MEŞRUTİYET’TEN CUMHURİYET’E ORDU VE SİYASET İLİŞKİLERİ

Tarihin bilinen zamanlar boyunca yönetim, daima güç olgusuyla birlikte görülmüştür. Bilinen bütün yönetim organizasyonlarında yöneticiler, yönetilenler üzerinde sağladıkları itaati, mahiyeti birbirinden farklı da olsa güce dayandırmışlardır. Modern zamanlara doğru yönetenlerle yönetilenler arasında güce dayalı itaat ilişkisi farklı unsurlarla izah edilmişse de (toplumsal sözleşme, milli hakimiyet, karizma, çoğunluk vb.) netice itibariyle güç olgusu, en modern yönetim organizasyonlarında bile tarihin ilk zamanlarında görülen çıplak biçimiyle devam ede gelmektedir. İnsan tabiatında mevcut bulunan güçlü olma, güçlü karşısında eğilme ve güce prestij motifleri tarih boyunca neredeyse hiç değişmeden kalmıştır.

En büyük yönetim organizasyonu olan devlet ölçeğinde güç, modern zamanların başlangıcına kadar hep ordunun elinde bulunmuştur. Yönetimle, ordunun farklılaşarak iki ayrı birim haline gelişi, şüphesiz teknik bir zaruretten doğmuştu. Bu andan itibaren yönetim adına silah kullanan zümre olarak ordu ile yönetim arasındaki ilişkiler, zamana, mekâna, tarihi ve medeni birikime bağlı olarak farklılıklar göstermiştir. Ne var ki, yönetim adına silah kullanan ve bulunduran ordu ile sivil yönetim arasındaki güç paylaşımı, yapısındaki tezattan ötürü modern zamanlarda bile anlaşmazlıklara konu olabilmektedir. Günümüzdeki hakim eğilim, demokrasinin küreselleşen ortak değerlerine paralel olarak ordunun teknik bir hizmet sınıfı olarak, sivil iktidarın emrinde bulunması ve siyasete doğrudan veya dolaylı olarak karışmaması şeklindedir. Buna rağmen demokrasi tecrübesi itibariyle kıdemsiz ülkelerde ordu, güç kullanabilen bir faktör olarak siyaset sürecinden tamamen kopabilmiş değildir.

Ordu ve siyaset ilişkileri açısından Türkiye, tarihi birikiminden gelen problemleri tamamen çözebilmiş ve ordusunu modern demokratik eğilimlere uygun olarak siyaset platformundan tamamen uzakta, teknik bir hizmet sınıfı haline getirmemiştir. Bu yazı, Türkiye Cumhuriyeti’nin varisi bulunduğu Osmanlı Devleti’nden başlayarak ordu ve siyaset ilişkilerinin niteliğini tahlil etme gayesine yönelmiştir.

Osmanlılarda Yönetim ve Ordu İlişkileri

Osmanlı Devleti, XVI. asrın ortalarında bir dünya devleti büyüklüğüne erişmişti. Konjonktürel şartlar ne olursa olsun Orta Avrupa’dan başlayarak Doğu Akdeniz’i, Ortadoğu’yu ve Hicaz’ı kontrol edebilen Osmanlıların çağın ihtiyaçlarına uygun cevaplar verebilen iyi teşkilatlanmış bir silahlı gücü vardı. Osmanlı ordusu Yeniçeriler diye bilinen Kapıkulu askeri ile, toprak rejimine bağlı olarak vücut bulan Tımarlı Sipahilerden oluşuyordu. Kapıkulu askeri, barış zamanında payitahtta, yani İstanbul’da mevzilenen profesyonel bir askeri birlikti. Sayıca az olmalarına rağmen ordunun çekirdeğini teşkil etmeleri ve bilhassa İstanbul’da bulunmaları yüzünden Yeniçeri Ocağı, iktidar çekişmelerinde daima belirleyici bir rol oynamıştır. Buna karşılık Tımarlı Sipahiler, ordunun esas gücünü teşkil etmesine rağmen, eyaletlerde tarım hayatına bağlı olarak bulundurulan yarı profesyonel askerlerdi ve başkentteki iktidar çekişmelerini etkileyebilme şansları yoktu.

Osmanlı Devleti, Osmanlı hanedanı tarafından yönetilmiştir. Hanedan içinde, kimin saltanata geçeceği, II. Mehmet devrine kadar bir tertibe tâbi olmaksızın, devlet işlerinde büyük rolü olan Ahilerle, devlet adamlarının ellerinde idi ve devlet reisliğine hanedan içinde muktedir ve liyakatli olanın getirilmesi, teamül olarak kabul edilmişti. ilk defa II. Mehmet devrinde bir kanunnâme ile, “her kimseye evlâdımdan saltanat müyesser ola, karındaşların nizam-i âlem içün katletmek münâsiptir” hükmü getirilerek Fetret devri istikrarsızlığına geri dönüş yolları kapatılmıştı. Saltanatın, Osmanlı sülalesi içinde en büyük (ekber) evlada verilmesi teamülü ise, I. Ahmet devrinde başlamıştır. Saltanatın ailevi bir hak olarak kabul edilmesi bir Oğuz geleneği olarak toplumsal hafızanın âşinası olduğu gibi, Emevi ve Abbasi devletlerinde görülen uygulamalarla yarı dini bir gelenek hükmünü de kazanmış bulunuyordu. Bunun pratikteki en mühim faydası, saltanat makamını, hanedan dışındaki adaylara kapatmış olmasıydı. Hanedan içindeki iktidar kavgaları, tabiidir ki hanedan dışındaki güç odaklarıyla kurulan ittifaklardan destek alabiliyordu. Devlet merkezinde iktidar değişimini etkileyebilecek tek “meşrû” güç, ilmiye zümresi idi. Başında şeyhülislamın bulunduğu ilmiye, yasama ve yürütme tasarruflarının şer-i şerife uygunluğunu denetleme yetkisine sahipti ve bu yetki şartlar olgunlaştığında padişahın hal’ine kadar genişleyebiliyordu. Bu yetkileriyle ilmiye hiyerarşisi, hem padişahın, hem padişahı devirmek arzusunu gösteren darbecilerin son tahlilde ittifak etmek zorunda olduğu vazgeçilmez bir güç odağı durumundaydı. Osmanlı tarihinde hal’ vakalarının çokluğu, şeyhülislâmın ve ona bağlı olarak ilmiye hiyerarşisinin fonksiyonuna işaret eder saltanattan uzaklaştırılması, bu kurumun zaman içinde gücünü ve devamlılığını koruduğunu göstermektedir.

Osmanlı tarihinde Yeniçeri Ocağı’nın iktidar mücadelesinin aktif unsurlarından biri haline gelişi, XV. asırdan sonra sıkça tekrarlanmıştır. Yeniçeri isyanları çoğunlukla ümerâ arasındaki siyasi çekişme veya ocak mensuplarının özlük hakları olarak niteleyebileceğimiz taleplerinden kaynaklanıyordu. Bu gibi durumda, iç ve dış siyasi şartlar ne olursa olsun Ocak en sert şekilde tepkisini ortaya koyuyor ve isyan çoğunlukla, aksaklığın sorumlusu olduğuna inanılan kişinin azli veya katli ile sonuçlanıyordu. Yeniçeri isyanlarının, devletin iktisadi veya siyasi kriz devirlerinde daha sıklaşmış olduğu doğrudur; bununla birlikte ocak isyanları, tabii bir refleks olarak Fatih Sultan Mehmed, Yavuz Sultan Selim ve Kanuni dönemlerinde bile görülmüştür.

Osmanlı tarihinde ilmiye zümresi ile Yeniçeri Ocağı arasındaki tabii ittifak oldukça ilgi çekicidir. Yeniçeri Ocağı’nın iktidar mücadelesine müdahil olabilmesinin tek meşrû yolu, İlmiye’nin müsaadesi ile mümkün olabiliyordu. İlmiye açısından Yeniçeri Ocağı’nın vazgeçilmez niteliği ise, ilmiye zümresinin verdiği siyasi nitelikteki kararlarının ancak Ocak tarafından yürürlüğe konulabilir nitelikte oluşu idi. Bu ilişki, zaman içinde saltanat makamının temsil ettiği siyasi iktidara karşı sistem içinde üretilen bir dengeleme mekanizmasına dönüşmüş ve yapısı gereği yozlaşmaya müsait olduğu için çokça suistimal edilmiştir. İlmiye ve Askerî zümre hiyerarşisi üzerindeki tayin ve azil yetkilerine rağmen Sultan’ın, son tahlilde saltanat aleyhine işleyen bu denge mekanizmasına müdahale edemeyişi dikkat çekicidir. Batılaşma cereyanının sarayı etkilemesiyle birlikte Yeniçeri Ocağı’na alternatif ordu birliklerinin tesisi yönündeki adımlar (Nizam-i Cedit, Asakir-i Mansure-i Muhammediye vb.) atılmaya başlanmışsa da Ocak, kendi varlığına yönelen tehditleri fark ederek bu teşebbüsleri engellemiştir. III. Selim’in trajik biçimde katliyle sona eren isyan ve saltanat değişikliği, bu bakımdan sonun başlangıcını teşkil etmişti. Ocak-ilmiye dayanışmasını kıran en radikal adım, III. Selim’in halefi ve yeğeni II. Mahmud tarafından atıldı. 1826 yılında, İstanbul’daki Yeniçeri Kışlalarının topçu bataryalarıyla tahribi ve birkaç gün boyunca sokaklarda Yeniçeri avı yapılmasıyla atılan adım, Türkiye’nin Batılaşma ve Laikleşme tarihinin en önemli kilometre taşlarından biridir. İlmiye zümresi, böylece an’anevi müttefikini kaybederek müeyyide kuvvetinden mahrum bir bürokrat zümre haline geliyor ve iktidar denklemindeki tayin edici rolüne veda ediyordu.

Yeniçeri Ocağı’nın, sanki bir müstevli ordusu imiş gibi kanlı ve sert bir müdahele ile dağıtılması, batılılaşma hareketlerinde de çığır açıcı bir etki yaratmıştır. Yeniçeri Ocağı’nın kaldırılması, siyasi hayatta geleneğe indirilmiş en radikal darbelerden biridir. Zihni hayatta batılı fikirlere açık bürokrat/asker aydınların ağırlık kazanması, geniş kapsamlı idari ve iktisadi reformların başlatılması ve bilhassa ordunun batılı tarzda eğitilip yeniden düzenlenmesi ancak Ocak’ın tarihe karışmasıyla mümkün olabilmiştir.

Doç. Dr. Ahmet Turan ALKAN

Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi / Türkiye

MEŞRUTİYET'TEN CUMHURİYET'E ORDU VE SİYASET İLİŞKİLERİ

TAM SAYFA GÖRÜNÜMÜ

Cevap bırakın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.