ulaşılmıştır. Hatay Meselesi, Montreux Boğazlar Sözleşmesi ve hatta Kıbrıs olayı bu anlayışın somut örnekleridir.

Prof. Dr. Rahmi DOĞANAY

Prof. Dr. F.Ü. Fen-Edb. Fak. Tarih Bölümü, rdoganay@firat.edu.tr.

Kaynak:
Fırat Üniversitesi, Sosyal Bilimler Dergisi, Cilt: 11 Sayı: 2, ELAZIĞ-2001


KAYNAKLAR 
♦ Fahir Armaoğlu, “Tarihi Perspektif İçinde Misak-ı Milli’nin Değerlendirilmesi,” Misak-ı Milli ve Türk dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998
♦ İlker Alp, “Misak-ı Milli”, Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998
♦ K. Atatürk, Nutuk, İstanbul, 1981, C.III, ve V
♦ Atatürk’ün Milli Dış Politikası, Ankara, 1981, Belge No:90
♦ Atatürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, C.III, ve C.V Ankara, 1981
♦ Mesut Aydın, Misak-ı Milli ve Yeni Türk Devletinin Sınırları, Malatya, 1997
♦ Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, Ankara, 1982
♦ Rahmi Doğanay, Milli Mücadele’de İtilaf Devletlerinin Karadeniz’deki Faaliyetleri, T.İ.T.E. Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 1992
♦ Doğu Ergil, Milli Mücadelenin Sosyal Tarihi, Ankara, 1981
♦ İsmet İnönü, İstiklal Savaşı ve Lozan, Ankara, 1998
♦ Nejat Kaymaz, “T.B.M.M.’inde Misak-ı Milli’ye Bağlılık Andı İçilmesi Konusu II”, Tarih ve Toplum Dergisi, Eylül 1985
♦ Mustafa Öztürk, “TBMM’nin 1924 Yılı Yılbaşı Hatırası (Misak-ı Milli Haritası)”, Askeri Tarih Bülteni, Şubat 2000
♦ Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş savaşı ve Dış Politika II, Ankara, 1991
♦ İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, Ankara, 1989
♦ Osman Ulagay, Amerikan Basınında Türk Kurtuluş Savaşı, İstanbul,1974
♦ Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, İstanbul, 1991, C.II,ve.III,
♦ TBMM Gizli celse zabıtları, Ankara, 1985, , C.II, C.III, C.IV
♦ Refik Turan, “Misak-ı Milli ve Atatürk’ün Lozan Sonrası Hedefleri”, Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul,” Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998
♦ Durmuş Yılmaz, Misak-ı Milli ve Yeni Türk Devletinin Kuruluşu”, Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998
Dipnotlar:
[1] Doğu Ergil, Milli Mücadelenin Sosyal Tarihi, Ankara, 1981, s.178
[2] Mesut Aydın, Misak-ı Milli ve Yeni Türk Devletinin Sınırları, Malatya, 1997, s.3
[3] Selahattin Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, İstanbul, 1991, C.II, s. 55-56
[4] İlker Alp,”Misak-ı Milli”, Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998, S.176
[5] İ. Alp, “Misak-ı Milli”, s. 201
[6] Nejat Kaymaz, “T.B.M.M.’inde Misak-ı Milli’ye Bağlılık Andı İçilmesi Konusu II”, Tarih ve Toplum Dergisi, Eylül 1985, s.179
[7] Durmuş Yılmaz, Misak-ı Milli ve Yeni Türk Devletinin Kuruluşu”, Misak-ı Milli ve Türk Dış  Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998, s.39
[8] S. Tansel, Mondros’tan Mudanya’ya Kadar, C.III, s.18-19
[9] K. Atatürk, Nutuk, İstanbul, 1981, C.III, V. 220, S.1186
[10] Mustafa Öztürk, “TBMM’nin 1924 Yılı Yılbaşı Hatırası (Misak-ı Milli Haritası)”, Askeri Tarih Bülteni, Şubat 2000,s.17-32
[11] Ataürk’ün Söylev ve Demeçleri I-III, C.III, Ankara, 1981, s.46
[12] Söylev ve Demeçler, C.V, s.83
[13] Söylev ve Demeçler, C.V, s.79
[14] Söylev ve Demeçler I-III, C.III, s.56,59
[15] Fahir Armaoğlu, “Tarihi Perspektif İçinde Misak-ı Milli’nin Değerlendirilmesi,” Misak-ı Milli ve Türk dış Politikasında Musul, Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998, s.21
[16] Metin için bkz. Atatürk’ün Milli Dış Politikası, Ankara, 1981, Belge No:90, s.497-498
[17] TBMM Gizli celse zabıtları, Ankara, 1985, C.IV, s.111
[18] TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.IV, s.84,87
[19] TBMM Gizli Celse Zabıtları, C.II, s.354-355
[20] Refik Turan, “Misak-ı Milli ve Atatürk’ün Lozan Sonrası Hedefleri”, Misak-ı Milli ve Türk Dış Politikasında Musul,” Atatürk Araştırma Merkezi, Ankara, 1998, s.53-54
[21] TBMM Gizli Celse zabıtları, C.III, s.1171-1172
[22] Söylev ve Demeçler, C.V, s.49
[23] Bkz. İsmet İnönü, İstiklal Savaşı ve Lozan, Ankara, 1998, s. 40-44
[24] Salahi R. Sonyel, Türk Kurtuluş savaşı ve Dış Politika II, Ankara, 1991, s. 330
[25] İsmail Soysal, Türkiye’nin Siyasal Andlaşmaları, Ankara, 1989, s. 194
[26] İ. Soysal, a.g.e., s. 196
[27] İ. Soysal, a.g.e., s. 98
[28] İ. Soysal, a.g.e., s. 95-98
[29] Ali Fuat Cebesoy, Moskova Hatıraları, Ankara, 1982, s.191
[30] İ. Soysal, a.g.e., s. 33,43
[31] Rahmi Doğanay, Milli Mücadele’de İtilaf Devletlerinin Karadeniz’deki Faaliyetleri, T.İ.T.E. Basılmamış Doktora Tezi, Ankara, 1992, s.262
[32] İsmail Soysal, a.g.e., s.140-145
[33] Osman Ulagay, Amerikan Basınında Türk kurtuluş Savaşı, İstanbul,1974, s.19-20
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Nazan SEZGİN dedi ki:

    Lozan bir başarı ise neden Batı Trakya ve Güney Makedonya sınırlarımızın dışındadır bugün? Cevabını bilen var mı? Varsa lütfen söylesin.
    Batı Trakya Türk Cumhuriyeti geçen yıl yüzüncü kuruluş yıldönümünde anıldı, 31 Ağustos ta. Tarihin üzerine sünger çekilen bir olayı. Neden acaba?
    Hatırlatanlar da var Yalçın Koçak ve Ertan Özyiğit adlı iki araştırmacı bir kitap yazmış, ezberi bozmak için. Kim okur bilmem ama bizden duyurması, belki bir okuyan bulunur.
    Kitap tanıtımını aktarıyorum : “Garbi Trakya Müstakil Hükümeti adıyla bilinen Batı Trakya Türk Cumhuriyeti 31 Ağustos 1913 te Batı Trakya ve Rodoplarda kuruldu. Bağımsızlığını ilan eden hükümet Yunanistan ve Bulgaristan tarafından tanındı, sınırları belirlendi, bütçesi hazırlandı, pul basıldı, pasaport uygulanmasına geçildi (yaa, neymiş ?) Bayrak belirlendi. İçimizde kaç kişi bu bilgilerden haberdar? Yüz yıl önce kurulmuş bu cumhuriyetimizi kim biliyor? Neden yaşamamış? (ben söyleyeyim Cemal Paşa gibi akillerin yüzünden). Batı Trakya Türk Cumhuriyetinin 100.yılı anısına yayınlanan bu kapsamlı çalışma Batı Trakya Türk Cumhuriyetini tüm boyutlarıyla ele alıyor ve bu sorulara yanıt arıyor”.
    Kitabın adı: Batı Trakya Türk Cumhuriyeti, 2014, İstanbul basımı Wizart Edutainment.
    Lozan’da imzalar atılıncaya kadar bölgede komitacı faaliyetlerine devam eden Yüzbaşı Fuat Balkanı saygı ve rahmetle analım. Hatıraları iki defa basılmış tır çok önemli bir kaynaktır.
    Ah Musul Vah Musul! diye durmadan yazıklananlar Batı Trakya’nın kaybını ağzına bile almazlar. Aman iyi ki de. Bakın şu hale. O belalar sınırımız dâhilinde olacaktı. Çok üzülenler neden çöldeki Türkmen’e bir çift terlik, bir şişe su bile göndermeye kalkışmıyor acaba?

BİR YORUM YAZ