MİLLİ BAYRAMLAR BİRLİĞİ PEKİŞTİREN DEĞERLER

Turan CAN

Yazarın şu ana kadar yazılmış 36 makalesi bulunuyor.

Turan CAN

Günümüzdeki çalkantılı durumdan çıkmamızın en önemli yollarından biri, şüphesiz milli birliğin ve bütünlüğün sağlanmasıdır. Sevgi ve saygının çoğaltılması, nefret ve şiddettin azaltılması, ülkemizde yaşayan tüm fertlerin özellikle de gençliğin milli idealler etrafında kenetlenmesidir.

Bayram, Kaşgarlı Mahmud’un tespitine göre, etimolojisi, kelimenin aslı Farsça, bezrem-bezram olup sevinç ve eğlence günü demektir ve bayram telaffuzu Oğuzlar’a aittir. Bezm yiyip içme, konuşup eğlenme meclisi kelimenin, m sesi düşmüş şekli olan bez ile hoş ve sevinçli anlamı taşıyan ram kelimenin birleştirilmesi sonucu elde edilmiş, neşeyle konuşup eğlenme, yiyip içme meclisi anlamında, bir birleşik isim olduğu kabul edilmektedir.

Bayram, sevinç günü, özel eğlence ve tören düzenlenerek kutlanan dini ve milli önemi olan gün. Bir olayı anmak amacıyla yapılan gösteri ve eğlencelerden oluşan resmi ve dini tören, sözlük anlamı bu, sevinç ve eğlence olduğundan her ferdi ve topluluğu kapsamakta. Yeryüzündeki her toplulukta bayram vardır. Milli ve dini gün olarak mutlaka kutlanmaktadır. Bayramsız topluluk hemen hemen yeryüzünde yok gibidir.

Milli birlik ve beraberlik bilinci, Türklerde, Orta Asya’da başlamış gittiği her yere sevgi-saygı barış ve hoşgörüyü de beraberinde götürmüştür. Türk insanının en önemli özelliklerinden bir de şüphesiz milli birliği sağlayıcı unsurlardan olan gelenek ve göreneklere karşı duyduğu saygı ve sevgiyi yüzyıllardır yaşatmasıdır.

Bir insan topluluğuna millet özelliğini kazandıran duyguların başında, sevinçte, kıvançta ve tasada birlik gelmektedir. Bugün sevinçte ve kıvançta bizleri bütünleştirecek olan mili bayram günlerimizi bütün fertlerimizle kutlamaktan rahatsız olanlar olabilir, olacaktır da, onlara verilecek en iyi cevap, ortak kültürümüzü geliştirip, güçlendirerek yaşatmak; dilde, fikirde ve işte birliği gerçekleştirmektir.

İslam Öncesi, Bayramlar toplumların hayatında görülen olağan üstü günlerdir. Bu günlerde yaşanan heyecanın derecesi insanların ahlak anlayışları ile orantılı olmakla ve bazı toplumlarda başka zaman yapılması hoş karşılanmayan, hatta suç oluşturan hareketlerin dahi bayramlarda büyük bir serbestlik içinde yapılabileceği görülmektedir.

Fazla iş günü kaybına ve çeşitli savurganlıklara sebebiyet verdiği için sayıları mümkün olduğu kadar azaltılan bayramların en fazla Eskiçağda kutlandığı görülmektedir. Tasviri sanattan tanınan ilk bayram sahnesi, milattan önce VI. binyıla ait Çatalhöyük duvar resimlerinde yer almaktadır. Tasvir edilen sahne, bereketli geçen bir avdan sonra boğa tanrının huzurunda yapılan çok hareketli, toplu bir dans şeklindedir.

Çok tanrılı toplumlarda ilkbahar yağmurlarının başlaması, dolayısıyla ilk tohumların toprağa atılması, ilk ürünün devşirilmesi, hasat ve bağ bozumu gibi tarımla ilgili hemen her tabiat olayı ilahi bir hüviyetle tanrıların evlenmesi, doğurması vb. şekillerde yorumlanarak birer bayramla kutlanmıştır. Dini bayramların dışında kazanılan yeni zaferler, eski zaferlerin yıl dönümleri, hükümdar ailesinde meydana gelen evlenme ve doğum gibi olaylar, yeni tahta geçmeler de bayramlara konu olmuştur.

Kadim uygulamalardan bir olan günümüzde de tatbik edilen, bir geleneğe göre hemen bütün toplumlarda en büyük bayram günü mahkûmlar af edilmekte veya cezaları hafifletilmektedir.

Pek çok toplumda dini olmayan bayramların dikkat çeken bir özelliği de birlikte yapılan rakslardır. Ortak heyecanın doruk noktasına ulaştığı anda orada hazır bulunan insanların el ele tutuşarak yahut el tutuşmadan halka olup döndükleri ve raks ettikleri, bu raks veya dönmeyi de genellikle ateş yâda kutsal tanınan bir nesnenin etrafında yaptıkları bilinmektedir.

Millî Kültür

Milletleri meydan getiren en önemli temel dinamiklerden biri de kültürdür. “Kültür, bir kişinin veya grubun yahut toplumun bedeni ve ruhi ihtiyaçlarını karşılamak için geliştirdiği inanışlar, kabullenişler, davranışlar eşyaya ve alete dönüştürüşler, sevinç ve hüzünler sonunda oluşan bir hayat alanıdır”. Ülkemizde her yıl belirli günlerde milli bayramlar kutlanır. Bu bayramlar ülke tarihi açısından büyük önem taşıyan günlerde anma törenleri ve merasimlerle yaşanır.

Aynı kültür içinde yaşayan insanların birbirini daha iyi anlamaları, birbirine sahip çıkıp, aynı kültürün mensupları olmanın verdiği heyecanla dayanışmalarının bir göstergesi de bayramlarda doruğa çıkan birlikte kutladıkları sevinç ve eğlence göstergeleridir.

Kültürel yapı, bir toplumun ekseriyetinin, yaşamayı devam ettirdiği şuur altındaki değerleri de içinde taşıyan bir hayat tarzıdır. Aynı zamanda tek tek insanların benliği, kimliği ve kişiliğinin varlığını kabul eden, milli benlik, milli kimlik ve milli kişilik belirtilerinin ortak payda ölçüsüne çıktığı bir sosyal gerçekliktir. Bilelim ki milli benliğini bulamayan milletler başka milletlerin avıdır.

Eski Türk bayramlarının en önemli kısmını eğlenceler oluşturuyordu. Zira Türkler, hayata bağlı, hayatı seven, gülmekten ve eğlenmekten hoşlanan, son derece canlı, dinamik, hareketli, dışa dönük ve neşeli bir karakter yapısına sahip idiler. Türklerin bu özellikleri bayramlarda daha belirgin bir şekilde görülmekteydi. Onların bayram yerleri, özellikle yeteneklerin gösterildiği ve sergilendiği bir eğlence şöleni ve şenlik yeri olmaktaydı.

Kaynakların sınırlı bilgilerinden öğrendiğimize göre, burada at ve ok yarışları yapılmakta, güreş tutulmakta, ayak topu oynanmakta, ayrı ayrı veya gurup şeklinde yarışmalar düzenlemek eğlenmek, şarkılar söyleyerek hoşça vakit geçirmek, bol bol kımız içmek, sohbetler ederek bu eğlenceye toplumun hemen hemen her kesimi iştirak etmekteydi.

Türk toplumu, tarihin her devrinde canlı ve dinamik kalabilmiş ender toplumlardan biridir. Bunun başlıca sebebi neydi? Diye baktığımızda bu sorunun en iyi cevabını Kaşgarlı Mahmud’un, 11. yüzyılda yazdığı ansiklopedik büyük Türkçe Sözlükte bulmaktayız. Kaşgarlı Mahmud’un Divanı’nda 190’dan fazla “yardımlaşma ve yarışma” ile ilgili kelime bulunmaktadır. Hemen belirtelim ki, bu tür kelimelerin hiçbirini başka milletlerin sözlüklerinde görmek mümkün değildir. Yine farklı kaynaklardan edindiğimiz bilgilere göre Eski Türklerde toplum hayatı “yardımlaşma ve yarışma” halinde geçiyordu. Bunlardan yardımlaşma, toplumu daima birlik ve dayanışma anlayışı içinde tutuyordu. Öyle ki, bütün halk, ihtiyaç halinde birbirine yardım eden adeta bir aile gibiydi. Yarışma ise toplumun bütünüyle ilerlemesini sağlıyordu. Her ikisi de birleşince ortaya daima canlı, hareketli ve dinamik bir toplum ortaya çıkmaktaydı. İşte Türk toplumunun, tarihin her devrinde canlı, hareketli ve dinamik bulunmasının sırrı bu idi.

Moğolistan’da bulunduğum uzun süre zarfında, bugün sadece tarihte gördüğümüz yardımlaşma, dayanışma ve milli bayramlarından bir olan, Temmuz ayının ikinci haftasında her yıl kutlanan” Nadaam Bayramı” açık hava şenliklerine dönüşür. Bizimde ata sporlarımızdan olan, atçılık, okçuluk ve güreş müsabakaları yapılır. Gruplar halinde şarkılar söylenir, eğlencenin dozu artırılarak kımız içilir, büyükleri ziyaret edilir, hediyeler verilip alınır. Herkes birbirini ziyaret ederek hal hatır sorulur. İhtiyacı varsa yardım edilir. Yüz yıllar öncesinden modası hiç değişmeyen “del” denilen milli kıyafetler giyilir, renk renk elbiseler içerisinde bayram kutlanır.

Cahiliye devri Arapları’nın bayramları hakkında yeterli derecede bilgi mevcut değildir. Ancak aralarında milli birlik bulunmayan ve kabileler halinde yaşayan bu devir Arapları’nın hep beraber kutladıkları bir bayramlarının olmadığı, her kabile ve şehrin kendi geleneklerine göre törenler tertip ettiği bilinmektedir.

Günümüzde özlemini çektiğimiz toplumumuzda dayanışma ve ortak kültürümüzden hareketle manevi alandaki bütünleşme unsurlarımızdan biri de dini ve milli bayramlarımız olup, birlikte hareket etmek kabiliyetimizi sonsuza dek sürdürmek ve yaşatmak, sevinçlerimizi çoğaltıp, acılarımızı azaltmak, sevinçte ve tasada birlikte hareket etmek hepimizin ortak hedefi olmalıdır.

Ötüken’de Bayram

Eski Türkler’de Bayram. Osman Turan, Kaşgarlı Mahmud’un bayram kelimesini açıklarken, “İslam’dan önce Türkler’in id günü yok idi” demesini haklı olarak, “İslami bayramları yoktu” şeklinde anlamakta ve elde yeterince yazılı belge bulunmamasına rağmen Türkleri’in İslamiyet öncesinde birçok bayramlarının mevcut olduğunu söyleyerek bunlara dair çeşitli bilgiler vermektedir. Bu bilgiler arasında, Hunlar’ın devlet büyüklerinin her yılın başında hükümdarın karargâhında toplanarak yer ve gök tanrılarına kurban kestikleri, beşinci ayda da Ötüken’e yakın bir yerde yine kurban kesildiği ve büyük törenler tertip edildiği yer almaktadır. Her bakımdan Hunlar’ın devamı sayılabilecek olan Göktürkler’de de halkın beşinci ayın ilk yarısında Gök Tanrı’ya ve yerin ruhlarına kurban keserek büyük bir bayram yaptıkları bilinmektedir. Ayrıca Çin kaynaklarından, Göktürk asilzadelerinin Ötüken’de atalarının çıktıklarına inandıkları mağaraya giderek tören merasimi yaptıkları bilinmektedir. Dede Korkut Kitabı’nda anlatılan Bayındır Han’ın yıllık toyları da birer özel bayram olarak kabul edilebilir.

Türklerin İslamiyet’ten önce Türkistan coğrafyasında kendilerine has bir hayat tarzı ve inançları olduğu gibi, yine kendilerine has bayramları ve şenlikleri de olmuştur. Görüldüğü gibi, bu bayram ve şenliklerin esasını inançla ilgili davranışlar ve toplu yapılan eğlenceler oluşturmaktadır. Şimdi de bu bayram ve şenliklerin hangi düşünce ve inançtan kaynaklandığını tespit etmeye çalışalım: Bilindiği gibi, tabiat ve iklim insan hayatının ve düşüncesinin şekillenmesinde başlıca rol oynar. Türklerin ilk ana yurdu olan, Türkistan’da tabiat ve iklim, yaşamak için son derece elverişsiz ve acımasızdır. Kışlar uzun, dondurucu ve fırtınalı, yazlar ise kısa ve kavurucu sıcaklarla geçer. Bu iklim, tarıma yeteri kadar imkân tanımaz. Türkistan Türk’ünün başlıca geçim kaynağını hayvan ve hayvan ürünleri oluşturuyordu. Fakat kışların sert ve uzun geçmesi, sık sık hayvan teleflerine yol açıyordu. Günümüzde dahi bu iklimin çetin ve güç şartları yaşanmaktadır. Görevli, bulunduğum Moğolistan’da 2007 yılının kışında 10 milyon büyük baş hayvan sert iklim koşullarından dolayı o yıl telef oldu. Tekrar tarihe dönersek bu zor şartlarda başlıca geçim ve ekonomik varlıkları olan hayvanları yitiren Türkler de perişan oluyorlar ve güç durumlara düşüyorlardı. Bundan dolayı Orta Asya Türkünün hayatında iki önemli mevsim iki önemli yer olmuştur. Mevsim olarak kış ve yaz. Yer olarak da kışın geçirildiği “kışlak” ve yazın geçirildiği “yaylak” Türk için kış, adeta kısılmak ve birçok şeyden mahrum olmak demekti. Yaz ise, yayılmak ve eğlenmek demekti. Daha da önemlisi uzun süren kış aylarında yaşanan ekonomik sıkıntılardan kurtulmak anlamına geliyordu. Türk için bu, bir bakıma kurtuluş ve hürriyete kavuşmak idi. Böyle bir durum da ancak bir bayramla kutlanabilirdi. İşte Türklerin, yazın müjdecisi olan ilkbaharda bir bayram yapmalarının başlıca sebebi bu idi.

Türkler, İslamiyet’i kabul edince, milli bayramlarının yanına iki de dini bayram koymuşlardır. Milli ve dini bayramlar, Türk milletinin bayramı kadim bir tarihin içinden gelen Türk milletini millet yapan değerlerden biri, milletimizin gelenekleri içerisinde yer alan ve toplumsal yapımıza çimentoluk görevi yapan çeşitli bayramlar, merasimler ve anma törenleri gibi bu günlerin tarihimiz boyunca, milli birlik ve bütünlüğün korunmasında çok önemli roller üstlenmiş istisnai günlerimiz, bütün bir millet, bir yandan bu türlü beraberlikleri yaşarken, bir yandan da yaşama hakkını o zenginliklerin varlığından almaktadır. Aşık Veysel’in

Bayramlarda, düğünlerde,                         Gönülleri bir edelim,
Toplantıda, yığınlarda                                Gayrileri biz n’idelim,
Sıkılınca, dar günlerde,                               İkimiz de bir gidelim,
Türk’üz türkü çağırırız.                               Yürüyelim ize doğru,

Sözlerini, sazının teline emanet verdiği, bin bir türlü güzelliklere numune olan, çok özel ve çok güzel zamanları ifade etmektedir. O görmeyen gözlerinin ardındaki aydınlık ve geniş dünyası içinde Âşık Veysel’in, “bir olma, iri olma, diri olma” dileğine ilişkin söyleyişleri, öylesine anlamlarla doludur ki, millet olma şuurunu ve kıvancını yaşadığımız bu birlik günlerine, onun en güzel mesajları taşıdığı düşüncesine bütün içtenliğimle katılmaktayım.

Millet olmak bağlılık gerektirir. Bağlı olunan değerler, milletlerin yapısına göre değişiklik gösterse de, milleti bir arda tutan çimento onun bu ortak değerleridir. Yönetimlerin bir görevi de Milet’i bir arada tutacak değerlerin çoğaltılması, ayrılıkların ise azaltılması ile toplumsal ve bireysel barışın sağlanmasıdır.

Milli ve Dini Bayramlarımız

Türk milletinde birliğin, hoşgörünün, barışın, bolluğun ve bereketin simgesi ve ortak düşüncemiz olan, milli ve dini bayramlarda bir arada beraber sevinçlerimizi birlikte yaşatmamızdır. Bizi biz yapan değerlerimizin, aşınmamasını, değersizleştirilmemesini ve ayrışmalara meydan vermemesine hep beraber sahip çıkmalıyız.

Milli ve dini bayramlar da bu ortak değerleri yaşatmak içindir. Tarihini, ideallerini, bütünleştirici unsurlarını gelecek nesillere aktarabilmek için bayramların varlığı toplumsal hayatta önemli yer tutar. Tarih boyunca, toplumlar ya da, yöneticilerinin kararıyla baharın gelişi gibi özel durumlar şenlik yâda bayram adı altında kutlanmaya başlanmıştır. Milli bayramlar ise, imparatorlukların dağılıp ulus devletlerin ortaya çıktığı 19. Yüzyıl’da ortaya çıkmıştır. Devletler ve yöneticiler meşruluklarını pekiştirmek için bu özel günlere önem verirler. Belirli günlerin kutlanışı ise yine bu günlere verilen değerle orantılı olarak değişebilir.

Osmanlı Devleti’nde çok milletli devlet yapısına dayanarak ulusal bayramlardan söz etmek mümkün olmasa da şenlik kutlamaları yaygındır. Şehzadelerin sünneti, sultanların düğünü, doğumları vesilesiyle yapılan şenlikler halka dönük gerçekleşmiştir. III. Murat’ın oğlu Şehzade III. Mehmet’in sünneti şerefine yapılan şenlik 55 gün sürmüştür. Bu şenlikler 16. yüzyılda yeryüzünde yapılmış en büyük şenlik olarak anılır. Resmi bayram günü ilan edilmeyen ancak geniş katılımlı olarak kutlanması yapılan pek çok tören de vardır. Padişahın tahta çıktığının ilk Cuma günü gerçekleşen kılıç kuşanma merasimi (Kılıç Alayı) sonrasında yüzbinlerce kişinin katılımıyla tören geçişleri yapılmıştır. İstanbul’un Fethi günü olan 29 Mayıs, Sultan Reşad zamanından beri kutlanmaktadır. Avrupa’da da Fatih Sultan Mehmet’in 1481’de ölümünün ardından Papa’nın emriyle Kiliseler 3 gün 3 gece çan çalmış, şükür ayini yaparak kurtuluşlarını kutlamışlardır. Padişah’ın Muayede (bayramlaşma) törenleri sadece dini bayramlarda gerçekleşirken, ilk ve tek resmi bayram kutlaması II. Meşrutiyet’in ilanının birinci yıldönümünde, 1909’da kabul edilmiştir. İyd-i Milli (Milli Bayram) olarak anılan 23 Temmuz günü, 1934’e kadar kutlanmıştır.

Türkiye’nin bayram ve genel tatilleri, aynı isimli kanunla ilk kez 1935 yılında kabul edilmiştir. Kanuna göre Ulusal Bayram yalnız Cumhuriyet Bayramı, Genel tatiller de Zafer Bayramı, Ulusal Egemenlik Bayramı, Bahar Bayramı, Şeker Bayramı, Kurban Bayramı ve Yılbaşı günü olarak belirlenmiş; hafta tatili Pazar gününe alınmıştır. Daha sonraki yıllarda yapılan düzenlemelerle bayramların, bu bayramlar için öngörülen resmi tatil günlerinin, hatta bayram adlarının değiştiği görülür. İki buçuk gün olan Cumhuriyet Bayramı tatili bir buçuk güne, 23 Nisan tatili bir buçuk günden tek güne indirilmiştir. Dini bayramlarda resmi tatil, yarımşar gün uzatılmıştır. 1935’te resmi tatil günü olan 1 Mayıs Bahar Bayramı’nın resmiyeti 1981’de kaldırılmış, 2009’da Emek ve Dayanışma Günü adıyla tekrar resmi bayram ilan edilmiştir. 27 Mayıs 1960 askeri darbesinin yıldönümü de 1963-1981 yılları arasında resmi bayram olarak kutlanmıştır.

17 Mart 1981’de kabul edilen 2429 sayılı Ulusal Bayramlar ve Genel tatiller Hakkında Kanun’a göre 1923 yılında Cumhuriyet’in ilan edildiği 29 Ekim günü tek Ulusal Bayramdır. 23 Nisan günü Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramıdır. 19 Mayıs günü Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramıdır. 30 Ağustos günü Zafer Bayramıdır. Ulusal ve resmi bayramlar, 1 Ocak Yılbaşı Günü ve 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü dışında, Milli Mücadele’de önemli tarihlerin anıldığı, kutlandığı günlerdir.

Yönetmenlik 11 defa değişikliğe uğradıktan sonra 16 Nisan 2012 tarihinde “Ulusal ve Resmi Bayram ile Mahalli Kurtuluş Günlerde Yapılacak, Atatürk Günleri ve Tarihi Günlerde Yapılacak Tören ve Kutlamalar Yönetmeliği’nin kabulüyle yürürlükten kaldırılmıştır”. Yönetmenlikte, bayramlarda, il ve ilçelerde valinin koordinatörlüğündeki kutlama komitelerinin hazırlayacağı faaliyetlerin gerçekleştirileceği belirtilmiştir. Tören ve kutlama komitelerinin görevi de şu şekilde açıklanmıştır. “Ulusal bayram, resmi bayram ve tarihi günlerin anlam ve önemine uygun ve halkı azami derecede katılımını ve coşku ile kutlanmasını sağlayacak ve milli onur gereklerine uygun tören ve kutlama programlarını hazırlamak ve uygulanacak esasları belirlemek”.

Ulusal ve Resmi Bayramların kutlanmaya başlanmaları ve resmen kabul edilmeleri farklı süreçlerin sonucunda gerçekleşmiştir.

29 Ekim 1923’te Cumhuriyet’in ilan edilmesi 101 pare top atışı yapılarak kutlanırken, halk da Meclis önlerine gelerek bu kutlamalara katılmıştır. 1924’te resmi tatil günü olan, 29 Ekim’de geniş katılımlı tören gerçekleşmiş, Cumhuriyet Bayramı’nın resmi olarak kutlanması 1925’te kabul edilmiştir. 1933 yılındaki 10. yıl kutlamaları için yayınlanan genelgeyle halkın 3 gün olarak belirlenmiş kutlamalara katılımının arttırılmasına çalışılmıştır. Buna göre belediyesi olan her yerin süslenip buralarda geçit resmi yapılması, mümkün olan her salonda inkılapları anlatan konferansların düzenlenmesi, büyük caddelerdeki binalara bayraklar, afişler asılması, meydanlara kürsüler konulması, her yerde top atışı yapılması, elektriksiz yerlerin dahi aydınlatılması için araçlar temin edilmesi için hazırlıklar yapılmıştır. Halkın Cumhuriyet’e ve değerlerine olan inancını, bağlılığını geliştirmek için yapılan çalışmalar sonuç vermiş, tüm yurtta coşkulu kutlamalar gerçekleşmiştir.

23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, TBMM’nin açıldığı ve egemenliğinin resmen millete geçtiği güne atfen kutlanmaktadır. Milli Mücadele sürerken, 23 Nisan 1921 günü TBMM’ne verilen teklifle Hâkimiyet-i Milliye Bayramı olarak kabul edilmiştir. 1935 yılında kabul edilen 2739 sayılı Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanun’da “Ulusal Egemenlik Bayramı” adıyla yer almıştır. Kutlamaların ilk yıllarından itibaren Himaye-i Etfal Cemiyeti (Çocuk Esirgeme Kurumu) için yardım çalışmalarının bayram sürecinde yaygınlaşması sebebiyle 1927’den itibaren ayrı bir şekilde Çocuk Bayramı olarak da kutlanmıştır. Törenlerde çocukların ön plana çıkması, 23 Nisan haftasının Çocuk Haftası olarak kutlanmasını beraberinde getirmiş, ilerleyen yıllarda Bayram günü çocuklara armağan edilmiştir. Kutlamaları Milli Eğitim Bakanlığı koordine eder. 2012 Yönetmenliği ile programdaki tören geçişi ve tebrikat kaldırılmış, bakanın bayram mesajını medya aracılığıyla duyurup bir il törenine katılması düzenlemesi getirilmiştir. Anıtkabir’e çelenk konulması töreni de kaldırılmıştır.

19 Mayıs Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı’nın kutlanışı, çeşitli şenliklerin birleştirilmesi sonucudur. 1916 Mayıs’ında Öğretmen Okulu öğrencilerinin başlattığı “jimnastik Şenlikleri” her yıl daha geniş katılımla kutlanmaya başlanmıştır. İsveç halk şarkısından uyarlanan “Dağ Başını Duman Almış” şarkısı da ilk kez bu etkinliklerde kullanılmıştır. Atatürk’ün Samsun’a çıktığı ve Milli Mücadele’yi başlattığı 19 Mayıs, 1926 yılından itibaren Samsun halkı tarafından Gazi Günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. “İdman Bayramı” ve “Jimnastik Bayramı” olarak isimlendirilen şenlikler ve “Atatürk Günü”, 1935’ten itibaren tüm gençliğe mal edilmesi için birlikte kutlanmaya başlanmıştır.

30 Ağustos Zafer Bayramı, Millî Mücadele döneminin son askeri mücadelesinin, Başkomutanlık Meydan Muharebesi’nin kazanıldığı gün kutlanır. Zaferin yıl dönümünün kutlanmasına, bir yıl sonra başlanmış, 1927’de resmen bayram haline getirilmiştir. 1935’te kabul edilen kanunda “Zafer Bayramı; İstiklal Savaşı’nda son zaferin kazanıldığı 30 Ağustos günü” ifadesine yer verilmiştir. Geçmiş yıllarda Genelkurmay Başkanlığı’nın koordinatörlüğünde düzenlenen Zafer Bayramı törenleri, 2012 Yönetmeliği ile Dışişleri Bakanlığı Protokol Genel Müdürlüğü’nün koordinatörlüğüne alınmıştır. Genelkurmay Başkanlığı koordinasyona yardımcı olmasına karar verilmiştir. Bayram töreninin ev sahibi başkentte Cumhuriyet Bayramı’nda olduğu gibi Cumhurbaşkanı olmuştur, başkent dışında da mülki idare amirleridir. Tek Ulusal Bayram Cumhuriyet Bayramı ile resmi bayram olarak kabul edilen Zafer Bayramı’nın tören programları da aynıdır.

Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Kurumları Sosyal Etkinlikler Yönetmeliği’nde yapılan değişiklikle de daha önce yönetmelikten çıkarılan Cumhuriyet Bayramı, Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, Atatürk’ü Anma ve Gençlik ve Spor Bayramı, Zafer Bayramı ve mahalli kurtuluş günleri yeniden kutlama çizelgesine eklendi.

Sonuç

Türklerin İslamiyet’ten önce Orta Asya’daki hayatlarında kendilerine has bayramları ve festivalleri olmuştur. Bu bayramların oluşumunda ve doğuşunda, hiç şüphesiz onların hayatlarını en çok etkileyen Orta Asya’nın tabiat ve iklim şartları ile destanlarına konu olan olayların başlıca rolü bulunmaktadır. Bu da, söz konusu bayramların dini olmaktan ziyade milli nitelikli bayramlar olduğunu göstermektedir.

Ulusal Bayram ve Resmi Bayramlar Cumhuriyet değerlerine sahip çıkmak için kabul edilmiştir. Millî Mücadele döneminin zorluklarını yaşamamış, Cumhuriyet’in kazandırdıklarını hayat tarzı haline getirmiş nesiller, bu özel günlerin değerini zaman zaman unutmaktadır. Oysa bu günlere hak ettikleri değeri vererek hem geçmişimize sahip çıkmış olur. Hem gelecekte birlikte olmanın temelini atmış olur, hem de tarihimizi yazan insanların haklarını teslim etmiş oluruz.

Turan CAN

TİKA-Araştırmacı


Kaynaklar
♦ Abdülkadir İnan, Makaleler ve İncelemeler, Cilt, 1. 1968 Ankara
♦ Kaşgarlı Mahmud, Divanü Lügat-ti Türk Tercümesi, Besim Atalay, 3. Baskı, Cilt, 3 1992 Ankara
♦ Bahaeddin Ögel, İslamiyet’ten Önce Türk Kültür Tarihi, 1984 Ankara
♦ Osman Turan, Bayram, İslam Ansiklopedisi, cilt, 2, 1978 İstanbul   
♦ Sorgun Erdem, TDV, İslam Ansiklopedisi, Cilt 5, 1992 İstanbul
♦ Yaşar Çağbayır, Büyük Türkçe Sözlük, Tika, Cilt,1, 2016 İstanbul
♦ Selcan Korkmaz, Ulusal Değerler Oluşturan, Milli Bayramlarımız, Aydın dergisi Sayı, 10, 2012 İstanbul
♦ Salim Koca, Eski Türk Kültürünün Temelleri, 1. 1990 İstanbul
♦ Ziya Gökalp, Türk Medeniyet Tarihi, 1974 İstanbul
ZİYARETÇİ YORUMLARI - 1 YORUM
  1. Nusret Alperen dedi ki:

    Sayın Turan Can,
    Bu yazınızı MEdENİYET VE PEDAGOJİ TARİHİ adlı kitabıma almak istiyorum.
    İzninizi rica ediyorum. Saygılarımla.
    Dr. Nusret Alperen

BİR YORUM YAZ